E çok normal değil mi! Adam serserinin teki??♀️ Sağlam pabuç değil ve ne yapacağı da belli olmaz... Ama kesinlikle denemeye değer
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
7. Bölüm Evlenelim mi? (1)
Lucia’nın niyeti ilk başta kulak misafiri olmak değildi. Sadece Dük’ü aynı yönde takip etmişti.
‘Konuyu nasıl açacağım ki?’
Karanlık geleceğini hayal ederken Lucia’nın zihni bir kara deliğe sıkışmış gibiydi. Onunla yüz yüze görüşmek için o kadar yanıp tutuşuyordu ki bu ana hazırlanmayı ihmal etmişti. Ancak ayakları çoktan ona doğru hareket ediyordu. Hugo’yu bulduğunda Lucia durup tereddüt etmiş ve tam o sırada şansını başka bir kadına kaptırmıştı.
Fazla yakında olduğu için oradan ayrılması mümkün olmamıştı. Keşfedilmekten korktuğu için uzun bir çimen yığınının arkasına çömelmişti. Konuşmalarını dinlemek istemiyordu, ancak bu kadar yakın olduğu için onları duymaktan kendini alıkoyamıyordu da.
‘Leydi Lawrence...? O… Sofia Lawrence mı…?’
Sofia, Lucia'nın rüyasında meşhur biriydi. Lucia'nın onunla hiçbir dostluk bağı olmasa da onu birkaç kez görmüştü. Yüksek sosyetede pek çok güzel kadın vardı, ama Sofia hepsinden üstündü. Doğadaki besin zinciriyle bir kıyaslama yapılacak olsaydı, o en büyük yırtıcılar arasında olurdu.
‘Sofia Lawrence... Dük’ün eski sevgilisi miymiş?’
Lucia adamın önceden çok sayıda sevgilisi olduğunun zaten farkındaydı. Daha da kötüsü, tereddüt etmeden sık sık partner değiştiriyordu. Tüm partnerlerinin karpuz kadar göğüsleri, karınca kadar ince belleri vardı ve göz alıcı bir yüze sahiplerdi. Ortak bir özellik seçmek gerekirse, hepsinin güzel birer aptal olduğu söylenebilirdi. Bütün kadınlar birbiriyle neredeyse aynı olduğundan, Lucia Dük’ün bu tip kadınları tercih ettiğini düşünmüştü.
Ancak Sofia Lawrence farklıydı. Sofia bir buket beyaz zambak gibiydi. Diğer güzel kadınlar arasında olduğu zaman bile göze çarpan muhteşem bir güzelliği vardı. Bir baron olan babası, çocuklarını eğitmeye önem verdiğinden, Sofia zarif ve mütevazı bir genç kadın olarak biliniyordu.
‘Hiç mütevazı değil. Kuzu kılığına girmiş bir kurt.’
Bir marki onun güzelliğine aşık olmuş ve Lucia, yüksek sosyete partilerine katılmaya başladığında Sofia çoktan evlenmişti. Marki bir duldu, ama Sofia bir baron kızı olduğundan bu uygun bir evlilik olacaktı. Uzak gelecekte Sofia ölü doğum yaparken hayatını kaybedecekti. Lucia nedense biraz tuhaf hissediyordu.
‘Kadın ona deli gibi yapışıyor.’
Göz alıcı, genç bir kadın olan Sofia tüm gururunu bir kenara atarak yalvarıyordu. Onun sözlerini dinleyen Lucia ona acımaktan kendini alıkoyamamıştı.
‘Bu dünyadaki tek adam o değil.’ Lucia ona bunu söylemek istiyordu. Ancak Sofia bu dünyada sadece bir "Hugo Taran" olduğu konusunda ısrar ederse, Lucia çaresizce susmak zorunda kalacaktı.
Lucia, Dük’ün flört tarzına böylesine açıkça şahit olabileceğini asla tahmin edemezdi. Üstüne üstlük, mümkün olan en kötü anda.
‘Ama eski sevgilisine ölümle tehdit edecek bir adam olması...’
Lucia, Sofia'nın yerinde olsaydı, oracıkta bayılıverirdi.
‘Gerçekten... kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi bu…’
Lucia bu adam hakkında pek çok şey biliyordu, ama hepsi orada burada duyduğu söylentilerdi. Hugo Taran'ı şahsen tanımıyordu. Rüyasında da onunla yalnızca bir kez karşılamıştı. Onu hep uzaktan görmüştü. Baloda birçok insanın etrafına toplanışını seyrederken onu kafasında şekillendirmiş, ama şimdi bu imaj paramparça olmuştu. Bu adam Lucia’nın tahmin ettiğinden çok daha acımasızdı ve en önemlisi hiç anlayışlı değildi.
‘Sözleşmeli evlilik…? Ya böyle saçma bir şey önerdiğim için bana kızarsa?’
Onu kızdırırsa Lucia’yı da öldürür müydü acaba?
‘Ne yapacağım şimdi? Ne yapacağım? Ne yapacağım?’
Lucia deli gibi endişelenirken, Dük onun davranışlarına nezaketle bir son verdi.
“Çık dışarı. Hırsız kedi gibi gizlice dinlemeyi bırakmanın zamanı geldi.”
Lucia’nın ödü kopmuştu. Kısa bir süre nefesini tuttu ama Dük’ün ona seslendiği kesindi. Genç kadın artık geri dönmek için çok geç olduğuna karar verdi ve çömelmiş pozisyonundan ayağa kalktı. Beklendiği gibi, Dük tam da Lucia'nın bulunduğu yöne bakıyordu.
“Ben... üzgünüm, Ekselansları. Kulak misafiri olmak istemedim...”
“Tartışmak için biraz uzakta değil misin?”
Lucia tereddütle uzun çimlerin arasından çıkıp ondan birkaç adım ötede durdu.
“Tekrar… Çok üzgünüm. Gerçekten konuşmanıza kulak misafiri olmak istemedim. Niyetim dinlemek değildi ve bu konuda başkalarına tek kelime bile etmeyeceğim. Söz veriyorum.”
“Sorun değil. Ne söyleyecektin?”
“… Ha?”
“Son birkaç gündür beni takip ediyorsun çünkü bana söylemek istediğin bir şey var.”
Dük bu kadının amacını öğrenip çabucak eve gitmek istiyordu. Daha önceki keyifli ruh halinden artık eser yoktu.
‘Aman Tanrım.’
‘Başından beri biliyor muydun? Bunca zamandır seni takip ettiğimi biliyor muydun?’ Lucia şok olmuş, hayır, utanmıştı. Sırtından soğuk terler damladığını hissediyordu.
Onun heykel gibi donakaldığını görünce Hugo’nun keyfi yerine geldi. Genç kadın yakındayken uzakta olduğundan daha farklı bir his veriyordu. Sakin sesinin yatıştırıcı bir tonu vardı ve yüz ifadeleri çok hareketliydi. Görünüşe göre daha önceki zayıf hali, bunca zamandır biriken yorgunluktan kaynaklanıyordu.
‘Güzel bir kadın değil, ama daha çok… nasıl denir? Şirin.’
Lucia küçük bir otobur gibi görünüyordu. Sincap veya tavşan gibi bir şey. Hugo daha önce hiç bir sincaba ya da tavşana bakıp sevimli olduğunu düşünmemişti. Onları avlamaya bile değmezdi. Ancak Dük kendisiyle ilgili her türlü çelişkiyi açık yüreklilikle karşılayan bir adamdı.
“Amacın. Söylediklerimi defalarca tekrar ettirme bana.”
“Yani… şöyle ki... Sözleşme… Bir sözleşme teklif etmek istiyordum.”
“Sözleşme mi?”
Hugo biraz hayal kırıklığına uğramıştı. Bu iş beklediğinden daha sıkıcı bir şeye benziyordu.
“Evet. Bir taahhüt. Bir hayatı değiştirmek için bir sözleşme.”
‘Benim hayatım…’ diye kendi düşüncelerini ekledi Lucia.
“Bir hayatı değiştirmek için bir sözleşme mi dedin?”
Kulağa ilginç geliyordu. Hugo kendi kendine ‘hmmm’ diye mırıldandı.
“Kendini tanıtma konusunda gecikmedin mi?”
“Ah evet. Tamamen haklısınız. Ama size daha önce de söylediğim gibi, bu çok önemli bir sözleşme...”"
Lucia, tüm gücüyle bu mesajı iletmek için doğru yöntemi düşündü. Şu anki durumumdan kaçmak istiyorum. Gelecekteki sorunlara gelince, onlarla zamanı gelince ilgileneceğim.
“Burası böyle bir konuyu gündeme getirmek için uygun bir yer değil. Kim olduğum, sözleşmenin içeriği, yani hepsi.”
Genç kadın şüpheli biri gibi görünüyordu, ancak Dük onun isteğini kabul etmeye karar verdi. Bu civarda dolaşan herhangi birini fark etmemişti. Ancak kadının aktarması gereken bilgi hassas bilgilerse, ekstra ihtiyatlı olmak kötü bir fikir değildi.
Kendisine fayda sağlayacak bir sözleşmeyse, Dük buna her zaman açıktı.
“Nereye gitmemizi istiyordun?”
“Konağınızda konuşmak uygun olur mu?”
Hugo bir an düşünmek için durakladı.
“Olur. Ne zaman?”
“Ben sizinle iletişime geçeceğim.”
Şimdiye kadar, her zaman anlaşmaların patronu Hugo’nun kendisiydi. Şimdiye kadar, her zaman üstün olan oydu ve gelecekte de böyle kalacaktı. Kendisine yük olacak sözleşmelerle ilgilenmezdi. Sözleşme talep eden kişi Lucia’ydı, bu yüzden Dük bunda da üstünlük sağlayacaktı. Ama Lucia sanki tam tersi gibi davranmıştı. Kadın ya yol yordam bilmiyordu ve korkusuzdu ya da onu kandırmaya çalışıyordu.
“Bilinmeyen bir tarihte göndereceğin mesajı beklememi mi söylüyorsun?”
Lucia'nın sırtından terler boşanmaya başladı. Ancak yine de ağırbaşlı ve cesur bir tavır takındı.
“O kadarına dayanabilmeniz gerekir. Sonuçta bu hayat değiştiren bir sözleşme.”
Dük eğlenerek gözlerini Lucia'ya dikti. Doğduğundan beri kimse bu kadar şuursuzca davranmamıştı. Genç kadının karakterini görünüşünden anlamak mümkün değildi, ama kendisini kandırmaya çalışacak kadar utanmaz görünmüyordu. Ancak onun kocaman gözlerle bakışlarına karşılık verip korktuğunu belli etmemeye çalışması Hugo’nun ilgisini çekmişti.
“Umarım söylediğin gibidir. Ben o kadar misafirperver bir insan değilim.”
Lucia kafasında bu cümleyi düzeltip onun muhtemelen hayatında hiç birisine misafirperver davrandığı bir an bile olmadığını düşündü. Hugo başkalarını tehdit etmeyi düstur edinmiş bir adamdı. Lucia, Taran Dükü'nü bir bütün olarak yargılamakta tamamen hata etmiş olabilirdi. Ama bildiği bir şey vardı. Bu adam centilmen değildi.
“…Evet. Bunu aklımda tutacağım.”
***
Lucia'nın kendisine tavsiyede bulunabilecek birine ihtiyacı vardı. Bunu başka biriyle derinlemesine düşünmek istiyordu. Tavsiyede bulunacağına tam olarak güvenebileceği tek kişi Norman'dı. Norman, Lucia'dan daha yaşlıydı; rüyasını hesaba katarsak Lucia'nın uzun yıllar yaşamış olmasına rağmen. Norman, hayatındaki birçok zorluğu ve deneyimi kullanarak birçok roman yazmıştı. Ona yardım edebilirdi.
Ancak Lucia, Norman'a her ayrıntıyı itiraf edemezdi, zira kadın onun saray hizmetçisi olduğunu düşünüyordu.
‘Ben aslında bir prensesim. Taran Dükü’yle sözleşmeli bir evlilik yapmayı düşünüyorum. Sence başarabilir miyim?’ Lucia’nın böyle şeyler söylemesi tabii ki imkansızdı.
“Norman, hayatımda önemli bir seçim yapmam gerekiyor.” Lucia durumu soyut bir şekilde ifade etmek istedi.
“Önümde iki yol var. Hiçbir şey yapmazsam, soldaki yoldan gitmem gerekecek. O yolda bana ne olacağını biliyorum. Sonunda çok acı çekip zor bir hayat yaşayacağım. Ancak sağdaki yoldan gitmeyi deneyebilirim. Bu girişimin başarılı olup olmayacağı hakkında hiçbir fikrim yok. Başarılı olsam bile, nasıl bir yol olduğu hakkında hiçbir fikrim yok. Sağa giden yol beni daha iyi bir yaşama götürebilir, ama aynı zamanda cehennemden daha kötü bir yerde yaşama ihtimalim de var. Norman, sen olsan hangi yoldan giderdin?”
“Ben olsaydım, sağdaki yolda şansımı denerdim.”
“Düşünmen bile gerekmedi.”
“Sola gidersen başına neler geleceğini bildiğini söylemedin mi? Hem de sefalet dolu bir hayat olacak. Böyle bir durumda, şansını denemelisin. Sağdaki yol daha kötü bir duruma yol açsa bile, bu kendi başıma karar verdiğim bir şey olacak ve pişmanlık duymayacağım.”
“Pişmanlık...”
“Hem geleceğin hakkında her şeyi bilseydin, bu sıkıcı olmaz mıydı? Hayat sadece ne olacağını bilmediğin zaman eğlencelidir. Bugün kendini yalnız hissediyor olabilirsin, peki yarın? İnsanlar ancak yüreklerindeki bu umutla yaşayabilirler.”
“Vay canına, Norman. Bilge gibisin.”
“Puhaha. ‘Bilge’ mi! Ben ‘yarın’ kelimesinin ne anlama geldiğini bile bilmeden yaşayan biriyim. Hayat bir kumardır. Sadece bir şansın var. Bazı tehlikeleri göze almadan bir şey kazanman imkansız.”
Norman'ın dediği gibi, bu bir kumardı. Hayatını riske sokan bir kumar. Lucia bu kumarda başarılı olur ve Dük'ün karısı olursa hayatı tamamen değişirdi. Evlendikten sonra boşansa bile, hayatına devam edebilmesi için tazminat verilecekti. Lucia’nın iki katlı küçücük bir evde yaşama hayali artık o kadar da uzak değildi. Rüyasında yaşadığı hayat berbattı. O kaygısız ve huzurlu bir hayat sürmek istiyordu.
‘Evet. Hadi yapalım şu işi. Hayatta sadece bir fırsat vardır.’
Lucia cesaretini kaybetmeden önce Norman'ın evinden ayrılıp Taran'ın malikanesine doğru yola çıktı. Sokaktaki herhangi birini durdurup Dük'ün malikanesine giden yolu sorabilir ve onlar da yolu tarif edebilirlerdi. Bu noktaya kadar her şey sorunsuz bir şekilde ilerliyordu. Konağın yüksek çelik kapılarıyla karşı karşıya geldiğinde ise Lucia nefes alamıyordu. Topladığı tüm cesaret, bir bezelye tanesi kadar küçülmüştü.
Magnec