Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

4. Bölüm Savaşın Kara Aslanı

Çevirmen: Violet / Editor: Güz

Dük hem disiplin hem de strateji ile donatılmıştı. Kuzeydoğu İttifakının bu savaştaki zaferi, onun tahkimatı ve hakimiyetinden kaynaklanıyordu. Xenon savaşa en son katılmıştı, ancak savaşın sonunu getiren müzakereleri yöneten oydu. En az kaybı yaşayıp en çok şeyi kazanmışlardı. Aslını söylemek gerekirse, Taran Dükü müfrezesi her zaman kazanıyordu ve Kuzeydoğu müttefiklerinin zaferinin en büyük temeli de buydu.

Aslında Lucia'nın Dük'ün adını ve onun savaşta neler yaptığını bilmiyor olması gerekiyordu. Bunlardan rüyası sayesinde haberdardı.

Lucia'nın evlendiği Kont Matin çok kurnaz bir adamdı. Kont Matin nereye adım atarsa ​​atsın, kendisi için her zaman bir kaçış yolu sağlardı. Bu yüzden savaştan sonra veliaht prensin grubuna bağlı kalarak lüks içinde yaşayabilmişti.

Sonuç olarak, Lucia birçok asilin partisine kocasıyla birlikte ya da onun karısı olarak tek başına katılmıştı. Bu partiler sanki onun işi gibiydi, bu yüzden Taran Dükü’yle birçok kez karşılaşmıştı. O adamın etrafında her zaman bir kalabalık oluyordu. Sanki sırtlanlar bir parça et için mücadele ediyor gibilerdi.

Kont Matin, Taran Dükü'nün desteğini kazanmak için her türlü yöntemi denemiş, ancak her zaman başarısız olmuştu. O noktaya kadar Lucia adamı pek iyi tanımıyordu. Onun bir tür büyük şövalye olduğunu varsaymıştı. Onu ancak uzun zaman sonra daha iyi tanımaya başlamıştı.

Lucia'nın evlenmesinden yaklaşık iki yıl sonra Taran Dükü de evlenmişti. Onun evliliği, tüm elit tabaka içinde büyük bir kargaşaya yol açmıştı. Adam bilinmedik soylu bir aileden gelen genç bir kadınla herhangi bir baskı olmaksızın evlenmişti. O sadece sevimli, genç bir kadındı. Hiç de güzel değildi ve Dük'ün neden o kadını karısı olarak seçtiğini kimse anlayamamıştı. Dük hiç kimseye cevap vermemiş, bu yüzden şehirde birçok söylenti dolaşmıştı.

En popüler söylenti, Taran Dükü’nün kadına sırılsıklam aşık olduğuydu, ancak herkes bu konuda şüpheliydi ve kimse durumun böyle olduğuna inanmak istemiyordu.

Lucia gerçeği uzun süre sonra öğrenmişti. İstihbarat, yüksek aristokrasinin arka kapılarından gelmişti, ancak güvenilirliği yüksekti.

Söylentilerin varsaydığı gibi, Dük ne o genç kadına aşıktı ne de kadının soylu ailesi varlıklıydı. İki soylu aile bir tür anlaşma yapmıştı.

Kadının değeri tam da herhangi bir nüfuzu veya zenginliği olmayan bir soylu olması gerçeğinde yatıyordu. Taran’ın düklüğünü etkileyemeyecek sözde bir eşe ihtiyacı vardı. Bu yüzden o kadınla evlenmişti. Dük söylentilere yanıt vermemiş, söylentiler de kısa süre sonra gerçeğe dönüşmüştü.

‘Böyle bir şey olduğu belliydi.’

‘Başka neden Taran Dükü böyle bir kadınla evlensin ki?’

Soylu kadınlar öylesine hırsla konuşuyorlardı ki neredeyse kan öksüreceklerdi. Böyle iyi bir anlaşmaya yenik düşmelerinin öfkesini dışa vurmalarının tek yolu buydu.

‘Kadının nesi var ki? Hepiniz aynı değil misiniz?’

Bir erkek, aile soyunu devam ettirmek için sağlıklı bir rahme sahip bir kadın arardı, kadın ise karşılığında varlıklı bir erkek isterdi. Bu sözleşmeye bağlanmış bir strateji biçimiydi.

Dük'ün evlilik süreci farklı olsa da, ülkedeki diğer soylularla az çok aynıydı. Her halükarda, genç kadın yine de bir dükün resmi karısıydı. Dük herhangi bir cariye almamış, gizli sevgilisi olup olmadığı bilinmese de, böyle bir şey hakkında hiçbir söylenti çıkmamıştı. En azından Taran Dükü, Kont Matin kadar aşağılık biri değildi.

—–

Lucia dalgınlığa kapılmışken, Taran Şövalye Müfrezesi çoktan geçmişti ve farklı bir şövalye takımı yanından geçiyordu. Lucia, Taran şövalyelerinin gittikçe daha da uzaklaşmasını izlerken, bir şeyi sıkıca kavramıştı. Elinde ne olduğunu görmek için baktı; bu Norman'ın romanıydı.

‘Sözleşmeli evlilik...’

Norman'ın en son popüler romanının teması sözleşmeli evlilikti. Bu, Lucia'nın fazla düşünmeden önerdiği bir fikirdi. Farkında olmadan Taran'ın evliliğini düşünmüş olmalıydı.

‘Sözleşmeli evlilik...’

Lucia'nın gözlerinde bir ışık parıldamaya başladı.

‘Sözde bir eş.’

Vücudu ani bir aydınlanmayla titredi. Adeta vücudundaki tüm kanın boşaldığını ve geride yalnızca derin bir soğukluk kaldığını hissetti.

‘Dük'ün karısı...’

Lucia dudaklarını ısırdı. Bu plan, kaderinden başarıyla kaçmanın anahtarı olabilirdi.

‘Bunu denemeli miyim?’

Lucia’nın ilk önce Taran Dükü ile tanışması gerekiyordu. Ama nasıl? Sırf onunla tanışmak istediği için bunu yapabilecek biri değildi ki. Kralın kendisi bile Taran’a istediği gibi emir veremezdi.

‘Doğru ya… bir parti! Bu gece bir zafer kutlaması var.’

Ayın 3'ünden 5'ine kadar her gece bir balo olacaktı. Dük’ün bu balolardan birden fazlasına katılması gerekiyordu ve en olası olan ilk geceydi. İlk gece davetiye almak daha kolaydı, çünkü parti yeri büyüktü.

Lucia’nın prenses kimliği bir baloya katılmak için fazlasıyla yeterli olduğundan muhtemelen herhangi bir sorun çıkmayacaktı.

Bu geceki parti için hazırlanacak çok şey vardı. Öncelikle Lucia’nın bir elbiseye ihtiyacı vardı. Biriktirdiği parayı kullanma zamanı nihayet gelmişti. Yapması gereken her şeyi düşündü ve hızla harekete geçti.

“Hiç... kalmadı mı?”

Kadın çalışan özür dilercesine başını salladı ve Lucia oracıkta yere yığıldı. Buraya gelene dek hiç durmadan koşmuştu; zira bu onun son umuduydu, ama hepsi boşunaydı.

Böyle bir baloya yakışacak kadar kaliteli elbiseler yapan, ancak yine de Lucia’nın bütçesi dahilinde olan pek giyim mağazası yoktu. Normalde dükkanlar elbiselerle ağzına kadar dolardı, ama şimdi özel bir durumdu.

Bu uzun bir süreden sonra ilk kez düzenlenen abartılı bir balo olacaktı. Başkentteki tüm soylu kadınlar katılacaktı. Lucia gibi çok parası olmayan pek çok soylu vardı, bu yüzden bu uygun fiyatlı elbiseleri satın almak savaşa girmek gibiydi.

Son dakikada alabileceğini düşünmesi çok aptalcaydı. Bir ay önce ön sipariş vermiş olmalıydı. En geç bir hafta önce kusurlu ya da idare eder durumda bir elbise elde edebilirdi.

‘Partiye gitmeye daha bugün karar vermişken ne yapabilirim ki?!’

“Aslında... bir elbise var...”

Kadın çalışan, büyük bir çaresizlik içinde görünen Lucia'ya acımış olmalıydı.

“Bir tane kaldı mı?”

“Şey… birkaç yıllık, o yüzden tarzı biraz... Eh, biraz elden geçirilirse, işe yarar...”

“Sorun değil! Satın alıyorum. Ne olursa olsun, o benim!”

“Hayır, ama elbise biraz fazla küçük.”

“Çok mu küçük?”

“Onu sen giyeceksen olur. Ama onu giyen sen olmayacaksın, değil mi?”

“Ben giyeceğim!”

Lucia aceleyle cevap verdi, ancak ardından cevabını tekrarladı.

“Demek istediğim, onu giyecek kişi aynen benim gibi biri. Tam benimle aynı vücut yapısına sahip, bu yüzden sorun olmaz.”

“Öyle mi? O zaman lütfen içeri gelip elbiseyi dene. Fazladan tadilata ihtiyacımız var mı bir bakayım.”

Kadın çalışan deponun derinliklerini karıştırıp bir elbiseyle çıkageldi. Lucia'nın yüzü neşeyle aydınlandı. Bu mütevazı ve sade pastel mavi bir elbiseydi. Yıllar öncesinden kalma bir tarz olmasına rağmen ucuz hissi vermiyordu.

Lucia üstünü değiştirip aynaya baktı. Elbisenin korsesi ya da tarlatanı yoktu, bu yüzden karmaşık görünüyordu. Lucia saçını dağınık bir topuz şeklinde yapmıştı ve makyajı dağınıktı, bu yüzden her şey uyumsuzdu. Kadın çalışan, etrafında dönerek orasıyla burasıyla oynadı.

“Küçük hanım, nasıl bu kadar ince bir bele sahipsin? Muhtemelen korselerimizden hiçbiri sana uymaz. Görünüşe göre kalça kısmını yeniden ayarlamamız gerekiyor. Biraz kısa, bu yüzden… muhtemelen bir şeyle örtmeniz gerekecek. Buradaki dantel yırtık, bu yüzden onu kesip yeni bir parça eklememiz gerekiyor… Elbiseye biraz tadilat lazım.”

“Burada yaptırabilir miyim?”

“Hmm… Çok iş gerektirecek gibi, o yüzden özür dilerim. Zaten tadilat bekleyen birçok başka elbisemiz var.”

“Bunu tadilatsız giyersem...”

Kadın çalışan tüm gücüyle başını salladı.

“Bu asla olmamalı. Kendini rezil edersin.”

Kadın çalışan, Lucia'nın sıkıntılı yüzünü görünce, bir yardım teklifinde daha bulundu.

“Annem çoktan emekli oldu ama… Çok uzun zaman elbise tadilatı yaptı. Senin için mahzuru olmayacaksa...”

“Tabii ki mahzuru olmaz!”