Görevlilerin hepsini ayrı ayrı seviyorum muhteşemler cixmxpdmdpkdc
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
22. Bölüm Kuzey Bölgesi (1)
Hugo gittikten bir süre sonra Lucia uyandı çünkü tuvaleti kullanması gerekiyordu. Kendini doğrulttu ve hizmetçileri çağırmak için bir ip çekti. Dünkü aşırı alkol tüketiminden dolayı midesi yanıyordu. Hizmetçiler odanın hemen dışında beklemedeymişler gibi, bir saniye sonra ortaya çıktılar.
“Majesteleri, günaydın.”
“Tuvaleti kullanmak istiyorum, kalkmama yardım edin.”
Hizmetçilere yaslanan Lucia, yataktan çıkmayı başardı. Kendi ayakları üzerinde durmaya çalıştığında, vücudunu bir ağrı saplandı ve yüzünü buruşturmasına neden oldu.
“Kendinizi iyi hissetmiyor musunuz? Doktoru çağıralım mı?”
Lucia bir an hizmetçilerin yüz ifadelerini gözlemledi. Hizmetçiler konuşurken en üst seviyede saygı gösteriyorlardı ama Lucia’ya sanki ‘Nerenizin neden acıdığını biliyoruz’ diyorlarmış gibi geliyordu.
Hizmetçilerin yüz ifadeleri hiç değişmediği için, belki de bu kendi aşağılık kompleksiydi. Yaşlı hizmetçilerin kendisiyle ilgilenmesi onu rahatlatmıştı. Yirmili yaşlarındaki genç hizmetçilerden bazıları onunla ilgilenselerdi, utancından dolayı çok rahatsız olurdu.
Lucia, bir hizmetçinin yaşamının ve alışkanlıklarının her bölümünü biliyordu. Efendilerinin önünde her zaman boş yüz bir ifadesiyle durmak üzere eğitildikleri için nezaketle davranırlardı. Ancak bu davranışı ancak efendilerinin karşısında olduklarında sürdürürlerdi. Efendilerinin arkasından, diğer normal insanlar gibi güler ve alay ederlerdi.
Hizmetçiler genellikle efendileriyle aynı köşkte kalırlardı ve özgürlükleri kısıtlıydı. Bu nedenle, ilgi ve eğlence kaynakları, doğal olarak efendilerinin aile işlerine yönelik olurdu. Hayatları, efendilerinin sözleri ve alışkanlıklarına dikkat etmenin tekerrüründen ibaretti. Sıradan hayatlarında, o anlar onlara önemli olaylar gibi gelirdi.
Lucia hizmetçi olarak çalıştığında, tamamıyla işlerine odaklanmıştı. Sessiz ve samimi bir hizmetçi olmuştu. Sonunda, efendisinin gözde hizmetçisi olmuş ve büyük sosyal etkinlikler sırasında ona sık sık refakat etmişti. Lucia efendisinin gözdesi olduğunda, diğer hizmetçiler ona küçümseyerek bakmışlar ve onu dışlamışlardı.
Daha özgür davranışlı bir kişiliği olsaydı, Lucia, efendisinden diğer hizmetkarları cezalandırmasını ister ve başı dik bir şekilde dolaşırdı. Ancak onun umursadığı tek şey işini en iyi şekilde yapmaktı.
Bunun için ona minnettar olacakları düşünülebilirdi, ama öyle değildi. Onlar Lucia’ya bir böcek gibi davranmışlardı. Buna rağmen Lucia onların davranışlarını görünce incinmemişti. Hizmetçiler pek de zarif sohbetler yapmıyorlardı. Bu, özellikle sabahları efendileri aynı yatak odasından çıktıktan sonra geçerliydi. O zaman hizmetçilerin dedikoduları iyice zıvanadan çıkardı. Lucia, diğer hizmetçilerin neye güldüğünü dinlerken sadece iç çekerdi.
Bunlar Dük'ün hizmetçileriydi ama farklı olmayacaklardı. Ancak hizmetçiler bu şekilde konuşurken görülmedilerse, Lucia’nın onları cezalandırmak için bir şey yapması mümkün değildi.
Perde arkasındaki tüm karanlık ve kirli sırları bildiği için Lucia biraz stresliydi.
“Gerek yok. Bana biraz yardım etmeniz yeterli olur. Bu arada, dün bir bardak kırdım.”
“Biz zaten temizledik. Ama lütfen önlem olarak terliklerinizi giymeyi unutmayın.”
Lucia, hizmetçilerin odaya girip çıktıklarından habersiz, bunca saattir kütük gibi uyumuştu. Bayılmış olması mümkündü. Lucia yavaş adımlarla yatak odasına dönerken pencerenin önünde durdu. Ona destek olan hizmetçiler de durup sessizce onu beklediler.
Balkonun hemen dışındaki büyük bahçeyi görebiliyordu. Burası devasaydı, malikaneye doğru hızla koşan birini fark edince kendi kendine mırıldandı.
‘Roy Krotin...?’
Adam avcılar tarafından kovalanan bir yaban domuzu gibi koşuyordu. Bu sabah bir şey mi olmuştu? Lucia tek bakışta, bunun önemli bir şey olduğunu anlayabiliyordu.
“Majesteleri şimdi nerede?”
“Bu sabah erkenden Kuzey bölgesine gitti bile.”
“Burada değil mi?”
“Baş uşak şu anda sizi bu konuda bilgilendirmek için bekliyor, hanımefendi.”
“O zaman odaya girmesine izin vermeliydiniz.”
“Buraya girmesine izin verilmiyor...”
“Ah…”
Kocası yanında olmadığı sürece, kadınlar dışında kimsenin yatak odasına girmesine izin verilmezdi. Xenon, zina yasaları konusunda çok esnekti ancak rastgele bir erkeğin efendisinin yatak odası odasına girmesine izin vermek son derece tabuydu.
Boşanma talebini reddedemezler ve en ufak bir tazminat alamazlardı. Dışarıda bahçelerde sorun olmazdı ama yatak odalarının içinde yasaktı. Bu eski zamanlardan kalma gülünç bir gelenekti.
Savaştan önce, Xenon'da düzensizlik olduğunu iddia ederek Xenon'u suçlayan farklı bir ülke vardı. Xenon, ülkenin kraliyet ailesine hakaret ettiklerini söyleyen bir mektup göndermiş ve bir özür almayı başarmıştı… Ama yine de, Lucia hizmetçilerin sözlerinden şüphe duymuyordu.
“Bu sabah yola çıkma planlarına ne oldu?”
“Majesteleri her şeyin yarına ertelenmesini emretti.”
“Öyleyse çok acil bir şey olmamalı. Uşakla daha sonra konuşacağım. Biraz daha dinlenmek istiyorum.”
Lucia bir bardak ballı su istedi ve tekrar uyudu. Roy'un bir süre önceki çaresizliğe kapılmış yüz ifadesi onun düşüncelerinde parıldamaya devam etti. Dük sabah erkenden ayrılmıştı, peki Roy'un neye ihtiyacı vardı? Bunu düşünmek çok zahmetliydi, bu yüzden genç kadın uyuyakaldı.
***
“Bu nasıl olabilir? Nasıl?”
Roy, parlak sabah güneşinin altında öfkeden tütüyordu. Kızıl saçları o anda yanan alevlere benziyordu. Bu sık görülen bir manzaraydı dolayısıyla kimse izlemekle ilgilenmiyor gibiydi.
“Peki ya Veliaht Prens ne olacak? Senin burada ne işin var?”
“Kimin umurunda? Ben bu işi yapmayı kabul etmedim!”
Veliaht Prens, burada güvenilir bir muhafız bıraktığı takdirde Hugo’nun başkentten ayrılmasına izin vermeyi kabul etmişti; Roy, anlaşma için seçilen adaydı. İş beceriye geldiğinde Roy'u yenebilecek kimse yoktu. Roy'u yenebilecek tek kişi Hugo'ydu.
Roy'un fikirleri kimsenin umurunda değildi. Hugo, Roy'un itirazlarını görmezden gelerek, her zamanki üslubuyla ‘çünkü ben öyle söylüyorum’ diye emir vermişti. İki gece önce Roy, Kwiz'in muhafızı olmayı reddederek bir öfke nöbeti geçirmişti ve Hugo onu fena bir şekilde dövüp yüzünü dağıtmış ve işi kabul etmeye zorlamıştı.
Bu sabah Dük, Kwiz'e posta yoluyla bir mesaj göndermişti. Roy da Veliaht Prens'in omzunun üzerinden bakarak o mektubu okumuştu. Bu Kuzey'de bir şeyler olduğunu, bu yüzden Kuzey topraklarına gideceğini açıklayan kısa bir mektuptu. Roy mektubu okuduğu anda, olabildiğince hızlı bir şekilde malikaneye koşmuştu ama Dük çoktan gitmişti.
“Lord sana görevini çoktan verdi. Geri dönmen senin için daha iyi olacak, görev yerini boş bırakman iyi değil.”
“Kimsenin buna vakti yok! Kuzeyde işler kötüye gidiyor! Beni bu kadar eğlenceli bir şeyin dışında nasıl bırakabilir?” Dean, Roy'a zavallıymış gibi baktı.
“Sen böyle bir şeye eğlenceli mi diyorsun?”
“Bir heykel gibi Veliaht Prens'in yanında sıkışıp kalmaktan yüz kat daha eğlencelidir! Onun peşinden gideceğim.”
“Evet, doğru. Hiç durma. Lord seni gördüğü yerde öldürecek.”
Dean'in acımasız tahminine rağmen, Roy Dean'le kol kola girdi.
“Hıh, Lord beni eşek sudan gelinceye kadar dövebilir ama beni asla öldürmez.”
“Ne tuhaf şeylerle gurur duyuyorsun. Dediğin gibi ölmezsin ama muhtemelen bir kolunu ya da bacağını kaybedersin. Hayır, bekle. Hiçbir kemiğini kırmaz ama seni öyle fena döver ki üç dört gün hareket edemezsin.”
Roy sinirli gözlerle ona baktı ama sonunda omuzlarını düşürdü. Roy, Lorduna çok hayrandı ama zaman zaman gerçekten eşsiz bir kişiliği vardı. Ama Dük, Roy dışında diğer şövalyeleri dövmekle uğraşmazdı.
Dük'ü kızdırmaya cüret eden tek kişi Roy'du. Bir başka bakımdan, böylesine korkunç dayaklara maruz kalırken adamın Dük'e karşı gelmeye devam etmesi takdire şayandı.
“Evet, oldukça acı verici. Asıl senin burada ne işin var? Nasıl oldu da Lordun peşinden gitmedin?”
“Kuzeye ulaşana kadar hanımefendiye eşlik etmekten sorumluyum.”
“Ah… Doğru ya. Majesteleri artık evli.”
Roy düz bir sesle mırıldandı. Dük'ün evliliğini duyduklarında başkalarının ağzı şaşkınlıktan açık kalmıştı ama Roy pek tepki vermeden bu haberi normal karşılamıştı. Roy'un zihniyeti normal halkınkinden biraz farklıydı.
“Mm, evin hanımı kim oldu? Onun bir prenses olduğunu duydum.”
‘Gerçi bu konuda zaten bilgim vardı.’
Roy, Dük'ün özel bilgilerini öyle düşüncesizce açıklayacak kadar aptal değildi. Roy, Dük ve Prenses'in tanıştığı gün ne zaman aklına gelse kıkırdıyordu.
“Birazcık endişeliyim. Soylulara eşlik etmeye… alışık değilim.”
“Muhtemelen iyi olacaksın.”
“Hm? Evin hanımı ile daha tanışmadın mı?”
Roy başını kaşıdı.
“Hayır, daha doğrusu… Her neyse, muhtemelen iyi olacaksın. İçgüdülerim öyle diyor.”
Dean kahkahayı patlattı.
“Tamam. O hayvani içgüdülerine inanacağım. Her neyse, işin başındayken pes et ve görevine dön. Uşak seni görürse, sana fena fırça atar.”
“Uh… Jerome… beni korkutuyor.”
Bazen Lord’dan çok daha korkutucuydu.
“Teşekkür ederim.”
Arkalarından yankılanan sesle Roy'un yüzü soldu. Jerome bir süre önce arkalarında belirmişti ve onlara aç vahşi bir canavar gibi bakıyordu. Roy, sanki kapısına Azrail gelmiş gibi çığlık attı.
Magnec