Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

85. Bölüm Yine Mi Sen!

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

 

“Nasıl hepsini yanlış yapmış olabilirim? İddiayı kazanmak için böyle söylüyor olmalısın! Başka bir nedeni olamaz!” Yang Wei öfkeyle Zu An’a baktı. En azından on soruyu doğru yaptığına emindi, hepsini yanlış yaptığına inanması mümkün değildi.

“Evet! Nasıl Yang Hoca hepsini yanlış yapmış olabilir? Akademimizin aritmetik hocası o, boru değil!”

“Zu An iddiayı kazanacağım diye yalan söyleyerek fazla ileri gidiyor. Ne utanmaz herif bu be!”

…

Zu An üstüne yöneltilen bütün eleştirilere rağmen sinirlenmedi. Aksine Yang Wei’nin tamamladığı kâğıdı kaldırdı ve konuştu, “Pekâlâ, o zaman hatalarına ışık vurayım. İlk soruya bak. Cevap 2-2 olacaktı ancak sen 10-15 yazmışsın. Doğru çıksın diye rastgele bir tahmin yapmış olmalısın.”

Yang Wei’nin yüzü utançtan kızardı. İki rastgele tahmin yaptığı doğruydu. Düşündükçe kafası karıştığından sonunda pes etmişti. Ancak bunu kabul etmesi mümkün değildi, “Sorun mantıksız. Bu şartlar altında nasıl cevap bulunabilir?”

“Oh, öyle mi?” Zu An aşağılamayla kafasını iki yana salladı.

“Anlamadığına göre seni aydınlatayım. Şahıs A sayıların toplamını biliyor ama sayıların ne olduğunu bilmiyor. Eğer sayıların toplamı 2 ya da üç olsaydı doğal olarak anında bu ikisinin (1,1) ve (1,2) olacağını anlardı. Aynı şekilde sayılar 40 veya 39 olsaydı sayıların (20,20) ve (19,20) çıkacağını da. Bunu alırsak toplamın olabileceği sınır dört ila otuz sekize düşüyor.”

“Dördü örnek alalım. Eğer iki sayının toplamı dört ise bunlar ya (1,3) ya da (2,2) olabilir, bu yüzden Şahıs A hangisi olduğuna karar veremiyor.”

“Şimdi de Şahıs B’ye bakalım. Eğer Şahıs B’nin sayısı asal sayılar olsaydı, yani 2, 3, 5, 7, 11, 13, 17. 19 gibi gibi, hemen sayının bir ve çarpıldığı sayı olduğunu bulabilirdi. Sonuçta sadece iki seçenek var. O da hemen bulamadığına göre asal sayıların hepsini eleyebiliriz.”

“Şahıs A’ya dönelim, sayıların toplamını dört alırsak ve çarpımının 3 olmadığını düşünürsek ki öbür türlü B hemen cevabı bulurdu, geriye bu duruma uyan yalnızca (2,2) sayıları kalıyor.”

“Dördün üzerindeki toplamlara gelirsek, bunlarda çok daha fazla ihtimal olduğundan Şahıs A sayıların ne olduğunu hesaplayamıyor ve Şahıs B de aynı şekilde hesabını yapamıyor.”  

Bu noktada Zu An kafasını iki yana salladı ve derin bir iç geçirdi, “Gördün mü, doğru yolda ilerlediğin sürece ilk denemede cevabı buluyorsun. Basit değil mi? Bu yüzden soruyu en başa koymuştum. Ancak kim böyle basit bir soruyu bile çözemeyeceğini tahmin edebilirdi ki?”

Etraftaki öğrenciler de kendi arasında fısıldaşmaya başladı.

“Hmmmmm, şimdi açıklayınca mantığı aslında epey basitmiş.”

“Tsk, o zaman neden çözemedin?”

“O an aklıma gelmedi ya! Ne, Yang Hoca bile bulamadı!”

…

Öğrencilerin bu lanet mırıldanmalarını duyan Yang Wei’nin yüzü kızardı, “Tamam, bu soruyu dikkatsizliğimden kaçırdım diyelim. Sonraki soru peki? Hangi kapı seçilirse seçilsin olasılık aynı değil mi? Yanlış yapmamın imkânı yok!”

Bu en çok emin olduğu soruydu.

İzleyenler de Yang Wei’nin sözlerine katıldı, “Evet, olasılık hangi kapı seçilirse seçilsin aynı olmalı. İster değiştirsin ister değiştirmesin bir fark olmaz.”

Yang Wei’nin sözleri mantıklıydı.

Gel gör ki Zu An derin bir iç geçirip söze girdi, “Öğrencilerin bu soruyu kaçırması hadi neyse de nasıl senin gibi bir aritmetik hocası aynı hatayı yapabilir? Bu.. ah…”

Sinir bozucu tavrıyla Yang Wei’yi aşağılaması herifi öyle öfkelendirdi ki patlamanın eşiğindeydi, “Bu gizemli tavrını bir kenara koyup mantığımda ne hata olduğunu açıklasana o zaman?”

Yang Wei’yi başarıyla trollediniz, +472 Öfke!

Zu An sonunda soruyu açıklamaya başladı, “Hangi kapıyı seçersen seç hazine çıkma olasılığı üçte bir. Başka bir deyişle hazinenin diğer iki kapıda olma olasılığı üçte iki. Yani eğer kalan iki kapı arasındaki yanlış cevabı çıkartırsam o zaman kalan kapıdaki hazine çıkma olasılığı direkt üçte ikiye çıkmaz mı? Böyle olunca kesinlikle o kapıyı seçmelisin zira hazinenin çıkma şansı daha yüksek!”

“Saçmalık!” Yang Wei karşı çıktı, “Her kapının arkasında hazine çıkma olasılığı birbirinden bağımsızdır. Hepsi üçte bir olmalı. Nasıl birisi aniden üçte iki oldu?”

Buna yanıt olarak Zu An kafasını iki yana salladı ve yanıtladı, “Senin zeka seviyendeki birinin böyle karmaşık bir mantığı çözemeyeceğini düşünemiyorum. Peki, çok daha kolay bir yol sunayım. Önünde on bin kapı olduğunu ve sadece birinde hazine bulunduğunu düşün. Eğer on bin kapıdan birini seçme şansın olsa hazineyi alma olasılığın on binde bir olurdu, değil mi? Böyle bir ihtimalle doğru bulman neredeyse imkansızdır. Hazinenin kalan 9.999 kapıda olduğu neredeyse kesin denilebilir.”

“Peki ya ben kalan 9.999 kapıdan 9.998’ini açarsam ve hepsinin boş olduğunu gösterirsem, aynı seçenek önüne sunulsa diğer kapıyı seçer miydin?”

“Tabii ki seçerdim!” Yang Wei içgüdüsel olarak yanıtladı. Ancak hemen ardından ifadesi birden karardı. Gerçekten yanılmış olabilir miyim?

“Bir aritmetik öğretmeninden beklendiği gibi, çabuk kavrıyorsun. Görünüşe göre henüz kurtarılamayacak noktada değilsin.” Zu An memnuniyetle kafa salladı.

Yang Wei sanki her an kafasından duman çıkacak gibi duruyordu. Bu sikik yüzeyde beni övüyor gibi davranıyor ama neden sözleri bu kadar kulak tırmalayıcı?

Yang Wei’yi başarıyla trollediniz, +333 Öfke!

Zu An sonraki soruya geçti, “Korsanlar hakkındaki sorumuza geçelim, Korsan A için en uygun seçenek (97, 0, 2, 2, 0) ya da (97, 0, 1, 0, 2) olur. Kendi cevabına bir bak. Doğru mu?”

Yang Wei öfkeyle hemen karşı çıktı, “Saçmalık! Haydut A neredeyse hepsini kendisine alıyor. Nasıl diğer korsanlar kabul edebilir?”

“Sana bu korsanların akıllı insanlar olduğunu ve kazançlarıyla kayıplarını mantıkla hesaplayıp en iyi kararı verebildiklerini söylemiştim. Eğer onların yerinde olsaydın şimdiye ölürdün!” Zu An kafasını iki yana sallayarak yanıtladı.

Gizemi artırmakla uğraşmadan çabucak soruya geçti, “Bu soruyu geriden alalım, Korsan E’den başlıyoruz. Denize atılma tehlikesi olmadığından en güvende olan o. Bu yüzden stratejisi basit. Önündeki herkes öldüğü sürece tüm taşları alabilir.”

“Korsan D’ye gelirsek, hayatta kalma ihtimali önündekilerden birisinin yaşamasına bağlı. Eğer sadece kendisi ve Korsan E kalırsa, Korsan E ne olursa olsun karşı çıkar ve onu köpekbalıklarına yem eder ki tüm taşları alabilsin. Bu yüzden hayatta kalabilmek için Korsan C’yi desteklemek zorunda.”

“Korsan C’ye gelirsek, Korsan D’nin mantığını bildiğinden kesinlikle (100, 0, 0) önerisi sunacak çünkü Korsan E’nin elinde ölmemek için Korsan D’nin ne olursa olsun kendisini destekleyeceğini biliyor. Kendisi ve Korsan D’nin oyuyla dağıtım önerisi kabul edilecek ve güvenle tüm ki taşlarını alabilecek.”

“Ancak Korsan B de Korsan C’nin planının farkında, bu yüzden (98, 0, 1 ,1) önerisi sunacak. Korsan D ve Korsan E bir ki taşı alacağından ki bu Korsan C’nin dağıtım planına göre onlar için daha kârlı, diğerleri onu destekleyecek. Böylelikle ki taşlarının çoğunluğunu alabilecek.

“Ne yazık ki Korsan A da aptal değil. Herkesin stratejisini inceledikten sonra Korsan B’nin kurduğu entrikanın farkında. Bu yüzden muhtemelen ne önerirse önersin karşı çıkacak olan Korsan B’den vazgeçip (97, 0 1, 2, 0) ya da (97, 0, 1, 0, 2) önerisinde bulunmayı seçer. Bu öneriyle Korsan C, Korsan D ve Korsan E, Korsan B’nin dağıtımından alabileceklerinden daha çok kazanacaklar. Durum böyle olduğundan Korsan A’yı destekleyecekler. Yani Korsan A üç oy toplayıp kazanacak. Böylelikle kolayca doksan yedi ki taşı kendisinde kalacak.”

Herkes dehşetle bir nefes çekti, “Bu korsanlar aşırı zeki değil mi?”

“Eğer gerçek hayattaki korsanlar da bu kadar zeki olsa dehşet neymiş görürdük!”

“Endişelenmeyin, sadece varsayım bu. Birisi o kadar zeki olsaydı korsanlıkla uğraşma zahmetine bile girmezdi!”

“Galiba öyle…”

… 

Yang Wei’nin bakışları çoktan donuklaşmıştı. Öylece kalakaldı, hiçbir şey duyamıyordu.

Zu An bu tavrından hiç memnun değildi. Hey hey hey, bu kadar çabuk pes etmeyebilir misin? Daha yeterince öfke puanı alamadım!

Ancak soru üstüne soruyla Yang Wei’ye geçirmesine ve kalan soruları açıklamasına rağmen, sadece birkaç yüzcük öfke puanı alabildi. Görünüşe göre adam çoktan zihinsel bir çökme yaşamıştı.

“Tanrım, gerçekten de tek bir soruyu bile bilememiş! Yang Hoca biraz fazla niteliksiz değil mi?”

“Sanki kodamanmış gibi hep burnu havadaydı. Ancak, görünüşe göre sadece laftan ibaretmiş!”

“Tsk, neden akademimizde böyle birisine öğretmenlik yaptırıyarlar ki? Bu gidişle öğrencileri yanlış yola sürüklemez mi?

…

Etrafındaki öğrencilerin eleştirileri Yang Wei’nin kalbine bıçak gibi saklandı. Nihayetinde dayanamadı ve delice kükreyip elleriyle kulaklarını kapatarak sınıftan kaçtı. Kim bağırırsa bağırsın durmadı. Sadece bu lanet olası yerden olabildiğince uzaklaşmak istiyordu.

Durum aşırı aşağılayıcıydı! Zu An’ı kolayca ayakları altına alabileceğini düşünmüştü ama sonunda ezilen kendisi olmuştu. Bu olaydan sonra artık Ayruşen Akademisi’nde yüzünü göstermeye cüret edemezdi.

Bir öğretmenin öğrencisinin sorduğu sorulardan birini bile cevaplayamaması sadece Ayruşen Şehri’nde değil kesinlikle çevre akademilerde de dalga konusu olacak bir durumdu!

“Patron, inanılmazsın!” Wei Suo hemen Zu An’ın omuzlarına masaj yapmaya başladı.

Diğer öğrenciler de çay ve tatlılar sunmak için öne çıktı. Böyle bir yetenekle, gelişimci olarak tamamen başarısız olsa bile önünde parlak bir gelecek yatardı. Doğal olarak şimdiden yalakalık yapmak istiyorlardı.

Chu Huanzhao da eniştesiyle konuşmak için öne fırladı ama o daha yetişemeden Zu An’ın önünde çoktan büyük bir kalabalık toplanmış, geçişini kapatmışlardı. Öfkelenerek tepindi ve soğukça homurdandı, “Yalakalar!”

Ji Xiaoxi’nin yüzü de tanık olduğu etkileyici anın heyecanından kızardı ama aynı zamanda Zu An için endişeleniyordu. Akademinin bir öğretmenini böyle sinirlendirdiğinden başı belaya girmeyecek mi?

Pei Mianman’ın dudakları çekici bir kıvrım oluşturdu ve bu durum etrafındaki erkekleri serseme döndürdü, “Bu serseriyle bir anlaşma yaptım diye pişmanlık duyuyordum ama görünüşe göre ondan bir şeyler kazanabilirim.”

Çok uzakta durmayan Zheng Dan ise bu kadınların tepkilerini fark etti ve şoke oldu. Zu An’ın onlarla ilişkisinin sadece bir söylenti olduğun düşünmüştü. Zu An nasıl bütün bu olağanüstü kadınları büyüleyebilirdi ki?

O an bir kükreme duyuldu, “Derse gitmek yerine neden hepiniz buradasınız? İsyan çıkarmaya mı çalışıyorsunuz?”

Bu ses tüyleri diken diken etti. Bu, sesin sahibiyle yaşadıkları geçmiş deneyimlerinden gelen travmanın içgüdüsel tepkisiydi.

Kafasının ortasında sırıtan bir keli olan ve cetvel taşıyan, orta yaşlı bir adam yaklaştı. Disiplin başkanı Lu De’den başka kim olabilirdi bu?

Herkes istemsizce yana kayarak bir yol açtı. Lu De, Zu An’ın kargaşanın ortasında bir sandalyede görkemle oturduğunu, öğrencilerin ona resmen hizmet ettiğini gördü. Bu manzara nedeniyle biraz kaşlarını çattı.

Ancak Shang Liuyu’nun da yanda olduğunu görünce kaşları hemen düzeldi, “Ah, Shang Hoca da buradaymış! Az önce burada ne oldu? Yang Wei’nin kafasını eğip koşturduğunu gördüm. Seslendim ama yanıt vermiyordu.”

“Muhtemelen utanıyordur.” Shang Liuyu hafif bir gülümsemeyle yanıtladı. Çabucak az önce olanları açıkladı. Yumuşak sesi insanın kalbini sarıyor, sadece dinlemesi bile zevk veriyordu.

“Yine mi sen?” Lu De bir an önce nazikçe Shang Liuyu’ya bakıyordu ama bakışları Zu An’a döndüğünde ciddileşti.

 

Çevirmen notu
Hazine sorusu konusunda bir sürü tartışma vardı. Zira bazı insanlar çözümün mantıklı olmadığını iddaa diyordu. Ancak bir bilgisayar simülasyonundan sonra karşı çıkan insanlar bu çözümü kabul etmek zorunda kaldı.