Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
12. Bölüm Evlilik Sözleşmesi (1)
“Bu kadar mı?”
Hugo, Fabian'ın yalnızca birkaç sayfadan oluşan raporunu karıştırırken sordu. Dük’ün ona prensesi araştırmasını emretmesinden bu yana bir ay geçmişti. Başka hiçbir soruşturma bu kadar uzun sürmemişti. Dük gecenin köründe onca yolu gelmişti fakat harcadığı tüm çabaya rağmen, büyük bir hayal kırıklığına uğramıştı.
“Araştırılacak neredeyse hiçbir şey yoktu. Beklentilerinizi karşılayamadığım için üzgünüm.”
Fabian ilk kez kendi becerilerinin sınırlı olduğunu hissetmişti. Birinin geçmişini ilk kez araştırmıyordu ama bu sefer ne kadar çok soruştursa da, hepsi boşaydı. Genç kadın kraliyet sarayının derinliklerinde saklanmıştı, bu yüzden zaten onunla etkileşime girmek kolay değildi. Hiç kimse Prenses Vivian'ı bilmiyordu, dolayısıyla Fabian’ın araştırması için bir başlangıç noktası yoktu.
Hugo, Fabian'ı daha fazla azarlamadı. Fabian'ın becerilerini iyi biliyordu. O vasat bir iş çıkaracak, sonra da kusurlarını gizlemek için bahaneler uyduracak bir ast değildi.
Prenses 12 yaşına kadar halk arasında büyümüştü. Daha sonra kraliyet sarayına girmişti. Görünüşte, o zamandan beri kraliyet sarayından hiç ayrılmamış, yüksek sosyete mensuplarına da takdim edilmemişti. Ancak haftada bir saray hizmetçisi gibi davranarak işe gitmek için saraydan ayrılırdı. Fabian'ın bunca zaman topladığı bilgiler bu kadardı.
“Yüksek sosyeteye resmi olarak takdim edilmediyse, Zafer Balosu sırasında nasıl bu kadar doğal davranabildi?”
Prenses, Zafer Balosu’nda isminden söz ettirmemişti, ama orası normal bir insanın kolayca üstesinden gelebileceği bir yer değildi. Partide göze çarpmamış; aynı zamanda ne herhangi bir hata yapmış ne de kendine sorun çıkarmıştı.
“Kendisi için izin belgesi yazıp öylece çıkıp gidebiliyor mu? Kraliyet sarayının güvenliğinden kaçmak ne zamandan beri bu kadar kolay oldu?”
“Saray kapısı muhafızları onu hizmetçi olarak tanıyor. Sarayda çok fazla kraliyet çocuğu var, bu yüzden giren çıkan hizmetçi sayısı takip edilemeyecek kadar fazla. Sadece saraydan bir şey alıp almadıklarını kontrol ediyorlar, hepsi bu.”
Hugo, Lucia’nın her hafta ne yaptığını merak etmişti ama o hep aynı yere gidiyordu. Her hafta ünlü bir kadın yazarın evine gidiyordu. Kadın romancı da bir keşiş hayatı yaşıyordu ve yalnızca bir kişiyi daha tanıyordu - ev hizmetçisini.
“Yani çocukla ilgili bilgiyi ondan almış o zaman, öyle mi?”
Dük’ün oğlu Damien'ın varlığı çok gizli bir sır değildi, ama bu sadece bir prensesin bir hevesle öğrenebileceği bir şey değildi. Hugo, prensesin bundan nasıl haberdar olduğu konusunda şüphelenmiş, bu yüzden soruşturma emrini vermişti.
“O kadın meşhur bir yazar. Romanlarından yüksek sosyeteyi çok iyi anladığı biliniyor. Görünüşe göre, yüksek sosyete hakkındaki en son dedikoduları ileten bir muhbirle bir tür bağlantısı var. Bu kişinin kimliğini doğrulayamadım ama dilerseniz soruşturmalarıma devam ederim.”
“Gerek yok. Önemli değil. Sonuçta doğrulamak istediğim şey onun gerçekten prenses olup olmadığıydı.”
Raporun büyük bir kısmı tahminlere dayalıydı. Lucia kendine ait herhangi bir şeyi olmayan bir prensesti, ama aynı zamanda onunla ilgili her şey belirsizdi. Dük acınası raporu bir kez daha gözden geçirdi.
“Neden yanında kalan hizmetçi yok?”
“Daha önce onun yanında çalışan birçok saray hizmetçisi varmış... Ama çoğu ya bilinmeyen bir nedenle ayrılmış ya da birkaç gün sonra başka yere atanmış.”
“Perde arkasında ipleri elinde tutan kimse olmadığından emin misin?”
“Hata yok. Her şeyi araştırdım ama kadının kraliyet sarayındaki herhangi bir grupla bağlantısı yok.”
Bundan daha kapsamlı bir rapor almak mümkün değildi. Hugo bir an düşüncelere daldı. Karar vermesi çok uzun sürmedi. Bunu diğer sorumluluklarından herhangi biri gibi hızlı ve düzenli bir şekilde ele almıştı.
“Her hafta aynı saatte saraydan ayrıldığına göre muhtemelen yarın da ayrılacak. Onu buraya getir.”
“Ha...? Yarın mı…?”
Yarın Fabian’ın izin günüydü.
“Bir problem mi var?”
“…Hayır. Ekselansları.”
İnatçılığının bedelini izin gününün elinden alınmasıyla ödüyordu. Fabian dişlerini sıktı, bunun da o cadının lanetinin bir parçası olduğundan kesinlikle emindi.
***
“O iş nasıl gitti?”
Norman, Lucia'ya bakarken sessizce sordu.
“Hangi iş?”
“Geçen hafta sorduğun iki yolla ilgili şey. Seninle ilgili değil miydi? Ayrıntıları çok iyi bilmiyorum ama benimle konuşmakta zorlandığın bir şey mi?”
“Evet, üzgünüm.”
“Peki. Herkesin bir iki sırrı vardır. Sevdiklerinden ve ailenden bir sır saklaman gereken zamanlar olur. Sanki bir derdin var gibi... Sadece iyi olup olmadığını bilmek istedim.”
Norman'ın işi diğer insanların duygu ve düşüncelerini anlamaktı. Genellikle başkalarının içini kolayca okuyabiliyordu. Bayan Phil'in her zaman ekşi bir yüz ifadesi olmasına rağmen, Norman onu anlamakta hiç zorluk çekmiyordu; oysa Lucia, Bayan Phil'le kaç kez karşılaşmış olursa olsun, o ekşi ifadenin ötesini göremiyordu.
“Geçen seferki sözlerin bana çok yardımcı oldu. Kumar oynamaya karar verdim. Şu anda sonuçları bekliyorum.”
“Anlıyorum. İyi bir haber alırsan, bana da söylemelisin.”
“Peki, söz veriyorum. Ama Norman, bugünlerde bazen kalbim kendime yabancı geliyor. Sana şu anki durumu anlatacağım. Konu babam.”
12 yaşında babasıyla tanıştığı zamana rüyasındaki olay da eklendiğinde, Lucia onunla yalnızca iki kez karşılaşmıştı. Babası onun için bir gizemdi.
“Babam beni ihmal ediyor. Beni aç bıraktığı yok, beni iyi besliyor ancak 12 yaşımdayken onunla yalnızca bir kez görüştüm ve hepsi bu kadardı. Bunca zamandır bunun üzerine pek kafa yormamıştım. Babasız olmaktan farksız olacağını düşünerek önem vermemiştim.”
Bir yıl. Sadece bir yıl kalmıştı. Bir yıl sonra İmparator ölecekti.
“Her zaman o kişinin benimle hiçbir ilgisi olmadığını düşünmüşümdür. Ama bugünlerde elimde olmadan ona karşı sonsuz bir nefret duyuyorum… Veya buna benzer bir şey.”
Lucia, imparatorun kaldığı iç saraya girip onun yüzüne ‘Yakında öleceksin’ demek istiyordu. Yüzünün ekşidiğini görmek gibi zalimce bir arzu içindeydi.
Lucia, adamın pek çok çocuğundan biriydi. Aşkla dünyaya gelmiş değildi. Eğer imparator ona biraz özen göstermiş olsaydı, Lucia öyle satılırmış gibi evlendirilmezdi.
“O kişi ölürse kendimi çok mutlu hissedeceğim gibi geliyor. O benim babam olmasına rağmen… Gerçekten böyle düşünmemeliyim, değil mi?”
“Neden bahsediyorsun? Sen böyle bir insana baba mı diyorsun?”
Norman sakin ve hüzünlü gözlerle Lucia'ya baktı.
“Ondan nefret etmen sorun değil. Ona lanet etsen de sonuna kadar haklısın. Kalbindeki acıdan kurtulmanı sağlayacaksa, sorun değil. Bu duygu kalbini yavaş yavaş tüketmediği sürece, o kişiden nefret etmende sorun yok.”
Lucia'nın gözleri yavaş yavaş kızardı. Bunun tüm sorumlusu Norman'dı. Lucia hayatında hiç şefkat görmemişti ve Norman gibi tamamen yabancı biri Lucia'ya o kadar çok şefkat ve ilgi göstermişti ki, Lucia, onu babasıyla kıyaslamaktan kendini alamamıştı. Norman'ın ilgisi ve arkadaşlığından dolayı, Lucia’nın babasına karşı olan içindeki nefret tohumu büyümüştü. Norman dikkatle Lucia'nın yanına oturdu ve onu iki koluyla sımsıkı kucakladı.
“Lucia. Hep olduğundan daha büyükmüş davranıyorsun. Hayat kısa. Hayatını dilediğini yaparak yaşasan bile, her şeyi yapmayı başaramayacaksın. Birini öldürmek olmadığı sürece, kendini tutmadan istediğin her şeyi yap. Senden fazla hayat tecrübesine sahip biri olarak bu sana tavsiyem.”
Lucia kahkaha attı. Teknik olarak, Lucia Norman'dan daha fazla hayat tecrübesine sahipti. Lucia kollarını açıp Norman'a sarıldı. Norman çok zayıf olmasına rağmen, kucaklaması rahat ve sıcak geliyordu. Lucia bu hayatta, rüyasındaki hayattan daha mutluydu. Sadece Norman’ı tanımakla bile, ikinci hayatında başarılı olduğuna inanıyordu.
***
Lucia kraliyet sarayına geri dönerken bir adam önündeki yolu kapattı. Bu koyu kahverengi saçlı genç bir adamdı. Başını Lucia'ya doğru eğip ona beyaz bir zarf uzattı.
Lucia onu eline almadan önce bir an tereddüt etti. Zarfın içi boştu. Ancak ön tarafta siyah bir aslan amblemi vardı.
Bu noktada Fabian, Lucia’yla ilgili araştırmasını bitirmişti. Genç kadının hangi saatlerde saraydan ayrılıp geri döndüğünü çözmeleri şaşırtıcı değildi.
“Sana eşlik etmeye geldim.”
Soğuk gece yarısı mavisi gözlerinden dolayı Lucia bu kişinin kim olduğunu rüyasından biliyordu.
“Fabian.”
Bu Dük Taran'ın kişisel yardımcısıydı. Taran Dükalığı’nın iktidar merkezinde sadece birkaç güçlü soylu vardı. Dük, etrafındaki herkesin gücünü sınırlamış ve taviz için yer bırakmamıştı. Roy Krotin, Taran Dükalığı'nın en tanınmış soylularından biriydi ve onun hemen altında Fabian vardı.
Dük'ün tüm günlük görevlerini idare eden bu adam en yüksek rütbeli sekreter ve yardımcıydı. Fabian'ın sosyal parti davetlerini kabul etme veya reddetme sorumluluğunu üstlendiğine dair yaygın bir söylenti vardı. Bu nedenle, bir soylu ne kadar yüce ve kudretli olursa olsun, Fabian'ın önünde eğilip diz çökerdi.
“Hemen… şimdi mi?”
“Efendim geçen seferden daha etraflı bir görüşme talep etti. Bu daveti reddedebilirsiniz, ben de yalnız dönerim.”
Lucia, bir at arabasıyla onu bekleyen iki kişiye baktı. Arabada ne tek bir pencere ne de dükün amblemi vardı. Lucia bu arabaya biner ve ortadan kaybolursa, kimse Taran Dükü tarafından öldürüldüğünü öğrenemezdi.
‘Ne kadar titiz bir iş. Biraz korktum.’
Lucia, başka bir söz söylemeden arabaya bindi. Araba yola çıkıp kısa bir süre sonra durdu. Kapıyı dışarıdan biri açtı. Lucia, buranın Taran Dükü’nün malikanesi olduğunu anladı. Orada yalnızca bir kez bulunmuştu, ancak bazı tanıdık yer işaretlerini tanıyabiliyordu.
“Lütfen bu taraftan gelin.”
Fabian ile aynı gece mavisi gözlere sahip farklı bir adam malikaneye kadar Lucia'ya eşlik etti.
Lucia kabul odasında beklerken, Fabian gidip Hugo’nun kapısını çaldı.
“Onu buraya getirdik.”
“Yalnız mı?”
“Evet.”
“Olaysız bir şekilde kabul etti mi?”
“Evet.”
Hugo kıkırdadı. Komik bir kadındı. Lucia, Dük'ün evine tek başına geldiği andan beri sıradışı biri gibi görünüyordu; bugün de Dük'ün evine kadar eşlik edildiğini kimse bilmeyecekti. Başına ne geleceği konusunda hiç korkusu yok gibiydi.
Hugo bir elini çenesine dayamış, diğeriyle masasına vuruyordu. Lucia’yla evlilik ilgisini çekmişti, ancak o anda evlenmek için çaresizliğe kapılmış bir durumda değildi. Kapsamlı bir soruşturma emri vermesine rağmen, o kadınla ilgili birçok gizem cevapsız kalmıştı. Kadın çok şüpheli biri gibi görünmüyordu, ama bu Dük’ün bu gerçeği kolayca görmezden gelebileceği anlamına gelmiyordu. Aynı zamanda bu pek de sorun değildi, zaten o asla kimseye güvenmezdi.
Bu Hugo’nun evlenmek zorunda olduğu gerçeğini değiştirmiyordu. Şimdi veya daha sonra evlenmiş olması hiçbir şeyi değiştirmezdi. Evleneceği kişinin kim olduğu önemli değildi. Bu nedenle, Hugo yazı tura atmıştı. Lucia arabaya binip evine gelirse, tura gelmiş olacaktı. Reddederse, bu yazı anlamına gelecekti. Dük turayı seçmişti. Hayatını değiştirecek kararı bu şekilde belirlemişti.
O sırada Lucia, kendisine eşlik eden adamın ikram ettiği kraker ve çayın tadını çıkarıyordu. Çay çok hoş kokuyordu ve krakerler çok lezzetliydi. Lucia sadece bu iki şeye sahip olsa bile mutlu bir hayat yaşayabileceğini düşündü.
“Çok iyi bir aşçısın. Bunlar hayatımda tattığım en lezzetli şeyler.”
Lucia'nın iltifatının ardından, adam cevap vermeden önce bir an durdu.
“Damak tadınıza uymasına sevindim.”
Genç kadın servis edilen krakerlerin yarısını çok mutlu bir şekilde bitirmişti; Jerome, onun eşsiz bir genç bayan olduğunu düşünerek Lucia'ya bakıyordu.
Daha önce pek çok misafire hizmet etmişti ama Lucia kadar rahat biriyle ilk kez karşılaşıyordu. Misafirler genellikle yemeğe dokunamayacak kadar gergin olurlar ve çayı zar zor yudumlarlardı. Jerome, onun prenses olduğunu bilseydi daha da şaşırırdı.
Lucia mutlu bir şekilde ağzına krakerleri tıkıştırırken, kabul odasının kapısı aniden açıldı. Gelenin Taran Dükü olduğunu anlayınca genç kadın hızla ayağa kalktı. Dük, Lucia'yı her zamanki soğuk ifadesiyle karşıladı ve tam önünde oturdu. El işareti yapınca Jerome başını salladı ve odadan ayrıldı. Şimdi, bu geniş kabul odasında sadece iki kişi kalmıştı.
Magnec