Ellerinize sağlık çeviri için ve şapşal tavşan lucia...
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
16. Bölüm İlk Gece (1)
Ne düğün alayı, ne tebrik edecek bir misafir, ne de iyi dilekler vardı. Hugo Taran ve Vivian Hesse bir masada karşılıklı oturup evlilik sözleşmelerini imzaladı.
Lucia belgelere soyadı olan ‘Hesse’yle ve adı ‘Vivian’ın sadece baş harfiyle imza atmıştı. Evlilik sözleşmeleri için norm buydu. Ancak bu evlilik sözleşmesi için en üste tam adını yazmış ve hemen aşağıda standart imzalama yöntemini kullanmıştı.
Vivian. Onun adı buydu. Lucia beş yıldan fazla bir süre Kont Matin ile birlikteyken Vivian olarak yaşamıştı. Boşanmasının ardından hayatının geri kalanını Lucia olarak geçirmişti. Ama şimdi, hayatının geri kalanını Vivian olarak yaşaması gerekecekti.
Lucia, Vivian adının kendisine ait olduğunu hiç düşünmemişti. Bu isimle yaşadığında, ıstırap ve acıdan başka bir şey hissetmemişti. Lucia ve Vivian iki farklı insan gibiydiler. Evlilik sözleşmesinde yazan ismin gerçekten kendisine ait olup olmadığı konusunda endişeliydi.
Bu evlilik nedeniyle hayatının geri kalanında sahte kabuğu olan Vivian’ın üzerine yapışıp kalacağından dolayı üzgündü, ancak aynı zamanda bir rahatlama hissediyordu. Bir yandan, dış kabuğunu kırabileceğine ve dış dünyaya kaçabileceğine dair küçük bir umudu vardı. Öte yandan Lucia, içine düşeceği karanlık deliğin dibini göremiyordu. Lucia’nın duygularını tek bir kelimeyle ifade edebilmesi mümkün değildi.
Lucia’nın hayatında daha önce hiç görmediği iki adam şahit olarak duruyordu; süreç basitti, Lucia hızla Taran Dükü’nün resmi karısı sınıfına yükselmiş ve düğünleri bu şekilde son bulmuştu.
Lucia'nın düğün gibi şeylere merakı yoktu, ama evlendikten sonra verilen klasik öpücüğün atlanmış olmasına biraz üzülmüştü. O ilk öpücüğün ardından, Dük’le asla herhangi bir fiziksel temas kurmamıştı. Başka bir yere bakıyormuş gibi yaparak onun dudaklarına bir bakış attı.
Adamın kapalı dudakları düz bir çizgide uzanıyor, görünen o ki inatçı tabiatı onlara da yansıyordu. Çok kalın değildi; dudakları onunkilere bastırıldığında çok yumuşak gelmişti. Hugo, Lucia'nın dudaklarını emerken dili de ağzına girmişti...
“Yarın sabah Kuzey'e gideceğiz.”
“Evet… tamam!”
Dük’ün ağzı aniden açıldığında, Lucia şok içinde sıçradı. Adam garip gözlerle ona bakınca hemen dikkatini dağıtıp başka bir yöne baktı. Genç kadın o anda yüzünün kızarıp kızarmadığı konusunda endişeliydi.
‘Aah, delirmiş olmalıyım. Ne yapıyorum ben? Cidden.’
“Başkentte kalmak istiyorsan, sorun değil.”
Lucia’nın hızla atan kalbi aniden biraz durgunlaştı, esen soğuk bir rüzgar uzaklara doğru uğuldadı. Evlilik sözleşmesinin mürekkebi henüz kurumamıştı ama o şimdiden ayrılmayı önemsiz bir şeymiş gibi düşünüyordu.
Lucia onun kendisini bir kadın olarak görmediğini fark etti. Sıcak ve sevgi dolu bir evlilik hayatı gibi bir beklentisi yoktu, ama kötü hissetmekten de kendini alamıyordu.
Kalbi acıyla sıkıştı. Hugo evliliklerinin asla onları birbirine bağlayacak bir şey olmayacağını ilan ediyordu. İlk başta biraz ümidi olan Lucia tüm bunları bir kenara attı, şu anda kalbinde bir parça hayal kırıklığı bile yoktu.
“Peşinizden gelirim. Ama Majesteleri burada kalmamı dilerse, öyle yapacağım.”
Lucia gözlerini yere indirip yumuşak bir sesle konuşarak sözlerine duygu karıştırmamak için elinden geleni yapmıştı. Ona meydan okumaya falan çalışmıyordu. Burada kalmanın hiçbir faydası yoktu. Adamın bakışlarını tüm vücuduyla hissediyordu.
Lucia mümkün olduğunca sakin ve huzurlu bir şekilde, hayatı akışına bırakarak yaşamayı umuyordu. Hugo’yu bir kadını fiziksel olarak taciz edecek bir adam olarak görmüyordu ama fazladan dikkatli olmanın kötü bir yanı olmazdı. Bir kadının fiziksel olarak tacizci bir erkeğe karşı ne kadar çaresiz olacağını zaten tecrübe etmişti.
“Başkentin aksine orada eğlenceli bir şey yok. Kesin bir karar vermelisin ki sonradan pişman olma.”
“Sorun değil.”
‘Zaten başkentteki hiçbir şey bana zevkli gelmiyordu.’
Arabaları yola çıktıktan sonra ikili gidecekleri yere varana kadar konuşmadılar. Oraya varır varmaz Hugo indi ve kendisini oval ofisine kapadı. Lucia ön kapıda yalnız kalırken, sadece Jerome ona malikaneyi gezdirmek için geride kalmıştı.
“Selamlar, Hanımefendi. Taran Dükü'ne hizmet eden şu anki uşak benim. Lütfen bana Jerome deyin.”
Adam 30'lu yaşlarındaymış gibi görünüyordu. Lucia gece mavisi gözlere sahip, düzgün görünüşlü bu adama aşinaydı. Bir keresinde Dük'ü ziyaret ettiğinde çay ikram etmişti. Demek o uşaktı. Dük'ün baş uşağı olmak için fazla genç görünüyordu.
“Tanıştığımıza memnun oldum. Geçen seferki çay çok lezzetliydi, Jerome.”
Jerome, Lucia'yı tuhaf bir şekilde izledi, ancak duyguları hemen gözden kayboldu. Bunun yerine sevimli ve nazik bir ses tonuyla cevap verdi.
“Teşekkür ederim. Lütfen formaliteler olmadan konuşun, Hanımefendi.”
“En rahat bu şekilde konuşuyorum. Ah, bu Dük'ün evinin hanımına uygun değilse, kötü alışkanlıklarımı düzeltirim.”
“Konu bu değil. Hanımefendi, siz ne söylerseniz Taran'ın yeni kuralı olur. Önce yemek mi yiyeceksiniz yoksa dinlenecek misiniz? Size malikaneyi gezdirmemi ister misiniz?”
Lucia az önce gerçekten inanılmaz bir şey duymuştu. Ama şu anda kötü bir baş ağrısı çekiyordu ve konu üzerinde çok fazla duramayacaktı. O anda en çok istediği şey ilgisini çekmişti.
“Önce dinlenmek istiyorum.”
“Size yatak odanıza giden yolu göstereceğim.”
Jerome, Lucia'ya yatak odasına kadar eşlik etti ve onu orta yaşlı iki kadınla tanıştırdı.
“Bunlar, rahatınız için ihtiyaçlarınızı karşılayacak iki hizmetçiniz olacak.”
Jerome hızla onların isimlerini ve deneyimlerini tanıttı. Lucia soyunurken hizmetçiler onunla ilgilendiler ve genç kadın iç çamaşırıyla yatağa girip acı veren baş ağrısının geçmesini bekledi.
Derin bir uykuya daldıktan uzun bir süre sonra bir sesle uyandı. Neyse ki başı artık ağrımıyordu.
“Hanımefendi, neden uyumadan önce biraz yemek yemiyorsunuz?
Hizmetçisi ona çok temkinli bir ses tonuyla sordu. Hanımının huyunu bilmiyordu ve kendisine bağırıp vurmasından korkuyordu.
“Hım… Ne kadar uyudum?”
“Yaklaşık altı saattir uyuyorsunuz.”
“Çok uyumuşum.”
“Şu anda akşam yemeği hazırlıyoruz.”
“Majesteleri çoktan yemek yedi mi?”
“Daha sonra oval ofisinde hafif bir yemek yiyecektir. Bakması gereken çok sayıda resmi işi varken yemeklerini sık sık ofiste yiyor.”
Sonuç olarak, bu Lucia'nın yalnız yemesi gerektiği anlamına geliyordu. Lucia evlendiği gün, leziz ikramlarla dolu büyük bir masada yapayalnız oturdu. Biraz hayal kırıklığına uğramış hissetti. Birlikte yemek yemek o kadar da zor bir şey değildi. Sonuçta aynı evde yaşıyorlardı.
Suratı biraz asılmış olsa da bunları kafasından atmak için elinden geleni yaptı.
‘Hiçbir şey için umut etme. Beklentiye girmeyelim.’
Her küçük ayrıntı yüzünden hayal kırıklığına uğrarsa, evlilik hayatı kısa sürede cehenneme dönerdi.
‘Kendime rahat bir yuva buldum ve hayatımın geri kalanı için endişelenmeme gerek yok. O adamdan da kurtulmuş oldum.’
Bunlar onun başlangıçta istediği şeylerdi. Ama insan sürekli daha fazlasını isterdi. Daha yeni evlenmişti ama şimdiden kalbine bazı beklentiler yerleşmişti.
“Jerome, bana bakan hizmetçiler hakkında...”
“Evet. Bir tür hata mı yaptılar?”
“Öyle değil. Görünüşe göre en deneyimli ve en yaşlı hizmetçiler onlar, benim önemsiz ihtiyaçlarıma hizmet etmekten sorumlu olmaları için bir neden var mı?”
Lucia, rüyasında bir zamanlar soylu bir ailenin hizmetçisi olarak yaşamıştı. Bu nedenle, yaşlarına ve deneyimlerine bağlı olarak bir hizmetçinin ne tür görevleri üstleneceğini biliyordu.
“Özür dilerim, size önceden açıklama yapmadım. Hanımefendi, sadece bugünlük burada uyuyacaksınız. Yarın, kendi bölgemize gideceğiz. Biz bir yerden bir yere giderken onlar sizinle ilgilenecekler. Bölgemize döndüğümüzde size hizmet edecek hizmetçiler farklı olacak.”
“Ah, bu malikanedeki diğer hizmetçiler başkentte yaşıyor ve bizimle çıkamıyorlar. Öyle mi?”
“Doğru.”
“Öyleyse biz kendi bölgemize döndüğümüzde bu hizmetçiler neyle ilgilenecekler?”
“Yaşlarına ve deneyimlerine göre uygun görevler verilecek.”
“Anlıyorum. Açıklaman için teşekkürler.”
“Rica ederim.”
Bu olayın ardından Jerome, Lucia'nın temel ev işlerini halletmek konusunda hiçbir sorun yaşamayacağı kanaatine vardı. Lucia bunu öğrenecek olsaydı, onun iddialarını kesinlikle reddederdi.
Lucia, bir hizmetçi ona etrafı gezdirirken Dük'ün malikanesini iyice öğrendi. Malikane o kadar büyüktü ki, her yeri gezmesi mümkün değildi. Çevresindeki bahçe de birkaç kat daha genişti.
“Bu konak uzun zamandır Taran ailesine mi ait?”
“Hayır. Taran ailesinin başkentte hiç malikanesi olmadı. Bu malikane birkaç yıl önce hazırlanmıştı.”
“Öyle mi? Bu yerin asıl sahibi kimdi? Malikane ve bahçe çok büyük. Çok prestijli, soylu bir aile olmalı.”
“Efendimiz birçok malikane sahibiydi. Yaklaşık 10 tane satın almış olmalı. Bu, elinde tuttuğu tek malikane, geri kalanı yok edildi.”
“Ya…”
Hugo, Lucia'nın ilk başta düşündüğünden çok daha zengin bir adam olmalıydı.
Banyo geniş ve lükstü. Banyo yapılacak yer, normal küvetler gibi porselenden yapılmamıştı; yerden başlayarak bir duvar örmüşler, burayı bir kaplıcaya çevirmişlerdi. Hizmetçilerin küveti elle doldurmaları gerekmiyordu; bu yere bağlı bir su ısıtma deposu vardı, bu yüzden sıcak su sadece bir musluk ötedeydi.
Lucia bu tür banyoları daha önce duymuştu, ama ilk kez şahsen görüyordu. Genellikle, suyu çekip boşaltmak hizmetçinin işiydi. Suyu ısıtmak ve küveti doldurmak için ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar, şehir çapında bir su sistemi yoktu. Bu nedenle, birçok insan bir tesisi bu seviyeye getirmek için para harcama zahmetine girmezdi.
‘Hizmetçilerin hayatını kolaylaştırmak için bu tür bir su sistemi yaptırdığından şüpheliyim…’
Lucia'nın düşündüğü gibi, bu Dük'ün emrettiği bir şey değildi. Ev tesisatlarından sorumlu olan Jerome, verimli bir sistem yaratmaya çalışmıştı. Hobilerinden biri evin bazı bölümlerini yıkmak ve yeniden düzenlemekti.
Banyodan sonra Lucia yatak odasına döndü. Hizmetçiler büyük bir dikkatle Lucia'yla ilgilendiler. Saçlarının kurumasına yardımcı oldular ve ona cildini yumuşak ve pürüzsüz hale getirmek için kullanılan bir çiçek özü verdiler. Bu, Hugo ile düğünden sonraki ilk geceleri olacaktı.
‘O... Bu gece odama gelmeyecek.’
Lucia bundan emindi. Yarın sabah, kendi bölgelerine döneceklerdi, bu yüzden Hugo onun yerine iyice dinlenmeyi seçecekti. Kuzeye döndükten sonra bile Lucia’nın yatak odasını ziyaret edeceğinin garantisi yoktu. Zaten çocuk istemiyordu. Ömür boyu Lucia'nın yatak odasını ziyaret etmeyecek olması mümkündü.
‘Zaten bir oğlu var.’
Hugo sırf oğlunun iyiliği için bu evliliği yapmıştı. Lucia bir oğul doğuracak olsaydı, işler çok karmaşık hale gelirdi. Dük’ün oğlu kanunla yasallaştırılmış olmasına rağmen, yasal eşin doğrudan çocuğu daha fazla güce sahip olurdu.
Dük muhtemelen böyle bir durumu önlemek için elinden gelen her şeyi yapardı. Lucia’ya bunu önemsiz bir mesele gibi söylemişti, ama bu ifadelerin muhtemelen çok fazla ağırlığı vardı. Lucia’nın çocuk sahibi olamayacağını kanıtlaması mümkün değildi, bu yüzden Hugo her zaman ondan şüphelenecekti.
Tüm hizmetçiler gittikten sonra yatak odası sessizleşti. Lucia kendini bir kez daha yatağa attı. Ancak o kadar uzun süre uyumuştu ki şimdi hiç uykusu yoktu. Yatakta bir sağa bir sola dönüp düşüncelere daldı.
‘Bu şekilde daha iyi…’
Lucia onu asla sevmeyeceğine söz vermişti. Hugo aralarına ne kadar mesafe koyarsa, Lucia’nın bu sözü yerine getirmesi de o kadar kolay olurdu. Sadece kısa bir öpücük paylaşmışlardı ve bu genç kadının kalbinin çok hızlı atmasına neden olmuştu; daha fazlasını yaparlarsa, o zaman… Lucia'nın yüzü giderek daha da yanmaya başladı. İki elini sallayarak kendini serinletmeye ve tüm düşüncelerini dağıtmaya çalıştı.
‘Başka bir şey düşünelim. Başka bir şey… Dük'ün karısı olduğum için şimdi ne yapmalıyım…? Yapacak ne var…?’
Yapılacaklar listesinde kocasına fayda sağlayacak ilk şey, asil sosyal toplantılara aktif olarak katılmak olacaktı. Kont Matin her zaman Lucia'nın sosyeteyle kaynaşmasını sağlamak için çaba harcamıştı. Ama Lucia onun beklentilerini asla karşılayamamıştı. Her zaman yorgundu ve tek yapabildiği hareketsiz durup geçen zamanı saymaktı.
‘Haa... Soyluların partilerine katılmak. Bu konuda kendime güvenim yok…’
Bu gerçeği gizlemek, bir sözleşme ihlali olarak sayılır mıydı?
Dük'ün asıl karısı, yani Lucia’nın rüyasındaki karısı bu sosyal etkinliklerde yakınlıklar kurma ve kaynaşma konusunda çok yetenekliydi. En yeni ve en pahalı elbiseleri satın alıyor, her türlü mücevherle kendisini süslüyordu. Düşes şehrin dört bir yanında dolaşıp karizmatik bir duruşla sosyal etkinliklere katılıyordu. Etrafındaki asil kadınlar ona sonsuz iltifatlar yağdırıyorlardı.
‘Ama arkasından, onu eleştirmekten ve kötülemekten başka bir şey yapmazlardı.’
Düşesin harika bir geçmişi yoktu. Her nasılsa buraya yuvarlanmış zavallı bir taştan başka bir şey değildi. Bir taş bulmanın hoş bir yanı yoktu. O kadının zengin bir ailede doğup büyümüş sosyetenin soylu kadınlarıyla hiçbir ortak yönü yoktu.
Elbette hiç kimse Düşes'in yüzüne karşı bu kadar açık bir şekilde kaba davranamazdı.
Lucia, sosyetenin partilerine aktif olarak katılma zahmetine hiçbir zaman girmemişti, ama ara sıra katılmıştı. Böylece birçok şeyi öğrenmiş ve görmüştü. Herkesin bir adım gerisinde dururdu, bu sayede başkalarını objektif olarak gözlemleme fırsatı bulmuştu.
Düşesin cazibesini hiç kıskanmamıştı. Kadın zaman zaman sıkıntılı gibi görünüyordu. Düşes ilk başta mütevaziydi, ancak zaman geçtikçe yüksek konumundan dolayı güç sarhoşu olmuştu.
Kont Matin ile evliliği sona erdikten sonra, Lucia bu sosyal partilerden uzaklaşmıştı. Sonra da bazı soylular için hizmetçi olarak çalışmış ve Taran Dükü'nü tanımaya başlamıştı.
Düşes yıllarca değişmemişti. İtibarı zamanla daha da kötüleşmişti. Dük’le evliliklerinin gerçek yüzü ortaya çıktığında, tüm asil kadınlar ona gülüp alay etmiş ve haberi her yere yaymışlardı. Düşes kendi mezarını kazmış, yıllar boyunca çok fazla düşman edinmişti.
‘Daha sonra…’
Lucia daha sonra ona ne olduğundan emin değildi. Kendisi küçük bir ev satın almak için hizmetçi olarak çok çalışıp para biriktirmişti. İşini bıraktıktan sonra sessiz bir yaşam sürmüştü. Tüm o gürültülü ve göz alıcı yüksek sosyete partilerini arkasında bırakmıştı.
Çok nadiren, iş arkadaşlarından bazı dedikodular duyardı. Tüm o dedikodular arasında Taran Dükü hakkında bilgiler de vardı, ancak içerik biraz bulanık gibiydi.
‘Neden... onunla evlendim?’
Lucia dehşete kapıldı.
‘O zaman... Dük'ün asıl karısına ne olacak...?’
Bu daha yeni aklına geliyordu. Lucia kendi bencilliğini fark edince şok oldu.
‘Yapacak bir şey yok.’
Vicdan azabı uzun sürmedi.
‘Eğer herkesin endişesini ve derdini düşünecek olsaydım, kurtlar sofrasına dönmüş dünyada hayatta kalamazdım.’
Lucia, kendi bencil ve zalim kişiliğini bir kez daha fark ederek ürperdi. Ancak bu kişiliği kibar bir kişiliğe dönüştürmek istemiyordu. İyi insanların ezildiğini tecrübe ederek öğrenmişti.
Lucia birçok farklı şeyi düşündükten sonra hiç uykulu hissetmiyordu. Aksine daha da uykusu kaçmıştı. Bir o yana, bir bu yana döndükten sonra kalkıp yatak odasındaki ışıkları yaktı.
‘Odaya bir göz atalım.’
Yatak odasındaki her şey çok büyüktü. Yatağı, kanepe, tüm mobilyalar bu şekildeydi. Ürpertici görünümlü bir odaydı ve bir kadın için çok soğuk görünüyordu. Lucia bu yerde bir geceden fazla kalmak zorunda olsaydı, yeniden dekore etmek isterdi. Genel olarak, ortamda güzel bir denge vardı, ancak bir şey hepsini bozuyordu.
‘O tablo… neyin nesi?
Boş beyaz bir duvarın ortasına dev bir avangard tablo asılmıştı. Bu resmin ne anlatmaya çalıştığı hakkında Lucia’nın hiçbir fikri yoktu; yatak odasına hiç uymuyordu.
Bu Veliaht Prens Kwiz'in gönderdiği resimlerden biriydi. Hugo resmi görünce başkasının yerine utanmıştı. Jerome, alçakgönüllü bir şekilde tabloyla ne yapması gerektiğini sorduğunda şöyle cevap vermişti:
‘Asın.’
Durumdan haberi olmayan Lucia, bunun ünlü bir tablo olup olmadığını merak etti. Tahminleri çok da yanlış sayılmazdı. Veliaht prens her zaman muzır bir kişiliğe sahipti; Dük için özellikle beğendiği bir tabloyu kişisel olarak seçmeye çalışmıştı.
‘Şarap dolabı.’
Duvarın karşısında sınıfa göre sergilenen düzinelerce şarap şişesi vardı. Lucia cam kapının arkasında sergilenen tüm şarap şişelerini inceledi. Bir kadının yatak odasında şarap dolabı olması nadirdi. Belki yaşlı bir kadının odasında bir tane olurdu.
Lucia şaraplar hakkında pek bir şey bilmiyordu ama damak tadına tam olarak uyan, özellikle tatlı, lüks bir şarabı hatırladı. Bu rüyasından bir hatıraydı. Lucia aynı markayı bulunca sevinçten zıpladı. Çıkarıp çıkarmama konusunda bir an tereddüt etti.
“Bu bir kutlama içkisi. En azından kendimi bu kadar ödüllendirebilirim.”
İyi dileklerin verilmediği bir düğündü ama Lucia’nın kendi kendini tebrik etme ve kendine iyi dilekler dileme hakkı vardı.
Şarap dolabının yanında iki kişilik küçük bir masa güzelce kurulmuştu. Ayrıca şarap dolabında birkaç şarap kadehi ve bir açacak vardı. En ince ayrıntı bile düşünülmüştü. Lucia mantarı açtı ve kadehini havaya kaldırıp yavaş yavaş içti.
“Lezzetli… Ha? Hemen bitti mi?”
Sadece birkaç bardak içmişti ama şişe çoktan boşalmıştı. Yeterince içmediğini düşündü, bu yüzden dudaklarını şapırdattı ve daha fazlası için ayağa kalktı, ama o kadar başı dönüyordu ki tekrar yerine oturmak zorunda kaldı.
“Ah… Neden böyle?”
Birkaç derin nefes alan Lucia tekrar ayağa kalkmaya çalıştı. Midesi sıcaktı ve duvarlar dönmeye devam ediyordu.
“Ah... ben... sarhoş oldum herhalde...”
Lucia odanın karşı tarafına sendeleyerek gidip zar zor yatağına uzandı. Birkaç nefesin ardından uykuya daldı. Ancak alkolün yardımıyla bile tam uyuyamadı. Bir süre sonra çok susamış hissederek uyandı.
‘Çok sıcak... Ve ben çok susadım...’
Lucia ilk kez içki içmişti. İçtiği şarabın alkol oranı düşüktü ama ilk kez kullanan biri için oldukça güçlü sayılırdı. Yatak odası soğuk olmasına rağmen, vücudu sıcaktan yanıyormuş gibiydi.
Lucia yatakta dönüp durduktan sonra pijamalarını çıkarmaya karar verdi. Zaten yatak odasında sadece o vardı. Burası onun yatak odasıydı.
‘Başardım. Artık onunla evlenmek zorunda değilim. Geleceğimi değiştirdim.’
Alkol, kalbindeki özgürlük hissini abartmasına yardımcı oldu. Daha cesur oldu ve iç çamaşırlarını da çıkardı. Tüm vücudu sıcaktı ve her yanı pembeleşmişti.
Lucia çarşafların teninde verdiği serinlik hissinin tadını çıkararak yuvarlandı. Kısa bir süre sonra ayağa kalkıp odanın ortasındaki masaya doğru gitmeye çalıştı. Orada gümüş bir tepsinin üzerine yerleştirilmiş bir sürahi su ve bir bardak vardı. Kendine bir bardak doldurdu ve susuzluğunu gidermek için kafasına dikti.
Click.
Sessiz yatak odasında, bu ses kulağa adeta gök gürültüsü gibi geldi. Lucia başını sese doğru bir saniye geç çevirdi. Odanın karşısına baktığında, kabul odasına bağlı olan kapı çoktan açıktı. Kapının yanında duran kişiyi görünce, Lucia elindeki su bardağını düşürdü ve heykel gibi donakaldı.
Magnec