Kız 5 gündür adamı kesiyon bi konuşamadın
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
5. Bölüm Gizemli Kadın (1)
Miğferini çıkardığında adamın siyah saçları omuzlarının üzerinden aşağı döküldü. Hizmetkarlar, ağır zırhları göğsünden, kollarından ve bacaklarından çıkarmasına yardım ettiler. Adam savaş sırasında bile vücudunu hiç bu kadar çok korumamıştı. Avazı çıktığı kadar çığlık atan onca insanın arasında bir soytarı gibi giyinmiş halde zorlukla sokaklarda yürümüştü. Mükemmel askeri düzen içinde imparatorun köpeğiymiş gibi yürümeye güç bela katlanabilmişti.
“Neden oraya buraya birkaç resim asmıyorsunuz? Burası çok boş.”
Ancak o anda adamı rahatsız eden şey bu değildi. Davetsiz bir misafir onu özel dairesine kadar takip etmişti ve her şeyi eleştiriyordu. Şu an üstünü değiştiriyor olmasına rağmen, diğer adam utanmadan etrafta dolaşıp bakınıyordu.
“Burası benim yatak odam.”
“Aslına bakarsanız, burası yatak odanız değil. Yatak odası olarak hizmet gören bir salon. Burası bir misafir için çok uygun.”
“Misafir salonu birinci katta.”
“Bugün olmazsa, başka ne zaman evinizi ziyaret edebilirim? Bu kadar cimri olmayın. Çok güzel sanat eserlerim var. Size birazını göndereceğim.”
Adam kabaran öfkesini sineye çekiyordu; insan onun dış görünüşünden gerçekten ne hissettiğini asla bilemezdi. Soğuk bir yüz ifadesi vardı, kırmızı gözleri ise sakin ve huzur içinde bakıyordu.
Sabırlı bir şekilde hizmetkarlarının kendisine bir frak giydirmesine izin verdi. Bu geceki zafer balosu için hazırlanıyordu.
Aslında biraz dinlenip balonun sonuna doğru ortaya çıkacaktı. Tabii bu rahatsız edici davetsiz misafir olmasaydı.
“Sadece bugünün balosuna katılabileceğim.” dedi kol düğmelerini iliklerken.
“Peki. Ama parti üç değil, beş günlük...”
“Sözünü mü bozuyorsun?”
“Anladım. Bakın, Dük. Sosyal partilere katılmaktan neden nefret ediyorsunuz? Güzel kadınlarla birlikte lezzetli şaraplarımız, yemeklerimiz var. Neden buradaki zamanınızın tadını çıkarmıyorsunuz?”
“Evde zaten gereğinden fazla şarabım var. Lezzetli yemeklere ilgim de yok. Bu partilere katılmasam bile, zaten yeterince kadınım var.”
“Bakın. Tek sebep bunlar değil. Dük, bana yardım etmelisiniz. Bana söz verdiniz.”
“Bir sonraki İmparator olduğunda sana yardım edeceğime söz verdim.”
“Öyle mi? Benden başka kimin bir sonraki İmparator olabileceğini düşünüyorsunuz?”
Veliaht Prens Kwiz dik ve kendinden emin bir şekilde ayağa kalktı.
“Sen bir sonraki İmparator olduktan sonra konuşalım.”
Ne zaman ne olacağını kimse bilemezdi. Kwiz, dükün bu sözlerinden rahatsız olmuş görünmüyordu, ama içini çekti.
“Seni tavlamak, çekingen, genç bir kadını tavlamaktan daha zor.”
“Yapışkan bir adam asla popüler değildir.”
“Mm? Uh? Dük, bu bir şaka mıydı? Bu bir şaka, değil mi?”
Kwiz neşeyle güldü ama diğer adam pek hevesli değildi.
“Hadi gidelim.”
Dük, bu davetsiz misafiri bir an önce özel odasından atmak istiyordu.
* * *
Giyim mağazasının çalışanı, zavallı genç kadına yardım etmeden duramamıştı. Lucia, elbise ve tadilat için iki katı ücret ödemek zorunda kalmıştı. Çalışana göre fiyat 'bugün' için makuldü. Elbisenin yanında bir korse ve tarlatan olmasını da bahane etmişti. Ancak Lucia’nın makyajına ve saçına yardımcı olması için kimseyi tutacak parası kalmamıştı.
Neyse ki, Lucia bazı temel makyaj ve saç stili tekniklerini biliyordu. Ancak herhangi bir profesyonel güzellik uzmanı onu görmüş olsaydı, kesinlikle berbat tekniklerinden ve genel görüntüsünden şikayet ederdi.
Lucia ziyafet salonuna ulaştığında çok bitkindi. Kasabanın dört bir yanında koşturmaktan ayaklarına kara sular inmişti. Ayrıca beceriksizliği yüzünden makyajını ve saç stilini birçok kez yeniden yapmış, bu da onu çok fazla strese sokmuştu.
‘Bugünkü onca yatırım boşa gitmemeli...’
Rüyasında birçok sosyal etkinliğe katılmış olmasına rağmen Lucia hala çok gergin ve endişeliydi.
‘Ah... Çok fazla insan. Dikkatli olmazsam beni ezecekler.’
Balodaki en dikkat çekici şey, balo salonunun dört bir yanında çene çalan insanlardı. Soylular partileri ve baloları sevmelerine rağmen, savaş nedeniyle kaçınmışlardı, bu yüzden şimdi çok neşeli ve canlı görünüyorlardı. Başkentteki tüm soyluların bugünkü baloya katıldığını söylemek abartı olmazdı.
Yüksek sınıf sosyal partilerin davetiyeleri sınırlıydı. Soylular, sosyal çevrelerinin dışındaki insanlarla pek sosyalleşmiyorlardı. Bugünün aksine, düşük sınıf bir asilin yüksek sınıf olanlarla aynı ziyafete katılabilmesi neredeyse imkansızdı. Dolayısıyla, yüksek sınıf soylularla bağlantı kurmak isteyen tüm soylular burada olacaktı. Bu diğer yüksek sınıf soylularla tanışıp adlarını duyurmaları için iyi bir şanstı.
Avizeler parıldıyor, masalar leziz yemeklerle dolup taşıyordu. Soylu kadınlar süslü elbiseler ve mücevherlerle kaplıyken, sofistike takım elbiseli erkekler de onların etraflarını sarmıştı. Müzik, arka planda yumuşak bir şekilde çalmaya devam ederek keyifli bir ortam yaratıyordu.
Lucia, dükü koca kalabalığın arasında bulup bulamayacağından endişeleniyordu, ama bu çok da zor olmadı. Herkesin bakışlarını ve adımlarını takip edip doğal olarak kendini onun önünde buldu.
‘Ah... Bu o...’
Hugo Taran.
Lucia’nın kalbi yüksek sesle çarpmaya başladı. Adam rüyasında gördüğü zamandan daha çekiciydi. Normalde insanlar sadece nam saldığı isminden haberdardı - savaşın kara aslanı. Ancak herkes onun yakışıklılığı karşısında şok oluyordu. Hiç kaba ve vahşi görünmüyordu. Sadece olağanüstü görünmekle kalmıyordu, çekiciliği de emsalsizdi.
İnsanların bakışları onun simsiyah saçlarına ve kana benzeyen kızıl gözlerine kilitleniyordu, sonra da adeta yontulmuş gibi duran yüzüne hayran hayran bakıyorlardı. Düzgün, uzun burnu, derin gözlerini güzel bir şekilde dengeliyordu.
Dük ince dudaklarını açtığında, herkes susup onun söyleyeceklerini dinliyordu. Güçlü çene hattı ve boynu erkekliğini ortaya koyuyordu.
Şaşkınlıktan ağzı beş karış açık halde dükün yakışıklılığını seyretmekte olan Lucia hemen kendine gelip kendisini fark eden oldu mu diye etrafına bakındı. Neyse ki, zavallı, çirkin genç kadınla kimse ilgilenmiyordu.
‘Sözleşmeli evlilik…?’
Lucia sertçe yutkundu.
‘Bunu... başarmam mümkün mü...?’
Seviye çok yüksekti. Lucia’nın içinden bir ses düke bakmaya cüret bile etmemesi gerektiğini fısıldıyordu.
Keyifli olan Kwiz, Hugo'yu balo salonunun her yerine sürüklüyor, sanki paha biçilemez bir mücevher takıyormuş gibi onunla etrafta dolaşmak istiyordu. Kwiz’e göre, Dük Taran bir hazine sayılırdı. Dük'ü kendi tarafına çekmek için elinden gelen her şeyi yapıyordu.
Her ikisi de birbirlerini desteklemeye karar verip vermediklerini açıkça belirtmemişti. Ancak, ikisinin yan yana yürümesi ve konuşması, diğer insanların kafalarında bir şeyler kurmasına neden oluyordu. Kwiz bunu kendi lehine kullanırken, Hugo sessizce onun hareketlerini görmezden geliyordu.
Hugo yorgundu ve sadece eve gitmek istiyordu. Kwiz bir sonraki İmparator olduğunda, dükün kendisine destekçi kazanmakta yardım etmesi gerekecekti, ama bu gelecekte düşünülecek bir şeydi. Dük henüz Veliaht Prens için bu kadar çaba sarf etmeyi gerekli bulmuyordu.
‘Bu da ne…?’
Dük bir süredir birinin kaçamak bakışlarını üzerinde hissediyordu. Hayatı boyunca sezgileri kuvvetli bir avcı olmuştu. Birinin onu hedef aldığını kolaylıkla hissedebiliyordu. Herhangi bir kötü niyet hissetmiyordu, ancak birinin hedefi haline gelecek olmak onu öfkelendiriyordu. Bilmezden gelip karşı tarafı aradı.
‘Bir kadın mı…?’
Beklenmedik bir şekilde bu kişi bir kadındı. Kahverengi saçları vardı ve mavi bir elbise giymişti; yetişkinliğe yeni adım atmış genç bir kadın gibi görünüyordu. Ona baktığında kadın bakışlarını kaçırsa da Hugo gerçeği çoktan öğrenmişti.
Dük diğer kadınlardan gelen arzu dolu bakışlara alışıktı. Ancak bu kahverengi saçlı kadın o kategoriye giren biri değildi. Söyleyecek bir şeyi olan birine benziyordu; gözleri huzursuzdu ve bazen çok çaresizdi.
‘Söyleyecek bir şeyi varsa, eninde sonunda yanıma gelecektir.’
Hugo ona olan ilgisini bir kenara bıraktı. Ancak inatçı bakışları durmaksızın duyularını rahatsız etmeye devam ediyordu. Şimdi, genç kadının ne yaptığını görmek için zaman zaman ona bakıyordu. Lucia balodaki kimseyle ne sohbet ediyor ne dans ediyordu; sadece ona bakmaya devam ediyordu. Tek başına kaldığı anda, Hugo onun kendisine doğru tek bir adım attığını gördü.
Ama Lucia, başka biri ona tekrar yaklaşır yaklaşmaz geri çekiliyordu. Dük istemeden kaşlarını çattı. Parti sona eriyordu ve Lucia ona ulaşamamıştı.
‘Ona yaklaşmak kesinlikle imkansız...’
Dük bugünün baş kahramanıymış gibi hissediyordu zira insanlar onu hiç yalnız bırakmıyordu. Tanıdık çevresinde tek bir normal kişi yoktu. Hepsinden önemlisi, Veliaht Prens Kwiz, 9. Hessen, Dük'ün çevresinden uzaklaşmıyordu.
‘Korkunç evliliğimin ana azmettiricisi tam orada.’ dedi Lucia üvey abisine doğru. Veliaht Prens'e özellikle kızgın değildi zira ikisinin arasında kan bağı olmasına rağmen, prens Lucia’yla gerçekten ailedenmiş gibi ilgilenme yükümlülüğü yoktu. Farklı bir rahimden dünyaya gelmişlerdi, bu da onları iki yabancıdan farksız kılıyordu.
Parti nihayet sona ermiş ve Lucia, Dük’e tek bir kelime edememişti. Bırakın konuşmayı, ona yaklaşamamıştı bile.
‘Hhhaa… ne yapmalı. Yarınki baloya katılacak mı acaba?’
Lucia, Dük’ün yarınki baloya katılıp katılmayacağından emin değildi ve muhtemelen bu gece bulabileceği tek şans olacaktı. Kendisi ertesi gün de katılmaya karar verdi.
Beş gün olmuştu. Bugün son gündü. Başkent beş gecedir baloya ev sahipliği yapmasına rağmen, kimse hiç yorgun görünmüyordu. Büyük olasılıkla, parti biter bitmez çoğu insan yorulup bir süre evde kalacak, bu yüzden yüksek sosyete bir süre çok sessiz olacaktı.
Ancak birinci ve ikinci gecelere kıyasla, pek çok kişi gelmemişti. Bu geceki baloya katılanların çoğu parti bağımlılarıydı. Aksi halde, karanlık koridorlarda veya bahçede biraz yalnız zaman geçirebilecekleri bir partner arayışında olurlardı.
Herkes partide eğlence peşinde değildi. Leziz yiyeceklerle ziyafet çeken iştahlı kişiler ve yeni çevre edinmek isteyenler vardı, bazıları da çapkın bakışlar atarak kısa süreli bir ilişki arıyordu. Herkesin aksine, herkesin yolundan çekilip bir duvara dayanmış, bir kadeh alkolsüz şampanyayı yudumlayan yalnız Lucia'ydı.
Son beş günü topuklu ayakkabı giyerek bütün gece ayakta geçirmişti ve bu yüzden çok ağrı çekiyordu. Korsesi çok sıkı değildi ama göğsünü epeyce sıkıştırarak nefes almasını zorlaştırıyordu. Acıkmış olmasına rağmen korsesi yüzünden ancak azar azar bir şeylerin tadına bakabiliyordu.
Yiyeceklerin kokusu davetkar olmasına rağmen, Lucia onlara bir arka plan dekoru gözüyle bakmaya çalışıyordu. Tuvalete gitmek sıkıntıydı, bu yüzden kuru dudaklarını ıslatmak için tek bir kadeh şampanyayla idare ediyordu.
Açlığın moral bozukluğunu daha da artırmasının ne kadar doğru olduğunu şimdi anlıyordu. Lucia’nın canı şu anda aşırı derecede sıkkındı. Çok aç olduğu için mi, yoksa son beş gündür Dük'e yaklaşamadığı için mi midesinin ağrıdığını bilmiyordu. Her halükarda, ikisi de Lucia için eşit derecede büyük sıkıntıya neden olmuştu.
Lucia uzaktaki siyah fraklı adama baktı. Adam hem görünüş hem de statü açısından bu yerdeki herkese kıyasla daha üstün görünüyordu. Uzun boyluydu, geniş omuzları ve ince bir beli vardı; vücudu ideal oranlara sahipti. Kıyafetlerinin altındaki vücudu görünmese de, formda olduğu belliydi.
Artık fazla zaman kalmamıştı. Lucia parti bitene kadar onunla selamlaşamayacaktı bile, daha sonra onunla tekrar karşılaşma şansı olup olmayacağından da emin değildi.
‘En azından yüzüne pişmanlık duymayacak kadar bakabildim.’
Lucia son beş gecedir adamı gizlice takip ediyordu. Kabul etmeliydi ki bunu yapmak konusunda fazla takıntılı hale gelmişti. Dük’e bakmak hiç de sıkıcı değildi zira o göze hoş gelen yakışıklı bir adamdı. Onun çevresindeki insanları gözlemlemek de eğlenceliydi. Özellikle kadınlar göğüslerini kaba bir şekilde ona bastırdıklarında...
Adam güzel biriydi, ama görünüşüyle çıkar sağlamaya çalışmıyordu. Yüz ifadesi her zaman soğuktu, ne neşe, ne öfke, ne de keder vardı. Bazen hafifçe kaşlarını çatar ya da kaldırdı. Güldüğünde, sadece dudakları alaycı bir şekilde kıvrılırdı. Yine de, insanlar sadece bu tepkilerden onu anlamaya çalışmak için ellerinden geleni yapıyorlardı.
Sadece onun varlığı bile insanların durup düşünmesine neden oluyordu. Adam doğal olarak başkalarını bastıran heybetli bir aura yaymaktaydı. Bu bir hükümdarın asaleti ve güçlü kişilerin soğukkanlılığıydı.
Magnec