Artık başlıyoruz ha? Hele şükür.. ?
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
41. Bölüm Yeni Evliler (14)
Bir erkeğin vücudunun ince detaylı kaslarına uzanmış, bir kadın vücudu yatıyordu. Başını adamın omuzlarına yaslayıp yanağını göğsünün üstüne yerleştiren Lucia, onun çıplak sırtını nazikçe okşamasının tadını çıkarıyordu. Dük’ün göğsü avucunun altındaydı ve genç kadın onun teninin sıkılığından büyülenmiş gibiydi, bu yüzden tenini biraz sertçe dürtüyordu.
“Yarından itibaren birkaç günlüğüne Roam'dan uzakta olacağım.”
“Nereye gidiyorsun?”
“Tımar teftişi. Bundan sonra ayda bir veya iki kez etrafa bakmayı planlıyorum.”
Yeni evlilerin hayatı denen tatlı rüyaya kapılmış olsa da Hugo yapması gerekenleri unutmamıştı.
“Bir Lordun bunu yapması gerekir mi?”
“Elbette. Düzeni korumam gerek.”
Bu insanlar efendilerini görmedikleri takdirde gidecek başka bir yer arayan tiplerdi ve Hugo bu olmadan önce onları sıkı kontrol altına almak zorundaydı.
Başka yerler aramaya çalışan budalaları gözlemleyip tespit etmek ve onları uyarıp icaplarına bakmak zevkli olsa da, Lucia’nın önünde bu kadar kaba bir ifade kullanmaktan kaçınıyordu.
‘Tımar teftişi... bu onun zaten yaptığı bir şeymiş.’
Lucia’nın rüyalarındaki kocası Kont Martin, tımarını bir kez bile ziyaret etmemişti ve beklendiği gibi Lucia da oraya hiç gitmemişti.
Ancak zaman zaman tımardan vergi raporlarıyla gelenleri görürdü, Kont da raporları yüzlerine fırlatıp bağırırdı.
“Uzun sürer mi?”
“Yaklaşık üç dört gün. Uzun bir ziyaret olursa, birkaç gün daha sürebilir.”
‘Birkaç gün burada olmayacak.’ Lucia biraz garip hissetti.
Genç kadın evlendikten hemen sonra Roam'a gelmiş ve yaklaşık bir ay yalnız kalmış olsa da, bir süre sonra Dük’ün yanında olması doğal hale gelmişti.
‘Lütfen çabucak gel.’ derse, Hugo’nun sinirlenip rahatsız olup olmayacağını merak etti.
“Bir sonraki çay partin iki gün sonra, değil mi?”
Lucia'nın ikinci çay partisi iki gün sonra yapılacaktı. Son çay partisinden bu yana neredeyse iki hafta geçmişti.
İlk çay partisinin başarısı nedeniyle, Lucia ikincisini dört gözle bekliyordu, ancak onun etrafta olmayacağını düşününce, hevesi bir anda azaldı.
“Evet.”
“Sana verecek bir şeyim var. Yarın veya sonraki gün gelmesi gerekiyor.”
“O ne?”
“Bir hediye. Son çay partisinin hediyesi biraz eksik kalmış gibi hissediyorum.”
Sakin bir sesle konuşuyordu ama Lucia'nın kalbi hızla atmaya başlamıştı. Beklenmedik ve ani hediye kalbinin pırpır etmesine neden olmuştu.
“Hediyenin ne olduğunu sorabilir miyim?”
“Bir kolye.”
Adamın sesi çok hissiz olduğu için, Lucia'nın heyecanla atan kalbi hafifçe soğudu. Bu sadece resmi bir hediyeydi fakat o kalkıp yüksek beklentilere girmişti.
Lucia, Dük’ün daha önce birine hiç kendi başına hediye vermemiş basit kişiliğini henüz kavrayamamıştı.
“Mücevherlerden hoşlanmıyor olabilir misin?”
“Mücevher sevmeyen var mıdır?”
“O zaman bu iyi. Ben yokken özel bir planın var mı?”
“İki gün sonra çay partisi ama onun dışında…”
“Yani özellikle bir şey yok mu? Ben yokken ani veya beklenmedik bir şey yapmayı düşünme. Sadece uslu dur.”
“Ne gibi beklenmedik bir şey?”
“Sadece her zaman olduğun gibi olman gerektiğini söylüyorum. Ve özellikle de dışarı çıkma.”
Lucia onun neden birdenbire dışarı çıkmaktan bahsettiğini merak etti. O Roam'a geldiğinden beri, zaten genç kadın kaleden hiç ayrılmamıştı.
Kalede ihtiyacı olan her şey onun için hazırdı, dolayısıyla dışarı çıkmasına gerek yoktu. Ve belki de hareketli bir hayata kıyasla sakin ve değişmeyen bir hayatı tercih ettiği için Lucia’nın sıkıcı bir kişiliği vardı.
Bunca zaman boyunca, Lucia ona dışarı çıkmak istediğini hiç söylememişti, bu yüzden birdenbire neden böyle bir şey söylediğini anlayamadı.
“Neden?”
“Dışarı çıkmak mı istiyorsun?”
‘Ben yokken bölgemin dışına çıkma.’ Adamın asıl söylemek istediği buydu.
“Hayır ama ne olacağını asla bilemezsin. Bir karar verebilmem için bana kesin nedeni söylemelisin.”
“Ben makamımda değilken, Düşesimin ona göz kulak olması gerekir, değil mi?”
Hugo oldukça makul bir cevap bulduğu için kendinden memnundu. Lucia’nın onun yerine görevleri halletmek için Roam'da kalması gerekmiyordu ama genç kadın onun sözlerinde boşluk bulamadı ve sadece mantıklı olduğunu düşündü.
“Ah evet.”
Bir süredir hiçbir şey söylemediği için Lucia ona baktı ve onu kendisine bakarken buldu.
“Bana söylemek istediğin başka bir şey var mı?”
Hugo kıkırdadı ve başını eğip onun alt dudaklarını yakaladı. Yavaşça ısırdı, sonra da emdi.
Masum bir yüz ifadesi ve berrak gözlerle sözlerini dinleyen eşi, fazlasıyla güzeldi. Hugo şimdiden birkaç gün onu göremeyeceğinden dolayı endişeliydi.
* * *
Philip, Taran Dükü ve şövalyelerinin sabah erkenden Roam'dan ayrılmasını izledi. Onun ikametgahı, Roam'ın dış surlarının iç kısmındaki bir köşedeydi.
Dük'ün baş doktorunun ikametgahı aslında kale surlarının içindeydi, ancak Taran ailesinin reisi sekiz yıl önce değiştiğinden, Philip'in ikametgahı dış duvara itilmişti.
Yer değiştirme dışında, Dük ona ‘özel’ davranmıyor veya zulmetmiyordu.
Dük'ün onunla kesinlikle ilgilenmediğini söylemek daha doğru olurdu. Ayrıca Philip ikametgahını değiştirdiğinde, nesilden nesle aktarılan evin birkaç tıbbi kaydının onunla birlikte taşınmasına izin verilmişti.
Philip, hayatının Hugo'nun sınırlı merhametine bağlı olduğunu asla unutmadı. Tam olarak söylemek gerekirse, bu merhametten çok ödemeydi. Bir can borcunun ödenmesi.
Philip, ne kanı akan ne de gözyaşı döken soğukkanlı düke hayrandı. Taran ailesinin sırrını bilen çevredeki insanlar iz bırakmadan ortadan kaybolmuştu ve bu sırrı bilen tek kişi Philip'ti ama Philip, Dük'ün zulmünü ve vahşetini asla kınamamıştı.
Philip'in ailesinin umutsuzca Taran Dükü'ne bağlı olmasının nedeni, onun Taran soyunun mükemmel timsali olmasıydı.
Uzun zaman önce, dünyada büyü vardı. O zamanlar, Madoh İmparatorluğu dünyayı yönetiyordu ve Madoh İmparatorluğu Xenon'un merkezinde bulunuyordu.
O zamanlar, sıradan insanların yanı sıra onları yöneten birkaç asil vardı. Madoh İmparatorluğunun soyluları sıradan insanlar değillerdi, üstün yeteneklere sahip başka bir ırka mensuplardı.
Bu ırkın siyah gözleri ve siyah saçları vardı. Bunun dışında insanlardan çok farklı görünmüyorlardı ama sıradan bir insandan çok daha üstün ve büyük yetenekleri vardı. Taran ailesi, Madoh İmparatorluğu'nun son kalıntısıydı.
Soylular kendi aralarında evlenerek soylarını korurlardı. Madoh İmparatorluğu büyünün egemenliğindeydi ve yalnızca soylular büyülü güçlere sahip olabilirdi.
Soylular soylulardan doğdukları için doğdukları andan itibaren büyülü güçleri olurdu. Bu birkaç soylu, sayısız insanı bastırıp sömürürdü.
Soyluların hepsi aynı doğuyor gibiydi, çünkü istisnasız hepsi zalim ve acımasızdı. Binlerce insan bir soyluya saldırsa bile, onu alt edemezdi.
Böylece egemen sınıf egemenliğini pekiştirirken, insanların çaresizliği derinleşiyordu ve bu düzen hiç bozulmayacakmış gibi görünüyordu.
Ama bir gün, uzaydan bir meteor yeryüzüne düştü. Büyük bir deprem yarattı ama ıssız bir yere düştüğü için kimse zarar görmedi.
Birkaç araştırmacı buna ilgi gösterdi, ancak bu ilgi kısa sürede duruldu. Sonunda bunu unutulmaz ama değersiz bir olay olarak kabul ettiler.
Ama o günden sonra dünyanın düzeni bozulmaya başladı. Büyü gücüyle dolu olan atmosfer dağıldı ve soyluların kanında akan büyü kaybolmaya başlayıp onların güçlerini sıradan insanlarınkinden daha düşük hale getirdi.
Sıradan insanların fiziksel gücüyle rekabet edemediler ve bir hayli sömürüye maruz kalmış olan insanlar isyan edip bir araya geldiler.
İnsanlar önce korktular ama kendi güçleriyle neler yapabileceklerini anlayınca korkunç bir deliliğe kapıldılar ve o zaman av başladı.
Siyah saçlı ve siyah gözlü soyluların hepsinin peşine düşüldü, takip edildi ve yakalandı. Parçalanıp öldürüldüklerinde şekilleri bile seçilemiyordu.
Madoh İmparatorluğu'nun tüm izleri yakıldı ve yok edildi. Yüz binlere mal olan kitaplar ve eşyalar artık kullanılmaz hale geldi ve çöpe dönüştü. İnsan başını nereye çevirse, uzaktan yükselen dumanı ve savrulan külleri görebiliyordu.
Magnec