Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

50. Bölüm Anlaşmazlık (4)

Çevirmen: Violet / Editor: Güz

Lucia doğal görünmeyi umarak onun bakışlarından kaçındı ve kollarının arasında biraz geri çekildi ama Dük keskin gözlerle onu izliyordu.

“Ha. Doğru. Sözleşme.”

Hugo sahte bir kahkaha attı ve sinirli bir şekilde elini saçlarının arasından geçirdi.

Anlaşılan sözleşmeyi unutup onu bir kenara itmeyi düşünen sadece kendisiydi. Belli ki genç kadın hala sözleşmenin iplerine sımsıkı bağlıydı.

“Ben özel hayatımda özgürlüğe sahip olabileceğim ve sen de kalbinin kapısını kilitli tutacaksın. Sözleşmemiz buydu, değil mi?”

Dük yine onun açmaya çalıştığı mesafeyi daralttı ve belini tutup onu kendine doğru çekti. Bu şekilde, genç kadının çabaları çok kolay boşa çıktı. Bir kez daha onun kucağına yerleştirilmişti.

“Ama biliyor muydun? Birisi sözleşmeye uymadığında ne olacağına karar vermedik.”

“Sözleşmeye uymayacağımdan mı endişeleniyorsun?”

“Gerçekten neden böylesin? Neden sözlerimi böyle abartıyorsun?”

“…Üzgünüm. Sanırım biraz çarpıttım.”

Hugo bir süre yabancı gözüken karısına baktı. Bu onu itaatkar bir şekilde dinleyen her zamanki karısı değildi. Dahası, gözlerinden kaçmaya devam ederek reddetme ve uzaklaşma gösteriyordu.

‘Onunla ilk karşılaştığımda... Cesaret verici bir şey söylemedim ama o çekinmeden konuştu.’

Belki bu da oydu.

Onun kendisine hiç göstermediği yanlarını görmesine imkan yoktu.

Başlangıçta konuşmalarının uzamasından hoşlanmamıştı ama şimdi Dük onun yeni bir yanını görmekten oldukça memnundu.

Sanki kendisine nazikçe tebessüm ettiği veya güldüğü zamanlar dışında bir an için genç kadının gerçek halini görüyor gibi oldu.

“Eğer… özel hayatımda özgürlüğümden vazgeçersem… sen de kapının kilidini açar mısın?”

“…Ne?”

Ona bakan Lucia’nın gözleri fal taşı gibi açıldı. Adamın bunu söylemekteki niyetini anlayamıyordu. Bu çapkın bir adamın hilelerinden biri miydi? O—

“Demek istediğim…”

Hugo’nun yüzünde garip bir ifade vardı ve cümlesinin sonunu geveledi.

“Tedavi ol.”

Lucia, konunun değişmesinden dolayı hayal kırıklığına uğradı.

“İstemiyorum.”

“Vivian!”

“Bir çocuk sahibi olamam, bu yüzden de doğuramayacak olmam sorun değil. Ama tedavi olursam çocuk sahibi olmamın mahzuru olmayacak mı? İzin verecek misin?”

“…”

Hugo içini çekti ve parmaklarıyla şakaklarına masaj yaptı.

Genç kadının vücudu düzelse bile hamile kalamazdı. Taran soyu, herhangi bir kadını hamile bırakmasını imkansız hale getiriyordu. 

Belirli koşullar yerine getirilmeden Taran soyu, hiçbir kadının içinde gelişmezdi.

Hugo'nun birden fazla kadınla eğlenmesinin ve onları hamile bırakmanın tehlikelerinden asla endişe duymasının nedeni buydu.

Sadece Taran kanına sahip olmayan normal bir kadın, Taran kanından birine hamile kalma koşullarını karşılayabilirdi ama bu koşulların ne olduğunu yalnızca yaşlı adam biliyordu.

Hugo, yaşlı adamı kale duvarlarının dışında yaşamaya zorlamış ve yaşlı adamın belgelerine bakmıştı ama bununla ilgili hiçbir şey bulamamıştı.

Belki sadece yaşlı adamın anılarındaydı ya da kimsenin bilmediği bir yerde saklanmış başka bir belge vardı.

Ve bu yüzden Hugo öğrenmek için yaşlı adamı basitçe ve kolayca yakalayıp hırpalamıştı.

Yaşlı adam, ailesinin sırlarını ifşa etmeyeceğini iddia edip konuşmamaya devam etmişti ancak hapsedilip bir daha gün ışığını göremeyeceğini anlayınca ağzını açmıştı:

[Çocuğun babası olacak Taran erkeği, bir yıldan fazla bir süre boyunca kadına kanını düzenli olarak vermeli, ardından bekaretini almalıdır.]

Gerçekten mide bulandırıcı bir durumdu. Bu koşulun kadının bekareti bozulmadan önce tamamlanması gerekiyordu.

Karısı zaten yanlış yoldaydı. Bu şartlara rağmen hamile kalması mümkün olsa bile Hugo arkasında bir halef bırakma niyetinde değildi.

Sadece kendi kanına sahip bir varlığı dünyada bırakmayı hayal etmek bile Hugo’ya kendini berbat hissettiriyordu.

Kimseyi hamile bırakma riski olmamasına rağmen, kendisine benzeyen çocuk fikrinden nefret ettiği için dışarıya boşalmayı alışkanlık etmişti.

Ancak beklenmedik bir şekilde Lucia’yla tanışmıştı. Başından beri, o farklıydı. O neden bir istisnaydı ki?

Genç kadın, ona sarılma, içine boşalma ve sevişme sonrasında aşk oyunları oynama isteği veren ilk kişiydi. Tohumlarını onun içine ekmenin tatminini yaşamıştı.

Hugo, kayıtsızlığının onu incittiğini anlıyordu. Normal şartlar altında onun hamile kalma ihtimali çok yüksekti.

Onun çocuk sahibi olamayacağını unutmuş ve hamile olup olmadığı konusunda herhangi bir endişe göstermemişti.

Lucia’nın neden birdenbire meraklandığını soran sözleri, içerleme ve öfke doluydu.

Bölük pörçük de olsa onun yaralarını görebilmek Hugo’nun kalbinin sızlamasına neden oldu.

“Tedavi olursam çocuğum olsun istiyorum. Öyle olsa bile, sorun değil mi?”

Lucia zaten hamile kalamazdı. Dük ona sorun olmayacağını ve istediği kadar çocuğu olmasına izin verdiğini söyleyebilirdi.

İstediği kadar çocuk sahibi olmasında sorun yoktu. Eğer adam böyle derse, çocukları olmadığında genç kadın daha sonradan onu suçlayamazdı.

Ama onu bu şekilde kandırmak istemiyordu. Gerçeği söyleyemese bile ona yalan söylemek istemiyordu.

“Bir çocuğa ihtiyacım yok.”

“Eğer veraset meselesi yüzündense, o zaman bir beyanname yazabilirim. Miras haklarıma engel olan bir sözleşme imzalamam gerekirse de sorun değil.”

“Ondan değil. Ben… arkamda iz bırakmak istemiyorum.”

“Senin zaten bir oğlun var.”

“O—!”

O konuda açıklanacak çok fazla şey vardı. Dük’ün Damian'ın biyolojik babası olmadığını bilen tek canlı, yaşlı adamdı.

Baraj açıldıktan sonra sonu gelmezdi. Hugo, Taran sırlarını kimseyle paylaşmak istemiyordu.

Damian'a da söylemeyecekti. Bu bilgiyi kendine saklayacak ve kendisiyle birlikte mezara götürecekti.

“O... O biraz farklı. Senin… Senin bu kadar çok çocuk istediğini bilmiyordum.”

Hugo, gerçekten genç kadının sadece dış görünüşüne baktığını fark etti. Onun kalbinde ne olduğunu hiç bilmiyordu.

“Üzgünüm. İstediğin eşin böyle bir kadın olmaması gerektiğini biliyorum.”

“Vivian.”

Hugo derin bir iç çekti.

“Seni eleştirmek istemiyorum. Sadece bilmiyordum, bu yüzden şaşırdım.”

“Evlilik hakkında ilk konuştuğumuzda, çocuk doğurmamın umurunda olmadığını söylemiştin.”

“Bu...”

Hugo bunu umursamıyor değildi ama onun zaten hamile kalamayacağını biliyordu ve açıklama yapmak istemiyordu, sonuçta o zamanlar sadece statüye ihtiyacı vardı. Bir eş sadece ek bir avantajdı.

“Benden boşanmayacağını söylemiştin.”

Anında telaşa kapılan Hugo’nun gözleri parladı ve hırladı.

“Boşanma mı? Bu imkansız.”

Lucia’nın ağzından ‘boşanma’ lafını duyunca, adamın kanı yavaş yavaş kaynamaya başladı.

“Sana en başında söyledim. Boşanma yok. Kesinlikle ölsen bile kaçamazsın dedim.”

“Biliyorum. Bu Taran ailesinin geleneği. Tabii ki hatırlıyorum. Ama çocuk sahibi olmama geleneği yok.”

“Bir çocuk ya da boşanma. Benden seçmemi mi istiyorsun?”

Lucia’nın kehribar rengi gözleri titredi ve ondan uzaklaştı. Gözleri sanki yaşlar dökülecekmiş gibi yanıyordu.

“Ben… öyle demek istemedim.”

“Vivian, neden böyle olmaya devam edemiyoruz?”

“Bu sadece benim açgözlülüğüm. Yalnız kaldığımda yanımda birinin olmasını istiyorum.”

“Neden yalnız kalacaksın ki?”

“Kuşkusuz sonsuza kadar benimle olacağını söylemiyorsun herhalde?”

“…Ne?”

Hugo’nun sanki yabancı bir dil duymuş gibi gözüken yüz ifadesine bakınca, Lucia'nın kalbinin derinliklerinde bir şeyler tutuştu.

Adamın onu sakinleştirmek ister gibi konuşma tarzı da rahatsız ediciydi.

‘Sanki ne düşündüğümle ilgileniyor da! Tek istediği bir kenara itebileceği uygun ve tatminkar bir eş!’

Lucia onun incinmesini ve acı çekmesini görmek istiyordu.

Ne yaparsa yapsın ona zarar veremese bile, en azından bu durumu onun için garip ve zor hale getirmek istiyordu.

Genç kadının elinde olmadan yüreğinde bu tarz kötü düşünceler kabarıyordu.

“Sen beni sevmiyorsun ve ben de seni asla sevmeyeceğim. Peki, aramızdaki ne? Bu tür bir ilişkinin ne kadar süreceğini sanıyorsun?”