Elinize sağlık
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
34. Bölüm Turnuva Finalleri #2
Meydana gelen patlama duman ve su buharının yükselmesine neden olmuştu. İki tane 4.halka büyüsü rüzgarla hız kazanmış, alanda ölümcül bir patlamaya yol açmıştı. Sonuç olarak, taş zemin çatlamış, etraf toz duman olmuştu.
Bu durumda görüş mesafesi düşmüştü ama Theodore’un gözleri altın gibi parlıyordu.
Şahin gözlerine sahipti! Birkaç gün önce ‘Şahin Başı’nı yedikten sonra kazandığı bir beceriydi ve Theo’ya, duman kaplı stadyumda görüş imkanı sağlıyordu.
Sylvia’yı farkettiği anda, Theo gözlerine inanamadı. Cüppesindeki kristallerin hiçbiri kırılmamıştı.
‘Engelledi mi? Hızlandırılmış çift kabuğu hem de?’
Etrafındaki buz kristalleri, 3.halka savunma büyüsü ‘Donmuş Duvar’ büyüsünü işaret ediyordu. Görünüşe bakılırsa, 2-3 katman işini görmüştü. Yine de, ‘Toprak Duvar’dan daha düşük bir savunma büyüsüyle bunu engeleyemezdi. Buz ve taş gibi iki maddenin gücü gerçekten kıyas edilemezdi.
Theo bunu düşününce, irkildi.
‘... Bu, sıcaklıkla ilgili!’
Sylvia’nın büyüyü nasıl engellediğini anlayınca korkmuştu. Bir süre önce, araştırma yaparken böyle bir şeye rastlamıştı.
Büyücülerin bir araştırmasına göre, buz, ısının düşmesiyle kuvvet kazanırdı. Eğer sıcaklık -30 derece olursa, kuvveti insan dişine benzer. Sıcaklık -40’ın altına düşerse, ametist gibi minerallerden daha güçlü olur.
Şayet Sylvia daha düşük bir ısıda buz duvarı oluşturduysa, savunma gücü çelik bir duvarla aynı olurdu. Alev kabuğu hedefi vurmuştu ama buz duvarı Theo’nun saldırısını engelleyecek güçteydi.
Theo bu detayı farkedince, sonraki büyüsüne geçti. Ancak Sylvia dumanların arasına daha çabuk dalmıştı. Büyü halkası çizmek için değneğine uzanınca cüppesi geri katlandı. Theo’nun şahin gözü, büyü halkasının kimliğini herkesten önce tanımlayabilirdi.
‘Ah, bu büyüyle ilk kez başa çıkıyorum.’
Theo başladığı büyüyü bozup aceleyle dumanların arasından geri çekildi.
Shaaaaaack-!
‘Likit Yılan!’
Bu büyü 4.halkaya aitti. Suyun opak gövdesi kıvrılıyor, yüzeydeki pulları da tavandaki ışıklarla parlıyordu. Sakar büyücülerinki sıklıkla solucana benzerdi ama bu, tamamen sanat eseriydi.
Güzel olamayacak kadar güçlüydü.
Shaaaaack!
Likit yılan, gerçek bir yılan gibi hızlı ve yırtıcı bir şekilde Theodore’a doğru ilerledi. Bataklık yılanı gibi kocaman, vahşi bir yaratık kadar da süratliydi. Kuyruğunu bir anda yukarı kaldırdı.
‘Tehlikeli!’
Theo, sırtını okşayan soğuklukla uyarıldığını hissetti. Bir miktar su canını yakmazdı ama bu likit yılanın ağırlığı hafife alınacak gibi değildi. Ağırlık yapan su, yüksek basınçla sıkıştırılmış, böylece metal gibi sert ve ağır bir etki oluşturmuştu.
Bir kere Theo’ya denk gelirse, kristalleri de aşacak boyutta hasar alması muhtemeldi.
Kwaaang!
Alçalan kuyruğu Theo’nun durduğu yere vurdu. Zemin, sanki çekiç darbesi almış gibi yarıldı. Etrafa savrulan şarapneller Theo’nun cüppesini yırtmıştı. Kristallerin bunu saymaması iyi bir şeydi.
Theo hızla Likit yılanın uzağına kaçmaya çalıştı.
‘Sandığımdan da hızlıymış...!’
Ancak, Theo’yu ıskalayan likit yılan pes etmemişti. Başını çabucak Theo’ya çevirdi. Theo’dan düzinelerce kat daha büyüktü, ancak hızı Theo’nun 2 katı kadardı. Theo, özel algıya sahip olmasaydı, ilk saldırıdan kaçmak mümkün olmazdı.
Yerde yuvarlandı ve umutsuzca yılanın başarılı saldırılarından kaçmaya başladı.
Kwaaang! Kwaaang! Kwaaang! Kwaang!
Yılanın kuyruğu ve bedeni, stadyumun içinde gezinip duruyordu.her saldırısı 3.halka dengindeydi. Theo, Sylvia’yı hedef alabilmek için devamlı yer değiştirse de, yılan ona engel oluyordu.
Yılana, hareketli savunma demek yanlış olmazdı. Alev topu ve şimşek işareti, yılanı durduracak hıza sahip değildi. Theo’nun birkaç denemesini çoktan boşa çıkarmıştı. Bu böyle sürerse, çok fazla direnç ve büyü gücü kaybedecekti. Saklı kartlarını açma vakti gelmişti.
‘Sonraya sakladığım alev kabuğu yeterli güce sahip değil.’
4.halka alev büyüsü yılanı sarsabilirdi. Ancak, hepsi buydu.
Bu, olayları en başına sarmaz mıydı?
Sylvia ile arasında hala büyük fark vardı. Bunun sonucu tek taraflı kayıp olabilirdi. İkinci seçenek ‘Büyülü Ok’du. İfrit lider bile buna karşı gelememişti.
Theo sakince parmağını öne uzattı. Yılana yetecek gücü kendinde toplamalıydı. Büyü gücü 4.halkaya ulaştığından, 3 veya 4 ok atabilirdi. Son seferin aksine, tek bir atış için hayatını riske atmayacaktı.
‘...Pekala, işte başlıyoruz.’ Theo ayağa kalkıp duruşunu sabitledi. Likit yılan müthiş bir hızla Theo’nun peşinden geliyordu ama bir anlık duracak vakti vardı.
Sylvia’nın likit yılan büyüsü oldukça inatçıydı, ama Mitra da başından beri bu çağrıyı beklemişti!
‘Şimdi, Mitra!’
‘Hoing!’ Mitra’nın sevimli sesi kafasında yankılandı ve stadyum zemini kabardı.
Shaaaack-?!’
Likit yılan hızını ayarlayamadı ve aniden önüne çıkan duvara başını çarptı. Çarpmanın etkisiyle toprak bariyer kuvvetle sarsıldı, ancak bariyeri yıkmak kolay değildi. Yılanın, Mitra’nın duvarını yıkması için 3 kez vurması gerekmişti.
Duvarı yıktıktan sonra, bir yenisiyle karşılaştı.
‘Çok geç, sürüngen.’
Theo işaret parmağından çıkan mavimsi ışıkla yılanın arkasında duran Sylvia’yı hedef aldı. İronik bir şekilde, yılanın opak bedeni Sylvia’yı ele veriyor, onu büyülü oklar için açık hedef haline getiriyordu.
Işık şeridi hızla stadyumun ortasına ulaştı. Bir adım geriden duyulan ses, ışığın çoktan yılanı vurduğunun işaretiydi. Yılan bir su balonu gibi patladı ve hedefe doğru hız kaybetmeden uçtu.
‘...Ah!’
Bununla birlikte, Theo’nun büyüsü basit bir büyüyle engellenemedi. Oklar, merhametsizce Sylvia’nın cüppesini parçalamış ve bir tanesi karnına isabet etmişti. Yılan ve kalkan ile durdurulamayan büyünün şokuyla geri adım attı. Ardından kristallerden biri gürültüyle kırıldı.
Pakaang!
Şaşırtıcı bir ilk olmuştu. Herkes şaşkınlığa uğrarken Sylvia’nın kahkulleri yüzünü kapatmıştı. Seyirciler yüzündeki ifadeyi tahmin edemiyordu. Buna ne tepki vremişti?
Yumruklarını sıkıp öfkelenmiş miydi? Belki şaşırmıştı? Beklenmedik acıdan dolayı gözleri mi dolmuştu?
Ya da...
O sırada...
‘Huoooh...?!’
Theo’nun dişleri gıcırdamaya başladı. Tüyleri diken diken olmuştu ve vücudu soğuktan titredi. Korkuyla ilgisi olmayan olağanüstü bir histi. Bu temiz soğukluk, Theo’nun vücudunu serinletiyordu. Titreten soğuk, kaslarının da kasılmasına neden oluyordu.
Theo refleks olarak tavana bakınca ifadesi ciddileşti. Çok sayıda buz sarkıtı tepelerinde asılı duruyordu.
‘100 tane falan var mıdır?’
Sylvia bu kadar çok sarkıtı nasıl yapmıştı? Theo sarkıtlarla hayrete düşerken büyü gücünü dışarı çıkardı, ve o sırada sarkıtlar yere düşmeye başladı. Eğer sarkıtlar, soğuklukla aynı güce sahip olsalardı, şuan çelikten oklarla aynı seviyede olurdu. Olası bir kaza, kristallerden birini kırmaya yeterdi.
Üstelik, sayıları kaçmak için çok fazlaydı.
‘Yanan Eller!’
Theo büyüyü tamamlayınca, bir çift alev kaplı el belirdi. Eller havayı ısıtıyordu. Vince’den öğrendiğine göre, buz sarkıtları büyüsünü ortadan kaldırmak, vücudunu dondurmaktan iyiydi.
Chiiiiiik!
Meydan, 100 sarkıt ve alevli ellere kalmıştı. Buharlaşan srkıtların buharı havaya yükseliyordu. ‘Batı Rüzgarı Koruması’ olmasa, Theo çoktan darbe almıştı. Sarkıtlardan kurtulmaya çalışırken yaralanmaması, yeteneklerinin işe yaramaz olmadığının kanıtıydı.
‘Bu buhar...’
Alevli elleri ortadan kaldırdıktan sonra buharın içine doğru ilerlerken...
Hwaaaak!
Gümüş saçlı bir kız, sis gibi yayılan buhara koşuyordu.
‘Eh?!’ Theo, Sylvia’nın ona doğru koştuğunu görünce gözleri kocaman açıldı.
Aralarındaki 50 metrelik mesafe saniyeler içinde kapanmıştı. 5.halka büyüsü ‘ışıltı’yı kullanmamasına rağmen ‘Hız’ büyüsü yanında yavaş kalırdı. Sylvia’nın hızının sebebi ayağının altındaki zemindi.
‘Buz?’
Buz büyüsüyle oluşturulmuş buz yol üzerinde kayıyordu. Alfred’in hafızasında var olan bir teknikti. Buz yolda ilerlemek, vücut denge merkezi ve sürtünme kuvveti üzerinde üstün bir kontrol sağlanmadığı takdirde imkansızdı.
Bununla beraber, Sylvia’nın üstün zekası sayesinde bu teknik mümkündü. Ancak, Theo’nun artık düşünecek vakti yoktu.
Huooong!
Büyü gücü içeren değnek Theo’nun burnunun dibinde bitmişti.
‘Kuk!’
Algılarının uyarısı olmasa, değnek ona çarpabilirdi. Aldığı darbe sonucunda kristali kırılmasa da, yüzü domates gibi ezilirdi. Theo ilk saldırıdan zar zor kaçmıştı, ama bu değneğin uzunluğu dilden dile konuşuluyordu.
Huoong! Hung! Huoong!
Sylvia, değneği gayet başarılı kullanıyordu. Değnek,Theo’nun vücuduna çok yakındı ve artık kıyafetlerine değiyordu.
‘Kahretsin, sınıra geliyorum...!’
Theodore, çıplak elle dövüşmeyi asla öğrenememişti. O yüzden ustalıkla yapılan hamlelerden kaçamamıştı. Yalnızca, algılarını kullanarak kristalleri kırılmaktan koruyabiliyordu.
Theo’nun acil olarak mesafeyi açması gerekiyordu. Kararını verince, arkaya zıpladı.
Ppak!
Neredeyse aynı anda, değnek havalanıp çapraz duran kollarına çarptı. Hemen sonrasında bir kristali kırılmıştı.
Pakang!
Bununla, ikiside 1:1 beraberliğe geri dönmüştü.
‘Ah, acıttı.’
Acının büyük bir kısmı emilmişti ama kemikleri hala sızlıyordu. Muhtemelen yaralanmıştı da. Buna rağmen, Theo zıplarken şok etkisini kullanarak mesafeyi 15 metreye çıkarmıştı.
Sylvia’nın önceki gibi yaklaşmasına müsade etmeyecekti. Ona yaklaşmaması gerektiğini anladığından dikkatini ona yoğunlaştırdı. Bir anlığına bile gözlerini ondan ayırırsa aynı durum tekrar ederdi.
Buna binaen, Şahin gözünü kullanan Theo, anlık bir görüntüye şahit olmuştu.
‘Gülümsüyor mu?’
Sylvia’nın, buzdan yapılmış gibi duran donuk suratı... Süt beyazı yüzü, tıpkı bir çocuk gibi gülümsüyordu.
Magnec