Nihahahahahah ???
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
51. Bölüm Anlaşmazlık (5)
‘Ne olmuş yani?’
Lucia onun bu şekilde cevap vermesini bekliyordu.
Ya da ‘Ne yapmamı istiyorsun?’, ‘En başından beri böyle değil miydi?’ demesini.
Hugo’nun soğuk bir yüz ifadesine sahip olmasını ve duygusuz bir ses tonuyla cevap vermesini bekliyordu. Onun vereceği cevaptan bile daha soğuk bir karşılık verip veremeyeceği konusunda çılgınca endişeleniyordu.
Doğrusu, Lucia onu incitmek istemiyordu. Başlangıçta gerçekten böyle hissettiğini düşünmüştü ama onu gerçekten acı içinde görmek istemediğini fark etti.
Adamın yüzünde tarifsiz bir umutsuzluğun belirdiğini görünce Lucia’nın yüreği sıkıştı. Önünde duran çelik gibi adamın acısını böyle ifade etmesini izliyordu.
Hugo ölümcül şekilde yaralanmış bir hayvan gibi nefes almaya çalıştı, sonra gözlerini yavaşça kapatıp yeniden açtı.
Lucia’nın içinden ona uzanıp onu teselli etmek geliyordu ama bedeni onun görüntüsü karşısında donakalmıştı. Hugo’nun onu tutan ellerinin hafifçe titremesini anlayamıyordu.
Genç kadın ne hareket edebildi ne de bir şey söyleyebildi ve bu durum kısa bir süre böyle devam etti.
Hugo buruk bir şekilde güldü, sonra durdu ve bir anda her şey bir serap gibi kayboldu ve yüz ifadesi her zamanki duygusuz haline döndü.
Adamın duygusal halinin kaybolmadan önceki anlık görüntüsü bir yanılsama gibiydi, Lucia’nın hem kafası karışmış hem de hüsrana uğramıştı.
Yumuşak bir pastayı ayaklarıyla çiğniyormuş gibi hissetmesine neden olmuştu.
“…Doğru. Sen şimdiden sonu görüyorsun.”
Hugo’nun sesi soğuktan çok daha sakindi.
‘O...’
Lucia bir an için onu gerçekten görmüş gibi hissetti.
Adamın genelde soğuk olan yüz ifadesi ve ses tonu bir zırh gibiydi. Soğukluğu, bir şey hissetmediğinden değil, açığa çıkmasın diye kendini saklamasındandı.
“O esnada…”
“Ne?”
Lucia, bir süre rüya görmüş olmasının mümkün olup olmadığını merak etti. Gördüğü halde inanamıyordu. Adamın şu anki yüz ifadesine bakılırsa, gerçekten yanılmış gibiydi.
Genç kadın sessizce ona bakmaya devam ederken, Hugo ağzını açtı ve konuştu.
“Anlıyorum. Baştan bitmişti. Sana bir gül göndermemi istediğinde bunu kastetmiştin, değil mi?”
O bir gülden bahsettiğinde, Lucia'nın kanı dondu ve gerçeğe dönüp bir an kendine kızdı.
Şu anda onunla önemli bir yol ayrımındaydı. Mızıldanma olarak başlayan şey, bir noktada geri dönmek için çok geç olan bir şeye dönüşmüştü.
“Evet… haklısın.”
Lucia görünmez bir sona tutunmak istemiyordu, bu yüzden onu bir gülle uyandırmasını istemişti.
Eğer Dük ilişkilerinin sonunu bir gülle belli ederse, Lucia bir süreliğine aklını kaybetmiş olsa bile, şokun onu kendine getireceğini düşünüyordu.
“Benden bir gül alırsan, ne yapmayı planlıyordun?”
Büyük ihtimalle ağzını aradığını düşünen Lucia'nın kalbi sakinleşti. Tereddütteki kalbinin kontrolünü hızla eline aldı.
“Bu… Hiçbir şey yapmayı planlamamıştım. Dediğin gibi, bu son olurdu. Sondan sonra hiçbir şey yoktur.”
“Hiçbir şey… yoktur.”
Hugo sessizce onun sözlerini tekrarladı ve sonra tekrar konuştu.
“Bu koşul bozulamaz mı?”
“…Evet. Onu bozmayacağıma dair zaten sana söz verdim.”
Lucia’nın aşkı, karşılık verilmesi veya ödüllendirilmesi genç kadın için önemli olmayan bir aşktı.
Lucia bunu asla istememişti. Birbirinden uzaklaşmış bir ebeveyn-çocuk ilişkisinde bile, tek taraflı sevgi hala vardı. Bu ikisi için de imkansız bir aşktı.
İnsan başta kendi kendine mutlu olsa bile, bir gün karşıdakinin karşılık vermesini dilemeye başlardı ve o bunu vermediğinde bu duygu yavaş yavaş nefrete dönüşmeye başlardı.
Bu şekilde, Lucia yavaş yavaş ondan nefret ediyordu ama bu nefrete yenik düşmek istemiyordu.
“…”
Hugo aşırı derecede açgözlü davrandığını biliyordu. Kadının sözleri doğruydu. Hugo, onun duygularına karşılık veremeyeceğini biliyordu ama yine de utanmadan kalbine göz dikiyordu.
Adam bu kısa konuşmada genç kadın hakkında evli oldukları birkaç ayda öğrendiklerinden daha fazlasını öğrendi. O kayıtsız kalmıştı.
Lucia belli etmese de aslında adamın kızmaya hakkı yoktu.
Hugo’nun son derece yetenekli araştırmacısı Fabian'ın yaklaşık bir ay kadar araştırma yaptıktan sonra gönderdiği raporda Lucia’nın fiziksel durumu hakkında hiçbir şey yoktu.
Çocuk sahibi olamayacağı gerçeği, kimsenin bilmediği bir sırdı ama genç kadın, ona bunu itiraf etmişti.
Lucia uzun zaman önce kalbinin bir parçasını ona açıklamıştı ama o bunu bir kenara atmıştı. Ona temkinli bir şekilde uzattığı eli uzun zaman önce bir kenara itmişti.
“Boşanma olmayacak.”
“…Evet."
“Sen benim karımsın.”
“…Evet.”
“Nasıl biterse bitsin, ilişkimizi değiştiremezsin.”
“Evet.”
Kadının kısa ve itaatkar cevapları Hugo’yu rahatsız ediyordu. Omuzlarından tuttu ve onu devirdi. Onun üzerine çıkarken kadının vücudu hiçbir direnç göstermeden kanepede yatıyordu.
“Cevaplarının ne anlama geldiğini biliyor musun?”
Hugo’nun eli Lucia’nın çenesini kavradı ve parmakları yavaşça yumuşak dudaklarını okşadı. Cinsel arzu barındıran yumuşak dokunuşu karşısında kadının kirpikleri titredi.
Adam duyguları ne olursa olsun, isterse vücudunu ona vermesi gerektiğini söylüyordu. Lucia bakışlarını kaçırdı ve havaya bakarak cevap verdi.
“Evet.”
Koyu kırmızı gözleriyle ona bakarken, Hugo yavaşça hayal kırıklığına uğradı.
‘Mükemmel! Kendine mükemmel bir eş buldun.’
Hugo içinden kendisiyle alay etti. Tam umduğu gibi, oyuncak bebek gibi bir karısı olmuştu. O onundu. O onun karısıydı.
Ama gerçekte sahip olduğu şey onun kabuğuydu. Ve bundan sonra oyuncak bebek gibi bir eşle yaşamaya ve onu kucaklamaya devam etmek zorundaydı.
Lucia kabuğunu buraya bırakmış ve gerçek benliğini onun ulaşamayacağı bir yere saklamıştı. Ama sorun neydi? Hugo’nun kollarında tuttuğu ve görebildiği şey sadece bir kabuk muydu?
Ama mesele genç kadının kalbiyle ilgili değildi. Kalbine sahip olsa bile Hugo onunla ne yapabilirdi ki?
Onsuz da Hugo genç kadını istediği kadar yanında tutabilirdi. Kalbinin onda olmaması kadının bir yere gideceği anlamına gelmiyordu.
Aniden, Hugo daha önce göremediği bir şey fark etti. Daha önce kendisini saran endişe ve umutsuzluğun nedenini anladı.
Acaba Lucia’nın adama ait hiçbir şey için açgözlülük etmemesinden ve iz bırakmamasından, bu yüzden tereddüt etmeden ondan ayrılabileceğinden mi endişeliydi? Yoksa onun sımsıkı kapalı kalbini açamadığı için umutsuz muydu?
Hayır. Hissettiği asıl endişe ve umutsuzluk bunlardan dolayı değildi. Kendi bocalayan duygularından dolayı endişe ve umutsuzluk yaşıyordu.
Hugo farkına bile varmadan kalbi Lucia’nın ellerine düşmüştü. En kötü sonuç, hiç istemediği sonuç ona hissettirmeden gelmişti.
Dük olduktan sonra, Hugo bir ilkeye tümüyle bağlı kalmıştı. ‘Sadece aldığın kadarını ver.’
Bu yüzden kadınlar ona sevgilerini verdiğinde reddetmişti: çünkü karşılığında sevgi veremezdi.
Hugo bir insanın sahip olabileceği tüm aşırı duyguları yaşamış; diğer insanlara nasıl zarar vereceğini bu şekilde öğrenmişti.
Ölen düke olan nefreti ve kardeşine olan sevgisi. Sevgi ve nefretin görünüşte hiçbir ilişkisi yoktu ama sanki birmiş gibi onu etkilemişlerdi.
O zamanlar, neredeyse hiç iradesi yoktu ve güçsüzlüğü karşısında umutsuzluğa kapılmıştı. O sadece Hue olarak yaşayan, hiçbir şey bilmeyen vahşi bir hayvandı. O zamanki tek endişesi düşmanlarını nasıl öldürüp hayatta kalacağıydı. Sabah uyandığı andan akşam uyuyana kadar konu sadece hayatta kalmasıydı.
Ama sonra kardeşiyle tanışmış ve bu süreçte insan olmuştu ama bunun için ödemesi gereken bedel duyguları öğrenmekti.
Kardeşini seviyordu ama bu yüzden kardeşinin hayatının eski dük tarafından kontrol edilmesine izin vermişti.
Ölen Dük'e olan nefreti, onun ölümünden sonra soyunun sırlarını öğrendiğinde damarlarında akan Taran kanına karşı nefrete dönüşmüştü.
Hiçbir varlık onun aklını çelememeliydi.
Kendi isteğiyle bir şeyler yapamama duygusu mide bulandırıcıydı. Kardeşini kaybetme korkusunu yaşamak onun için zaten yeterliydi.
Kalbi sarsılmaz, zihni katı olmalıydı. Kimseyi özel bir varlık haline getirmemeliydi, bu yüzden sorun genç kadının kalbi değildi.
Sorun kendi kalbiydi.
Bunu basit bir merak ve arzu olarak görmüştü ama kalbi onunla alay ediyordu.
[Aşık oldun.]
‘Hayır. Bu imkansız.’
Aklı Lucia tarafından çelinmişti. Onu kaybetmekten korkmaya başlamıştı. Bir kadın yüzünden acınası bir duruma gelmişti.
Hugo bunu anlayamıyordu. Böyle bir sonucu kabul edemezdi. Kanepeden kalktı ve bir ileri bir geri yürümeye başladı.
Magnec