adamsın vince :D
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
19. Bölüm Akademi’nin Dışında #1
Aradan 1 hafta geçmişti.
‘Malzemeleri, büyünün merkezine gömülü üçgenin içine koyup büyü gücü de eklersen...’
Her zamanki gibi Profesör yazı tahtasının önünde durmuş büyü halkalarıyla ilgili açıklama yapıyordu.
Theodore bunu zaten 3 yıl önce de görmüştü. O yüzden anlamsız bir şeyi not almak için mürekkebini harcamak yerine Vince’le yaptığı konuşmasını düşünüyordu.
Profesör Vince ile aralarında güven dolu bir dostluk kurulmuştu ama Theo’nun günlük rutininde önemli bir değişiklik yoktu. Normal bir öğrenci gibi derslerine giriyor, Obur’u kütüphanedeki kitaplarla besliyordu.
Yine de, artık ileriki sonuçlar için endişe etmek durumunda değildi.
-Daha sonra, bana kütüphanede tüketilen kitapların listesini getir. Kütüphanede öğretici ders materyali olmadığından, sorumlu ben olduğumu söylersem bir sorun çıkmayacaktır.
Gerçekte, Profesör Vince Bergen Akademisi’nde bir profesördü ve tekrar mektubu olan Theodore’dan çok daha farklı bir konumdaydı. Vince için tüketilen kitapların yerini doldurmak pek de zor olmayacaktı.
Hatta, kütüphanedeki tüm kitapları yeniden getirtse onun için maddi bir külfeti yoktu. 5.halka büyücüsü olarak bunun için imkanı ve üst düzey büyücü geliri vardı.
Vince’in yüzü, Theo’nun karaborsacıyla iş tuttuğunu duyduğunda da bozulmuştu.
-Bunun senin için iyi bir yöntem olduğunu inkar etmeyeceğim. Ama karaborsa düşündüğünden çok daha tehlikeli bir yerdir. Sana bir daha oraya gitmemeni öneririm.
-Büyülü parşömen kullanmış olsam bile mi?
-Evet. Büyülü parşömen sen ve karaborsacıyla aranızda zorunlu ettiğiniz bir yemin. Başka yerlerde yakayı ele vermek nadir olan bir şey değil. O dünyanın karanlığı sıradan insanların bildiğinden çok daha derin, ve karaborsacı bu kapının giriş noktası.
Profesör Vince konuşurken biraz bile gülümsememişti. Karşısında, bu karanlığı tüm ciddiyetiyle görmüş ve o dünyanın deliliklerini tecrübe etmiş bir adamın yüzü vardı. Böylesi bir ifade önünde Theo’nun yapabildiği tek şey sessiz kalmak ve köşesine çekilmek olmuştu.
‘Hem artık eskisi gibi karaborsacıya gitmek için sebebin kalmadı.’
Büyü gücünü artırmak için yapay eşyaya ihtiyaç duyduğunda Profesör Vince aracılığıyla halledebilecekti. Bu yapay eşyaların fiyatı oldukça yüksek olsa da, büyü bileşimlerine nazaran daha uygun fiyatlı ve etkisi daha mükemmeldi. Dahası, büyü kabiliyetlerini yükseltme avantajı da bulunuyordu.
Hepsi bu değildi. Theo kafasındaki görsel bilgilere tekrar baktı.
(Büyükitabı ‘Obur’ / E sınıfı)
(Yetenek: Büyü gücü artırma, Hassasiyet özelliği
Obur’un gücünü içeren engellerden biri kaldırıldı. Bundan sonra, Obur istediği gibi birkaç büyüyü öğrenip uygulayabilir. Bu özellik büyü gücüne dayalı olarak daha da geliştirilebilir. Önceki sahibi bu özelliğine ‘Ezber’diyordu.Şimdiki sahibi bu ismi isterse değiştirebilir.
*Tamamlanmamış durum. Özelliklerin birçoğu kapalı.
*Günde birkez, açlığını gidermek için uyanacak.
*Doyduktan hemen sonra, 1 soruya cevap verecek.
*Beslendiği beceriler sahibine aktarılacak.
*Yediği kitap veya eşyanın özünü alır. Sahibinin anlayışı arttıkça verimlilik de artacak.
*Büyü gücü içeren eşyalardan büyü gücü elde eder.
*Ezber gücü aktive edildi.)
Bu özellik, 1 hafta önce Profesör Vince’in odasında Kükreyen Alevleri yediği zaman aktifleştirilmişti.
Büyü gücü miktarı, 3.halkanın başlangıç noktasından yarısına kadar yükselmiş ve Obur’un engellerinden biri kaldırılmıştı. Ezber özelliğinin aktive edilmesi de Theo’nun ağzını açık bırakmak için yeterliydi.
‘Büyü öğrenilip istediği gibi kullanılır...? Bu, daha yüksek seviyedeki yapay maddelerde bile bulması zor bir özellik!’
Theo’nun şaşkınlığının haklılık payı vardı.
Carter Ailesinin ‘Kükreyen Alevler’i bile orta seviye bir yapay eşyaydı. Eğer yapay eşya yüksek seviyeye erişirse, bir ailenin yada kişinin altından kalkabileceği bir şey olmazdı. Genelde bunlar, Krallığa teslim edilip ulusal hazine olarak düzenlenirdi.
Yalnızca ‘ezber’ becerisi bile ulusal hazine olmasına yeterdi. Ancak, Theo bu özelliği, yalnızca Obur’u besleyerek kazanmıştı.
‘Tek seferde sadece 3 büyü elde edilebilir, ama... açıklamaya göre bu daha fazla da olabilir.’
3 halkaya sahip olduğuna göre, basit bir büyü hesaplamasıyla gördü ki, her halkaya bir büyü düşüyordu. Öyle bile olsa, geçici ateşgücü 4 misline çıkmıştı, o yüzden buna daha fazla güç ekleyebilirdi. Profesör Vince bu kitabın ismini ‘emsalsiz büyü kitabı’ koymuştu.
Theo bunu düşünürken, içinde tekrar korku oluştu...
Ding-! Duvar saatinin sesi duyuldu.
Sessiz sınıfta bir anda uğultular yükseldi, profesör canlanan sınıfı farkedince tebeşiri elinden bıraktı. Geçen sefer ‘dolunay damlası’ büyüsüyle küçük düşen profesördü. En sonunda, Profesör Bernard, Theo’nun olduğu tarafa bile bakmadan sınıfı terketti.
‘Phew, zavallı adam.’
Theo, yerinden kalkmadan önce profesörün arkasından bakarken düşüncelere daldı. Profsör Bernard verdiği rahatsızlık için özür dilemezdi, o yüzden Theo da onu utandırmamak adına asla özür dilemeyecekti. Bu durum, bu şekilde mezuniyete kadar sürebilirdi.
Theo iç çekip sınıftan çıktı. Şimdi Obur’u beslemek için kitap bulma zamanıydı.
***
Theo her zaman olduğu gibi kütüphaneye uğramıştı. 1 hafta öncesine kadar, önce Obur’un uyanmasını beklerken, şimdi kitapları direk alabiliyordu.
‘ Yapmam gereken birkaç şey var. ’
Theo’nun karşılığında sahip olduklarıyla karşılaştırıldığında bu hiçbir şeydi. Profesör Vince’e tüketilen kitapların listesini vermek dışında yapacağı bir şey yoktu.
O sebeple, Profesör Vince’in laboratuarına doğru ilerledi. Az sonra laboratuara varmıştı. Kibar hareketlerle kapıyı çaldı.
‘Profesör, Ben Theodore.’
-İçeri gel.
İzni duyar duymaz kapı kolunu çevirdi.geçen haftanın konuşmasından sonra, Profesör Vince’in laboratuarına gitmek eskisi gibi onu sıkmıyordu. Her zamanki gibi tanıdık gelen kahve kokusu ve Profesör Vince’in kalın kitaplar ve kağıtlar arasındaki görüntüsü...
‘Ha?’
Theo, hissettiği ufacık bir rahatsızlık duygusuyla etrafına baktı. Normalden farklı bir şey arıyordu ve kısa sürede gözüne çarpmıştı.
‘Profesör, temizlik mi yaptınız?’
Theodore’un rahatsız olduğu nokta basitti.Profesör Vince’in laboratuarı alışılmadık derecede temizdi.Yerlerde sürüklenen parşömen ve kitaplar düzenlenmişti. Diğer kısımda laboratuar ekipmanları vardı, Vince tarafından öylece oraya bırakılmıştı.
Vince hafifçe güldü ve Theo’nun sorusunu cevapladı, ‘Bir şeyler oldu. Senle ilgisi olduğundan, bugünlük konuşmamız biraz daha uzun sürebilir.’
‘Nasıl? Ne?...’
‘Otur lütfen.’
Theo, o çok alıştığı sandalyeye oturdu. Vince de çekmecesinden bir tomar kağıt çıkarıp iki parça kağıdı bulana kadar içlerini karıştırdı. Ardından onları Theo’ya uzattı.
Theo refleks olarak gözlerini kağıtlara çevirdi. Ön sayfadaki birkaç harf, görüş alanını doldurmaya yetmişti.
‘Meltor Krallığı... 126.yıl... büyü yarışması?!’ sesi, şaşkınlığıyla beraber istemsizce yükselmişti.
Meltor Krallığı büyücüleriyle meşhurdu.
Her yıl başkentte yapılan yarışmaya, tüm kıtadan çok sayıda büyücü ilgi duyup geliyordu. Yabancı uyruklu büyücüler olduğu gibi, Krallıktaki büyücüler de başkent, Mana-vil’e doluşuyordu. Ancak, yeterliliğini kanıtlayamayan büyücüler yarışmaya alınmıyordu, o sebeple test edilmeyi bekleyen uzun insan kuyrukları oluşuyordu.
Gerçi, Profesör Vince’in Theo’ya verdiği kağıt, büyü yarışmasına girmesine izin veren bir davet mektubuydu. Theodore bir öğrenci olsa da, yine de bir büyücüydü ve Theodore, bu davetin değerinin pekala farkındaydı.
‘Profesör, siz de yarışmaya davetli misiniz?’
‘Bu benim için büyük bir şey değil. Her yıl davet ediliyorum zaten.’
Heyecan dolu Theo’nun aksine, Vince yerinde oturup sakince kahvesini yudumluyordu.
Geçen seneye kadar, araştırmalarıyla meşguldü ve bu davete hiç önem vermemişti. Bu yıl da araştırmalarına odaklanmak için Akademi’de kalmayı planlıyordu ama şimdi durum değişmişti.
Theo, Vince’in yüzüne beklenti dolu bir ifadeyle baktı.
‘Tahmin ediyorsundur muhtemelen. Davet, yanında bir asistanla gidebileceğini söylüyor. Normalde, onu direk çöpe atardım ama...’
Theo’nun gözlerinde bir umut oluşunca Vince sesini kıstı ve bir kahkaha patlattı. Aslında Theo’nun ifadesi yaşına göre ciddiydi, ama şimdi? Theo, yaşıtları gibi heyecan dolu bir yüzle bakıyordu.
Vince, memnun olmuş bir halde hediyesini sunmuştu.
‘Nasıl? Büyünün ana merkezine benimle gitmek ister misin?’
Bu sorunun cevabı çoktan verilmişti bile.
Magnec