Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

14. Bölüm Düğün Çanları (1)

Çevirmen: Violet / Editor: Güz

Lucia, Hugo'yu kabul odasında bekletip üzerini değiştirmek için odasına gitti.

“Prenses, hizmetçileriniz nerede?”

“Şey… Şöyle ki…”

Arkasından gelen hizmetçilere nedenleri mırıldandığında yüzleri masmavi oldu. En üst düzey saray hizmetçileri, genellikle saray görevlerini kendi aralarında tayin etmekten sorumlu olanlardı. Bu yüzden bugünkü olayların ardından ilk cezalandırılacak olanlar da onlar olacaklardı.

Lucia üstünü değiştirirken, hizmetçiler onunla ilgilenmek için büyük çaba sarf ettiler. Cezalarını hafifletmek için mümkün olan her şeyi yapıyorlardı.

Lucia bilmezden geldi. Görevlerini yerine getirmemeyi seçenler onlardı. Onlara bunun için hesap sormak gibi bir niyeti yoktu, ancak cezalandırılırsa karşı çıkma niyetinde de değildi.

Bugün burada bulunan saray hizmetçileri onun için endişelendikleri için burada değildiler. Buradaydılar çünkü ziyarete gelen şeref konuğundan korkuyorlardı. Başka bir deyişle, güçlü bir Dük'ün desteğine sahip olan prensesten korkuyorlardı.

Kabul odasında Lucia, saray hizmetçilerinin ikram ettiği çaya şaşkın gözlerle baktı. Demek gerçekte böyle yetenekleri vardı. Bu sarayda çay yoktu ama bir yerlerden bulup buluşturup çok hızlı bir şekilde hazırlamayı başarmışlardı. Acaba Lucia saray hizmetçilerinin sunduğu çayı içmeyeli ne kadar olmuştu?

Dük kabul odasının köşelerine baktı; her köşede iki saray hizmetçisi duruyordu. Herhangi bir emri yerine getirmeye hazırlardı ve evlenmemiş bir prensesin bir odada başka bir adamla yalnız kalmaması için buradaydılar.

“Nasılsınız? Biraz önceki güçlü kuvvetli halinizden iyi olduğunuz anlaşılıyor.”

Dük'ün sözleri üzerine Lucia'nın yüzü kıpkırmızı oldu.

“Evet, Majesteleri. Siz nasılsınız? Ani ziyaretiniz beni çok şaşırttı.”

“Sadece sizi örnek aldım.”

Hugo o sırada genç kadının daha önceden kendi malikanesine damdan düşer gibi gelmesini ima ediyordu. Hatalı olan Lucia’ydı, bu yüzden hiçbir şey söyleyemezdi. Bu adam gerçekten kin beslemeyi iyi biliyordu.

‘Demek etrafta başka insanlar olduğunda... benimle resmi konuşacak.”

Bu şaşırtıcı bir şey değildi, ama Lucia sanki adam kendisine karşı çok nazik davranıyormuş gibi hissetti. Ani ses tonu değişikliği onu biraz şaşırtmış gibi görünüyordu.

“Sizinle konuşmam gereken bazı önemli şeyler var, o yüzden hizmetçileri en güvenilir hizmetkarlarınızla ​​değiştirmeniz daha iyi olur.”

“Huh? Ah… Şu anda yanımda hizmetçim yok…”

“Bir görev için mi ayrıldılar? Tek bir tane yok mu?”

Doğrusunu söylemek gerekirse, Lucia’nın hiç hizmetçisi yoktu. Ancak Lucia evet dercesine başını salladı. Bir an sessizce düşünen Hugo daha sonra ayağa kalktı.

“Hafif bir yürüyüşe çıkmanızın mahzuru var mı?”

Lucia beklemede olan iki hizmetçiye baktı ve ayağa kalktı. Etrafta dolaşabilecekleri tek yer, sarayın yanındaki minik bahçeydi ama biraz uzaklaşırlarsa, herhangi biri kulak misafiri olmadan konuşabileceklerdi.

“Neden hizmetçilerinin görevlerini bizzat sen yapıyorsun? Kendini hizmetçi mi sandın? Saraydan bile hizmetçi izin belgesiyle ayrılıyorsun.”

Yalnız kaldıklarında Hugo tüm formaliteleri bir kenara bırakmıştı. Görünüşe göre yalnızken rahat konuşmak onun kendi tarzıydı. Geçen sefer şok ediciydi ama onun ikinci kez bu şekilde konuşmasını duymak birbirlerine biraz daha yakınlaşmışlar gibi bir his veriyor ve o kadar da kötü gelmiyordu.

“Etrafta bunu yapacak başka kimse yok.”

“O zaman hizmetçiler ne yapıyor?”

“Şey… Bu… Doğrusu… Burada yalnız yaşıyorum.”

“Hizmetçilerin yok mu?”

“Yok.”

“Bu ayrı sarayda yalnız mı yaşıyorsun?”

“Evet.”

“Ya yemekler ve temizlik? Bunları kendin mi hallediyorsun?”

“Evet. Çok yorucu değil. Başka kimseye baktığım yok, sonuçta sadece kendime bakmam gerekiyor…”

“Sence bu mantıklı mı?”

Bunca zaman sesini alçak tutan Hugo aniden büyük bir kahkaha attı.

“Ne zamandan beri?”

“Birkaç yıl oldu.”

“Inanılmaz.”

Demek Fabian'ın sarayda onun yanında kalan hizmetçi olmadığını bildirmesinin anlamı buydu. Dük, insanların ondan kaçmasına neden olan benzersiz bir kişiliğe sahip olduğunu düşünmüştü.

Düşük kıdemli olmasına rağmen, Lucia yine de kraliyet ailesindendi. Kraliyet kökenli bir kişinin tek bir hizmetçisinin bile olmaması mantıklı gelmiyordu. Bu, idareciler açısından büyük bir hataydı. Saray işçilerinin yönetimini bu kadar kötü ele almaları akıllara durgunluk vericiydi. Eğer Hugo’nun emrinde çalışan astlar, görevlerini bu şekilde yerine getirselerdi, adam tek kelime etmeden oracıkta kellelerini alırdı.

“Benimle görüşmek istediğiniz önemli meseleler neydi?”

“Majesteleri evliliğimize izin verdi. Düğünün kesin tarihine karar verildiğinde sana önceden haber edeceğim. Bir aydan fazla beklemek zorunda kalmayacaksın.”

Hugo, dizginleri eline almak için İmparatorla mücadele ettiği uzun bir sabahtan sonra kendini yorgun hissediyordu. İmparator daha önce prensesle hiç ilgilenmemişti, ancak mübadele sırasında ondan kraliyet sarayının en değerli kızı gibi konuşmuştu. İmparatorun aklı açgözlü niyetlerle dolu olduğundan yoğun sinir harbi bir süre devam etmişti. Sonunda, ikisi de ödün vererek hemfikir olmuştu.

Lucia İmparatorun kendi varlığını hatırlamayacağını söylemişti. Tartışmaları sırasında da onun kim olduğunu bilmediği gün gibi açıktı. Yalanları çok barizdi. Hugo, genç kadının adını açıklamamaya özen göstererek başından sonuna kadar ondan ‘16. prenses’ olarak söz etmişti. Sonuç olarak İmparator, kızından sonuna kadar ‘16. prenses’ olarak bahsetmiş, tüm işlemler boyunca ismini bir kez bile söyleyememişti.

Şu anda İmparator ‘16. prensesin’ kimliğini bulmaya çalışmakla meşgul olacaktı. Tabii gerçekte etekleri tutuşmuş gibi sarayın etrafında koşturanlar emrindeki hizmetkarlar olacaktı.

Hugo nedenini bilmese de İmparator'a karşı büyük bir kızgınlık hissediyordu. Başta ondan hiç hoşlanmamıştı, ama ona kin de beslemiyordu. Bir baba olmasına rağmen, yalnız bir kızın bu şekilde evlenmek için bir erkeğin evine girmesini gerektirecek kadar ihmalkar nasıl olabilirdi. Genç kız kendi sarayında kendi çamaşırlarını yıkamak ve kendi elleriyle temizlik yapmak zorunda kalıyordu. Kraliyet ailesinden olmasına rağmen açıkça ayrımcılığa maruz kalıyordu.

Dük, Lucia’nın sıkıntısıyla biraz empati kurarken; Kwiz'in İmparator'a yönelik kötü eleştirisine de hak veriyordu, İmparatorun tek bildiği sadece tohumlarını oraya buraya saçmaktı.

“İşleri… inanılmaz derecede hızlı halledebiliyorsun.”

Lucia’nın Hugo’nun anlattıkları idrak etmesi biraz zaman almıştı. Her şeyi tamamlamanın en az altı ay alacağını düşünmüştü. Bu hız hayret vericiydi.

“Hizmetçilere ne olduğuna bakacağım.”

“Gerek yok. Harekete geçmeseniz bile, sonunda birileri cezalandırılacaktır. Bizzat bu işe karışırsanız, herkes daha sert bir cezaya çarptırılır. Böyle sonuçlanmasını istemiyorum.”

“Görevlerini gereği gibi yerine getirmeyenler haklı olarak cezalandırılmalıdır. Lüzumsuz bir şekilde hoşgörülü davranıyorsun.”

“Öyle düşünebilirsiniz ama ben bu sarayda yalnız yaşamayı sevdim. Özgürlüğüm tamamen bana aitti. Sonuç olarak, bu sizin de işinize yaradı.”

“Nasıl yani?”

“Bu evlilik. Anlaşmamızdan memnun değil misiniz? Anlaşmayı bu kadar hızlı halledebilmenizin nedeni bu bence. Sarayda sessiz sedasız yaşasaydım, bu evliliği de asla teklif edemezdim.”

Genç kadının güçlü bir ruhu vardı. Bu kadar küçük bir bedende böylesine güçlü bir irade nasıl var olabiliyordu ki? Lucia evin hanımı olmak için iyi bir aday gibi görünüyordu. Hugo sersemlemiş bir şekilde onu gelecekte Taran Dükalığı’nın hanımefendisi olarak düşünmeye başlamıştı.

“Evliliğimiz resmiyet kazanır kazanmaz Kuzey'e dönmeyi planlıyorum. Bir süre orada kalacağız.”

Taran Dükü’nün toprakları kuzeyde bulunuyordu. Orası bitmek bilmeyen savaşlarla dolu, geniş, çorak bir araziydi.

“Düğün yapmayı düşünmüyorum. Sen ne dersin?”

Tören olmazsa, yapmaları gereken tek şey, evlilik cüzdanını imzaladıklarına tanıklık etmeleri için birkaç kişi bulmaktı. Lucia babasının elini tutarak kilise koridorunda yürümek istemiyordu. Onu düğünü için tebrik etmek isteyecek tek kişi Norman olacaktı, ancak halk tabakasından biri olduğu için katılamayacaktı. Lucia evliliklerinin nasıl halledileceğini umursamıyordu.

“Evet, mahzuru yok.”

Onun yerinde başka bir kadın olsa düğünleri belge imzalamaktan ibaret diye öfkeden deliye dönerdi. Evlilik, kadınların tüm hayatları boyunca hayal ettikleri bir şeydi. Ancak bu sıradan bir evlilik değildi, bir taraf yüzsüzce başı çekerken, diğer taraf da önemsiz bir meseleymiş gibi kabul ediyordu.

“Ekselansları, bir isteğim var. Norman hakkında… sizin de aşina olduğunuz o kadın yazar. Ona basit bir mektup yazdım. Adamlarınız onu benim için teslim etseler olur mu? İçinde önemli bir bilgi yok. İçeriği okusanız da sorun olmaz. Kuzeye gideceksek, onunla tekrar iletişime geçmem biraz zaman alacak. Benim için endişelenmesini istemiyorum.”

“Olur. Bana mektubunu ver, senin yerine teslim ederim.”

Ortam tuhaf bir şekilde sessizleşti ve kaşları seğiren Hugo başka tarafa baktı. Lucia, iki elini birbirine kavuşturmuş, minnettarlıkla dolup taşan gözlerle ona bakıyordu. Bunlar Hugo’nun kadınlara pahalı mücevherli kolyeler hediye ettikten sonra gördüğü gözlerin aynısıydı. Aslında, Lucia'nın gözleri daha da müthiş bir sevinçle parlıyordu.

“Teşekkür ederim Majesteleri. Ekselansları düşündüğümden çok daha anlayışlı biri. Demek istediğim, ilk başta düşündüğüm gibi kibar bir insansınız.”

Bu kadın ondan korkmuyordu, ama onu daha önce arsız, kötü bir adam olarak düşünmüştü. Görünüşe bakılırsa, Lucia’nın önyargılı görüşünü tam aksi yönde değiştirmek çok basitti.

Bunun kutlanacak bir şey olup olmadığı konusunda Dük’ün kafası karışmıştı. Her halükarda, şu anda kendini çok tuhaf hissediyordu. Ancak bu nahoş bir duygu değildi.

‘Görünüşe göre çok fazla para harcamak zorunda kalmayacağım.’

Hugo hafifçe boğazını temizledi ve şöyle konuştu.

“Buradan taşınman gerekecek. Burası çok izole ve güvenliği zayıf. Geldiğime dair haberler hızla yayılacaktır. Benimle ilgilenenler insanlar seni rahat bırakmazlar. Birçok misafir gelecektir.”

“Anlıyorum.”

“Kendi başına dışarı çıkma, uslu dur ve evde kal. Seni görmek isteyen herkesle görüşmeyi kabul etme.”

Bir insan nasıl bu kadar kaba konuşabilirdi? Adam sanki karşısında aptal bir kız varmış gibi ya da astıyla konuşuyormuş gibiydi. Biraz önce Lucia onu daha farklı ve nazik görmeye başlamış, ama şimdi tüm bu hisler ortadan kaybolmuştu. Çekicilik konusunda kazandığı puanları bir anda sıfırlamayı başarmıştı.

‘Ondan… nefret etmemem tuhaf…’

Tüm o kadınları Dük’e bağlayan cazibesi bu muydu? Bencil ve kabaydı, ama itici de gelmiyordu.

“Peki. Başka bir emriniz var mı?”

Bir an duraklayan Hugo gülümseyerek “Hayır.” diye cevap verdi.

Bu kadın kesinlikle bir şekilde farklıydı. Her zaman konu ne olursa olsun, ne düşündüğünü dosdoğru söylüyordu, ancak önemli anlarda sorumluluk sahibi biriydi. Yine de köle de değildi. Dük yüzsüz ve kibirli kişileri itici bulur, ama dizlerine kapanıp ayaklarını yalayanlardan da iğrenirdi. Bu iki nokta arasında mükemmel dengeyi bulmak zordu. Lucia sözleşme için oldukça uygun biriydi.