Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

73. Bölüm Beklenmedik

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

 

Zu An hakkındaki bilgileri düşünen Kartanesi, bu utanmaz ve aşağılık piç kurusunun gerçekten de böyle bir şey yapmasının mümkün olduğunu fark etti. Yaşayacağı aşağılanmayı düşünmek bile onu telaşlandırdı.

Ağzını açtı ama doğum sancısı sözlerini acı dolu inlemelere çevirdi.

“Yapmaya cesaretim yok mu sanıyorsun?” Zu An soğukça homurdandı. Kızın üstündekini yırttı ve tehdit etti, “Deneyelim o zaman!”

Daha önce kızın odasını aramıştı ama tek bulduğu kavun çekirdekleri ve atıştırmalıklardı. Chu Konağı’nda bir süre zaman geçirdikten sonra hayatını almaya çalışanların Chu Zhongtian, Qin Wanru ya da Chu Chuyan olmadığına emindi. Yani Kartanesi’nin ardında başkası vardı.

Bilmediği bir düşmanın gözlerini ona dikmesi aşırı tehlikeliydi; kime karşı tetikte olması gerektiğini bile bilmiyordu! Dolayısıyla, bugün arka plandaki kişinin kim olduğunu bulmaya kararlıydı, yoksa huzur içinde uyuyamazdı.

Kartanesi’nin elbiselerinin yırtılması zarif ve ince kollarını açığa çıkardı. Zu An dahi isminin görünüşüyle mükemmel uyum içinde olduğunu kabul etmek zorundaydı. Teni gerçekten de kar gibiydi.

“Seni kesinlikle öldüreceğim ahhhh~”

Qiao Xueying’i başarıyla trollediniz, +998 Öfke!

“Konuşmayacak mısın? Şunu söylemeliyim ki üzerinde çıkarılacak çok şey yok… Bekle bir dakika, beni ayartmaya mı çalışıyorsun sen?”

Ayartmak mı? Götüne sok onu!

Qiao Xueying’i başarıyla trollediniz, +1024 Öfke!

Kartanesi gerçekten de delirmenin eşiğindeydi. Sanki karnının acısı yeterli değilmiş gibi bir de psikolojik işkenceye uğruyordu. Bir iyileşeyim var ya o ağzını yırtmazsam ben de neyim!

“Konuşmayı reddetmeyi sürdüreceksen kıyafetlerini yırtacağım.” Zu An yakasından tuttu ama yırtmadı. Niyeti sadece kimin onu öldürmeye çalıştığını bulmaktı.

“Şansını çok zorladın!” O anda Kartanesi’nin gözlerinden yeşil bir ışıltı yayıldı ve sözleri de buz kesti.

Zu An’ın tüyleri anında diken diken oldu. Tereddüt etmeden Ulubora’yı çağırdı ve metrelerce geriye fırladı.

Aynı anda Kartanesi’nin saçı birdenbire rüzgarla birlikte uzadı, adeta bir mühür kaldırılmıştı. Saç telleri sarmaşıklar gibi Zu An’a atıldılar.

“Hassiktir! Bu ne lan böyle!” Zu An korkuya kapıldı. Önündeki kadın adeta Medusa’ya dönüşmüş, dehşete düşüren bir baskı yayıyordu.

Saçının gücü karşısında duvarlar bile delindi, odada bir sürü delik açıldı. Eğer Ulubora’yı çağırıp anında kaçmasaydı parça pinçik olabilirdi.

Kartanesi de Zu An’ın bu kadar çabuk kaçmasını beklemiyordu, dolayısıyla hızlıca peşine düştü.

“Zu hovardası, seni parçalara ayıracağım… ahhhh~” Kartanesi acıyla karnını tutarken kapının yanında yere yığıldı.

Qiao Xueying’i başarıyla trollediniz, +500 Öfke!

Zu An yutkundu. Bu kadın ecinni mi lan? Doğum sancısına bile dayanıp bana saldırıyor anasını satayım. Bir kere daha gelirse gerçekten sıçtım!

Gel gör ki o sırada yakınlardan bir gürültü duyuldu. Konaktaki birisi nihayet patırtıları duymuştu ve son hız geliyordu.

Kartanesi kararsız kaldı ama sonunda konaktan kaçmaya karar verdi. Duvardan atlamadan hemen önce döndü ve nefretle Zu An’a baktı, “Geri döneceğim!”

Ardından yukarı sıçradı ve gecenin karanlığında kayboldu.

Çok geçmeden bir siluet peri misali gökyüzünden indi, beyaz eteği dalgalanıyordu.

Chu Chuyan kanlar içindeki Zu An’ı fark etti ve korkuyla haykırdı, “Neler oldu? Neyin var?”

Zu An nihayet rahat bir nefes verdi. Karizmatik olduğunu düşündüğü bir gülümsemeyle yanıt verdi ve kızın kucağına yığıldı.

Halihazırda ağır yaralıyken bir de üstüne Kartanesi’nin nihai saldırısından kaçmak uğruna tüm ki’sini kullanarak Ulubora’yı çağırmıştı. Sırf iradeyle ayakta duruyordu ama Chu Chuyan’ın gelmesi bedenindeki gerilimi yumuşattı ve direkt bayıldı.

Zu An’ın kucağına düştüğünü gören Chu Chuyan’ın ilk tepkisi onu itmek oldu ama yaralarını görünce tereddüt etti. Bu esnada genç adam çoktan kollarına düşmüştü.

Daha önce ondan yararlanmak için aynı numarayı yaptığını düşündü ve kaşları çatıldı. Bu sefer de beni kandırmaya çalışırsan…

Ancak ki’siyle durumunu kontrol ettiği gibi bu düşünceler hızla kayboldu. Zu An’ın hayatı gerçekten de pamuk ipliğine bağlıydı.

… 

Zu An nihayet kendine geldiğinde bir yatakta yattığını ve odada bir sürü kişinin toplandığını fark etti. Chu Chuyan dışında Chu Zhongtian, Qin Wanru, ikinci ve üçüncü daldakiler de buradaydı. Çoğu Kartanesi’nin saçıyla duvarda açtığı izleri inceliyor ve şaşkınlıkla dillerini şaklatıyordu.

Neyse ki Zehirli Kamcık’ı zamanında kaldırdım, aksi halde birisi bulup alsaydı sorun olurdu.

Zu An baştan aşağıya bandajlandığını fark etti ve devamlı ağır yaralar alıp durduğunu hatırladı. Bu kesinlikle böyle bandajlandığı ilk sefer değildi.

Birden sıcak bir mendilin nazikçe yüzündeki teri sildiğini hissetti. Gözlerini çevirdiğinde Chu Huanzhao’nun yatağın yanında oturduğunu, ciddi ama endişeli bir ifade takınarak onunla ilgilendiğini anladı.

Zu An hem etkilendi hem de çıkmaza girdi. Chu Chuyan’ın kayıtsız bir ifadeyle yakında beklediğini, sanki bu olanlarla hiçbir alakası yokmuş gibi durduğunu gördü. Tavrına bakılırsa sanki yatan onun değil de başkasının kocasıydı. Nihayetinde onu en çok önemseyen hâlâ baldızıydı.

Chu Huanzhao, Zu An’ın gözlerini açtığını fark etti ve neşeyle haykırdı, “Baba, anne, abla, uyandı!”

Chu Zhongtian çabucak fırladı ve sordu, “Nasıl hissediyorsun?”

Zu An etrafa bakınıp mırıldandı, “Acıyor~”

Chu Zhongtian anlayışla kafa sallayıp ekledi, “Chuyan ki’siyle nabzını korudu, böylece şifacılarımızın seni tedavi edip bandajlayacak zamanı oldu. Bir an gerçekten de hayatın tehlikedeydi.”

Zu An bunu duyunca biraz şaşırdı. Chu Chuyan’a bir bakış attı ama ifadesi hâlâ aynı kayıtsızlığı taşıyordu. Hayatını kurtaranın o olduğunu söylemek imkansızdı. Ama yine de onu yanlış anlamışım gibi duruyor.

Qin Wanru geldi ve sordu, “Ne oldu? Nasıl kendini böyle bir duruma düşürdün?”

“Kartanesi beni öldürmeye çalıştı.” Zu An yanıtladı.

Ne yazık ki Kartanesi’ne efendisinin kim olduğunu öğrenmeyi başaramamıştı ama Chu Chuyan ve ebeveynleriyle konuşmalarını düşünen Zu An muhtemelen onlar olmayacağını hissediyordu. Bu yüzden gerçeği açıklamaktan çekinmedi.

Etraftaki herkesin tepkilerine özenle dikkat etti, bir şey çıkarabilmeyi umdu. Maalesef kimse şüpheli durmuyordu.

“Kartanesi mi?” Zu An’ın sözleri herkesi şoke etti ve içgüdüsel olarak Chu Chuyan’a döndüler.

Chu Huanzhao bile bu sözlerle panikledi, “Enişte, nasıl ablam seni öldürmeye çalışabilir?”

Zu An yanıt olarak göz devirdi, “Ablan yerine Kartanesi dediğime epey eminim.”

Chu Huanzhao bu sözlere karşı çıkmak istedi. Ama Kartanesi ablamın şahsi hizmetkar başı. Böyle konuşursan herkesin ondan şüphe etmesi normal olur.

Herkesin bakışları üzerinde toplanan Chu Chuyan da biraz kaşlarını çattı, “Bir süredir Kartanesi’ni görmüyorum.”

“Gidin Kartanesi’ni getirin!” Chu Zhongtian sertçe emretti.

Sırf Zu An dedi diye Kartanesi’ni suçlamayacaktı. Ne de olsa Kartanesi, kızının şahsi hizmetkarıydı. Yani bu mesele düzgünce araştırılmalıydı.

Ancak hizmetkarlar çok geçmeden döndü ve bildirdi, “Kartanesi şu anda konakta değil efendim. Onu hiçbir yerde bulamadık.”

Chu Zhongtian’ın ifadesi karardı. Görünüşe göre Kartanesi kimliğinin açığa çıktığını bilerek konaktan kaçmıştı.

“Neler oldu? Detayları da aktar.” Qin Wanru yatağın yanına oturdu, ipek elbisesi zarifçe belindeki kıvrımları açığa çıkardı. Bu da ikinci daldan Chu Tiesheng’in bakışlarını üstüne çekti.

Zu An kısaca olanları açıkladı, gerçi yeteneklerini gizlemeyi tercih etti.

Qin Wanru’nun kaşları çatıldı. Chu Tiesheng konuşmadan edemedi, “Kulağa bir avuç saçmalık gibi geliyor. Eğer Kartanesi gerçekten seni öldürmek isteseydi nasıl bir çöp… yani diyorum ki nasıl ona karşı koyabilirdin?”

Zu An ona bir bakış atarken Chu Tiesheng’in asıl suçlu olup olmadığını düşündü. Ancak eğer gerçekten öyle olsaydı böyle bir zamanda Kartanesi’ni destekler tonda konuşması aptalca olurdu.

Chu Huanzhao öne çıktı ve Zu An’ın yerine konuştu, “Eniştem tahmin ettiğinizden çok daha güçlü. Ağzını bile açmadan Ağlak Kırbacı’ma dayandı hatta bir adet beşinci ve birkaç üçüncü kademe gelişimci onun karşısında çaresiz kaldı.”

Sözlerine kimse inanmadı. Aşırı gülünçtü. Zu An’ın üçüncü kademe gelişimcilere karşı kendini koruyabilmesi hadi bir nebzeydi ama burada beşinci kademe gelişimciden bahsediliyordu!

Chu Yuepo kahkahayı bastı, “Küçük Zhao, çok naziksin! Nasıl beşinci kademe bir gelişimciyle baş edebilir? Buna kim inanır?”

Chu Tiesheng de kafa salladı, “Evet. Epeydir Zu An adına konuştuğunu fark ettim. Onunla arana uygun bir mesafe koyman gerektiğini düşünüyorum yoksa söylentilere neden olabilirsin. Bu özellikle de ikinizin gerdek gecesi beraber yattığınız düşünülürse bayağı önemli…”

Qin Wanru anında Chu Tiesheng’e ters ters baktı ve kükredi, “Ne dediğine dikkat et! Bu sözler senin gibi bir kıdemlinin ağzından çıkması gereken şeyler mi? Kızım daha genç ve sırf Zu An da aileden diye onu koruyor. Kızımın sözlerini o pis düşüncelerinle yorumlayıp değiştirmesen iyi edersin!”

Utanan Chu Tiesheng homurdanarak kafasını çevirdi, “Sadece Chu Klanı’nın şöhreti hakkında endişeleniyordum.”

Qin Wanru, Chu Tiesheng’in sözlerinden hoşlanmasa da mantıklı olduğunu kabul etmeliydi. İkinci kızı gerçekten de son günlerde Zu An’la biraz fazla yakındı.

Ona âşık olmuş olamaz, değil mi?

Bu düşünce zihninde belirdiği gibi çabucak reddetti. Nasıl öyle bir şey mümkün olabilir? Zu An’da bir kadının kalbini kazanmasını sağlayacak hiçbir nitelik yok, nasıl Huanzhao ona aşık olabilir?

Qin Wanru ikinci kızının kaba olduğunu biliyordu, dolayısıyla muhtemelen Zu An’ın tavırları ona ilginç gelmişti. Ne de olsa Chu Huanzhao yıllardır Chu Konağı’nda yalnızdı.

Qin Wanru ikisinin bir ilişki yaşamasının imkânsız olduğunu hissetse de zaman bulup bu konu hakkında kızıyla konuşmalı ve aralarına mesafe koyması gerektiğini anlatmalıydı.

“Zu An’ın açıklamalarına bakılırsa, Kartanesi beşinci kademe bir odun elementi gelişimcisi olmalı.” Chu Zhongtian duvardaki izleri inceleyip konuştu.

Odun elementi mi?

Zu An, Kartanesi’nin saçlarının odanın içinden nasıl geçtiğini ve bir anlığına onu Medusa’nın reenkarnasyonu sandığını hatırladı.

“Beşinci kademe mi?” Odada bir kargaşa koptu.

Kimse sık sık kavun çekirdeği çitlerken görülen o uysal, genç kızın aslında beşinci kademe bir gelişimci olduğunu düşünmezdi.