Bölüm için teşekkürler bu arada geçmiş olsun umarım iyisindir :)
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
74. Bölüm Fakirleşmem Lazım
Chu Tiesheng küstahça konuştu, “Beşinci kademe bir gelişimci onu öldürmek istediyse hâlâ nasıl hayatta olabilir?”
Bu odadaki herkesin taşıdığı şüpheydi. Tüm gözlerin üstüne döndüğünü gören Zu An acele etmeden yanıtladı, “Aniden karnı ağrımaya başladı yoksa gerçekten ölmüştüm.”
“Karın ağrısı mı?”
Kalabalık afalladı. Böyle çocukça bir bahane duymayı beklemiyorlardı. Beşinci kademe bir gelişimcinin savaş ortasında karnı ağrıyor ve bir ölümlüyü öldürmeyi başaramıyor ha. Bu inanılmazdı.
Herkes şüphelenirken Chu Chuyan aniden araya girdi, “Yalan söylediğini düşünmüyorum.”
“???”
Bu sözlerle kafası karışan grup Chu Chuyan’a döndü.
Qin Wanru’nun kaşları çatıldı, kızı evliliklerini düşünerek mi Zu An’ı destekliyor merak etti.
“Aslında Kartanesi’yle alakalı bir sorun olduğunu çoktan fark etmiştim. İyi sakladı ama birlikte uzun zaman geçirdikten sonra zaman zaman ağzından bir şeyler kaçırması kaçınılmazdı. Onu açığa çıkarmama sebebim arkasındaki kişiyi sorgulamak istememdi. Ancak neden seni öldürmeye çalıştı anlamıyorum.”
Chu Chuyan sorgular gözlerle Zu An’a döndü.
Sakindi ve sözleri yavaş, acelesizdi. Ancak nedeni bilinmese de sakin tavrı insanı sinirlendirmiyordu. Aksine doğal olan buymuş gibi hissettiriyordu.
“Ben de bilmiyorum.” Zu An masumca yanıtladı. Onun arkasında senin olmadığını bilseydim ta en başında her şeyi açığa çıkartırdım. Böylece onun yanında devamlı diken üstünde durmazdım.
Chu Chuyan’ın sözleri herkesi şaşırttı. Kartanesi’nin kimliğini ne kadar iyi sakladığına şaşırdılar ve aynı zamanda onun arkasında kim olduğunu merak ettiler. Kimse Zu An’dan daha fazla şüphe etmedi.
Chu Zhongtian bir öksürükle Zu An’a döndü ve söze girdi, “Sen odanda dinlen. Bundan sonra seni korusunlar diye birkaç şahsi muhafız görevlendireceğim. Aynı şeyin tekrarlanmasına izin veremeyiz.”
“Şahsi muhafızlar mı? Ne kadar şahsi olacaklar?”
Zu An’ın zihninde istemsizce önceki hayatındaki dramalarda gördüğü güzel korumalar geldi.
Chu Zhongtian sakince kapıda duran iri yarı adamlara işaret ederek Zu An’ın zihnindeki gerçek dışı tüm düşünceleri parça pinçik etti. Onu rahatlatacak birkaç şey daha söyledikten sonra Zu An dinlensin diye diğerleriyle birlikte odadan çıktı.
Chu Huanzhao başlangıçta gitmek istemiyordu. Zu An’a kumarhaneden kazandığı parayı sorup duruyor, böyle eğlenceli bir şey yapmaya giderken onu yanında götürmediği için kızıyordu.
Qin Wanru çoktan odadan çıkmıştı ama ikinci kızının gelmediğini fark edince hemen döndü ve Chu Huanzhao’yla Zu An’ın sıkı fıkı tavırlarını gördü. Bir kere daha kaşları çatıldı ve kükredi, “Huanzhao, gidiyoruz!”
Qin Wanru’yu başarıyla trollediniz, +3 +3 +3 +3…
Zu An kayınvalidesinin barut fıçısı tavırlarına içinden güldü. İkinci kızını da çalacağımdan mı korkuyorsun? Ne diye bu kadar endişelisin yahu? Ah ah, her şey fazla yakışıklıyım diye, değil mi?
Annesinin bağırışını duyan Chu Huanzhao isteksizce ayrıldı. Ardından Chu Chuyan da düşünceli bir ifadeyle çıktı.
Herkes gidince Zu An kazandığı öfke puanlarına baktı; 6.929. Tabii çoğunun Kartanesi’nden geldiğini söylemeye gerek yoktu.
Bu sefer hemen piyango oynamadı. Önceki deneyimlerine göre iyi bir şey çekemeyecek kadar az puanı vardı. Biraz daha biriktirebilirdi. Belki böylece daha şanslı olabilirdi.
Ayrıca kumarbaz felsefesine derin bir inancı vardı. Kısa bir süre önce iyi bir şey çektiği düşünülürse hemen ardından bir tane daha çekebilmesi imkansızdı.
Düşüncelerine bu noktaya geldiğinde Bir Sokarım Var Ya Gözleri’ni kullandığını hatırladı ve bu onu derin bir pişmanlığa itti. Hepsi Kartanesi’nin hatası! O kıçını gerçekten şamarlamam lazım!
Aynı zamanda son derece önemli bir sorunu düşünüyordu; servetini.
7.500.000 gümüş tael ne demekti? Tüm dünyayı göz önünde bulundursa bile muhtemelen ondan daha zengin yalnızca bir avuç insan vardı.
Dürüst olmak gerekirse Gümüşkanca Kumarhanesi ona kancayı taktığından ve bilerek bahis sınırını kaldırdığından bu kadar kazanmıştı. Başka bir müşteri olsa, kumarhane asla böyle devasa miktarlarda para yatırmasına izin vermezdi.
Nihayetinde her şey Zu An’ın hovarda izleniminin yarattığı sahte güvenden geliyordu. Kumarhane ondan yararlanabileceğini düşünerek kendi kazdığı çukura düşmüştü.
Her neyse, konuya dönersek, Kartanesi’yle olan savaşı kumarhanedeki galibiyetinin büyük sonucunu hatırlatmıştı; artık Hanımzade’nin Zevk Yumağı’nı kullanamıyordu!
Zevk Yumağı’nın şartlarından birisi karşı tarafından kendisinden daha zengin bir kadın olmasıydı ama şimdi 7.500.000 ederinde bir borç notuna sahip olduğu için artık bu koşulu sağlamasının imkanı yoktu.
Bu kozunun elinden çıkması ölümcüldü. Para ne kadar önemli olursa olsun hayatını çok daha değerli görüyordu.
Eğer 7.500.000 gümüşü paraya dökebilseydi onu koruyacak zirve uzmanlar tutabilirdi. Ancak o piç kurularından yalnızca bir borç notu alabilmişti. Bu işleri çok daha zora sokuyordu.
Gerçekten de fakirleşmenin bir yolunu bulmalıydı!
Böyle dese de borç notunu paraya dökmesi muhtemelen imkansız olabilirdi ama tamamen işe yaramaz da değildi. Erik Çiçeği Tarikatı’na karşı böyle devasa bir kozu öylece çöpe atamazdı. Bir şekilde bundan bir kazanç elde etmeliydi.
Dolayısıyla, Zu An derin düşüncelere daldı. Filmlerde gördüklerini kopyalayıp parasını har vurup harman savurmayı düşündü. Aslında bu konuda bir sürü fikri vardı ama çok geçmeden hepsini bir kenara koydu. Bu dünyada fikirlerinin çoğunu gerçekleştirmenin zor olduğunu fark etti.
Derin bir depresifliğe girdiği esnada aniden bir gölge belirdi. Kambur bir figür yatağın yanında belirerek Zu An’ın neredeyse altına sıçmasına neden oldu. Aceleyle kafasını kaldırdığında Yaşlı Mi’yi gördü.
“Kıdemli, hiçlikten belirip duruyorsunuz. Bir gün gerçekten kalp krizi geçireceğim.”
Zu An bu sözleri söylerken gizlice kapıya bir bakış attı. Chu Zhongtian onu korumak için koruma ayarlamış olmalıydı, neden Yaşlı Mi’nin geçmesine izin vermişlerdi?
“Boşa bakma. O çocuklar varlığımı sezemez.” Yaşlı Mi kibirli bir ifadeyle konuştu.
Zu An’ın ifadesi anında düştü, “Görünüşe göre Chu Konağı gerçekten de yetenekli insan eksikliği çekiyor. Muhafızlarının ihtiyatla seçilip yetiştirildiğini duydum ama görünüşe göre hepsi lafta kalıyormuş.”
Zu An’ın homurtusuna karşılık Yaşlı Mi de homurdandı, “Sen ne bilirsin ki? Sırf beni durduramıyorlar diye diğerlerini de durduramayacakları anlamına gelmiyor. Bu muhafızlar aslında oldukça iyi. Ayruşen Şehri’nde güvenliğini sağlamaya yeterler. Kartanesi dönse bile onların koruması altında sana zarar veremez. En azından destek gelene kadar zaman kazanmaya yeterler.”
Zu An nihayet rahat bir nefes verdi. Ancak o zaman güçlü bir desteğin yararlarını anladı. Ha şöyle ya. Düklük klanının genç efendisi olarak düşmanlarımla bizzat uğraşmam mantıklı olmuyor. Yolumda çıkanı ezip geçecek bir ordum olmalı!
“Gittiğim gibi böyle bir şey olmasını beklemiyordum. Gelecekte daha dikkatli olmalısın. Sorun çıkarıp durmayı bırak.” Yaşlı Mi talimat verdi.
Zu An kalbinde bir sıcaklık hissetti. Yaşlı Mi’nin onun güvenliği konusunda bu kadar endişeleneceğini beklemiyordu, “İlginiz için teşekkür ederim kıdemli. Gelecekte daha dikkatli olacağım.”
Yaşlı Mi kafa sallayarak yanıtladı ve Zu An’ın nabzına bakmaya geldi, “Yaraların biraz ağır ama neyse ki tedavi sayesinde sorun olmayacak. Ayrıca görünüşe göre gelişimin de epey bir artmış.”
Zu An durumunu kontrol etme fırsatı bulamamıştı. Çabucak durumunu kontrol etti ve ikinci formasyonun tamamen dolduğunu ve üçüncü formasyonun da üçte birinin tamamlandığını fark etti. Yani üçüncü kademenin üçüncü adımına ulaşmıştı.
Sırf İkinci formasyonun üçte ikisini doldurmak için 58 Ki Meyvesi yemişti ve üçüncü formasyon için de daha fazlası lazımdı; tam olarak 144 tane. Bu yaklaşık 150.000 öfke puanına denkti!
Şimdiye dek tek seferde en fazla altmış-yetmiş bin civarı kazanmıştı ve bu da etrafında büyük bir kalabalık varken olmuştu. Böyle fırsatlar aslında nadirdi ve sık sık yapabileceğine emin değildi.
Diğer yandan Kartanesi’yle savaşırken aldığı yaralar, Anka Kuşu’nun Nihai Sutrası sayesinde gelişimini seksen Ki Meyvesi değerinde artırmıştı. Bu ilerleme şu ana kadar tek seferde kazandığı tüm öfke puanlarının getirdiği yararlardan daha fazlaydı.
Gel gör ki o an iki heybetli dağ arasında ince bir ipte yürümek daha az tehlikeli olurdu! Bir anlık dikkatsizlik ve pat, göte iki pamuk tabuta da beş çivi oldu bitti!
Burası gerçek yaşamdı; oyunlardaki gibi kamp ateşine oturup ölünce orada doğmayacaktı. Gelişimini artırmak için Anka Kuşu’nun Nihai Sutrası’na bel bağlamak çok tehlikeliydi. En azından çaresiz kalmadığı sürece bel bağlamayacaktı.
Yaşlı Mi birkaç şey daha söyleyip gitti. Gariptir ki yaşlı adamın kambur sırtını izlemesine rağmen odadan ne ara çıktığını bile anlamadı. Bir kere daha Yaşlı Mi’nin hakikaten akılalmaz bir uzman olduğuna emin oldu.
Zu An tek başına kaldığında tüm dikkatini yeni kazandığı servetini nasıl harcayacağını planlamaya verdi.
…
Bu sırada birkaç kilometre ötedeki bir avluda..
Çay bardağı gürültüyle yere çarptı.
Güzel bir figür yatakta yuvarlanıp duruyor, sıkıca battaniyeyi tutuyordu. Saçı tamamen ter içinde kalmıştı ve güzeller güzeli yüzü acıdan buruşmuştu, “Zu An, yapacağım son şey olsa bile yemin ederim ki seni geberteceğim!”
Tabii ki bu kişi Kartanesi’nden başkası değildi.
Çoktan Chu Klanı üyelerini tetiğe geçirdiğini biliyordu ve karnı da aşırı acıdığından dönmeye cesaret edemiyordu. Bunun yerine önceden hazırladığı bir konağa kaçmıştı.
Bugünkü suikastın başarılı olacağına emindi ama kim başarısızlığa uğrayacağını düşünebilirdi ki? O piç böyle dayanılmaz bir acı çekmeme neden olacak nasıl bir büyü yapmış olabilir?
Farkında olmadan aldığı bir iç yaralanma olduğundan bile şüphe ediyordu. Zu An’ın böyle bir şey yapabileceğine inanmak zordu.
Gerçek ne olursa olsun başarısız olmuştu ve Chu Klanı’ndaki casus kimliğinin açığa çıktığı da belliydi. Chu Klanı’na girmek için akılalmaz emek sarf etmişti ama sırf bir karınca yüzünden her şey başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Bu olaylar onu öyle sinirlendiriyordu ki neredeyse delirecekti.
Bir süre sonra dayanılmaz acı aniden iz bırakmadan kayboldu. Yavaş yavaş geçmemiş aksine anında kaybolmuştu.
Bir saniye önce Kartanesi yatakta yuvarlanıyordu ve bir saniye sonra ise acı çoktan gitmişti.
Başlangıçta halüsinasyon gördüğünü düşündü ama acı bir süre dönmeyince nihayet rahatladı.
O neydi öyle be?
Kartanesi yataktan kalktı ve yüzünden akan soğuk terleri sildi. İnanılmaz yorgun hissediyordu ve kıyafetleri de ter içindeydi.
Çabucak üstünü değiştirdi. Garip bir hastalık kapıp kapmadığını kontrol etmek için yine de bir şifacıya gitmeliydi.
Ancak şu anda çok daha önemli bir konu vardı. Üstünü değiştirince aceleyle konaktan ayrıldı.
…
Erik Çiçeği Tarikatı’nda…
Kartanesi’nin hikayesini dinleyen Mei Chaofeng’in gözleri şaşkınlıkla kocaman açıldı, “Ne? Bizzat harekete geçmene rağmen başarısız mı oldun?”
Magnec