Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

4. Bölüm ‘’Barbar’’ Fei

Çevirmen: Tomato / Editor: Venus

‘’Neden buradayım? Neler oluyor?’’

Son olaylar Fei’nin kafasını daha da karıştırmıştı. Kesin olarak bildiği tek şey, kendisinin, gizemli ve soğuk sesin yükleme ekranına benzer şeyleri yabancı bir lisanla okumasının ardından sihirli bir şekilde bu Diablovari dünyada ortaya çıktığıydı. Fei, etrafa bakınırken kendisinin oyundaki karakterlerden birisi olduğunu fark ettiği bir ‘’Barbar’’ olduğunu görmüştü.

Sağ elinde paslanmış ve yıpranmış bir balta, sol elinde ise eski püskü bir kalkan belirmişti. Fei’nin refleksif bir şekilde oyundaki statülerini anlaması çok zaman almamıştı.

İkinci olarak da yüksek teknolojili bir ekran, nereden geldiği belli olmayan bir şekilde gözlerinin önünde ortaya çıkmıştı. Tıpkı Iron Man’ın evindekilere benziyordu.

Oyuncu: Fei

Sınıf: Barbar

Seviye: 1

Deneyim: 0/5000

Kuvvet: 30

Beceri: 20

Zeka: 10

Canlılık: 20

Hasar: 3-7

İsabet: 102

Zırh: 11

Dayanıklılık: 92

Can: 45

Kaynak (Öfke): 10

Ateş direnci: 0

Soğuk direnci: 0

Yıldırım direnci: 0

Zehir direnci: 0

***

‘’Bunlar oyundaki niteliklerim mi?’’

Fei, ekranın en üstünde ismini görmüştü. ‘’Bu da ne arkadaş?! Biraz önce bir kral olmuştum ve şimdi de bir oyun dünyasında mıyım? Üstüne bir de barbar mıyım? Kesinlikle HAYIR! En azından büyücü ya da mücadeleci olarak falan sınıflandırılsaydım.’’

Bu anda, mavi zırhlara bürünmüş bir adam çabucak önünde belirmişti.

‘’Selamlar, yabancı! Senin gibi birini burada gördüğüm için şaşırmadım. Şu son sorunlar başladığından beri, pek çok maceracı buraya yolculuk etti. Tristram Kasabası’nın başına gelen trajediyle ilgili pek çok şey duyduğuna şüphem yok. Bazıları Diablo diyor, bazıları Terör Tanrısı, dünyada çeşitli şeyler dolaşıyor…’’

Adam onunla bir diyalog kurmaya başladığı anda, Fei’nin çenesi düşmüştü.

Diablo’nun orijinal fanlarından birisi olarak, Fei, bu adamı gördüğü anda onun [Akıncı Kampı]'ndan bir NPC, Warriv olduğunu söyleyebilirdi. Tıpkı onun gibi giyinmişti ve onun diyalog çizgisini takip ediyordu. Yeni bir oyuncu doğduğunda, bu birader kafasındaki büyük, altın renkli soru işaretiyle birlikte onun yanına koşardı.

Fei, o diyalog çizgisini takip ederken onu gözlemlemeye başlamıştı.

Onun hareket ya da ifadeleri, kesinlikle o bir NPC’ymiş gibi hissettirmiyordu. Eğer Fei onun kim olduğunu fark etmemiş olsaydı, muhtemelen bu Warriv’in gerçek bir insan olduğunu düşünürdü. O konuşmaya devam ederken nefes alıp vermesiyle ağzından, soğuk havaya doğru beyaz bir buhar dahi çıkıyordu. Fei, ondan gelen nemi bile hissetmişti.

‘’NPCler’in bu dünyada bir zekaya sahip olup olmadığından emin değilim.’’

Warriv uzunca olan konuşmasını bitirdikten sonra, Fei, kasti bir şekilde ona birkaç soru sordu.

‘’Hey, senin annenin kızlık soyadı ne? İçinde büyüdüğün sokağın ismi neydi?’’

Ancak, Warriv onu cevaplamaya zahmet etmemiş ve konuşmasını bitirdikten sonra, ileriye doğru yürümeye başlamıştı.

Fei’nin, bilgisiz kalmaya devam etmesini sağlamıştı.

Bir süre düşündükten sonra, Fei, başka bir kişiyi, yani Rahibe Akara’yı bulmaya karar vermişti.

Oyundaki hatıralarına göre, eğer doğru hatırlıyorsa Diablo’nun ilk haritası olan [Akıncı Kampı]ndaki ilk görevi, ‘’Kör Göz’’ olarak adlandırılan bir rahibeler topluluğunun yüksek bir rahibesi olarak o veriyordu. Üstüne üstlük o [Akıncı Kamp]ın da lideriydi. Bu yüzden Fei, nelerin olup bittiğini bilmek istiyorsa onu bulmak zorundaydı.

Sokaklar sessiz ve cansızdı.

Fei birkaç çadır ve çiti geçerek, sonunda tahta kafesli bir vagonun arkasındaki Rahibe Akara’nın çadırını gördü. Çadırın etrafını saran garip görünümlü birçok şişe ve kavanoz vardı. Fei oraya oldukça uzakta olmasına rağmen, oradan gelen garip kokuyu almaya başlamıştı.

Fei biraz daha yürüdükçe, Akara’nın kafasının üstünde altın renkli bir soru işareti ortaya çıkmıştı.

‘’Ben, Rahibeler Topluluğu Kör Göz’ün Yüksek Rahibesi’yim. Seni selamlıyorum, yolcu…’’ Akara, tıpkı orjinal oyundaki gibi kendini tanıtmaya başladı.

Beklendiği gibi, konuşmadan sonra Fei’ye bir görev vermişti.

‘’Kötülüğün İni’’, [Akıncı Kamp] alanının dışında olan [Kanlı Kır]daki şeytan mağarasında bulunan tüm şeytani yaratıkları öldür. Bu, tam olarak Fei’nin hatırladığıyla aynıydı. Fei’nin görüşünün sol tarafında, kırmızı bir buton ortaya çıkmıştı.

Butona bastığında detaylı bir açıklama gelmişti. Görevi kabul etmek tek şansıymış gibi görünüyordu.

Fei, kelimelerini daha düzenli hale getirmeyi denedi. ‘’Onurlu Akara, bu yer hakkında daha fazla bilgi alabilir miyim?’’

NPCler’in zekaya sahip olup olmadığını bilmiyordu ve umduğu, neden bu dünyada ortaya çıktığıyla ilgili biraz bilgi almaktı.

‘’Genç yolcu, daha çok bilmeyi istemeden önce görevi tamamlamalısın…’’

Akara’nın cevabı Fei’yi şaşırtmıştı.

Bu, orjinal oyundaki bir senaryo değildi. Bu, bu dünyada NPCler’in özgürlüğe sahip olduğunu ve programlanmış, değişmez bir kod olmadıklarını göstermişti.

Fei daha fazla soru sormak istemişti, ama Akara arkasına dönerek çadırına girdi.

Onu takip etmeyi denemiş olsa da gizemli bir güç tarafından engellenmiş ve girişle arasında bir metre varken daha fazla yaklaşamamıştı.

‘’Görünüşe göre öncelikle ilk önce görevi tamamlamak zorundayım…’’

[Akıncı Kampı]'ndaki diğer NPCler’den bir cevap alma girişimlerinin başarısız olmasının ardından, kadın bir akıncı tarafından korunan kapıdan dışarı çıkarak, tehlike ve etrafta gizlenen tonlarca canavarı içeren [Kanlı Kır]'a adım atmıştı.

‘’Dikkat dikkat! Oyuncu Fei, [Kanlı Kır]a giriş yaptınız. Canavarları öldürmek, size beklenmedik sürprizleri getirecektir… Ama eğer bu görevi başaramazsanız, gizemli cezalara maruz bırakılacaksınız!’’ Gizemli bir ses, çıldırmış gibi gülmeye başlamadan önce konuşmuştu.

Fei, bu sesin daha önce zihninde beliren ses olduğunu fark etmişti. Bu çok hızlı olmuştu, Fei yalnızca ilk cümleleri duyabilmişti. Gülen kişi zevkle seyrediyor, sinsice seviniyormuş gibiydi; fakat soğuk ve makinemsi olanla karşılaştırınca, bu, bir insanın sesine kesinlikle çok daha fazla benziyordu.

***

Üç saat sonra.

‘’Kacha!’’

Fei baltasıyla yirminci [Tüy Faresi]ni kesmişti. Beyaz bir ışık hüzmesi gökyüzünden indi ve Fei’yi kucakladı.

‘’Seviye atlama!’’

Bu ilk değildi ve Fei, bunu bekliyordu da. Bu fazlasıyla rahatlatıcı bir ışıktı. Fei, kendisini inliyormuş gibi hissetmişti. Yaratıklarla savaşırken aldığı, hala kanıyor olan yaraları ise üç saniye içinde çoktan iyileşmişti.

Dört ya da beş saniye içerisinde ışık kaybolmuştu.

İki koyu kırmızı buton, Fei’nin önünde belirtmişti. Sol tarafta olan [Yeni Nitelik Puanları] iken, sağ tarafta olan [Yeni Yetenek Puanları] idi. Bunlar, her seviye yükselişinden sonra gelen ödüllerdi.

Fei ilk önce [Yeni Nitelik Puanları] menüsüne girmişti.

Seviye atladıktan sonra, Fei’nin, fiziğini geliştirmesi için beş tane puana sahip oluyordu. Onlardan üç tanesini [Kuvvet]e vermiş ve iki tanesini de düşünmeksizin [Canlılık]a vermişti. Bunlar, bir ‘’Barbar’’ için en öncelikli niteliklerdi.

Daha sonra da [Yeni Yetenek Puanları]'nı açmış ve bir puanı, [Silah Ustalığı]'nın seviyesini yükseltmek için kullanmıştı.

Fei şu anda beşinci seviye bir ‘’Barbar’’dı. Toplam yirmi beş tane olan puanlarının tamamını [Kuvvet] ve [Canlılık]a dağıtmıştı. Beş yetenek puanından üçünü ise [Silah Ustalığı] ve ikisini de bir Savaş Narası yeteneği olan [Uluma]ya vermişti.

Bunları yapmasının nedeni, burasının gerçek bir dünya olmasıydı.

Bir oyuncu olarak, Fei canavarlarla savaşırken yaralanmış, kanamıştı. Sadece can kaybetmemiş fakat acının yüzde yüzünü de hissetmişti.

En çok bahsetmeye değer olan şey ise, kesinlikle bu dünyadaki her şeyin gerçek olduğuydu, canavarların bile… Onlar, program ya da kod değildi. Çığlık, kan ve doğranmış vücutları, her an Fei’nin sinirlerini bozuyordu.