"..."
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
17. Bölüm Dalışa Geçen Kuş
Zu An ‘dehşete kapıldı’, “Sen miydin? Seninle aramda bir kin yok ki neden bana zarar veriyorsun?”
Erik Çiçeği On İki soğuk bir sırıtışla yanıtladı, “Sinirlendirmemen gereken birisini sinirlendirdin, ancak kendini suçlayabilirsin.”
“Kimi sinirlendirdim ki?” Zu An endişeyle sordu.
Erik Çiçeği On İki sırtına bastı ve hançeriyle suratını tokatladı, “Bilmene gerek yok. Neden öbür dünyaya gidince Kral Yama’ya sormuyorsun?”
Zu An bu sözlere biraz şaşırdı. Bu dünyanın da gerçekten Kral Yama ve yeraltı dünyası konsepti mi vardı?
“Eğer beni öldürmeye cüret edersen Chu Klanı asla peşini bırakmaz!” Zu An yemledi. Suçlu Chu Klanı’nın bir üyesi mi öğrenmek istiyordu.
“Ahhh, çok korktumm~” Abartılı bir korku ifadesiyle göğsüne vurdu Erik Çiçeği On İki, “Yabandayız ve cesedin asla bulunamayacak. Kimse nasıl öldüğünü öğrenemeyecek.”
Bu noktada bir anlığına duraksayıp devam etti, “Ancak hatırlattığın iyi oldu. İhtiyatlı olmak iyidir. Haklısın, seni bizzat öldürmemeliyim. Seni Kurt Vadisi’ne atayım da Kıçyırtan Kurtlar her bir parçanı yesin. O zaman Chu Klanı bile benim yaptığımı öğrenemez!”
Zu An ufak bir şaşkınlık yaşadı. Ses tonuna bakılırsa bu meselenin ardında her kim varsa Chu Klanı’dan değil gibiydi.
“Ah, Kıçyırtan Kurtlar’ın isminin nereden geldiğini biliyor musun?” Erik Çiçeği On İki sinsi bir gülümsemeyle sordu. Ancak Zu An yanıtlayamadan çoktan yanıtı vermişti, “Çünkü insanın kıçını yırtmakta ustalar. Avlarını hemen öldürmezler. İç organlarının dışarı dökülmesini ve yavaş yavaş çiğnenmesini çaresizce izlemek zorunda kalacaksın. Acaba ne kadar acı verici olur?”
Zu An afalladı. Şimdi bütün bunları söylemenin ne manası vardı? Erik Çiçeği On İki’nin bir tür işkence veya kan fetişi falan mı vardı?
Erik Çiçeği On İki, Zu An’ın korkudan sesinin kesildiğini düşündü, dolayısıyla umursamadı. Monoloğuna neşeyle devam etti, her şey kontrolü altındaydı, “Ancak eğer birkaç soruma yanıt verebilirsen sana hızlı bir ölüm bahşetmeyi düşünebilirim ki böyle bir acı çekmek zorunda kalmazsın.”
“Ne soruları?” Acaba bu bedeninin sahibi şok edici bir sır keşfetmişti de peşinden suikastçılar mı gönderiyorlardı?
Erik Çiçeği On İki diz çöktü ve Zu An’a tuhaf bir ifadeyle baktı, “İlk Hanım’ın memeleri ne kadar büyük?”
Zu An: “???”
Erik Çiçeği On İki’nin ağzından çıkabilecek tüm muhtemel soruları düşünmüştü ama kim böyle bir şeyi merak ettiğini bilebilirdi ki?
“Yaklaşık bu kadar büyük.” Zu An elleriyle gösterdi. Daha önce görmemiş olabilirdi ama Erik Çiçeği On İki’nin de bilecek hali yoktu.
“Beli nasıl? Ne kadar ince?”
“Yaklaşık bu kadar, galiba.” Zu An halihazırda sabrını yitirmeye başlıyordu. Eğer işine yarayacak bir şey öğrenemezse nefesini daha fazla boşa harcamayacaktı.
“Aşağısı nasıl? Nasıl inliyor? Hassiktir, sırf düşünmesi bile azdırdı!” Erik Çiçeği On İki boğazının alev aldığını hissetti. Pantolonunu indirdi ve emretti, “Gel, yala bakalım!”
Ne de olsa Chu Klanı’nın İlk Hanımı’nı elde etme şansı yoktu, dolayısıyla bu dolaylı yöntemle onun tadına bakabilirdi.
Zu An: “???”
Düşmanlarının kimliğini öğrenebilmek için Erik Çiçeği On İki’nin sorularına yanıt vermeyi planlıyordu. Ancak bu herif düşündüğünden çok daha sapıktı!
Daha fazla dayanamayan ifadesi kararmış Zu An herifin elindeki hançeri kaptı ve tereddüt etmeden şeytanın kökünü kazıdı.
“AHHHHH!” Erik Çiçeği On İki’nin dikkati zamanında tepki veremeyecek kadar dağılmıştı. Istırap dolu bir çığlıkla apış arasını tuttu ve yerde yuvarlandı. Ardından kafasını bir ağaca çarptı ve bilincini yitirdi.
Erik Çiçeği On İki çok uzun bir rüya gördü. Rüyasında Tarikat Efendisi onu saraya bir harem ağası olarak yolluyordu. İlk önce masaya yatırıldı ve erkekliği kesildi ardından da bir odaya atıldı. Birkaç gün boyunca odaya kilitlendi, ne yemek ne de su verildi. Boğazı o kadar kurumuştu ki susuzluktan ölecek gibiydi.
Kim bilir belki de gökler yakarışlarını duyduğundandır, yağmur yağmaya başladı. Tenine değdiğinde yağmurun sıcak olduğunu hissetti, fark edilebilir bir tuz tadı da vardı.
Açgözlülükle yağmur suyunu içti, ancak çabucak bir terslik olduğunu hissetti. Hemen gözlerini açtı ve kendisini bir ağaca bağlanmış buldu. İpten kurtulmak için elinden geleni yaptı ama kıpırdamadı bile. O zaman ipin sıradan olmadığını anladı. Özellikle kendisi gibi düşük seviyeli gelişimciler için hazırlanmıştı.
Burada neler oluyor?
Erik Çiçeği On İki bir anlığına sersemledi. İşe yaramaz hovarda Zu An’ı Kurt Vadisi’ne götürmüyor muydu? Birdenbire yüzünün ıslak olduğunu fark etti, dolayısıyla istemsizce yaladı. Rüyasında içtiğiyle tadı aynıydı.
Ağacın yanındaki Zu An pantolonunu topladı ve özür diledi, “Kusuruma bakma. Uyanmıyordun, ben de üstüne dökecek su bulamadım. Elimdekini kullanmaktan başka çarem yoktu. Son iki günde hava biraz fazla sıcaktı, az sarımtırak olmasını umursamazsın herhalde.”
Bu sözleri duyunca yüzündeki sıvının ne olduğunu nasıl olur da anlamayabilirdi? Rüyasında ağızlar dolusu içtiğini hatırlarken bedeni saf dehşetle titredi, “Ananı sikeyim!”
Erik Çiçeği On İki’yi başarıyla trollediniz, +777 Öfke!
“Kardeşim görünüşe göre sıcaklar seni de sinirlendiriyor.” Zu An kalbinin pır pır ettiğini hissetti. Bu biraz Öfke puanı kazanmak için şahane bir fırsattı. Bir bordo klavyeli olarak bu fırsatı sonuna kadar değerlendirmezse utançtan ölürdü!
Erik Çiçeği On İki öfkeyle haykırdı, “Ne cüretle beni bağlarsın? Çabuk sal beni!”
Zu An üzerinde oturduğu kırık ağaç dalından atladı. “Neler olduğunu unuttun mu?”
Erik Çiçeği On İki çabucak olanları hatırlarken afalladı. Bu veledin üstüne basıyordum, bana şöyle güzelinden bir… O anda aceleyle kafasını eğdi ve apış arasındaki kanları gördü. Halihazırda kan dursa da orada olması gereken şey artık yoktu! Acınası bir çığlık kopardı ve bağırdı, “Nereye gitti?!”
Öfkeli uluması yaralarının bir kere daha açılmasına, apış arasından kan saçılmasına neden oldu.
Zu An gelişimcilerin yapısının ne kadar sağlam olduğundan gerçekten etkilendi. Önceki dünyasında olsaydı böyle bir yara almış birisi şimdiye dek aşırı kan kaybından ölürdü. Ancak Erik Çiçeği On İki bu kadar uzun süre dayanabilmişti.
Zu An umursamazca kulaklarını kapadı, herifin ani bağırışı sinirini bozmuştu. Çok uzakta olmayan uzun bir bambu çubuğunu işaret etti. Bambu çubuğunun ucuna ince bir iplik bağlıydı ve kanlar içindeki parmak vari nesne de ona bağlıydı, “Orada. Hazinen tam da orada.”
“Seni piç! Bana saldırmaya cüret edersin ha!” Olanları hatırlayan Erik Çiçeği On İki tuzağa düştüğünü anladı.
Erik Çiçeği On İki’yi başarıyla trollediniz, +999 Öfke!
Görünüşe göre hangi dünyadan olunursa olunsun erkekler hazinelerini inanılmaz önemser. Zu An beklenmedik miktardaki öfke puanlarını görünce düşündü.
“Sen de mi gelişimcisin?” Erik Çiçeği On İki biraz sakinleşti ve sordu.
Hazırlıksız yakalansa bile sıradan bir ölümlü öylece hançerini elinden alamazdı.
Zu An’ın sergilediği muazzam güce bakılırsa gelişimi ondan bile daha yüksekti. Ama bu nasıl olabilirdi? İki gün önce karşısında tamamen çaresizdi!
“Burada soruları ben sorarım, sen değil.” Zu An hançerin keskin olmayan yeriyle Erik Çiçeği On İki’nin ağzına vurdu. “Konuş! Beni öldürmeni kim emretti?”
Erik Çiçeği On İki işlerin bu kadar çabuk aleyhine döneceğini beklemiyordu. Ancak hâlâ öfkeliydi, kafasını yana çevirdi ve tek kelime etmeyi reddetti.
“Demek konuşmak istemiyorsun, huh?” Zu An, Erik Çiçeği On İki’nin tepkisine sinirlenmedi. Bunun yerine bambu sopayı aldı ve parmak vari nesneyi Erik Çiçeği On İki’nin önünde salladı, “Aslında kesilmesi düşündüğün kadar ciddi değil. Eğer zamanında tedavi ettirirsen geri takılabilir. Amaaa, çok geç kalırsan hücrelerin yavaşça ölecektir… O vakit bir ilah bile seni kurtaramaz!”
En azından önceki dünyasında durum böyleydi. Burasının gelişim dünyası, her türden doğaüstü gücün var olduğu bir yer, olduğu düşünülürse aynısını burada da yapmak mümkün olmalıydı.
Erik Çiçeği On İki, Zu An’ın sözleriyle ikna oldu. Çaresizliğe kapılmış gözlerine umut geri döndü, “Konuşursam gerçekten gitmeme izin verecek misin?”
“Bakarız.” Zu An yanıtladı.
Erik Çiçeği On İki soğukça homurdandı. Genellikle tehdit işini o yapardı, nasıl olur da bu sözlerin sonunu bilmezdi?
Zu An umursamazca omuz silkti. “Konuşmazsan hiç şansın yok. Konuşursan hâlâ şansın olabilir. Kendin seç.”
“Tarikat Efendisi’nden gelen bir emir.” Erik Çiçeği On iki yanıtladı.
“Tarikat liderinin ismi ne?” Zu An sordu.
Erik Çiçeği On İki biraz tereddüt etti. İhtiyatla etrafı taradı ve kimsenin olmadığına emin olduktan sonra nihayet yanıtladı, “Tarikat Efendimin adı Mei Chaofeng.”
Erik Çiçeği On İki’nin hareketlerine dikkat eden Zu An tarikat efendisinden epey korktuğunu çıkardı. Dur, Mei Chaofeng mi?
“Tarikat Efendin kör bir kadın olamaz değil mi?” Zu An salyasını silip yutkundu.
“Huh? Tabii ki hayır.” Erik Çiçeği On İki’nin kafasının karıştığı belliydi. Zu An’ın ansızın neden böyle bir soru sorduğunu bilmiyordu. “Tarikat Efendimiz dibine kadar adamdır.”
Zu An birkaç detayı daha onayladıktan sonra bu sözde tarikat efendisinin düşündüğüyle aynı kişi olmadığına emin oldu. Zu An anılarını taradı ama Erik Çiçeği Tarikatı’nın tarikat efendisine dair bir izlenimi yoktu. Dolayısıyla sordu, “Neden Tarikat Efendiniz beni öldürmek istiyor?”
Erik Çiçeği On İki’nin gözleri hafifçe etrafta gezindi, “Biz gibi basit ast bozuntularının Tarikat Efendimizin düşüncelerini tahmin edebilmesi mümkün değil.”
Zu An soğukça sırıttı, “Benimle oyun oynamak mı istiyorsun?” Bambu çubuğu tuttu ve vadiye atıyormuş gibi davrandı.
“B-bekle, bekle! Şimdi hatırladım!” Erik Çiçeği On İki telaşla haykırdı, “Gizemli birisi bir gün Tarikat Efendimizi aramaya geldi. Tarikat Efendimiz onu şahsi odasına götürdü ve uzun uzun konuştular. Hemen ardından bana seni ortadan kaldırmamı emretti!”
“Bu gizemli kişi de kim?”
“Bilseydim gizemli demezdim!”
Zu An yanıt olarak soğukça alay etti, “Görünüşe göre konuşman için illa dersini alman lazım, ha?”
Erik Çiçeği On İki aceleyle haykırdı, “Gerçekten de kim olduğunu bilmiyorum! Bütün bedenini kapatan siyah bir bambu şapka takıyordu. Bırak kim olduğunu erkek mi kız mı onu bile bilmiyorum!
Erik Çiçeği On İki’nin gözyaşlarına boğulmak üzere olduğunu gören Zu An muhtemelen doğruyu söylediğini tahmin etti. Bu yüzden başka bir soruya geçmeye karar verdi, “Erik Çiçeği Tarikatı’nın şu anki durumu ne?”
Biraz sorgulamadan sonra Zu An nihayet durumu az buz kavradı. Erik Çiçeği Tarikatı, Ayruşen Şehri’nin en büyük yeraltı tarikatıydı. Tarikat efendisi Mei Chaofeng’di ve 13 üvey evladı vardı. Adları Erik Çiçeği Bir’den Erik Çiçeği On Üç’e kadar gidiyordu ve yeraltı dünyasındakiler onları Erik Çiçeği’nin On Üç Muhafızı olarak tanıyordu.
Erik Çiçeği Tarikatı Ayruşen Şehri’nin yeraltı işinin büyük çoğunluğunu kontrol ediyordu ve en büyük gelirleri haraç kestikleri işlerden gelen koruma ücreti ile işlettikleri kumarhanelerdi.
On üç kardeşin yeteneklerini anlattıktan sonra Erik Çiçeği On İki nihayet sordu, “Artık hazinemi geri verebilir misin?” Gözleri bunca süredir bambu çubuğa bağlı şeyden ayrılmamıştı, bir anlığına bile. İyileşince bu piçin çükünü ezeceğim ve köpeklere yedireceğim. Sonra da öfkem dinene kadar piç kurusunu parça parça doğramazsam ne olayım!
Diğer yandan Zu An tekrar tekrar gelen bildirimleri izledi: “Erik Çiçeği On İki’yi başarıyla trollediniz, +9 +9 +9 +9 +9…” ve inanılmaz keyiflendi. Görünüşe göre bu herif gerçekten de ona karşı derin bir kin güdüyordu.
“Unut gitsin, geri vereceğim.”
Bambu çubukla olsa bile elindeki şeyi tutmaktan rahatsızdı. Çabucak Erik Çiçeği’ne doğru uzattı.
O an birden kara bir siluet dalışa geçti. Kanat çırpma seslerini takiben bambu çubuğunun ucundaki şey iz bırakmadan kayboldu.
Zu An yakındaki bir dala inen kuşa döndü. Biraz kargayı anımsatıyordu ama çok daha büyüktü. Gagasının arasında solucan gibi bir şey tutuyordu… Erik Çiçeği On İki’nin hazinesinden başka ne olabilirdi bu?
Karga neşeyle iki adama bakıp kafasını kaldırdı ve ‘solucanı’ mideye indirdi.
“HAYIIIIIIIR!” Erik Çiçeği On İki dehşet içinde haykırdı. Karga çığlıklarından ürktü ve aceleyle uçtu.
Zu An: “…”
Erik Çiçeği On İki: “…”
Magnec