Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
59. Bölüm Delice Koşmak
Delice Koşmak
"Ateşböceği" beş rozetle dört kere çıkış yaptı.
"Yıldırım Pitonu" beş rozetle dört kere çıkış yaptı.
"Gümüş Tilki" beş rozetle üç kere çıkış yaptı.
"Kara Yarasa" beş rozetle üç kere çıkış yaptı.
"Altın Ayçiçeği" beş rozetle üç kere çıkış yaptı.
...
Kırmızı cübbeli Jiang Xiaoyi, uzun süre anons tabelasına baktı. Düne kıyasla belirgin değişiklikler vardı.
Listede olan birçok isim bugün yoktu; başarıları adeta silinmişti.
Gümüş Tilki düne göre artmış ve üç kere beş rozetle çıkmıştı.
Bu, Gümüş Tilki'nin, Savunma Sanatları'nın kader seçimi Lin Xi olabileceğine dair şüphelerini güçlendiriyordu!
"Eğer cidden sensen... Nasıl bu kadar çabuk güçlenebildin?!"
Artık Lin Xi'ye olan hisleri rekabet değil, merak ve saygıydı. Eğer bu Gümüş Tilki cidden Lin Xi ise... Lin Xi ile iki kere savaşmış, üstüne de Qiu Lu ile savaşını izlemişti. Bu üç olaydan Lin Xi'nin kesinlikle gücünü saklamadığını, sadece çok hızlı geliştiğini görebiliyordu.
"Yoksa bir Cesurnefer yetkinliği mi var? Bu yüzden mi akademi onu kader seçimi olarak aldı?"
Birden vadiye gitmekte olan Jiang Xiaoyi durdu. Aklına gelen bu ani fikir yüzünden parmakları uyuştu.
Bazı öğrenciler onları geçen arkadaşlarına karşı kin ve kıskançlık besleyebilirdi ve bu hisleri hayatları boyunca taşırlardı, ancak bazıları onları geçen kişilere yalnızca saygıyla bakardı ki zarif bir aileden gelmiş olan Jiang Xiaoyi de bunlardan biriydi.
Büyük bir ordunun karşısında olsalar bile efsanevi Cesurneferler durdurulamazlardı. Karşıdaki ordunun ölmekten başka yapabileceği bir şey olmazdı.
Lin Xi'yi böyle düşünmek Jiang Xiaoyi'nin ellerinin uyuşmasına neden oldu ve derin bir nefes alarak eğitim vadisine doğru devam etti. Savaş gücünü artırmak için çalışmanın haricinde bundan sonra eğitim vadisinde yeni bir amacı vardı: Gümüş Tilki'nin izlerini takip ederek bir Cesurnefer olma potansiyeli var mı diye öğrenmek.
Eğri büyümüş bir ejder pençesi ağacının yanındaki kayanın arkasından çıktı Jiang Xiaoyi. Birkaç gün öncesinde eğitim vadisine giren öğrenciler, rakiplerinden daha iyi savaş yeteneğine sahip olsa bile savaş alanının acımasızlığını tatmıştı ve tek bir hatalarında tüm avantajlarını kaybetmişlerdi. Savaş alanında kimse savaş yeteneğinin ne kadar güçlü ya da kuvvetli olduğuna bakmazdı, mühim olan tek şey ölüm kalımdı.
Kendilerine uygun silah arayan bazı öğrenciler, buldukları diğer silahları saklamak için elinden geleni yapardı. Bu yüzden eğitim vadisinde birçok silah olsa da birkaç gün öncesine kıyasla silah bulmak çok daha zorlaşmıştı.
Jiang Xiaoyi eğitim vadisine girdiğinden beri daha yeni bir silah bulabilmişti. Ejder pençesi ağacının önündeki çalıda bir orak mızrağı vardı.
Çatırt!
Ancak silahı almak içni ilerlediği anda birinin ayağının altında ezilen dal sesi duyuldu.
Hemen ardından hızlı ve düzensiz ayak sesleri duyuldu; sanki koşan kişi endişeli gibiydi. Ses gitgide yükseldi ve Jiang Xiaoyi tam kayanın arkasına saklandığında ormandan delice çıkan iki siyah zırhlı savaşçı gördü. Kuru dallar ayaklarının altında eziliyor, her adımlarında etrafa toz toprak saçıyorlardı.
Jiang Xiaoyi'nin gözleri anında büyüdü; öyle ki birkaç adım ötesinde olan orak mızrağını bile alamıyordu. Her şeyi bırakıp iki savaşçının gittiği yere doğru delice koştu.
Çünkü iki zırhtaki sembolleri görmüştü, ne tesadüftü ama... Önde, elinde uzun kara bir kılıçla koşan kişi Gümüş Tilki'ydi!
...
Jiang Xiaoyi yanlış görmemişti, en önde koşup kaçan kişi Lin Xi idi.
O sırada, onu kovalayan üç başlı mızrak sahibi kişi ise eğitim vadisindeki tabelada ismi olan kişiydi Altın Ayçiçeği.
İşin aslı, yelokuyucu eğitimini bitirmiş Lin Xi vadiye Jiang Xiaoyi'den yalnızca on dakika önce girmişti, ancak ilk karşılaştığı kişi olan "Altın Ayçiçeği" şu ana kadar vadide karşılaştığı herkesten daha güçlü bir rakipti.
Savaş başladığında üç başlı mızrak kullanıcısı onu neredeyse havaya uçuracak bir darbe vurmuştu. Aynı anda yediği bir tekme sonucu Lin Xi geriye tökezlemişti.
Sağ kolu tamamen uyuşan ve karşılaşmalarından dolayı göğsünde inanılmaz bir acı olan Lin Xi, rakibi ile olan farkın inanılmaz fazla olduğunu anlamıştı. Qiu Lu ile karşılaştığında bile bu kadar büyük bir fark hissetmemişti.
Dahası, karşı taraf inanılmaz hızlıydı ve savunma hareketleri muazzam çevikti. Bu kişi ya Tang Ke gibi bir sınır barbarı, ya da gelişime Qiu Lu'dan bile birkaç yıl önce başlamış bir altın kaşık ya da hödük olmalıydı.
O yüzden Lin Xi anında kaçmayı seçmişti.
Normalde kaçıp daha uygun bir silah bulup bulamayacağına bakmak istemişti. Ancak onu kovalayan kişi yüzünden resmen Direkt Mızrak Saldırıları'yla yüzleşmiş gibiydi.
Karşı tarafın vahşi bir at gibi yaptığı çılgın saldırılar çok hızlıydı.
Bu yüzden ormanda ilerlerken çevresindeki şeylere güvenmek zorundaydı ve sürekli yönünü değiştiriyor... Ancak buna rağmen Altın Ayçiçeği onu birkaç adım geriden takip ediyordu.
Altın Ayçiçeği sonuna kadar savaşmaya karar vermiş gibiydi ve ikisi yıldırım gibi eğitim vadisi ormanında koşuyordu!
Lin Xi biraz kaygısız duruyordu. Ruh gücünün etkisiyle bu kadar uzun süre bu kadar hızlı koşmayı beklemiyordu. Ağır nefesleri dışında bedeni oldukça iyi dayanıyordu ve kendini inanılmaz özgür hissediyordu.
Eski dünyasındaki hangi genç gece, sokak lambalarının altında delice koşmak istemezdi? Ancak eski dünyasında olsa hiçbir genç bu kadar uzun süre bu kadar hızlı koşamazdı.
Jiang Xiaoyi da delice ikisinin arkasından koşuyor, bir öküz gibi delice nefes alıyordu ve tüm nefesini harcıyordu.
Ancak böyle delice koştukça ve iki kişinin arkasından baktıkça daha da inançsızlıkla doldu. Bu kara zırhın içinde yoğun hareket etmek ruh gücünü çok hızlı tüketiyordu. İlk karşılaşmalarında Jiang Xiaoyi, Gümüş Tilki'nin gelişim yatkınlığının ondan daha kötü olduğunu hissetmişti. Ancak bu koşu sırasında ruh gücünün yüzde seksenini harcamasına rağmen Gümüş Tilki'de tık yoktu!
Jiang Xiaoyii işin içinde düşünmediği bir faktörün olduğunu biliyordu. Ancak bu faktörün ne olduğunu bir türlü anlayamıyordu.
Birden delice koşan üç kişinin de hareketlerinde bir düzensizlik oldu.
Hepsi şaşırmıştı ve bu şaşkınlığın kaynağı Lin Xi'nin soluydı. Çalılıkta siyah bir güç yayı ve bir sadak yay vardı.
Lin Xi arkasındaki Altın Ayçiçeği'nin de bunu fark ettiğini gördü. Aynı şekilde Jiang Xiaoyi de fark etmişti.
Lin Xi'nin koştuğu yerden bakınca Kara Taş Güç Yayı ile sadak gayet net görülüyordu, ancak Jiang Xiaoyi'nin açısından Lin Xi bunu alsa bile işe yaramayacağını biliyordu. Çünkü Altın Ayçiçeği ile arasını açması mümkün değildi.
Belki de Kara Taş Güç Yayı'nı aldığı anda Altın Ayçiçeği'nin üç başlı mızrağı ona vuracaktı.
Onu böyle davranmasına iten şeyin ne olduğunu bilmiyordu, ancak Jiang Xiaoyi'nin göğsünde bir ateş harlandı. Tüm gücünü kullanarak büyük bir kayayı kaldırdı ve Altın Ayçiçeği'ne doğru fırlattı. Kendisi silahsız ve savunmasız olsa da Altın Ayçiçeği'ne saldırdı.
Huaaarrr!
Normalde silahsız Jiang Xiaoyi'yi ciddiye almayan Altın Ayçiçeği öfkeyle kükredi. Büyük kayadan kaçındı ve üç başlı mızrağını direkt olarak Jiang Xiaoyi'nın boynuna savurdu; mızrak ilerleken hava adeta yırtılırmış gibi bir ses çıktı. Tıpkı bir çekirgeyi mıhlamış gibi, Jiang Xiaoyi'nin ayaklarını anında yerden kesti.
Jiang Xiaoyi'nin anında beti benzi attı; saldırı o kadar güçlüydü ki nefes bile alamıyordu. Tam o anda kafasını yana çevirerek Lin Xi'nin vahşice zıpladığını gördü. Takla atarak Kara Taş Güç Yayı'nı aldı ve sadaktan bir yay çekti.
Dengesini kaybedip yere düştü ve acıyla inledi. Ancak sırtı yere çarptığı anda çoktan yayını çekmişti. Ok yıldırım gibi fırladı. Ok, Altın Ayçiçeği'nin sırtına çarparken bir gümleme duyuldu.
Altın Ayçiçeği'nin bedeni sarsıldı ve Jiang Xiaoyi'nin boynunda olan üç başlı mızrak birden geriye çekildi. Lin Xi çoktan ayağa kalkmıştı ve sadağı alıp koşmaya, koşarken de adeta ok yağmuruna başlamıştı.
Jiang Xiaoyi'nin neden ona yardım ettiğini bilmiyordu ve Jiang Xiaoyi göğsündeki Gül Çiçeği'ni de görmemişti. Ancak Altın Ayçiçeği'nin saldırısının Jiang Xiaoyi'yi mıhladığını ve nefes bile almasını engellediğini görünce kolları ve bacakları hafifçe titredi ve göğsünde buz gibi bir ateş körüklendi.
Magnec