Mangadaki güncele yaklaştıkça heyecan artıyor
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
31. Bölüm Kılıç ve Beden
Sylvie zindan keşfi fikrine heyecanla kyulayarak tepki verirken ben sessizliğimi korudum. Belimin arkasından sarkan iki kılıca bakıyordum.
Kaspian ile olan dövüşüm bana birkaç şeyi doğrulamamda yardımcı olmuştu. Bu dünyanın büyü sistemini öğrenmek ve uyum sağlamak için çok fazla zaman harcamıştım. Sylvia'nın canavar iradesini özümsemek, yıldırım ve buz beceri tekniklerim ile diğer element becerilerimin üstünde durmak… Bu dünyanın elementleri fiziksel olarak ortaya koyabilmesi karşısında o kadar büyülenmiştim ki en önemli şeyi, en iyi olduğum şeyi, bedenimi güçlendirmeyi bir kenara atmıştım. Geçmiş hayatımda küçük Ki havuzum ve kılıcımı en iyi şekilde kullanmak için basit teknikler kullanmıştım; böylece en tepeye ulaşabilmiştim. Bu dünya bana çok fazla olasılık sunuyordu ama gerçekten kendimi aşıp bu dünyanın en iyisi olmak istiyorsam sadece bu hayatımdaki hediyeleri kullanmamalı aynı zamanda önceki hayatımdaki deneyimlerimi de göz önünde bulundurmalıydım.
Düşüncelerimin arasında omzuma hafifçe vurulduğunu hissettim. Kafamı kaldırdığımda Lucas isimli sarışın çocuğun koruma ve hizmetkarlarıyla birlikte yanımdan geçtiğini gördüm.
“Bir geliştirici için fena değilsin ama hepsi bu. Benimle aynı sınıftasın diye hemen havalara girme. Aynı rütbe içinde bile seviyeler var ve sen en dipte olurdun. Keh! Haddini bil!”
Sarışın çocuk sırıtırken bana yukarıdan bakmak için kafasını dikleştirmişti. Boyunun benden kısa olmasından ötürü şapşal gibi duruyordu.
Sinir bozucu yan karakter için ne klişe bir hareket.
Onunla tartışmaya bile zaman harcamadan kafamı Jasmine’e çevirdim. “Hadi geçide gidelim.”
***
Işınlanma kapısından geçerken algılarım çarpıklaştı. Xyrus Şehri, diğer şehirler arasında en çok ışınlanma kapısına sahip olan şehirdi. Sonuçta havada süzülen bir şehir olduğu için şehre tek ulaşım yöntemi ışınlanma kapılarıydı. Geçtiğimiz kapı bizi Canavar Ormanları olarak bilinen alanın girişine yönlendirdi.
Kuşların cıvıldamaları ve canavarların kükremeleri, arka planda akan suyun şırıltısı ile doğal bir senfoni duyuluyordu. Uzun ağaçların ve vadiyi dolduran sayısız çeşit çeşit bitkinin oluşturduğu manzara, bana en güçlü büyücüleri bile öldürebilecek canavarlarla kaplı tehlikeli bir yerden başka her şeyi çağrıştırıyordu.
Derin bir nefes aldım. Jasmine de Sylvie ile arkamızdan geldi.
Aniden Sylvie kafamdan atladı ve bir şey kovalar gibi koşturmaya başladı.
Bu olay karşısında şaşırarak bağırdım. “Bekle, Sylv! Nereye gidiyorsun?”
Sylvie eğitim yapmak istediğini söyleyerek durmadı.
“...”
Evcil ejderham yumurtadan çıktığından beri yanımdan ayrılmamıştı ve şimdi aniden beni bırakıyor muydu? Başta biraz huzursuz olsam da bir süre sonra nerede olduğunu hissedebildiğimi fark ettim.
“Sanırım iyi olacak. Mana canavarlarının bir süre sonra güçlenmek istemesi doğalarında var. Tüm hayatı boyunca kapalı bir alanda kaldığı için bunalmış olmalı.” dedi Jasmine.
Elini omzuma koyarak yürümeye devam etmemizi işaret etti. “Bir zindana girmeden önce ziyaret etmemizi istediğim bir yer var. Acele etsek iyi olur gerçi buralar geceleri tehlikeli oluyor.”
Bedenine mana yönlendirerek Jasmine ileri atıldı. Rüzgar yatkınlığı sayesinde daha hızlıydı.
Ayaklarımın etrafına rüzgar akışı sağlayarak ben de onun arkasından atıldım. Sylvie’yi kontrol edip bir sorun olmadığından emin oluyordum. Aramızdaki mesafe artsa da zihinsel bağımız güç kaybetmiyordu ve böylece Sylvie’nin küçük bir avın peşinde olduğunu anlayabiliyordum. Heyecanlı ruh hali beni de etkiliyordu.
Yolculuğumuz birkaç saat sürdü ve hava kararmaya başladı. Jasmine’e yetişebilmemin tek sebebi yol boyunca mana rotasyonu yapmamdı. Yoksa koyu sarı aşamadayken onunla boy ölçüşebilmem mümkün olmazdı. Mana rotasyonu benim için ikinci bir doğa gibi olmuştu. Aynı nefes almak gibi bilinçsizce mana kullanımında uyguluyordum.
Akşama doğru sıkı ormandan geçerek ufak bir açıklığa ulaştık. Burası ağaçlarla çevrili, temiz su akışı olan ufak bir çimenlikti.
“Bu gece burada kamp yapacağız ve birkaç gün kalacağız.” Çantasını yere indirip içinden malzeme çıkartırken konuştu.
“Doğrudan zindana gitmiyor muyduk?” ben de çantamı indirirken sordum.
Birkaç çalı çırpı toplayıp onları ortaya yığarken başını salladı.
Ateş yakmak için odun toplamaya gittim. Bir süre sonra ateş yakmıştık. Kendimi rahatlatarak maskemi çıkardım ve ateşin yanına çöktüm. Odun çatırtıları eşliğinde oturduk ve ateşin ışık oyunlarını izledik.
Sessizliği kırmak için Jasmine’e sordum. “Seni maceracı olmaya iten şey neydi?
“...”
Bakışları ateşten ayrılmadı ve cevap vermek istemediğini düşünmeden edemedim.
Ateşten yükselen birkaç çıtırtı sonrasında Jasmine sessizce cevapladı, “Ailemden uzaklaşmak istedim.”
“Anlıyorum… Ailenle aranız kötü yani?” Gözlerimi ateşten ayırmadan cevapladım.
“...”
*Çatırt*
“Flamesworth Evi, elflere karşı savaşta en büyük katkıyı sağlayan evdi. Evimiz hem sihirbaz hem geliştirici olarak pek çok güçlü büyücü sağladı. Kan soyumuzdaki ateş elementi gücünü geçebilen yok. Bununla övünüyoruz çünkü ateş en güçlü element olarak düşünülüyor.” diye açıkladı.
Jasmine’in tek seferde yaptığı en uzun konuşma bu olmuştu.
“Ama Jasmine, sen…” kaşlarımı çatarak ona baktım.
Kafasıyla onayladı.
“Uyandığım ve eğitime başladığım andan itibaren ailem ateşe yatkınlığımı ölçmek için testler yaptırdı. Mana kullanımım ve mana kanallarımın durumuyla alakalı olarak çeşitli testlerden geçtim.”
Jasmine devam etti, “Ateşe hiçbir yatkınlığım olmadığı ortaya çıktığındaysa ailem beni dışladı.”
“...”
Buna nasıl tepki vereceğimi bilmiyordum. İlk defa soğuk ve duygusuz Jasmine… kırılgan görünüyordu.
“Bunları yaşadığın için özür dilerim…” diyebildim.
Kafasını salladı ve hafifçe gülümsedi. “İkiz Boynuzlar bana iyi davranıyor ve olduğum kişiden memnunum.”
Avuç içinde küçük bir rüzgar oluşturduğunu gördüm, bu esnada yüzünden çeşitli duygular geçip gidiyordu.
Bu dünya ayrımcılık ve sınıf ayrımının yapıldığı bir yerdi. Hiyerarşik kökler bu diyarın derinlerine kök salmıştı ve asla gerçekten kaybolmayacaktı. Normal insanlar ikinci sınıf olarak görülüyor, hatta yeri geldiğinde geliştiriciler bile sihirbazlar tarafından ikinci sınıf muamelesi görüyordu. Bundan da öte eğer bir kişi değişken veya çifte uzmanlık sahibi değilse, bazı elementler “üst sınıf” olarak görülüyordu. Güçlü ateş yatkınlığı olan büyücülerle dolu bir ailede farklı bir element yatkınlığı ile doğduğu için göz ardı edilmişti; ki bir element yatkınlığı sahibi olmak için bile her şeyini verebilecek büyücüler vardı. Dövüş becerilerine sahip koyu sarı aşamada bir geliştiriciydi ve 24 yaşında olağanüstü bir mana kontrolü vardı. Çoğu kişi onu bir dahi olarak görürdü ama büyüdüğü ortamda sadece ortalama seviyede görülüyordu.
Ateşe biraz daha odun atıp birkaç metre öteye uyku tulumlarımızı kurduk. Buradan sıcaklığı hissedebilirdik.
Uzandığımda Sylvie’nin varlığını hissettim. Bayağı uzaktaydı ama güvende olduğunu biliyordum. Bana endişelenmememi ve dikkatli olmamı söyleyen bir düşünce gönderdi.
Gözlerimi kapattım ve uykunun kollarına doğru sürükleniyordum ki Jasmine’in fısıldadığını duydum.
“...Çok tuhaf. Seninle konuşurken bir çocukla konuşuyor gibi hissetmiyorum.”
***
“Günaydın.” uyandığımda Jasmine çoktan kalkmış ateşin üstünde bir şeyler pişiriyordu.
Dallara geçirilmiş birkaç balığın pişirildiğini gördüm.
“Günaydın! Beni uyandırsaydın keşke, Jasmine. Tüm işleri senin yapmana gerek yok.”
“...Uyandırmayı denedim… Kılını bile kıpırdatmadın.” yarı kapalı gözleri sanki bir tür vahşi hayvanmışım gibi hissetmeme neden oldu.
“...aha… Özür dilerim, bu konuda kendimi düzeltmem lazım.” belki hala büyüme çağında olduğum içindi.
Kahvaltı olarak pişmiş balıkları yedikten sonra ateşi söndürdük. Jasmine derede onunla banyo yapmak ister miyim diye sordu ama önce onun yapmasını söyledim.
Ah… Erdemli bir kral olmak böyle durumlarda beni üzüyor.
Yıkandıktan sonra maskemi ve kılıçlarımı taktım. Biraz mana canavarı avlayacağımızı sanıyordum ki Jasmine beni durdurdu.
“Birkaç gün boyunca rakibin ben olacağım.”
“Hah?” bunu duyunca şaşırdım. Onca yolu kozlarımızı paylaşmak için mi gelmiştik?
“Bu alan keşfe çıkacağımız zindana yakın ama birkaç gün benimle dövüşmeye odaklanmanı istiyorum. Dövüş tarzının bazen… tuhaflaştığını fark ettim. Sanki kafanda ne yapacağını biliyorsun ama bedenin seni dinlemiyor… onun gibi bir şey.”
İki hançerini kınından çıkardı ve bana işaret etti, “Kozlarımızı paylaşırken mana kullanmayacağız.”
Kısa kılıcımı çıkardım. “İyi fikir.”
Mana teknikleri desteklemek için kullanılmalıydı, tekniklerin yerine değil.
“Diğer kılıcı kullan…” Jasmine’in gözler Şafak Şarkısı’na odaklanmıştı.
“Bunun kılıç olduğunu nereden bildin?” kılıcımı ondan saklamak gibi bir niyetim yoktu ama yine de şaşırdım.
“...seni tanıyorsam, siyah çomak yürüme değneği veya alıştırma çubuğundan çok daha fazlası olmalı.” omuzlarını silkip bana birkaç adım yaklaştı.
Kafamı salladım ve kısa kılıcı kamp ateşine doğru fırlattım.
*Tık*
Yarı saydam bıçak hafif parıltısıyla birlikte simsiyah mat kınından çıktı.
Önümde tuttum ve pozisyon aldım. “Hazırlan.”
“Ev-evet…” Jasmine’in kılıcımın görüntüsü karşısında hayran kaldığını görebiliyordum. Kılıcın güzelliği beni de büyülediği için bu tür bir tepki alacağımı tahmin ediyordum.
“Hahp!” bedenimi mana ile güçlendirmediğim için bedenimi ne kadar göz ardı ettiğimi fark etmiş oldum. Kollarım ağırdı ve bacaklarım yerden kalkmakta zorlanıyordu. Aptaldım. Genç bedenimin sınırları hakkında sürekli yakınıyordum ama sorunu çözmek yerine sadece örtmeyi seçmiştim. “Tch.” bu yüzden kendime sinirlenmiştim.
Jasmine’in karnına doğru hamle yaptım. Engelleyemeyeceğimiz bir saldırı karşısında ağır yaralanmaları önlemek için bedenimizi mana ile koruyabilirdik ama bunun dışında mana kullanmamıza izin yoktu.
Jasmine iki kılıcını birleştirdi; saldırımı engelleyerek, hızlı bir hamleyle kılıcımı savurdu.
Kılıcım yere saplanırken Jasmine hançerlerini kafama doğru savurmak için hazırlandı.
Eğildim ve yer çekimi merkezimi dengelerken kılıcı çektim. Kılıcımı çekerken kazandığım momentumu kullanarak Jasmine’in bacaklarına doğru saldırı yaptım.
Saldırım boş havayla karşılaştı. Jasmine saldırımdan kaçınmak için havaya zıplamıştı. Mana yardımı olmadan havada yön değiştiremezdi, bu yüzden saldırmaya devam etti.
*Tak*
Saldırımı engellemesi sonucu ortaya çıkan güç ellerimi uyuşturdu.
Jasmine saldırımı engellemek için takla attıktan sonra zarif bir şekilde toparlandı.
Ellerim tekrar his kazanmaya başlarken zayıf bir şekilde gülümsedim.
“Hey Jasmine… Sanırım birkaç günden fazlasına ihtiyacım var.”
Dudakları kıvrıldı ve onaylayarak kafa salladı.
Xyrus Akademisi’ne kaydolmadan önce 3 yılım var. Okulda olduğum sürede manaya odaklanacak bolca zamanım olacak.
Ne yapacağımı biliyorum.
“2 yıl. Jasmine, 2 yıl boyunca gerekli olmadıkça mana kullanmama izin verme. Görevlerde veya zindanlarda olması fark etmez, önce bedenimi geliştirmem gerekiyor.” kılıcımı kınına koydum ama heyecanlıydım.
Bu sadece bir başlangıçtı.
Magnec