Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

86. Bölüm İmparatorluk Görevi #3

Çevirmen: Gecekuşu / Editor: Gecekuşu

‘Majesteleri! Andras diplomatları saray kapısından giriş yaptı!’ haberini verdi şövalyelerden biri.

Bu Kraliyet şövalyeleri, başka bir ülkeden gelecek elçilerle ilgili 3 ayrı rapor verirdi. Elçiler sarayın dış kapılarından giriş yaptığında, saraydan içeri alındıklarında ve nihayet ana salonu geldiklerinde Krala haber verilirdi.

Kraliyet Ailesi diplomatlarla görüşmeye her daim hazırdı, çünkü verilen bu haberler onlara kafalarını toplamaları için zaman veriyordu. Şövalye az önce ikinci duyuruyu yaptığından, diplomatlar kısa süre içinde gelmiş olacaklardı.

III.Kurt oturduğu tahtından başını salladı. Kraliyet şövalyesi geri çekilince salondakiler daha çok kızışmıştı.

‘Sonunda geldiler, Andras’ın barbarları...!’

‘Ne söyleyecekler merak ediyorum.’

‘İki kılıç ustasıyla birlikte gelmişler, yalnız gelmeye cesaret edememişler mi?’

İçeride yoğun bir düşmanlık kokusu vardı. Hatta şimdiki misafirler ülkenin ezeli düşmanı olduğundan bu duygular daha da kabarmıştı. Düşmanca sözler fısıldayan büyücüler kırmızı, mavi, beyaz ve sarı cübbelilerdi. 4 renge ayrılan cübbeler hangi Kule’ye ait olduklarının sembolüydü. Çağrılan 132 büyücü vardı ve aralarındaki en genç kıdemli büyücü Theodore Miller da diğer Kırmızı Kule büyücüleri gibi diplomatların gelmesini bekliyordu.

‘Ortam düşündüğümden daha sert değil mi?’ diye düşünürken etrafına baktı.

Konferans salonunda olduğundan daha farklı bir hava hakimdi. Düşmanca bakışlar atan büyücülerle dolu bu ortam konferans salonundan daha dardı. O yüzden odanın içine hapsolan büyü gücü neredeyse fırtına oluşturacaktı. Diplomatların odaya girdiği anda içerideki büyü gücünden etkilenecekleri apaçık ortadaydı.

Aslında, belki tüm büyücüler bu sebeple çağrılmıştı.

‘...Gerginlik tavan yapacak, ha?’

‘Doğru dedin.’ Diye doğruladı Theo. ‘Çocukça gelse de etkili olacak. Bu büyücüler sayesinde havada dehşet bir baskı var.’

‘Ama Andras bunu aksine zayıflık olarak algılamaz mı?’

‘Bu sıradan bir durum. Andras İmparatorluğu da ağırlığını koymak adına zaman zaman üst düzey şövalyelerini bir araya toplar. Ayrıca, bizim de Andras İmparatorluğuna aynısını yapmamamız abes kaçar.’

Bu konu, her açıdan istisna sayılırdı. Theodore hocasının açıklamasını dinledikten sonra ön tarafa döndü.

132 kıdemli,  büyücüyle onlarca üst düzey yöneticinin bir arada bulunduğu bu yere bir daha gelme şansını yakalayamazdı. Özellikle, iki Kule Üstadı Kralın yanında keskin bakışlarla dikilmiş, Kralın gayet iyi bir şekilde korunduğu imajını veriyordu.

O sırada, şovalye üçüncü anonsu geçmek üzere göründü.

‘Majesteleri, Andras diplomatları sizinle görüşmek için izin istiyor!’

‘İzin veriyorum.’ III.Kurt izin verdikten sonra odada buz gibi bir sessizlik oluştu.

200 kişinin gözü salonun girişine döndü, az sonra kapılar sonuna kadar açıldı. Kapıya bakan Theodore gördüğü manzaraya şaşırmıştı.

Rap! Rap! Rap!

Gözü alabildiğine metal görüyordu. Avizelerden süzülen ışığın parlattığı sayısız zırh görüş alanına girmişti. Andras diplomatları tepeden tırnağa zırhla kaplıydı. Bu metal zırhlarla kaplı bedenleri sırayla kapıdan giriş yaptı.

Beklenildiği üzere, diplomatların hepsi havadaki büyü dalgasıyla sarsılmıştı.

Kuuuuuong!

‘...Kuk!’

‘Hmm...!’

Andras diplomatları üzerlerindeki zırhları delip geçen büyü gücünü tecrübe etti.

Korunmak için giydikleri zırhları ironik bir şekilde onlara daha zor anlar yaşatmıştı. Her saniye omuzlarındaki ve başlarındaki basınç artıyor, ağızlarından çıkan inlemeler durumu daha da zora sokuyordu.

Büyünün sınırlarını zorlayacak derecede yoğunlaştığı salonun ortasına 5 adım kala yürümeyi kestiler. Bu basınç yüzünden, üst düzey şövalyeler dahi tek bir adım ilerleyememişti!

Korku dolu o anlarda, iki kişi çıkageldi.

Huuk!

Bu olağanüstüydü. O zırhların içinde muhteşem görünmeleriyle birlikte büyü fırtınasına doğru yürümeye başladılar.

Şövalyelerden biri diğerlerinden daha uzun, öbürür de miğferin altından taşan siyah gür saçlara sahipti. Az sonra bu iki şövalye salonun ortasına geldiğinde havadaki büyü gücü etkisini yitirmeye başlamıştı.

Sonunda, iki şövalye Kralın önüne geldiklerinde durdu. Sonra miğferlerini çıkarıp diz çöktü.

‘Büyük Andras’ın 7.ustası Lloyd Pollan, Meltor’ın güneşini selamlar.’

‘Büyük Andras’ın 4.ustası Pan Helliones, Meltor’ın güneşini selamlar.’

İmparatorluğun 7.ustası Lloyd Pollan ve 4.ustası Pan Helliones... Bu adamlar havadaki büyü gücüne karşı durmayı başarıp kendilerini tanıtmayı başarmıştı. Meltor’daki Kule Üstadlarına verilen ihtimam nasılsa, İmparatorun bir rütbe altında olan bu kılıç ustaları için de aynısı geçerliydi.

III.Kurt konuşmadan evvel ustaların gözüne baktı. ‘Uzun zaman oldu, Bay Helliones.’

‘Evet, Majesteleri. Son yapılan anlaşmamızdan sonra ilk görüşmemiz.’

‘Birbirimizi uzun zamandır tanıyoruz. Şu gereksiz formaliteleri direk geçmeye ne dersin?’

Sarıya kaçan ten rengi ve siyah saçlarıyla gülümsedi. ‘Siz nasıl emredereniz, Majesteleri.’

‘O zaman sadede geleceğim.’ Bir diğer yandan III.Kurt’ün yüzünde hiçbir gülümseme belirtisi yoktu.

Büyü gücü veya enerji bir yana, Kralın kendine has saygınlığı kesinlikle gözardı edilemezdi. Elçiler istemsizce yutkunurken, Meltor Kralı gür bir sesle sordu. ‘Acaba ateşkesin uzatılmasını istemek için mi geldiniz? Yoksa savaş ilan etmeye mi?’

Bu sorusu, çok düz bir soru olmuştu.

Zırhlara sarmalanan diplomatlar ve göze çarpmamaya çalışan büyücüler büyük bir şaşkınlığa düşmüştü. Genelde, sözlü birkaç formalite uygulanırdı ancak III.Kurt tüm o geleneksel prosedürleri geride bırakıp açıkça sormuştu.

İki kılıç ustası da bu şaşkınlığını gizleyememiş, ama çok geçmeden kafalarındaki soru işaretlerini bir kenara atmışlardı.

‘Hala o bildiğimiz dobra hükümdarsınız. Madem öyle, ben de Majesteleri gibi lafı dolandırmayacağım.’ Derken Pan Helliones’in gözleri parladı. ‘Sorumu sorayım o vakit. 6 ay önce ortaya çıkan şu Ulu Elf’i kurtaaran kahraman hikayesi, doğru mu?’

‘Bunu niye merak ediyorsun?’

‘İmparator tarafından bu kahramanın gerçek mi yoksa efsane mi olduğunu öğrenmek için emir aldık. Ben de 7 kılıç ustasından biri olarak İmparatorumuzun buyruğunu yerine getirmekle yükümlüyüm.’

‘Güldürme beni. Seninle görüşmeyeli ağzın bayağı iyi laf yapar olmuş.’ Dedi Kral alaylı bir tonla. ‘Meltor ve Elvenheim arasındaki ilişkiler iyiye gidince ateşkes meslesini gündeme taşımak istediniz, haksız mıyım?’

‘...’ İki kılıç ustası da sessizliğini korudu. Ancak sadece bir ahmak, bu sessizliğin aslında durumu kabullenmek olduğunu anlayamamıştı.

Kral onların bu suskunluğuna alaylı bir bakış atıp konuşmaya devam etti. Sonuçta bu İmparatorun şövalyelerinin üstlendiği bir görev olduğundan, atılan yemi yutmadan yolundan dönemezdi.

‘Pekala, laf oyunu yapmaya gerek yok. Bu hikayenin doğrulunu nasıl kontrol edeceksiniz? Elvenheim’a bir elçi falan yollayarak mı?’ diye önerdi III.Kurt.

‘...Bir Andras şövalyesi kelimelerle iş yapmaz. Buna elflerin tanıklığı da dahil.’

‘O zaman?’

Kılıç ustası bu anı bekliyormuşçasına beline uzandı. Zırhına değen kılıcı tiz bir ses çıkarmıştı.

Kang!

‘İmparatorlukta gücü simgeleyen tek bir şey vardır! Eğer o kahramanın nasıl dövüştüğünü görürsek, emin oluruz. Majesteleri, bu kılıç ustası Pan Helliones’in genç kahramanıla tanışmasına izin verin!’

‘Saçmalığın daniskası!’ III.Kurt bu isteği reddetti. ‘Ya bu düelloyu onu öldürmek için bahane olarak kullanıyorsan? Hem o bir kahraman olsa bile, daha 20 yaşında. Senin gibi bir kılıç ustasına hiç yakışıyor mu?’

III.Kurt’ün bu karşılığı vahşi bir yaratığın kükremesi gibi çıkmıştı.

Lloyd III.Kurt’a hayranlıkla baktı. Bu, Andras düşmanı, Meltor Kralından beklenilen cevaptı. İmparatorlukla aynı itibara sahipti. Kontrol edilecek veya tehditlere boyun eğecek biri asla değildi. Alanında ilk sıralarda gelen Pan Helliones, bu gerçeğin çok iyi farkındaydı.

O sebeple, o da kendi repliğini hazırladı. ‘Majesteleri, böyle bir niyetim katiyen yoktur. Öyle bir şey yaparsam, Elvenheim ile de aramız bozulur. Andras İmparatorluğu böyle bir şeyi yapmaz. Ben sadece size bir teklif sunmak istemiştim.’

‘...Böyle içi boş laflarla vakit harcama.’

‘Tabi ki. Rebacca!’

Bu seslenişinin ardında, iki kılıç ustasının yanına bir şövalye katıldı. Vücudu diğerlerininkine oranla daha ufak olmasının sebebi az sonra anlaşıldı. Şövalye miğferini çıkartınca III.Kurt da refleks olarak kaşını kaldırdı.

Altın rengi sapsarı saçlar bir anda açılıverdi.

‘4.usta Pan Helliones’in öğrencisi, Rebecca, Meltor’un güneşini selamlar.

Güzel bir yüzü olmasına karşın, asillerin kızlarıyla karşılaştırıldığında bir soğukluğu vardı. Cildindeki kesik izleri ve birkaç desen karakterinin göründüğünden daha farklı olduğunu gösteriyordu. Belki de erkeksi görünüşünün altındaki sebep buydu.

Belinde sallandırdığı iki kılıç sadece süs içindi. Dışarıdan metalin vücut bulmuş halini andırıyordu.

‘...Söylediklerim boş laflar değil.’

Enerjileri cinsiyet gözetmeksizin etrafa güç dalgası yayıyordu. Ama elbette kadın ve erkek arasındaki genel ayrımlar saf dışı bırakılamazdı. Bununla bieraber, Rebecca’dan yayılan enerji bu tip ayrımları geride bırakıyordu.

Theodore ona daha ‘savaşçının gözleri’yle baktı.

‘Kıdemli bir enerji savaşçısı ve benimle aynı yaşlarda.’

Sonunda onun bir düşman olacağı düşüncesiyle sırtından bir ürperti geçip gitti. Onu yenmek için bir şansı vardı ama yine de tehlikeli biriydi. Kendi akranlarını bir düşündü, Rebecca, Sylvia gibi olabilir miydi?

Genç yaşta üst düzey birinin öğrencisi olabilmek... Ancak, henüz duygusal olgunluğa erişememiş Sylvia’nın aksine bu bayan şövalyenin gözlerinden şövalye olmanın gerektirdiklerini bildiği anlaşılıyordu.

Aynı anda, aniden gelen bir huzursuzlukla kıpraştı. ‘Bu yüzü nerede görmüştüm ben...?’

Theodore Miller onu daha önce gördüğünden emindi. Ayrıca, Rebecca’da tanıdık gelen bir şeyler vardı. Belki bir akrabasıyla tanışmış da olabilirdi. Ancak bunu düşünecek vakti yoktu.

‘Size tekrar soruyorum, Majesteleri.’ Andras İmparatorluğunun 4.ustası Pan Helliones sorusunu yinelerken gözlerini Theodore’a çevirdi. ‘Kılıç ve büyü... Neden bu iki devletin genç yeteneklerine dans etme şansı vermiyoruz?’