Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

36. Bölüm Turnuva Finalleri #4

Çevirmen: Gecekuşu / Editor: Gecekuşu

‘Onu yenmek istiyorum! Onunla arkadaş olmak istiyorum!’

Sylvia hayatında ilk kez bu kadar hevesli ve ilgiliydi. Bu duyguları en son ne zaman hissetmişti?

Duygu patlaması yaşayan Sylvia’nın cansız halkaları dönmeye başlamıştı. Şimdiye kadar kilitli olan kafesin kapısı yavaş yavaş açılıyordu.

Wuooong!

Bir şok dalgası tüm stadyumu yerinden oynatmıştı. Sylvia’nın büyü gücü, ‘duvar’ yıkıldıkça yükseliyordu. Henüz 5.halka demek için erken olsa da 4.halkanın sınırlarını aşmıştı.

‘Kazanmak istiyorum!’ zihninden geçenler farkında olmadan ağzından da çıkmıştı. Artan büyü gücünden mi yoksa kızaran yanaklarından mı bilinmez, farklı biri gibi duruyordu.

Theodore, Sylvia’nın bu küstah sözlerine gülmeden önce duraksamıştı.  ‘Evet, ben de kazanmak istiyorum.’

Theo, her daim başkalarının ardından gelirdi.

Çocukken, kitaplardan okuduğu büyücüleri örnek almıştı. Akademi’ye başladıktan sonra, üst sınıfları gördü. İlk tekrarından sonra, önce mezun olan sınıf arkadaşlarının peşinden gitti. Sayısız kişinin arkasından dolandıktan sonra bundan sıkıldı ve sırtına taktığı kanatları yeni bir güçle doldu.

Bundan sonra…

‘Bu sonuncu olacak.’

Theo’nun durdurak bilmez arayışları burada son bulacaktı. O sırada, Theo, Obur’un ‘Büyü Gücü Artırma’ ve ‘Atışbilimi Hassasiyeti’ özelliklerini etkinleştirdi.  Halkalar yavaşça dönmerken damarlarındaki büyü gücü de artıyordu. Tek atışlık şansı kalmıştı.

Hem Theo hem de Sylvia kendi zaferlerini garanti altına almak için kalan son güçlerini toparlıyorlardı.

Woong! Woong! Woong! Woong!

İkisinden de dışarı çıkan kuvvetli büyü gücü, her yöne çılgınlar gibi savruluyordu.

Stadyumu sallayan büyü gücünün azizliği, çoktan bir öğrenci seviyesini aşmıştı. Bazı büyücüler koruma duvarlarını unutarak kendi güvenliklerinden endişe duymaya başladılar.

Önce, Sylvia mavi bir ışıkla çevrelendi ve havada yükseldi.

‘Havaya yükseldi. Yeraltından gizli bir saldırı falan mı yapacak? Fena fikir değil.’

2.halka büyüsü, ‘Yükseliş’… Özel bir yanı yoktu, yalnızca kişinin havada uçmasını sağlıyordu. Ancak, düşman yerden saldırı yapıyorsa veya beklenmedik yöntemlere başvuruyorsa iyi bir seçenekti.

Theodore gibi toprak büyüleriyle arası iyi olan biri için, önlem almak kaçınılmazdı. Ancak Theo gizemli büyülü oklarını fırlattıkça, yükseliş ona sadece havada bir hedef sunacaktı.

Büyülü oklarla direk saldırıya uğrayan Sylvia, bu gerçeği bilemezdi. Bu sebeple önlem alması gayet doğaldı. Theo, sağlam iradeyle ona bakıyordu. Bir dâhiden beklenildiği gibi, Sylvia büyüsünü hazırlamıştı.

‘…Buz Kalkan mı?’ Theo mırıldandı.

Kalkan demek için biraz fazla geniş bir şeydi ve diğer tarafı görünmeyecek kadar şeffaf da değildi. Belki de ilk başta ‘İkili Alev Kabuğu’na karşı koymak için kullandığı kalkandı. Sylvia’nın etrafında Theo’nun onu görmesini engelleyen  6 kalkan oluştu. Bu, dikkatli düşünülmüş bir önlemdi.

‘O kalkanları, basit bir büyülü okla delmek imkansız, hem onu göremiyorum bile. O yüzden iyi nişan alamam. Eğer ıskalayıp atış hakkımı kaybedersem, bu sonum olur.’

Büyülü oku kumar oynar gibi atsa mıydı yoksa ön saldırıyı mı denesem? Sylvia’nın kafasında da bir sürü soru dönüyordu. Onun da ön saldırı için kullanacağı bir taktiği vardı. Rakibinin kartını boşa çıkaran kazanacaktı.

Theo’nun kafasında planladığı büyüyü bozsa mıydı? Sonucun bu hamleye bağlı olduğunu söylemek mübalağ olmazdı.

‘Pekala, yapacağım.’ Theo, bu meydan okumayı kabul etmişti.

En güçlü ve iyi olduğu büyüyü uygulayacaktı. Çifte büyü, hem saldırı hem de savunma noktasında kuvvetliydi. İki saklı kartın da, büz büyüsünden aşağı kalır yanı yoktu. Ezber büyüsüne bağlı iki alev kabuğu vardı.

‘Toprak devi, sana taş fırlatmanı emrediyorum…’

4.halka büyüsü, mancılık kullanılmıştı. 5 ölçekli büyüyü tamamladıktan sonra, büyü gücünü artırıp ezber büyüsünün boş oluklarıyla harmanladı. Bir atışı 3.oluğa, ikincisini 4.oluğa konumlandırmıştı. 

Bununla birlikte, büyüsü hazırdı.

‘Sıkıntı verdiğim için afedersin.’

(Hoooung…)

Theo, yorgun düşen Mitra ile iletişim kurdu ve başının etrafındaki buz kalkanının yerleşmesini bekledi.

Saldırı engeli kaybolacağından, saldırı gücünü tüketmek gereksizdi. Büyü gücünün bu engelden geldiğini sayarsak, Theo rakibinin hazırlığının bittiğini söyleyebilirdi.

‘Harika.’

Buz, saldırılardan dolayı mahvolmuş stadyum zemininde oluşmaya başlamıştı. Bu, 5.halka üzeri yapılan buz büyülerinde ortaya çıkan bir olaydı.

Bu soğuğa maruz kalan insanlar donup ölebilirdi. Su büyüsünün yıkım gücü, ateşinkinden azdı, kimsenin buna karşı çıkmamasının da bir sebebi vardı.

Theo, bu soğuğa rağmen geri adım atmadı. Cüppesinin uçları donmaya başladıkça buz kalkan da eriyordu. O kalkanın arkasında da rakibi Sylvia vardı. Theo, Sylvia ortaya çıkınca korkunç bir soğukluk hissetti.

‘Soğuğun efendisi, Ymir. Gücünü görmek isteyenlerden kudretini esirgeme…!’

Bu, zemini buz kütlesine çeviren 7.halka bir büyüydü. Ancak Sylvia büyüyü basitleştirerek kullanıma uygun hale getirmişti. Elbette orijinal hali kadar etkili olmasa da klasik 4.halka büyülerinden daha iyiydi.

‘İkincil kuvvet. Kar fırtınası...’

O anda, ölümcül bir kar fırtınası yerleri süpürmeye başladı.

‘Gidelim Mitra!’

Theo da hazırladığı büyüleri ateşlemişti.

‘Ezberle. Tüm oluklar etkin. İkili alev kabuğu. İkili mancınık.’

4 büyü aynı anda tetikte beklese de yine de kar fırtınası karşısında zayıftı. İki alev topu ve iki taş taş parçası, fırtınaya direnç gösteremezdi.

Sylvia’nın korku salan fırtınayı ortaya atmasıyla Theo’nun açıkta kalan cildi donmaya başlamıştı. Yaraları, kristalin kırılmasına yol açmadan önce harekete geçmeliydi.

‘Kaynaşma Büyüsü.’

Bu, alev topu ve taşların bir araya gelmesini sağlayacak bir büyüydü.

Theo yeryüzünde olabilecek en kötü şeyi hayal etmişti. İnsanoğlu ne zaman rekabete girip bir şeyler patlak verse, bunun Tanrı’nın gazabı olduğuna inanılırdı. Yerin dibinden kaynayıp taşan magmanın ardından lavla kaplanan taşlar, gökten düşen meteorları andırırdı.

Sonrasında malum volkanik küller , diğer bir deyişle...

‘Volkanik-kabuk!’

Dirençli ve kaba bir yapıya sahipti. En güçlü saldırı ve en güçlü savunma büyüsü bir araya geldiğinde ayrı halleriyle kıyas bile edilemezdi.

Bu, ateşle kaplı basit bir taş değildi. Alev kabuğunun ateş gücü devasa kayaların içine sıkıştırılmıştı. Gerçek volkanik patlamaların basıncına ulaşmasa da aynı derecede hasara neden olabilirdi.

Kuoooooh!

Gerçekten de, Theo’nun önünde meydana gelen iki volkanik patlama fırtınaya doğru ilerliyordu.

Fırtına, büyük zarara yol açmadan evvel yalnızca bir esintiydi. Volkanik kabuklar fırtınayla buluşunca, iki gücün merkezindeki çekirdekler de çarpışmıştı.

--------------------!!!

Seyircilerin ağzı açık kalmıştı. ‘Kuah...!’

Kara dumanlar, su buharları ve daha birçok doğal olaylar sahayı doldurmuştu. Theo bile oluşan şok dalgasına karşı zar zor ayakta kalabilmişti. Tüm büyü gücü tükenmiş, ve bedeni sanki tüm kristalleri kırılmış gibi titremişti.

‘Gücüm...Bu savaş...bitmedi...’

Eğer Sylvia sahadan yürüyerek ayrılırsa, bu savaş burada biterdi. Theo fiziksel ve zihinsel olarak bitap düşmüştü ama olayın verdiği gerginlik aklını başındna almıştı. Artık şahin gözü kullanamıyordu, o yüzden dumanların gitmesini beklemek zorundaydı.

‘Lanet.’

Bulanık görüşünün ilerisinde, Sylvia yürüyordu.

‘...Sen, adın ne?’

Sylvia, Theo’nun adını bilmediğini itiraf etmesine rağmen, elinde olmadan gülümsedi. Theo kuruyan dudaklarını zorla aralayıp cevap verdi.

‘Theodore Miller.’

‘Sana Theo diyebilir miyim?’

‘Ne istiyorsan onu de.’ Sanki umrunda değilmiş gibi söylemişti.

‘O halde, Theo, bir daha ki sefer tekrar oynayalım.’

Yere düşme ve kristalin kırılma sesi Theo’nun kulaklarını doldurmuştu. Çok zarif bir sesti ve sanki uzaktan geliyormuş gibiydi...

‘Ha?’

Theo şaşkınlık içinde avcundaki kristale baktı. Üzerinde tek bir çizik yoktu, kaldı ki kırılması imkansızdı. O zaman duyduğu ses neydi? O kadar net bir sesti ki, halüsinasyon gördüğünü düşündü.

Theo bilinçsizce bakışlarını kaldırdı ve yerdeki gümüş saçlıya baştı. Sylvia yığılmıştı. O zaman kazanan kimdi?

-Şimdi! Turnuva’nın kazananını takdim ediyorum!

Seyircilerin tezahüratı stadyumda ve Theo’nun kulaklarında yankılanıyordu.

-Turnuvanın kazananı, 132 numarayla, Kırmızı Kule’nin kıdemlilerinden Vince Haidel’in öğrencisi! Theodore Miller!

‘Waaaaahhhhhhh!’ Seyirciler bir yandan haykırıyor bir yandan alkışlıyorlardı.

Bir büyücü olarak değil, aynı zamanda insan olarak da heyecanlarını alkışla ifade ediyorlardı.

Bunun sebebi iki rakibinde çok etkileyici olmasıydı. Ateş ve buz arasındaki savaş... Dinamik hareketlere sahip iki kuvvet, çetin bir çarpışma sergileyerekseyircilere savaş meydanını anımsatmıştı.

O son çarpışmaya ne demeli? Orta seviye büyücülerin bile bunları yapması muammaydı. Birbirlerine tatminkar bakışlar atan iki hocanın ardından, öğrencileri de birbirlerine baktı. Sert başlayıp, yumuşak biten bir karşılaşma olmuştu.

***

‘Buna değecek bir rakipti.’ Dedi Vince, Theo’nun şişen kolunu sararken.

Yaraya iyileştirici bir iksir eklenmiş olsa da, 3-4 gün ağrısı devam edecekti. Bandajlara dokunurken başıyla Vince’i onayladı. ‘Evet, harikaydı. Belki üstün bir zekası vardır.’

Gerçekten de, Theo rakibinin ne yaptığını anlasa da taklit noktasında yetersiz kalırdı. Bildiği büyülerden farklı bir durumla karşılaşmıştı. Mantığını kullanmak, sezgileriyle hareket etmeye benzemiyordu.

Buna rağmen, Sylvia her iki tekniği de uygulayabilmişti. Dahası, öğrenme kabiliyeti Theo’nunkinden çok daha üstündü. Son 2-3 ayda katıldığı yoğunlaştırılmış pratik derslerine rağmen savaşı güç bela kazanmıştı.

Ayrıca, Theo’nun bünyesi Alfred’in tüm tecrübelerini kaldıramayacak kadar güçsüzdü.

‘Hala uzun bir yolum var...’

Büyü kitabını kullanmak ne kadar kandırmaca olursa olsun, Theo’nun gelişimine odaklanması gerekiyordu. Bu gerçeğin farkına varan Theo’nun gözleri aşağı indi. Ezber özelliği oldukça kullanışlıydı, ama sırtını buna dayayamazdı. Büyülü okların üzerinde daha çok durmalı ve geliştirmeliydi.

Vince, Theo’nun asık suratını görünce omzunu sıvazladı. ‘Bugün, Sylvia’nın zekası yerine kendi zaferini kutlamaya ne dersin?’

‘Öyle deseniz bile... hala inanamıyorum.’

‘Asıl mesele kazanmak. Şimdi, ayağa kalkabilir misin?’

Theo uyumak istiyordu, ama kalkmak için kendini zorladı. Ödül töreni, turnuva bitiminden kısa bir süre sonra başlardı. Bu, yaralansa da kaçırmayacağı kadar önemli bir olaydı.

Sağ kolu biraz ağrıyordu ama neyse ki hareketini engelleyen bir şey değildi. Vince ona bir cüppe verip sorusunu sordu. ‘Daha önce hiç cüppe giymedin, değil mi? Sana yardım edeyim.’

‘Ah, teşekkürler.’

‘Önce, kolunu buraya koy...’

Vince, Theo’ya onu asil bir beyefendiye dönüştüren cüppenin nasıl  giyileceğini gösteriyordu. Cüppe, gösterişli siyah bir kumaştan dikilmişti. Theo bu cüppeyle hem büyücü hem asil biri olarak gayet çarpıcı duruyordu.

‘Hmm, işte şimdi tam bir centilmen oldun.’

‘Biraz tuhaf hissediyorum...’

‘Cüppe sana özel dikilmediğinden garip gelebilir. Tören sonuna kadar idare et. Gerçi, serbest kıyafet giymek yasak değil ama...’

‘Eh? O zaman bu cüppeyi nereden çıkardınız?’

Vince, kırmızı cüppesini eliyle sirkeledikten sonra açıkladı. ‘Duydum ki, Majesteleri törene katılıyormuş. Bu durumda, en azından bu kadarını yapmamız gerekmez mi?’