Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

53. Bölüm İftira

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

 

Zu An’ın aşağılayan bakışını hissetmiş olan Chu Huanzhao’nun yüzü öfkeyle kızardı ve haykırdı, “Neden o kadar borç aldın be?”

Chu Huanzhao’yu başarıyla trollediniz, +241 Öfke!

On Üç rahat bir nefes verdi. Dürüst olmak gerekirse bir anlığına gerçekten de Chu Huanzhao’nun borcu kapatacağından endişelenmişti. Sonuçta amacı para değil, Zu An’ın hayatıydı!

“Bir süre önce şansımızı denemek için kumarhaneye gittik ve üstünde olandan daha fazlasını kaybetti.”

On Üç bu güzel kızın önünde Zu An’ın gerçek halini açığa çıkarmanın en iyisi olduğunu düşündü ki böylece bir anlık öfkeyle borcu gerçekten kapamasın. Ama konusu açılmışken, bu genç kız oldukça tanıdık duruyor.

“Zu An, seni orospu çocuğu! Kumar mı oynadın sen? Chu Klanı’mızın en büyük tabusunun bu olduğunu bilmiyor musun? Daha geçen sene kuzenlerimden birisi kumarhaneye gitti diye bacakları kırıldı!” Chu Huanzhao öfkeyle patladı.

Chu Huanzhao’yu başarıyla trollediniz, +333 Öfke!

On Üç’ün kalbi teklerken nihayet anladı. Önündeki bu genç kız Chu Klanı’nın İkinci Hanımı’ndan başkası değildi! Garip… o hovardanın Chu Klanı’nda sevilmediğini sanıyordum ama görünüşe göre öyle değilmiş.

Zu An başının ağrıdığını hissetti. On Üç’ün günbegün canını sıkmaya gelmesi inanılmaz sinir bozucuydu, “Hayalet gibi peşimden gelmeyi kes. Borcumu ödeyeceğim tamam mı!”

Cübbesinin cebine uzandı ve devam etti, “Burada yedi ki taşım var. Bunları markette bulamazsın, dolayısıyla en az sekiz yüz gümüş tael etmeliler. Burada da yüz gümüşüm daha var…”

Cheng Shouping’in neredeyse gözleri yuvalarından çıkıyordu. Genç efendinin daha bu sabah fakirin teki olduğuna emindi ama akademide birkaç saatte zengin olmuştu.

Bu sırada Zu An garip bir durumdaydı. Elindeki her şeyi bir araya koyduğunda yine de borcunu ödemeye yetmiyordu. Neyse ki Chu Huanzhao bir ki taşı çıkarıp On Üç’e attı.

“Ben de bir tane var. Para üstü bahşiş olsun, şimdi defolabilirsin!”

On Üç şüpheyle Zu An’ın attığı keseyi aldı ve içindekilerin gerçekten de ki taşları olduğunu onayladı. Kafa karışıklığıyla kaşlarını çattı ve sordu, “Bu kadarını nasıl elde ettin?”

“Seni ilgilendirir mi? Çabuk borç notunu geri ver.” Zu An uzattığı eliyle talep etti.

“Olmaz. Ya bu ki taşlarını akademiden çaldıysan ne olacak? Çalınan şeyleri kabul etmeyiz.” On Üç telaşla haykırdı. Asıl amacı bu herifi öldürmekti ve şu anda işler yanlış yolda ilerliyordu. Zu An’ın borcu ödeyeceğini nasıl bilebilirdi?

“Yakışıklıyım diye insanlar kendi isteğiyle verdi. Eğer bana inanmıyorsan git ve soruştur.” Zu An aşağılamayla homurdandı, “Borç notunu geri vermemek için bahane bulup duruyorsun, ne amaçlıyorsun lan sen? Huanzhao, eve gidip babamıza durumu bildirelim. Erik Çiçeği Tarikatı gerçekten de tepemize çıkmaya çalışıyor.”

On Üç kasvete kapıldı. Normal içgüveysi damatlar genellikle kendi kimliklerini açıklamaya utanırdı, zira içgüveysi olmak övünülecek bir şey değil tam tersi dalga konusuydu. Ancak Zu An kendisine Chu Klanı’nın bir üyesi demekten çekinmiyordu ve Chu Zhongitan’a baba demesi de ironik şekilde doğaldı.

Utanmaz!

Tabii gerçekten de Ayruşen Dükü’nün de bu işe bulaşmasından endişeleniyordu. Zu An’ın onlara borçlu olması bir şeydi ama halihazırda parayı ödemişti. Eğer meseleyi uzatırsa bir aptal bile kötü niyetleri olduğunu anlardı.

“Yeter yeter! Borç notunu al, mutlu musun şimdi?”

On Üç borç notunu çıkartıp uzattı. Zu An’ın akademi bölgesinde sorun çıkartıyor diye iftira atmaması için yanında getirmişti ki böylece izleyicileri borç notuyla susturabilirdi. Ancak, kendi kazdığı çukura düşmüştü.

Zu An borç notunu aldı ve inceledi. Gerçekten de bu imzaladığıydı, “Bahsi açılmışken, kopya yaptım demedin mi? Onları da ver.”

“Sana baskı yaratmak için dedim. Nasıl borç notu gibi bir şey kolayca kopyalanabilir? Üstelik kopyaların yasal gücü de yok.” Erik Çiçeği On Üç kindar bir tavırla yanıtladı.

Zu An nota bakması için Chu Huanzhao’ya uzattı. On Üç’ün yalan söylemediğine emin olduktan sonra çabucak notu parçalara ayırıp avuçları arasında ovuşturdu ve toza dönüştürdü.

Şu anda 143 yetişkinin gücüne sahip olduğu unutulmamalıydı. Bir parça kâğıdı toza dönüştürmek hiçbir zorluk teşkil etmiyordu.

Gel gör ki yine de bundan memnun olmadı. Pei Mianman’ın çağırdığı hoş siyah alevi düşünmeden edemedi. Kadının tek yapması gereken parmağını şaklatmaktı ve sorunlar kendiliğinden çözülürdü. Ona kıyasla Zu An aptal gibi tüm gücüyle kâğıdı ezmek zorunda kalmıştı.

“Borç notu kaybolduğuna göre ben gidiyorum.”

Erik Çiçeği On Üç gidip Tarikat Efendisi’ne, Zu An’a sorun çıkartamadığını ve durumda bir değişiklik olduğunu bildirmeye gitmek üzereydi.

“Bekle, gitme!” Zu An birden haykırdı. On Üç ne olduğunu anlayamadan bağırmaya devam etti, “Yardım edin! Kurtarın beni! Erik Çiçeği Tarikatı beni soymaya çalışıyor!”

On Üç, Zu An’a aptalmış gibi baktı, ne yapmaya çalıştığını merak ediyordu.

Ancak çok düşünmesine gerek kalmadı, zira yanıt anında açığa çıktı.

Hafif bir meltem onları geçerken kafasının ortası kel, orta yaşlı bir adam aniden önlerinde belirdi. Bu orta yaşlı adam üçüne kasvetle baktı.

“Burada neler oluyor?”

Gelenin disiplin başkanı Lu De olduğunu söylemeye gerek yoktu. Bölgede bir nevi devriye gezerken kargaşayı duymuş, çabucak gelmişti.

Zu An, Lu De’nin bölgede olduğunu bildiğinden bilerek bağırmıştı ve herifin gerçekten de direkt gelmesine sevindi. Tereddüt etmeden üzücü hikayesini paylaştı, “Öğretmenim, bu adam akademiden aldığımız ki taşlarını çaldı!”

On Üç neredeyse kan kusuyordu. Alelacele ellerini salladı ve haykırdı, “Yalan söylüyor! Hiçbir şeyini almadım!”

Erik Çiçeği On Üç’ü başarıyla trollediniz, +666 Öfke!

“Öğretmenim, eğer bana inanmıyorsanız kesesini kontrol edebilirsiniz. Bizden çaldığı ki taşlarını akademi dağıttığı için her birinin üzerinde akademinin kodu duruyor.”

Akademilerdeki yozlaşmayı önlemek için her öğrenciye verilen gelişim kaynakları katı bir kotayla takip ediliyordu. Bunu her ki taşına işlenen bir kodla desteklenmişti ki bir şey olursa izi takip edilebilsin.

Sorun çıkmasın diye, ne zaman karaborsada böyle taşlar satılsa iki taraf da bir anlaşma imzalardı. Ya da en azından ki taşlarındaki kodların silindiğine emin olunurdu. Ancak On Üç ki taşı pazarıyla alakalı değildi ve planın başarısızlığını nasıl Tarikat Efendisi’ne anlatacağını düşünmekle o kadar meşguldü ki dikkatsizlik yapmıştı.

“Beni dolandırdın piç kurusu!”

İşlerin bu noktaya geldiğini gören On Üç’ün neler döndüğünü anlamaması mümkün değildi. Neden bu hovardanın parayı direkt verdiği belliydi. Her şeyi planlamıştı!

Erik Çiçeği On Üç’ü başarıyla trollediniz, +777 Öfke!

Zu An ‘düşündüğüm kadar beton kafalı değilmişsin’ diye karşı çıkıp bir öfke puanı dalgası daha kazanmak istedi ama Lu De yanlarında olduğu için haksızlığa uğramış kurban bakışı takındı ve haykırdı, “Yalan mı söylüyorum? Kuru iftira! Neyse ki burada her şeyi gören tanıklarım var! O tanıklık edebilir!”

Cheng Shouping’i kolundan tuttu ve öne çekti, “Haksız mıyım?”

Kolundaki muazzam gücü hisseden Cheng Shouping hemen tepki verdi, “Evet, bu herif Genç Efendi’nin ki taşlarını çaldı! Ahh Genç Efendi, neden dünya size hep acımasız? Nereye giderseniz gidin zorbalığa uğruyorsunuz!”

Cheng Shouping’in ikna edici numarası Zu An’ı şaşırttı. Cheng Shouping’in bu kritik anda kendisini yarı yolda bırakacağından endişeliydi ama gerçekten de bu genç doğuştan aktördü!

Hadi yine iyisin, akşama tavuk budu var sana kerata!

“Tabii ki seni destekler; herif senin hizmetkarın!” On Üç endişeyle bağırdı. Bu efendi-hizmetkar ikilisi utanmazlığın vücut bulmuş hali! Sikeyim!

Lu De’nin kaşları çatıldı. Cheng Shouping’i sorgulamak yerine Chu Huanzhao’ya döndü ve sordu, “İkinci Hanım, gerçekten de böyle mi oldu?”

Lu De akademideyken Chu Huanzhao’ya direkt adıyla seslenebilirdi ama şimdi dışarıda olduklarından, Ayruşen Dükü’ne biraz saygı göstermek zorundaydı.

“Aynen öyle! Bu Erik Çiçeği bilmemnesi sadece onun değil benim de ki taşımı çaldı! Öğretmenim, sözlerime inanmıyorsanız kesesini kontrol edin. Aldığı ki taşlarından birisinde benim kodum olmalı…” Chu Huanzhao sivri diliyle alevleri daha da harladı. Güzel görünüşü sayesinde acıma duygusu uyandırmada Zu An’dan daha başarılıydı, kolayca bir erkeğin kalbindeki koruma dürtüsünü uyandırıyordu.

Derslerden henüz çıkmış olan birkaç öğrenci Chu Huanzhao’nun sözlerini duydu ve fırlayıp şeytani suçluyu, On Üç’ü parçalara ayırmak istediler.

Zu An’ın çenesi neredeyse yere düşüyordu. İşlerin kontrolden çıkmasından korktuğundan Lu De’yi etkilemek için uzun, tutku dolu bir monolog hazırlamıştı ama ortakları beklediğinden çok daha güvenilir çıkmıştı.

Chu Huanzhao nasıl zorbalığa uğradıklarını acınası ses tonuyla anlatırken, Zu An kızın kafasının üzerinde bir çift boynuz gördüğünü sandı. Kendisine hatırlattı; gelecekte ne olursa olsun, asla bu kızı öfkelendirme.

Bu sırada Erik Çiçeği On Üç öyle boğulmuş hissediyordu ki adeta her an nöbet geçirebilirdi.

Bu İkinci Hanım masum dursa da gözünü bile kaçırmadan yalan söyleyebiliyor! Soylu klanların leydilerinin dürüst ve gururlu olması gerekmez mi?

Babam haklıymış! Bütün soylular dolandırıcılık ve sahtekarlıkla ilgilenen şerefsiz orospu çocukları!

Lu De’nin bakışlarının ona döndüğünü gören On Üç’ün tüyleri ürperdi ve aceleyle açıkladı, “Öyle değil…”

Gel gör ki daha açıklamasını bitiremeden Lu De sözünü kesti, “Burada konuşmaya gerek yok. Keseni kontrol edince gerçek açığa çıkacak.”

On Üç daha konuşacaktı ama aniden omzuna dağ gibi ağır hissettiren bir cetvelin bastırdığını, ciğerlerindeki havayı preslediğini hissetti. Bırak kendini açıklamayı nefes almak bile zordu.

Böyle bir durum onu panikletti.

Kendisi On Üç Muhafız arasında en güçlü olandı. Yeraltı savaşlarında Erik Çiçeği Tarikatı’nın en keskin bıçağıydı ve nadiren başarısız olurdu. Ancak bu kel adam sadece bir cetvelle onu tamamen ezmişti.

Tarikat efendisinin ona katiyen akademidekilere sorun çıkarmamasını söylediğine şaşırmamak lazımdı.

Ama hiçbir şey yapmadım ki!

On Üç hayatı boyunca bir sürü kötü şey yapmıştı ve bedelini ödetmek isteyen tüm düşmanlarla yüzleşmeye hazırdı. Ancak ilk defa böyle öfkeliydi. Hepsi o serserinin suçuydu!

Erik Çiçeği On Üç’ü başarıyla trollediniz, +888 Öfke!

Zu An, On Üç’ün öfkeli bakışlarını fark etti, dolayısıyla mahcup bir gülümsemeyle karşılık verdi ve daha da öfke puanı kazandı.

Bu sırada Lu De kesedeki sekiz ki taşını dikkatle inceledikten sonra keseyi öfkeyle fırlattı. On Üç’e soğukça baktı ve homurdandı, “Bu ki taşları bizim akademimizden ve kodları daha bu sabah verildiklerini gösteriyor. Söyleyecek neyin var?”

Omzuna bastıran cetvel nihayet biraz hafifledi ve On Üç’e soluklanıp kendini açıklama şans tanıdı, “Mağdur benim! İkisi bana isteyerek ki taşlarını verdi! Zu An’ın kumar nedeniyle bin gümüş borcu vardı ve borcunu kapamak için ki taşlarını kullandı!”

Zu An soğukça sırıtarak hemen karşı çıktı, “Bahane bulurken en azından biraz çaba gösteremez misin? Ayruşen Şehri’nde kim Chu Klanı’nın kumar oynayan üyeleri ağır cezalandırdığını bilmez? Daha geçen sene kumarhaneye gitti diye Ayruşen Dükü birinin bacaklarını kırdı. İçgüveysi damat olarak ne kadar cüretkar olursam olayım asla kumarhaneye gitmeye cesaret edemem ki bırak bin gümüş borçlanayım!”

“Evet! Chu Klanı’mızın kumar konusunda aşırı katı olduğunu bilmeyen mi var?” Chu Huanzhao elini beline koyarken küstahça destekledi, “Yalan söylemeden önce en azından ödevini yapmalısın!”

“Babanın ölmüşlerini!” Erik Çiçeği On Üç neredeyse kalp krizi geçiriyordu. B-bu piç kurusu! Diğeri de orospu!

Erik Çiçeği On Üç’ü başarıyla trollediniz, +999 Öfke!