Bu kızı sevmiyor değilim :D
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
52. Bölüm Tefeci
Zu An piyangoda bütün öfke puanlarını harcadı ama yeni bir şey kazanamadı. Ya ‘Oynadığınız İçin Teşekkürler’ ya da Ki Meyvesi çıktı.
Nihayetinde, toplamda 55 Ki Meyvesi, bir şişe Bahar Kardeş’e İnanın ve bir Talih Hapı kazandı. Şimdi daha fazla analiz yapınca bir Ki Meyvesi’nin yaklaşık on seferde bir çıktığını söyleyebilirdi. Görünüşe göre önceden şansı o kadar da iyi değildi.
Bunu takiben gizlice bütün Ki Meyveleri’ni yedi ve kaslarındaki ilk formasyonun yavaşça dolmasını izledi. 55.meyveyi yediğinde, ilk formasyon halihazırda dolmuş ve ikinci formasyonda da biraz altın şey birikmişti.
“Görünüşe göre gerçekten de Fibonacci dizilimine uyuyor.” Zu An kendi kendine mırıldandı.
Fibonacci dizilimine göre önceki sayı 34’dü, bu da demek oluyordu ki şu anda 55 olmalıydı. Sonuç da teorisine uyuyordu.
İkinci formasyondaki fazladan altın şeyse aslında Ulubora’yı denerken yanlışlıkla duvara kafa atmasının sonucuydu.
Fibonacci diziliminin kurallarına göre, ikinci formasyonu doldurmak için en azından seksen dokuz bin öfke puanına ihtiyacı vardı. Bu durumla baş etmesi gerçekten de can sıkıntısıydı.
Neden diğer herkes rahatça gelişirken ben her adımda gelişimimi artırmak için çırpınmak, yırtınmak zorundayım?
Ancak başka bir bakış açısından bakınca, diğer gelişimciler şu anki seviyelerine ulaşmak için gece gündüz çalışıp bir sürü gelişim kaynağı harcamak zorundaydılar. Şikâyet etmeye pek hakkı yok gibi duruyordu.
Bugün, Ayruşen Akademisi’ndeki hiyerarşiyi kabataslak anlamıştı. Beşinci kademeye ulaşanlar ulusal seviyede bile gerçek dehalardı. Sayıları çok azdı ve aralarından sadece karısı, Pei Mianman ve Yuan Wendong’u tanıyordu.
Ardından dördüncü kademeye ulaşanlar geliyordu. Onlar da akademide oldukça saygı görüyordu ve sayıları çok değildi. Çoğu iyi yeteneğe ve dikkate değer arka plana sahipti.
Yeryüzü ve Siyah sınıftaki çoğu öğrenci üçüncü kademedeydi, gerçi daha o seviyeye ulaşamamış bir kısım da vardı.
Akademide en çok öğrenciye sahip olan Sarı sınıftaysa, ikinci kademede olmak sınıf zorbası olmaya yeter de artardı.
Bu açıdan bakınca Zu An diğer öğrencilere kıyasla vasat sayılabilirdi. Bunu fark etmek duygularını epey incitti.
Sıkıntısını geçirmek için kendini piyangoya kaptırmıştı ve öğleden sonraki dersleri bu şekilde geçirmişti. Ders bittiği gibi koca bir öğrenci ordusu hemen akademinin girişine fırladı, mümkün olan en kısa sürede bu yerden kurtulmak istiyorlardı.
Kanıtların gösterdiği gibi, dersi işkence gibi gören tek kişi o değildi.
Wei Suo bile istisna değildi, “Yarın görüşürüz patron!” Bunu dediği gibi fırladı ve anında kayboldu.
Bu tanıdık manzara Zu An’a eski dünyasını, okul zili çaldığında ortadan toz olan öğrencileri hatırlattı. Dürüst olmak gerekirse eski dünyasını biraz özlemeye başlıyordu.
Zu An yavaşça eşyalarını toplarken bedenindeki değişikliklerin tadını çıkardı. Şu anda 143 yetişkine denk gücü olmalıydı. Böyle bir güç önceki hayatındaki fillerin ağzına sıçmaya yeterde artardı.
Eğer üçüncü kademede bu kadar güçlüyse sekizinci, dokuzuncu ve hatta Üstatların ne denli dehşetengiz varlıklar olduğunu merak etmeden edemedi.
Bu dünya gerçekten de insanı dehşete düşürüyor. Eğer zayıf bir adam güçlü bir kadın gelişimciyle sevgili olursa, ortam ısınıp buharlar çıkmaya başladığında yanlışlıkla ezilip parçalanabilir, öh anasını. Eğer böyle bir şey olursa yeniden doğsa ne yazar, herifte özgüven mi bırakır bu iş!
“Enişte, enişte~”
Zu An kafasını kaldırdı ve sınıfın dışından Chu Huanzhao’nun heyecanla el salladığını gösterdi. Hayat dolu hareketleri normaldeki aşırı kaslıyım hissine kıyasla daha çok erkeksi bir kız gibi hissettiriyordu.
“Sorun ne?” Zu An ihtiyatla göz attı.
“Sorun ne mi? Eve gidiyoruz! Başka ne olmuş olabilir?” Chu Huanzhao hemen karşılık verdi, “Bu tavır da ne? Ders bittiği gibi sırf seni bulmak için buraya kadar geldim!”
“Ah, demek eve gidiyoruz.” Zu An rahat bir nefes verdi. Dürüst olmak gerekirse bu kızın ona işkence etmek için lanetli bir fikir bulduğunu sanmıştı.
“Dün boşu boşuna buraya geldim.” Chu Huanzhao homurdandı, “Neyse ki bugün seni yakaladım. Annemle anlaştık, gözüm üzerinde.”
Zu An bu sözleri duyunca meraklandı, “Annen Hong Xingying’i gözü üstümde olsun diye buraya yollamadı mı? Nerede o? Daha onunla halledecek bir işimiz var.”
Chu Huanzhao biraz burun kıvırırken yanıtladı, “O dingil görünüşe göre akademide kalmaya karar vermiş. Muhtemelen Chu Konağı’na dönüp cezalandırılacağından korktu, bu nedenle akademiye sığındı.”
“Akademinin yurdu da mı var?” Zu An şaşırdı. Ayruşen Akademisi ve üniversiteler arasındaki bir benzerlik daha.
“Tabii ki.” Chu Huanzhao yanıtladı, “Ayruşen Akademisi yakın şehirlerde dahil olmak üzere bu civarlardaki en iyi akademi, dolayısıyla buraya kaydolmak için uzaktan gelen bir sürü kişi var. Ayruşen Şehri’ndekiler her gün eve dönebilir ama uzaklardan gelenlerin öyle bir lüksü yok ve bu yüzden özellikle onlar için akademinin yurtları var. Oradaki binayı görüyor musun? Yurt o.”
Chu Huanzhao batıyı işaret etti ve Zu An kafasını çevirdi. Uzaktaki ormanda belli belirsiz birkaç bina seçebiliyordu.
“Anladım.” Zu An düşünceli düşünceli yanıtladı. Bir ara özellikle yurda gidip gitmemeyi düşündü. Belki de öfke puanlarında patlama yaşanırdı.
Gel gör ki o anda aniden öfke puanlarında bir artış yaşadı. Çok sayıda kişi küçük bir miktar gönderiyordu ama toplamda yine de çoktu.
“Neler oluyor?” Etrafa bakmak için kafasını kaldırdığında, çevredeki bir sürü kişinin ona düşmanlıkla baktığını fark etti. O vakit Chu Huanzhao yanındayken ağaçların arasında yürüdüğünü ve manzaranın resmedilmeye değer olduğunu gördü.
Huh, ne bu çocukluk aşkı havası ya?
Zu An şaşırdı ama çabucak kafasını iki yana salladı. Uygunsuz düşünceleri kafasından attı ve öfke puanlarını toplamaya karar verdi.
“Huanzhao, koluma gir.” Zu An sol kolunu kıza uzattı.
Chu Huanzhao’nun kafası karıştı, “Neden?”
“Bir aileyiz. Kol kola girmemiz ailemizin huzurlu ortamını mükemmel bir şekilde sergilemez mi?” Zu An ciddiyetle yanıtladı.
“Beni aptal mı sanıyorsun? Benden yararlanmaya çalışıyorsun!” Chu Huanzhao öfkeyle bağırırken Ağlak Kırbacı’nı çekti ve savurdu.
“Ananı avradını! Koluma girmek istemiyorsan öyle olsun be. Şiddete başvurmaya gerek yok!” Zu An telaşla bağırırken çabucak kaçındı.
Ancak Chu Huanzhao peşine düştü, öyle kolay kolay pes etme niyetinde değildi, “Seni geberteceğim, sapık!”
Çevredekiler anında rahatladı, sanki bu dünyada adaletin hâlâ olduğunu görmekten mutluluk duyuyorlardı.
Hah, senin gibi jigololar anca bunu hak eder! Zengin kadınları kazanmak o kadar kolay mı?
İkili arasındaki kovalamaca akademinin girişine kadar sür ve sonunda orada durdu. Chu Huanzhao sakinleştiğinden değil de keltoş Lu De tam orada durduğundan kesilmişti. Sadece varlığı bile çevreye bir gerilim katıyor, kimse yüksek sesle konuşmaya cüret edemiyordu.
Chu Huanzhao bile istisna değildi.
Zu An’a dil çıkartıp kırbacını kaldırdı. Daha sonra Zu An’ı kol yeninden tuttu ve dışarı sürükledi, “Hmph! Görelim bakalım bir daha boşboğazlık yapabilecek misin? Eve gidince dersini vereceğim!”
Lu De doğan vari keskin gözleriyle kalabalığı tarıyor, sanki sorun çıkaranları bulup daha bir şey yapamadan yaramazlıklarını durdurmaya çalışıyordu. Gel gör ki kol kola giren ikiliyi görünce ifadesi aniden değişti.
Chu Klanı’nın nesi var? Gerçekten de iki kardeş bir koca mı paylaşacak?
Böyle meseleler bu dünyada sıra dışı olmasa da genellikle sadece aşırı olağanüstü güçlü kişilerin başına gelirdi. Ne var ki Zu An Ayruşen Şehri’nin ünlü hovardasıydı, nasıl böyle bir şeye layık olabilirdi?
Bırakın ikisini, daha düşük klasmandaki İkinci Hanım bile Zu An’ın çok ötesindeydi.
Lu De’nin dikkatini çektiğinden bihaber olan Zu An akademiden çıktı ve Cheng Shouping’in heyecanla kendisine el salladığını gördü, “Genç Efendi, Genç Efendi ~”
“Tüm gün burada mı bekledin?” Zu An aniden biraz duygulandı. Cheng Shouping dün gece onun yerine aile kurallarını kopyalamak için gözünü bile kırpmadan çalışmıştı ama yine de akademinin girişinde beklemeyi seçmişti.
“Hayır hayır, biraz uyumak için döndüm sonra geldim. İlginiz gururumu okşadı, Genç Efendi.” Cheng Shouping ışıldayan bir gülümsemeyle yanıtladı, “Hm? Genç Hanım, siz de mi buradasınız?”
Chu Huanzhao bir ‘mm’ ile yanıtladı. Onu bekleyen hizmetkarı çabucak bir at getirdi. Zu An atları ayırt etmekte hiç becerikli olmasa da görünüşünden bunun iyi bir binek olduğunu anladı.
Chu Klanı gerçekten de maskaralık yapmıyor.
“Hm? Atın nerede?” Chu Huanzhao kafa karışıklığıyla sorarken etrafa bakındı.
Bu soru Zu An’ı hafifçe mahcup etti, dolayısıyla onun yerine Cheng Shouping yanıtladı, “Genç Efendi ve ben bu sabah yürüdük.”
Chu Huanzhao’nun kaşları daha da çatıldı, “Neden hizmetkarlar size bir at atamadı?”
Nedenini senin bilmen gerekmez mi? Cheng Shouping içinden karşılık verdi. Ancak aynı zamanda, Genç Efendi’sinin İkinci Hanım’la arasının oldukça iyi olmasına şaşırdı.
Chu Huanzhao bir an düşünüp ardından atını hizmetkara geri devretti ve Zu An’a döndü, “Seninle yürüyeceğim. Tam da kaslarımı biraz esnetmek istiyordum.”
“Aslında seninle beraber ata binebiliriz, merak etme sorun etmem.” dedi Zu An.
Cheng Shouping’in anında beti benzi attı. İkinci Hanım kötü mizacıyla biliniyordu, dolayısıyla Zu An bu sözleri söylediğinden muhtemelen Ağlak Kırbacı’nın ıstırabına kapılacaktı.
“Defol!” Chu Huanzhao beklenmedik şekilde onu azarladı ama saldıracağına dair bir belirti göstermedi.
Cheng Shouping gözlerini kırpıştırdı. Rüya mı görüyorum? Neden burada bir terslik var gibi hissettiriyor?
O anda alaycı bir ses duyuldu, “Hoh, sonunda çıktın.”
Zu An kafasını çevirdi ve yüzünde yara izi olan bir adamın ağaca dayandığını gördü. Erik Çiçeği On Üç’ten başka kim böyle sikik olabilirdi ki?
“Kimse güldüğünde at hırsızına benzediğini söylemedi mi?
Erik Çiçeği On Üç’ü başarıyla trollediniz, +178 Öfke!
Erik Çiçeği On Üç’ün gülümsemesi dondu ve soğukça tısladı, “Hah, amma sivri dilliymişsin sen de! Bir gün daha geçtiğini ve neredeyse borcunu ödeme gününün geldiğini hatırlatmaya geldim. Eğer zamanı geldiğinde paramı vermezsen, ellerini keseceğim.”
“Ona borçlu musun?” Chu Huanzhao’nun gözleri kocaman açıldı.
Zu An kafa sallayıp bu bok çukuruna girmesine neden olan ölü yavşağı içinden azarladı.
Chu Huanzhao para kesesini çıkartırken sordu, “Ne kadar borcu var? Yerine ödeyeceğim.”
Erik Çiçeği On Üç afalladı. Bu hovarda gerçekten de bu tatlı kızın onun yerine borcunu ödemesini sağlayacak kadar rahat yaşıyor olabilir mi?
Böyle düşüncelerle yanıtladı, “Bin gümüş tael borcu var.”
Chu Haunzhao soğuk bir nefes çekti. Kesesini cübbesine geri koydu, yavaşça bir adım geriledi ve konuştu, “Bir şey demedim gibi davran.”
Zu An aşağılamayla Chu Huanzhao’ya baktı. Bu kız şov yapmaya çalışıyor ama nihayetinde yine parası yok yine yok. Kantinde de böyleydin.
Magnec