Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

100. Bölüm Ne Demek İstiyorsun?

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

 

Shi Kun tükürüğünde boğuluyordu. Dikkatli davranmasına rağmen yine de Zu An’ın tuzağına düştüğünü fark etti.

Eğer Chu Chuyan’ı bulamadığını kabul ederse düpedüz salak olduğunu kabul etmiş olurdu. Öbür türlü de tesadüfen buluşmuş numarası yapmak için bilerek entrika kurduğunu açığa çıkartırdı. İkisini de kabul edemezdi.

Neyse ki birisi garip durumu yumuşatmak için öne çıktı; Yuan Wendong, “Zu An, görünüşe göre sokaklarda harcadığın zamanlarda nasıl tartışılacağını öğrenmişsin. Genç Efendi Shi’nin kim olduğunu sanıyorsun? Onun gibi bir centilmen başkalarıyla tartışmaz, dolayısıyla bir tartışmada seni ezememesi doğal. Üstelik Genç Efendi Shi nasıl salak olabilir?”

“Genç Efendi Shi’nin yeteneklerini duymayan yoktur. Gelişimde bir dehadır ve söylenene göre genç yaşına rağmen halihazırda altıncı kademeye ulaşmanın eşiğindedir. Ona kıyasla senin ne niteliğin var? Karılara sarkıntılık yapmak? Sokak serserisi gibi tartışmak? Ha?”

Shi Kun’un grubu anında kahkahayı bastı. Bu fırsatı öfkelerini kusmak için kullanıyorlardı.

Zu An kafasını eğerek Yuan Wendong’a baktı ve sordu, “Kemiklere epey bayılıyorsun, değil mi?”

Yuan Wendong, Zu An’ın öfkelenip çirkin yüzünü göstereceğini düşünmüştü ancak aksine böyle donuk bir yanıtla karşılaştı. Afallayarak içgüdüsel olarak karşılık verdi, “Hayır.”

Onun gibi zengin bir klanın genç efendisinin sofrasında kuş sütüne kadar hiçbir şey eksik olmazdı. Neden kemik ısırmakla uğraşırdı ki?

“Öyleyse neden Shi Kun’un önünde, kuyruğunu sallayarak ödül maması için yalvaran bir köpek gibi duruyorsun?” Zu An küstahca yanıt verdi, “Geçen seferki tartışmamızda anlaşamadık ama en azından cesaretin takdire şayandı. O zamanki gururun ve onurun nereye gitti be? Senin yerine ben utanıyorum!”

“Sen gerçekten…” Yuan Wendong’un yüzü öfkeden kıpkırmızı kesildi. Zu An’ın gerçekten önüne bir tuzak kazacağını ve kendisinin de salak gibi içine atlayacağını hiç düşünmemişti!

Yuan Wendong’u başarıyla trollediniz, +888 Öfke!

Her şeyden daha da önemlisi Zu An’ın sözleri yanlış değildi. Normalde akademinin yıldızıydı; sayısız insan ona yalakalık yapardı. Yeni rolüne alışamamıştı ama Shi Klanı devasa olduğundan yapabileceği bir şey yoktu. Dolayısıyla, rahatsız hissetmesine rağmen yine de Shi Kun’u tatmin etmek için elinden geleni ardına koymuyordu.

Zu An’ın herkesin içinde gerçeği yüzüne çarpması sağlam bir tokattan farksızdı. Öyle aşağılandı ki yer yarılsa da içine girsem diye düşünmeye başladı.

“Kardeş Yuan, lütfen onu kafana takma. Bu serseri anlamsız tartışmalara girmekten başka bir şey bilmiyor. Kendini onun seviyesine düşürmemelisin.” Shi Kun onu teselli etti.

Yuan Wendong bu utanç verici durumdaki yardımından dolayı minnetle Shi Kun’a baktı. Çabucak uyandı ve öfkeyle dişlerini sıktı, “Genç Efendi Shi haklı! Anlamsız tartışmalardan başka bir bildiğin yok! Burası gelişim dünyası koçum. O kadar nitelikliysen neden benimle savaşmıyorsun? Seni öyle bir döveceğim ki anandan emdiğin sütü burnundan getireceğim!”

Zu An hemen Chu Chuyan’ın arkasına çekildi ve konuştu, “Balım, bu sikik beni tehdit etmeye cüret etti. Ağzını burnunu kır!”

Chu Chuyan başının ağrıdığını hissetti. Gerçekten de yanlış eş seçtim. Bu hovarda hakikaten nasıl sorun yaratılacağını çok iyi biliyor.

Ancak bugünkü amaçlarını hatırlayınca ona uydu ve söze girdi, “Yuan Wendong, Zu An ne olursa olsun Chu Klanı’mızın damadı. Yabancıların istediğini yapmasına izin veremem. Eğer ona meydan okumak istiyorsan önce beni geçmelisin.”

Chu Chuyan bir adım öne çıktığında Yuan Wendong istemsizce bir adım geriledi. Seni yenebilecek olsam Shi Kun’a yalakalık yapmam gerekir miydi amına koyayım? Böyle işe sokayım ama ya!

Ama tabii Chu Chuyan’a öfkelenmeye cesareti yoktu, bu yüzden gözlerini Zu An’dan bir an bile ayırmadı, “Zu hovardası, her seferinde kadınların arkasına saklanıyorsun. Nasıl adamsın lan sen?”

Geçen sefer Pei Mianman’dan yediği dayağı düşünmesi bile yüzünü kararttı.

Zu An yanıt olarak omuz silkti, “Eğer yanına bu kadar çok güzel ve güçlü kadın çekebilmeyi başarmış olan ben adam sayılmıyorsam, o zaman senin gibi tek bir kadın bile bulamayan sapın tekine ne denir?”

“Ben…” Yuan Wendong ne diyeceğini bilemedi. Neden tek kelime edemiyorum lan?

Yuan Wendong’u başarıyla trollediniz, +642 Öfke!

O an Shi Kun bir şey mırıldandı ve Yuan Wendong’un gözleri ışıldadı, “Ah, istediğin kadar sevinebilirsin. Şimdi kadınların arkasına saklanabilirsin ama yarın Klanlar Turnuvası’nda neler yapabilecekmişsin göreceğiz!”

Zu An derin bir iç çekti, “Görünüşe göre gerçekten de acıdan zevk alıyorsun, huh?  Ağzın burnun kırılmadan rahat edemeyeceksin. Ohh, unut gitsin o zaman. Bu kadar numara yapmam yeter. Yarınki Klanlar Turnuvası’nda gerçek gücümü göstereceğim. Gözyaşlarını tutmaya çalış tamam mı?”

“Gerçek gücün mü?” Yuan Wendong öyle bir gülüyordu ki kamburu çıktı, “Çok güzel, çok güzel. Genç Efendi Zu’nun inanılmaz gücünü görmek isterim! Hahahaha!”

Shi Kun’un dudakları memnuniyetle kıvrıldı. Kartanesi’nin sözlerine göre Zu An sadece üçüncü kademedeydi. Ne kadar güçlü olursa olsun Yuan Wendong gibi beşinci kademe bir gelişimciyi yenmesi mümkün değildi.

Tabii işlerin sarpa sarmaması için Yuan Wendong’a, Zu An’ın gerçek gücünden bahsetmeyi es geçmeyecekti.

“Hatta sana dürüstçe Chu Klanı’nın gizli silahı olarak en son sırada çıkacağımı söyleyebilirim. Umarım son anda ödleklik etmezsin!” Zu An karşılık verdi.

Yuan Wendong güldü, “Rahat ol, sana çaresizliğin ne demek olduğunu göstereceğim!”

Chu Klanı’nın niyetini anlayabiliyordu. Büyük ihtimalle Zu An’ı korumak için en sona koymuşlardı. O zamana dek eğer zaferleri kesinleşirse savaşmasına gerek olmazdı. Hmph, Yuan Klanı’mızın öncekiyle aynı olduğunu mu sanıyorsunuz? Hazırlanın; hayatınızın şokunu yaşayacaksınız!

Zu An’ın nasıl yaygara çıkardığını izleyen Yuan Wendong yarın ne kadar gülünç görüneceğini hayal etmeden edemedi. Düşünmesi bile kanını kaynattı.

Mankafa!

Bu Yuan Wendong’un vardığı yargıydı.

Diğer yandan amaçlarına ulaştıklarını gören Chu Chuyan çabucak Zu An’ı çekip ayrıldı. Bu manzarayı gören Shi Kun dondu.

Chu Chuyan ve Zu An’ın ilişkisi Kartanesi’nin söylediği kadar mesafeli durmuyor. Acaba bu kısa sürede yakınlaşmış olabilirler mi?

Aldatılmış gibi hisseden Shi Kun öfkeden damarlarında alevlerin aktığını hissetti.

Shi Kun’u başarıyla trollediniz, +222 Öfke!

Bu sırada Zu An sisteme gelen öfke puanlarını umursayacak halde değildi. Yumuşak, dokunması hoş ve ferahlatıcı; Chu Chuyan’ın eline odaklanmıştı komple. Bu sefer elini tutanın o olması keyif veriyordu.

Gel gör ki kalabalıktan uzaklaştıkları an Chu Chuyan elini bıraktı ve konuştu, “İyi iş çıkardın. Yuan Wendong’u epey öfkelendirdin, yarın büyük ihtimalle seni seçecek.”

Zu An da performansından memnundu, “Sonuçta insanları kızdırma yeteneğime epey güveniyorum.”

“Evet, farkındayım.” Kartanesi’ni genellikle öfkeden kudurttuğunu düşününce Chu Chuyan’ın dudakları kıvrıldı.

Diğer yandan Chu Huanzhao hâlâ endişeliydi, “Abla, ya Zu An gerçekten de savaşmak zorunda kalırsa? Yuan Wendong beşinci kademede ve şimdi eniştemden köküne kadar nefret ediyor. Fırsattan istifade ederek kesinlikle Zu An’ı yaralar!”

Buna karşı Chu Chuyan yanıtladı, “Rahat ol, ayarlamalarımıza göre ilk birkaç tur sonunda turnuvanın sonucuna belli olacaktır. Zu An’ın savaşmasına gerek bile kalmayacak.”

“Ama ya işler ters giderse?” Chu Huanzhao endişeyle sordu.

“Eğer plandan saparsak Zu An hemen yenildiğini kabul etmeli. Üstelik babam ve ben kenardan izleyeceğiz. Ona bir şey olmasına izin vermeyiz.”

Chu Huanzhao kaşlarını çattı, “Yine de Zu An halihazırda insan içinde Yuan Wendong’a meydan okudu. Eğer ringe çıktığı gibi pes ederse nasıl insanları içine çıkacak yüzü kalır?”

“Gururu mu yoksa hayatı mı daha önemli?” Chu Chuyan sordu.

Bu sözleri söyledikten sonra Zu An’a döndü ve ekledi, “Bu konuda seni uyarmalıyım. İnsanları kışkırtmaya aşırı yatkın olduğunu fark ettim. Şimdiye kadar çoğunlukla şanslı olduğundan güvende kalabildin ama eninde sonunda şansın tükenecek. Gerçekten de karakterini değiştirmelisin. Aksi takdirde, sinirlendirmeyi karşılayamayacağın birisini öfkelendirirsen pişman olman işe yaramaz.”

“Merak etme, sadece öfkelendirebileceğim kişileri öfkelendiriyorum.” Zu An yanıtladı. Eğer kişiliğimi değiştirirsem nasıl öfke puanı kazanabilirim ki? Üstelik etrafımdaki herkesi öfkelendirmiyorum. Asla öyle bir hata yapmam.

Bugüne kadar Zu An hiç Yaşlı Mi ya da İlahi Şifacı Ji Dengtu’dan öfke puanı kazanmaya çalışmamıştı. Hayatını dikkatsiz yaşıyor gibi görünse de aldığı risklerin hepsi hesaplanmış risklerdi.

Tabii küçük Zu An’ım bir kurtulsun ağzına sıçacağım senin Ji Dengtu! Hmph!

Gel gör ki Chu Chuyan sözlerini farklı anladı. Tavsiyesinin görmezden gelindiğini düşündü ve yumuşakça iç çekmeden edemedi. Galiba onu ikna etmeye çalışmak işe yaramayacak.

“Ben sınıfa geçiyorum. Okuldan sonra görüşürüz.” Sözlerinin tamamladıktan sonra kasvetle sınıfa gitti.

O gözden kaybolunca Chu Huanzhao rahat bir nefes verdi, “Oof, boğuldum be! Az kalsın kendimi tutamayıp ağzımdan kaçıracaktım!”

Zu An, Chu Huanzhao’ya baktı ve merakla sordu, “Gerçekten ablana karşı benimle takım olman sorun yaratmaz mı?”

“Böylesi daha ilginç değil mi? Bahahaha!” Chu Huanzhao kötü adam kahkahası attı, “Okuldan sonra görüşürüz bile dedi. Acaba sınıfta karşılaştığınızda nasıl bir tepki verecek?”

“Ben de epey merak ediyorum.” Zu An da Chu Huanzhao’nun sözleri üzerine beklentiye girdi, “O anı daha da dramatik kılmak için sınıfa girdiğimde ne söylesem ki?”

“Bu senin ustalık alanın değil mi? Neden bana soruyorsun ki?” Chu Huanzhao homurdandı, “Git Yuan Wendong veya Ye Chenliang’a geçir! Birine sataşmada senden iyisinin olmadığına eminim!”

“Avvv, gururum okşandı. Dürüst adamımdır ben, bilirsin.” Zu An böyle övülünce biraz utandı.

“Dürüst mü?” Chu Huanzhao esrarengiz bir gülümseme takındı, “Bacaklarıma ara ara baktığını hiç fark etmiyorum mu sanıyorsun? İtiraf et! Biz iki kardeşi kapmayı düşündün, değil mi?”

“Hayır hayır, kesinlikle hayır!” Zu An bu düşünceyle şoke oldu. Chu Huanzhao böyle soru direkt sorulur mu! Yürek mi yedin?

“Tsk! Siz erkeklerin ne düşündüğünü bilmiyor muyum sanıyorsun?” Chu Huanzhao soğukça homurdandı, “Annem ya da ablam ne düşündüğünü öğrenmese iyi edersin yoksa canlı canlı derini yüzerler!”

Bu sözleri söyledikten sonra tavşan gibi sekerek sınıfa yöneldi ve ardında serseme dönmüş bir Zu An bıraktı.

Bekle bir saniye, bu sözler ne anlama geliyor? ACABA! OLABİLİR Mİ? AMANIIIN!