Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

5. Bölüm Burun Tek Yumruğa Bakar

Çevirmen: Odysseia / Editor: T4icho

 

Araç çadırlarla kaplı harika manzaranın içine doğru ilerledi.

Takip ettikleri siyah elbiseli genç elinde feneri ile yolu gösteriyordu. Attığı adımlar hızlı ve zarifti. Normal bir insanın koşacağı hızda adımlar atmasına rağmen yoruluyor gibi de durmuyordu. Nefesi halen sakin, yüzündeki gülümsemesi halen yerinde öncülük ederken yaşlı adama ve Lin Xi’ye gireceği sınav ile ilgili bilgi veriyordu.

“Aday harici şahısların bu dikili taştan ileri geçmesine izin yok. Araç geceyi geçirecek bir yer bulup sabah sınavının sonuçlarını bekleyebilir. Siz ise...” Genç rehber parmağı ile gölün yanında bir yer gösterdi. “Gölün yanındaki boş çadırlardan istediğinizde kalabilirsiniz. Diğer sınav adayları ile de konuşabilirsiniz tabii. Çadırınızın içindeki erzakları istediğiniz şekilde tüketebilirsiniz. Yarın eğitimciniz isminizi okunduktan sonra size sınavla ilgili bütün gerekli bilgileri verecektir.” 

“Eğitimci?” Lin Xi’nin ağzı ‘o’ şeklinde açılmıştı.

“Bir sorun mu var?” Rehber şaşkın genci hafif bir beklenti içinde süzdü.

“Hayır, sadece ismi biraz tuhafıma gitti.” ‘Saçmalıklar’ına son verme sözü veren Lin Xi diyeceği bütün şeyleri tekrar yuttu. Onun yerine konuyu değiştirdi. “Xia Kardeş, bana ismimi dahi sormadınız, bu bahsettiğiniz eğitimciler nereden bilecekler ki? “

“Yeşil Kereste Akademisi ile ilgili pek bir şey bilmiyorsun anlaşılan, gerçi garipsemen normal.” Rehber uğraştığı adayın deneyimsizliğini anlamış gibiydi. Gülerek devam etti, “Adaylarımız dünyanın dört bir yanından geliyorlar. Hepinizin bilgileri çoktan elimizde vardı, merak etme, yarın sen de ismini duyacaksındır.”

“Xia Kardeş, sen de mi Yeşil Kereste Akademisi öğrencisisin?” Xia Yanbing adlı rehberinden öğrenmek istediği şeyler vardı, “Akademinin sınavı ile ilgili gerçekten hiçbir şey bilmiyorum. En azından ne tarz bir test olduğu ile ilgili bilgi vermen mümkün mü?”

“Ben eğitimcilerinizden biri oluyorum.” Xia Yanbing küçük bir gülümseme ile konuşmaya başladı, “Sınavın içeriklerine gelirsek, her yıl değişiklik gösterir, yani ben de bir şey söylesem yalan olur. Sadece herkese adil davrandıklarını biliyorum. Akademimiz aday seçimi yaparken öğrencilerin en dikkat edilen özellikleri yetenek ve karakterleri olur. Daha fazla bilgi veremem ne yazık ki.”

“Xia Kardeş, sen de mi eğitmensin?” Yaşlı adamın da Lin Xi ile uyumlu şekilde ağzı açık idi.

“Çok da abartmayalım.” Xia Yanbing hafif gülümsemesini belli etti ve tekrar önüne döndü. Hareketlerindeki zariflik ifadesinin arkasında emin adımlarını sakladığı çok daha belli oluyordu.

…

Ova baştan aşağı kamp ateşleri ve çadırlarla donatılmış haldeydi, çoktan binlerce fayton gelmişti bile. Işıkların karanlıktaki hareketleri havaya canlılık katıyordu.

Xia Yanbing’in bahsettiği dikili taşa iyice yaklaşmışlardı. Lin Xi aracından inmeye hazırlanırken farklı bir patikadan kan kırmızısı dört atın çektiği bir fayton ovaya yaklaşıyordu. Atlar bu yola alışkın gibiydi, faytonu idare eden kimse görünmüyordu. Aracın başında akademinin rehberleri de yoktu. Hızla yaklaşan araç hiddetle Lin Xi’nin faytonunun önüne geçti, altın elbiseli bir delikanlıyı bıraktı. 

Bu genç Lin Xi’den bir iki yaş küçük gibi duruyordu, boyu ancak omzuna yetişirdi. Ten rengi yumuşaktı, fakat yüzünden kibir ve küstahlık akıyordu.

Kendisini taşıyan faytonun üstü pirinç kaplamalar ile dekore edilmişti, göz kamaştırıcı olduğu kadar korkutucu idi. Araç bu tarafa yaklaştıkça gözüken şoförü yeşil giyimli, yapılı, orta yaşlı bir adam çıktı. Yolcusunu bıraktıktan sonra Lin Xi’nin taşıtın doğru yaklaştı ve yaşlı adama el işaretleri yapmaya başladı. Arkalarındaki Park alanına girebilmesi için yolundan çekilmesini istiyordu.

Ağır faytonun yaklaştığını gören Xia Yanbing’in içine bir rahatsızlık oturmuştu. Fakat Lin Xi’yi getiren yaşlı adamı gördüğünde yüreğine biraz su serpildi. Elleri bağlı bir şekilde yoldan çekildi.

Yaşlı adam aracını oynatmadı, sadece üstünde sessizce etrafa bakındı. Kendisine işaret eden yapılı adama dahi bakmıyordu.

Çelimsiz bir bunaktan aldığı tavır orta yaşlı adamın canını sıkmış gibiydi. Gözleri aniden kısıldı.

Faytonun önündeki dört kızıl at Lin Xi’nin aracının tam önünde durdular. Araçlar birbirini kilitlemişlerdi, ikisi de çekilmeye razı değildi.

Gece gece inatlaşan iki araç gölün etrafındaki adaylardan ve diğer şoförlerden ilgi de toplamıştı.

Faytondan inen genç dövüşe meraklı gibi duruyordu. Park alanından pek ses gelmese dahi çadırlardan bir sürü aday dışarı akın edip mevzuyu izlemeye başlamıştı.

“Ben de adam gibi biri geliyor sandım. Aptalın tekiymiş meğerse.” Dışarı akın eden gurubun içinden saçını at kuyruğu yapmış uzun, ince ve genç bir bayan söylenerek ilerledi. Şık aracından yeni inen altın elbiseli genç duyduklarına inanamıyordu.

Bu genç kadın göze çarpmayan yeşil bir kıyafet giymişti, yüzünün güzelliği ile çarpışan basit elbisesi gören herkesi büyülemeye yeterliydi.

“Baba parası yiyen gençlikten başka bir şey değil gibi. Yerinde olsam o faytonla uğraşmazdım.” Grubun farklı bir noktasından esmer bir genç göze çarpan ipek kıyafetleri ile konuşmaya katıldı. Uzun siyah saçları dümdüz taranmıştı ve yeşim taşı ile tutturulmuştu. Giyimi soylu havası taşıyordu. Etrafında beş-altı kişi genç vardı. Hepsinin belinde yeşim taşları duruyordu. Kıyafetleri lüks ve saygıdeğer idi.

“Kardeş Li, neden öyle dedin?” Hoş kokulu, yuvarlak yüzlü bir genç tülbent kıyafetler içinde şaşkınlığını belirtti.

Sadece dört atın kızıllığı bile diğer faytondan üstün havası veriyordu. Yan baksan patlayacak gibi duran yapılı orta yaşlı şoförü de düşündüğün zaman, yorgun gözlü yaşlı adamın faytonu, pirinç faytonun yanında çocuk oyuncağı gibi kalıyordu.

“Faytonu biraz dökük doğru, fakat kapısı ve camları siyah sarmaşık çiçeğinin özü ile boyanmış, kumaşı da Hileci Tavşan kürkünden yapılmış duruyor. Ejder Yılanı Dağı’nın eteklerinde yaşayan sınır haydutlarının havayı rahatça geçirip soğuktan koruması için aradıkları bir hammadde. Ayrıca su da geçirmez.” Li diye hitap edilen genç grubunun lideri gibi duruyordu, çok bilmişçesine sırıtarak devam etti. “O iki yaşlı at ise sınır barbarlarının gri ağız dedikleri türlerden. Çok göstermeseler bile dayanıklılıkları harika olur, bir gecede bin kilometre kat edebilirler. Ki buna rağmen baktığında iki at da gayet yorgun duruyor... Sanki Ejder Yılanı Sınır barbarlarının yanından buralara kadar hızlıca gelmesi gerekmiş gibi. Ayrıca akademiden kimse bize rehberlik etmek için yanımıza gelmemişti. Sadece indiğimizde karşılayan birilerini gördük.”

Genç adamın içi titrer gibi oldu. “O zaman, yoksa bu kırık dökük fayton sınır barbarlarının içinde çok yüksek mevkili birinin adayını mı getirdi dersiniz?”

“Kafan çalışıyor doğru, ama eğer herkesin ortasında ona şehir züppesi, buna baba parası yiyen gibi laflar atarsan insanların canını sıkarsın. Az önce söylediğin şeyler yüzünden bile kaç kişiyi kendine düşman edebileceğinin farkında mısın?” Çok uzakta olmayan sarı kıyafetli, ince genç bir kız soğuk gözlerle gencin sözünü bitirdi.

Bu kadar büyük ve seçkin bir gurubun içinde kaç tane zekâsı gururla bilenmiş dâhinin yattığını kestirmek pek de mümkün olmuyordu.

“Cidden yolumdan çekilmeyecek misin?” Uzun ve yapılı şoförün kulakları konuşulanları işitmiyordu, gözü sadece kendisine küstahlık yapmaya devam eden yaşlı herifteydi. Sorusunu sorarken takındığı tavır bile korkutucu olmuştu.

“Çok da görecek bir olay çıkacağını sanmıyorum.” Xia Yubing’in mevzudan uzak durduğunu fark eden aday grubu ilgisini yavaş yavaş kaybetmeye başlamıştı bile.

“Siktir be.” Ama dikleşen yaşlı adamın sözleri grubun ilgisini tekrar çekmeye yetmişti bile.

“Canına mı susadın bunak!”

Söz altın elbiseli gençten çıkmıştı. Aracının çektiği dikkati izliyordu. Yüzünün yumuşaklığı gitmiş, yerine sinsi ve hırçın bir ifade gelmişti.

“Gebert!”

Orta yaşlı adam emir almışçasına elini kaldırdı, kara piton derisinden yapılmış bir at kırbacı şak sesi ile yaşlı adama doğru atıldı.

Kaş ile göz arasında orta yaşlı adama şahin gibi fırlayan yaşlıya herkes hayretler içerisinde bakıyordu. Simsiyah kırbaç kara bir bulut gibi adamın başının üstünden geçti. Yaşlı adam beklenmedik bir hırs ve enerji ile orta yaşlı adamın burnuna tek bir yumruk attı.

Yumruğu burnunun direği ile birleştiği anda adamın yüzünden ve yaşlının elinden bir parıltı çıktı.

Ka!

Saldırıyı yapan yaşlı adam sadece biraz sendeledi ve tekrar kendi faytonuna sıçradı. Fakat orta yaşlı adamın burnu tamamen yamulmuştu, içinden kanlar fışkırıyordu. Ne yapacağını şaşıran adam yerinden kalkmaya çalışırken araçtan düşüp yere çakıldı.

Yaşlı adamın gri atları burunlarından hiddetle nefes vererek tepkilerini verdiler. Bir saniye önce güçlü ve kudretli bakışlar atan dört kızıl at korkularından kaçışırken pirinç faytonu da geri çekiyorlardı.

Az önce burnu dik konuşan gencin ise rengi atmıştı. Altın elbiselerinin içinde bembeyaz bir yüz ile kaçışan faytonunu izledi.