Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

6. Bölüm Gizemli Kadın (2)

Çevirmen: Violet / Editor: Güz

Ona uzaktan bakanlar Taran Dükü’nün yakışıklılığına şaşırıyorlardı, ancak onunla konuşanlar bu Dük’e neden Savaşın Kara Aslanı unvanının verildiğini anlayabiliyorlardı.

Dominant erkeklerin peşinde, dominant olmayanlardan farklı olarak, her zaman şehvetle sıraya giren kadınlar olurdu.

Lucia, Dük ile sürekli konuşmaya çalışan sayısız kadına hak veriyordu. Adamın yüksek bir statüsü ve zenginliği vardı, yakışıklı ve gençti; yani bir insanın isteyebileceği her şeye sahipti. Ne karısı ne de arkadaşı vardı. Tüm dünyanın altını üstüne getirseniz bile, onunla kıyaslanabilecek birini bulmak zor olurdu. Nadirin de nadiriydi. Kendisi de toplumda yüksek bir konuma sahip olsaydı, Lucia şu anda bu kadınlara katılmakta tereddüt etmezdi.

‘Keşke en azından daha büyük göğüslerim olsaydı.’

‘Hhaaaaa.’

Bu iç çekişin pek çok anlamı vardı. Lucia’nın Dük ile arasındaki mesafeyi kapatması imkansızdı.

Şu anda Lucia kadar yorulmuş olan başka biri daha vardı ve bu adamın stres seviyesi genç kadınınkinden daha yüksekti. Kendisine zamk gibi yapışan işe yaramaz ayaktakımı sabrını sınarken, Dük onların ne zaman susacaklarını ya da ortadan kaybolacaklarını merak ediyordu.

Adam ciddi ciddi savaş alanını özlüyordu. Orada istediği kadar insanı susturabilirdi. Dük’ün hayattaki küçük zevklerinden biri, ona şeytan diyenlerin kafasını kesmekti. İyi ki şu anda üzerinde silah bulunmuyordu. Dük kendi sabrına güveniyor olsa da bu yüzde yüz değildi.

Hugo kırmızı gözlerini bir köşeye çevirdi. Onun bunca zamandır belirli bir kişiyi gözlemlediğini kimse fark etmemişti.

‘Hiçbir şey değişmemiş.’

Kızıl kahverengi saçlı, kırılgan görünümlü kadın bunca zamandır elinde aynı bardakla, aynı yerde duruyordu. Son dört gündür pastel mavi elbisesini değiştirmemişti.

Dük partilere düzenli olarak katılmıyordu, ama kadınların hemen ertesi gün aynı elbiseyi giymediğini bilecek kadar aklı başındaydı. Bunun gibi beş günlük bir baloda, en az üç elbiseleri olurdu ve onları dönüşümlü olarak giyerlerdi. Üç elbise bile alamayacak kadar fakirlerse, hiç görünmeseler daha iyi olurdu. Lucia çevresindekilerden aşağılama bile görmüyordu. Dük bir kez bile onun kimseyle konuşmaya çalıştığını görmemişti.

‘Para mı?’

Eğer Lucia onun parasıyla ilgileniyorsa, bunu ona önceden söylese daha iyi olurdu. Dük ona herhangi bir soru sormadan bir miktar para vermeye hazırdı zira onun kararlı ruhuna hayran kalmıştı.

Dük başlangıçta baloya sadece ilk gün katılmayı planlıyordu, ancak Lucia’nın ertesi gün de gelip gelmeyeceğini merak ettiğinden o gün de katılmaya karar vermişti. Lucia aynı elbiseyle bir köşeye sıkışıp ona bakmaya devam etmişti. Eğer amacı her zaman aynı elbiseyi giyerek onun dikkatini çekmeye çalışmaksa, Dük ona bunda başarılı olduğunu iletmek istiyordu.

Lucia ikinci gün de ona yaklaşamamıştı. Dük sohbeti başlatmak için onun yanına gidebilecek olsa da gitmemiş, önce onun yaklaşmasını beklemişti. Bu ucunda galibiyet olan bir oyun gibiydi.

Sonunda Lucia partiye beş gün kesintisiz katılarak rekor kırmış oldu. Kwiz yalakalık yaparak Dük’ün gözüne girmek için tüm balolara katılmamış olmasına rağmen çok mutluydu. Sonuç olarak genç kadın Dük’e yaklaşamamış ve aralarındaki uzun mesafeyi korumuştu.

‘Muhtemelen tüm bu ayaktakımı yüzünden.’

Herkes Dük’ün üzerinde iyi bir izlenim bırakmak için elinden geleni yaptıklarından emindi, ancak Hugo onlara sırtını döner dönmez, tüm bu insanları zihninden silmeyi planlıyordu.

‘Yalnız kalırsam bana yaklaşır gibime geliyor... İnsanların beni bulamayacağı bir yer bulmaya mı çalışsam?’

Dük son beş gündür partilere katılıyordu ve kadına olan merakının büyük kısmı sönmüştü. Başından beri ona sakız gibi yapışan Kwiz de ortalıktan kaybolmuştu.

“İzninizle.”

Hugo müsaade isteyince, insanlar mırın kırın etseler de onun uzaklaşmasını izlemekten başka bir şey yapamadılar. Onun işini hallettikten sonra geri döneceğini düşünüp birbirleriyle neşeli neşeli gevezelik ederek beklemeye koyuldular.

‘Ha?’

Dük’ü izleyen Lucia, onun beklenmedik davranışı karşısında şok oldu. Adam partilerde dolaşacak biri gibi görünmüyordu. Genellikle aynı yerde kalır ve insanlar doğal olarak etrafını sarardı. İlk kez bir yere yalnız gidiyordu. Lucia bir an için tereddüt ettikten sonra onu takip etmeye karar verdi. Bu onun ilk ve tek şansı olabilirdi.

Hugo acelesiz yürüyordu. Birinin kendisini takip etmekte olduğunu hissetmişti bile.

‘Şu an ben ne yapıyorum?’

Dük kendi kendine güldü. Bir kadının kendisine söyleyeceklerini duymak için bu kadar zahmete girmeyi komik bulmuştu. Hugo zamanını gereksiz şeylerle harcayacak biri değildi. Onu görmezden gelseydi olay kapanır giderdi.

Dük, genç kadını yatağa atmakla ilgilenmiyordu. Ona göre iki tür kadın vardı. Yatmak istedikleri ve istemedikleri. İkinci tip bir dişi ilk kez merakını uyandırmıştı.

‘Son günler oldukça sıkıcıydı.’

Yüksek tansiyon, çılgına dönmüş askerler ve sıcak yapışkan kan hissi. Böyle şeyler için can atan Hugo savaş hakkındaki düşüncelerini bir kenara koydu. Her halükarda, bu kadının amacını çok merak ediyordu.

Hugo doğu bahçesine yöneldi. Ay orada ışıl ışıl parlıyordu, tam da bu yüzden gizli bir aşk ilişkisi için iyi bir yer değildi. Muhtemelen ağır bir inilti duymak zorunda kalmadan yalnız kalmak için en iyi yerdi.

Adam henüz suyla doldurulmamış bir çeşmenin yanına yerleşti. Burası bir dereceye kadar açıktı. Etrafta hiç kimse yoktu, ama çok da ıssız değildi. Dük yer seçiminden memnun kalmıştı. Kurumuş yaprakların çıtırtı sesiyle başını çevirdi. Bir kadın ortaya çıkınca, Dük’ün içindeki keyifli his uçup gitti.

“Hugo...”

İri göğüslü sarışın bir kadın, ay ışığı altında adeta bir mücevher gibi parıldıyordu. Aynı derecede çekici bir yüze sahip olan kadının karşısında Hugo’nun yüz ifadesi sertleşti.

“Bana ismimle hitap etmenize eskiden izin veriyordum, Leydi Lawrence.”

Büyük bir şoka giren genç kadının gözleri titremeye başladı. Dük az önceki saygılı ve soğuk sözleriyle bir sınır çizmişti. Kendisine adıyla hitap etme ayrıcalığını kadının elinden almış ve geçmişte olduğu gibi ona adıyla hitap etmemişti. Al dudaklarını ısıran Sofia dolu dolu olan gözleriyle Hugo’ya baktı.

“Lütfen kabalığımı bağışlayın, Ekselansları.”

“Yürüyüşünüzü mü böldüm?”

“Hayır. Ekselanslarının bana doğru yürüdüğünü fark ettim ve...”

“Artık müsaade ederseniz memnun olurum.”

“Bir dakikalık… İhtiyacım olan sadece bir dakika. Ekselansları, lütfen...”

Dük sessizce iç çekti.

“Aramızda söylenecek bir şey kaldı mı?”

“… Çok kalpsizsin. Neden beni bu kadar soğuk bir şekilde bir kenara atıyorsun? Bir zamanlar seninle bir kalbi paylaştığımıza sanıyordum.”

Dük ağlamak üzere olan kadına kayıtsızlıkla karşılık verdi.

“Leydi Lawrence. Kalbimi hiç kimseyle paylaşmadım. Ben sadece yatağımı paylaşırım.”

Kulaklarına inanamayan Sofia’nın gözleri yaşlarla doldu. Mendiliyle gözyaşlarını silerken omuzları titriyordu.

Hugo, onu teselli etme zahmetine girmedi ve biraz uzakta, ellerini arkasında kavuşturmuş halde durdu. Sinirlenmeye başlamıştı. Bekar kadınlarla oynaşmayı bırakmasının nedeni de buydu. Onlar her zaman kuralları çiğnerlerdi.

Kadını izlemek sinir bozucuydu, bu yüzden Hugo ona sırtını döndü.

“Konuşarak bunu uzatmanın hiçbir faydası yok.”

Sofia, aralarına duvar ören adama kızgın gözlerle baktı. Onun bu soğuk tavrına inanamıyordu. Sırtına doğru baktığında, kızgın duyguları yavaş yavaş sıcak bir şeye dönüştü. Sofia koşup ona arkasından sarıldı.

Kollarını adamın sert göğsüne doladı ve yüzünü sırtına gömdü. Onun vücut ısısı kendisine nüfuz ederken kadın duygulandı. Birlikte geçirdikleri tutkulu geceyi düşünürken pişmanlık duydu. Kadının büyük göğüsleri ateşli bir tutkuyla sırtına dayanmasına rağmen Dük yine de gözlerini kapattı ve acımasızca kadının kollarını kendinden ayırdı. Aralarındaki mesafeyi korumak için arkasını dönüp uzaklaştığını görünce Sofia'nın vücudu titredi. Dük kadına en ufak bir esneklik tanımıyordu.

“Nerede yanlış yaptım? Tek yaptığım sevgilime aşkımı itiraf etmekti. Neden bana ayrılık gülleri gönderdin?”

“Sevgili mi dedin?”

Dük başını salladı. Bu kız nasıl bu kadar aptal olabilirdi ki?

“Sana başından beri dürüst oldum. Kalbini kendine saklamanı söylemiştim. Sen de bana bunu yapacağına dair söz vermiştin. Şimdi bilmezden mi geliyorsun?”

Sofia bunu unutmamıştı. Dük’e aşktan bahseder etmez terk edileceğini unutmamıştı. Sofia bunun çok iyi farkındaydı. Ondan önceki tüm kadınlar aynı şeyi yaşamıştı. Ama bu soğuk adam, ona sarılırken adını öyle sıcak bir tutkuyla söylemişti ki Sofia her şeyi unutmuştu.

Sofia, ondan önceki tüm diğer aptal kadınların izinden gidip ‘mazideki kadınlar’ kategorisine girmişti.

“Biz… yeniden başlayamaz mıyız? Ekselansları, size kalbimi bir daha göstermeyeceğim. Diğer kızlara kucak açmanız sorun değil. Lütfen yanınızda kalmama izin verin.”

“Sen çok güzel bir çiçektin, Leydi Lawrence. Ben bu çiçeği koparıp bir vazoya koydum. Ama bu çiçeklerin kaderinde solmaktan başka bir şey yok.”

Kendini solmuş bir çiçek olarak hayal edince Sofia'nın dudakları titredi. Adamın her kelimesi kalbini parçalamıştı.

Sofia onun sevgilisiyken, dünya kendi etrafında dönüyormuş gibi hissetmişti. Hugo tutkulu ve sıcaktı. Onu pahalı hediyelerle şımartmaktan da çekinmezdi. Sofia güzel bir şey gördüğünü söylediğinde, Hugo hemen ertesi gün ona hediye ederdi. Sofia katıldığı tüm partilerde hediye aldığı tüm kolyelerini ve küpelerini sergilerdi, ilişkilerini ima ettiğinde bile Dük hiçbir itirazda bulunmamıştı.

Bir gün Dük ile geçmişte ilişkisi olan bir kadın Sofia'yı uyarmıştı.

“Onun yanında bir gün daha kalmak istiyorsan, daha fazla yaklaşmaya çalışma. O gülleri alacağın güne kadar hayatının tadını çıkar, Leydi Lawrence.”

O zamanlar Sofia bu kelimeleri saçma bulmuş, gerçeği anladığında ise çok geç olmuştu. Sofia sırılsıklam aşık olduğunda Dük ona bir demet sarı gül bırakarak ayrılmıştı.

“Kont Falcon'un karısı başka biri tarafından koparılmıştı, o solmuş bir çiçekten başka bir şey değil, yanlış mıyım?”

Ayrılmalarının üzerinden uzun zaman geçmişti. Ancak etrafta dolaşan söylentileri duyduktan sonra Sofia, Dük’e tekrar yaklaşmıştı. Kont Falcon'un karısının daha önceki üç kocasının öldüğü biliniyordu. Sofia, böyle bir kadın yüzünden bir kenara atılmış olma gerçeğini kaldıramıyordu.

Görüşmeleri uzadıkça, Hugo giderek daha fazla sinirleniyordu. Hemen ilerideki çimenli ormana göz gezdirdi. Birisi bunca zamandır onları dinliyordu ki Hugo o kadın olduğundan emindi. Amacı, o kıza eski ilişkisiyle gösteriş yapmak değildi. O gizemli kızın kendisine ne söyleyeceğini merak ediyordu, ama şimdi durum çok rahatsız edici bir hale gelmişti.

“Kiminle yatacağıma sen karar veremezsin. Kendini gözünde fazla büyütme.”

“O lanetli bir kadın, Majesteleri. Ben sadece saygın kişiliğinize zarar verebileceğinden endişeleniyorum.”

Hugo, Sofia ile yatmak için çok çaba sarf etmişti. İlk yaklaşan taraf Sofia değildi, Dük ona dans etmeyi teklif etmiş ve onu baştan çıkarıp yatağa atmıştı. Geçmişteki kadınlarından farklı bir tarzda olan bu kaçmaktan zevk almıştı. Sofia çok daha güzel ve maddiyatçıydı. Gelecekte, onun zıttı bir kadın bulmayı planlıyordu.

“Leydi Lawrence.”

Dük’ün sesi inanılmaz derecede soğuktu ve Sofia'yı oldukça şaşırtmıştı.

“Kendimi duygulara kaptırmaktan nefret ederim. Bu yüzden kızmam. Öfkeyle dolu olmak faydasız ve tatsızdır. Beni şu anda olduğumdan daha fazla kızdırırsan, bunun bedelini ödemen gerekir. Şimdiye kadar beni çıldırtan herkes bunun bedelini canıyla ödedi.”

Sofia'nın beti benzi attı, yüzü şimdi kireç kadar beyazdı.

“Beni kızdırma.”

Bir an solgun bir yüzle ona bakan Sofia'nın dudakları titredi, sonra arkasını dönüp tüm gücüyle kaçtı. Dük kadının uzaklaşan siluetini soğuk gözlerle izledikten sonra dikkatini belli bir noktaya sabitledi.

“Çık dışarı. Hırsız kedi gibi gizlice dinlemeyi bırakmanın zamanı geldi.”