anlat gitsin la :D
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
17. Bölüm Güven kavşağında #1
Okul sonrası Theodore, Profesör Vince’in ona söylediği gibi akşam yemeğini yedi ve çökmüş bir yüzle yürümeye koyuldu.
Garcia’ya karşı zaferini kutlama fırsatı bile yakalayamamıştı çünkü Vince’in onu niye çağırdığını biliyordu. Akademi’de Theo’yu daha iyi tanıyan biri yoktu. Theo’nun yeteneklerinin anormal derecede değiştiğini farketmişti.
‘Artı, büyü bileşimi alacak ya da birini tutacak param olmadığını da biliyor.’
Vince, geçen 3 yılda herkesten daha çok ona değer vermişti.
Theo, neredeyse zavallı bir fakirinki gibi olan ekonomik durumunudan ve korkunç büyü hassasiyetinden bahsetmişti.
Vince, Theo’ya ilgi göstermeyen diğer profesörlerden farklıydı. Bu, durumu daha tehlikeli yapıyordu çünkü bahsi geçen kişi Theo’nun yeteneklerinin çöpe gideceğinden endişe eden ve ona farklı bir yol göstermeye çalışan Profesör Vince’ti. İşte Profesör Vince, Theo’nun sözlerinin doğruluğunu anlayabilirdi.
Hepsinden öte, Obur’un varlığını gizlemek de onun için büyüyen bir problemdi.
‘Lanet, ne kadar düşünürsem düşüneyim aklıma bir çözüm gelmiyor. Profesör Vince’e bahane de uyduramam. Yanlış anlaşılmaya sebep olur, sonra da bunu düzeltemem.’
Obur, büyü gücünü yükseltmenin 100den fazla yolu olduğundan bahsetmişti, ancak Theo’ya sadece birini söylemişti.
Bu zaman ve yaşta, sadece 3 veya 4 method bilindikti. Diğer büyülerde ya karabüyü vardı ya da hileliydi, bununla beraber, büyü gücünü düşürmesi de nadir bir olay sayılmazdı. Bu tip bir durumda, kaçacak delik olmazdı.
Bu konuda ne kadardır endişe etmişti? Theo çoktan Profesör Vince’in laboratuarının önüne varmıştı.
‘…Geldim.’
İzin kağıdından bu yana buraya ilk ziyaretiydi. Theo önünde duran kahverengi kapıya baktı. O zamanlarda bu kapıdan kasvetli suratıyla çıkmıştı, şimdiyse farklı korkularla geri dönmüştü.
İçinde bulunduğu konum oldukça değişmişti. Tek-seferlik 2.halka aptalı şimdi sınıfın en iyi notlarını alan kişiydi. Bu, zorluklarına sırtını dönmeden yüzleşmesinin sonucuydu.
‘Bu sefer de aynısı.’
Geri kaçmayacaktı. Elini kaldırdığında bununla yüzleşmeye karar vermişti.
Tak, tak.
‘Profesör, Ben Theodore.’
Beklerken, kapının diğer tarafından cevap geldi.
-İçeri gel.
Theo kapı kolunu çevirdi, ve içeriden malum kahve kokusunu aldı. Masasına dağılan parşömenler ve kitaplar, Profesör Vince’in ne kadar gayretli olduğunu gösteriyordu. Okumakta olduğu parşömen kağıdını bırakıp çözmesi zor bir ifadeyle Theo’ya baktı.
‘Tam vaktinde geldin. Fakülte toplantısı sandığımdan uzun sürdü, ben de buraya geri geldim.’
Aynen söylediği gibiydi. Garcia Carter’ın çaresine bakmak Akademi için çetin bir işti. Viscount Carter tanındık biri olduğundan, oğlunu cezalandırıp arada bir soruna neden olmak istemiyorlardı. Profesörler, Vince’in er ya da geç Garcia’nın kovulması ya da sene tekrarı yapması konusunda ısrarcı davranacağından kaygılıydı.
2-3 saat devam eden toplantı, Viscount Carter’ın bizzat Kristal küre’de görünmesiyle sona ermişti.
-Akılsız oğlumun çıkardığı yaygaradan dolayı gerçekten üzgünüm.
Adil ve doğru bir asilzade olarak Viscount Carter, Garcia için bahaneler üretmeye çalışmadı. Ondan ziyade, Vince’den oğlunu sertçe cezalandırmasını rica etti. Sonuç olarak da, Bergen Akademisi Komitesi kararı Vince bıraktı.
‘Bu yeterli değil. Komite, yanlış bir karar verdiği takdirde ileride ortaya çıkabilecek sorunlardan korkuyordu.’
Vince, vaziyeti 3 saniyede anlatmış hatta bir anlık da konuşmayı bırakmıştı. Ardından masasında duran kahve fincanından bir yudum aldı. Akademi’deki profesörlerin yalnızca kendi refahını düşünen bürokratlar olmaları keyfini kaçırıyordu.
Bir diğer yandan, Theo profesörlerden fazla birşey ummadığı için soğukkanlılığını koruyordu. Onun bu halini gören Vince fincanını geri koydu.
‘Fazla uzun konuştum. Direk konuya gireyim mi?’
Onun öncesinde, Vince eline birşey aldı. Gümüş zincire bağlı çarpıcı bir kolye ucuydu. Theo, ortasındaki kırmızı mücevherden gelen hatırı sayılır miktardaki büyü gücünü hissedebiliyordu.
Kolye ucunu görünce doğal olarak gözleri açıldı.
‘Bu yapay eşya! Daha önce bu kadar kalitelisini görmemiştim.’
Karaborsacıda 2 ay geçirdiğinden, Theo hemen farketmişti. Bu gümüş kolye, karaborsacının elindeki hiçbir mal ile kıyas dahi edilemezdi. Büyü gücü yapısı tamemiyle farklıydı.
4.halkaya giden yolu yarı yarıya kısaltması onu yutmasıyla mümkündü. Kolye, birinci sınıf servis edilen bir yemek gibiydi. Çok geçmeden, Profesör Vince ona kolyenin adını verdi.
‘Kükreyen Alevler bu kolyenin ismi.’
‘Kükreyen Alevler…?’
‘Evet. Garcia ahmağı seninle savaşırken bunu kullandı.’
İşin aslında, Kolyenin gücünden kaynaklanıyordu. Theo bilinçsizce kafa salladı. Bu, 3.halka büyücüsü olan Garcia’nın 4.halka büyüsü Alev kabuğunu nasıl kullandığı sorusunu cevaplıyordu. ‘Kükreyen Alevler’in büyü gücüyle mümkündü.
Öyle ki, sürprizi burada bitmiyordu.
‘Şimdi, al bunu.’
‘- Ah?’
Profesör Vince aniden Kükreyen Alevler’I Theo’ya fırlattı. En az 100 altın eden ve büyücülerin göz bebeği bir yapay madde öylece havaya atılıyordu. Theo refleks olarak elini kaldırdı ve kolyeyi yakaladı.
Theo birşey soramadan Vince önce davrandı, ‘Akademi’den herhangi bir özür almayacaksın. Ama, bu yapay eşya tarafından saldırıya uğradın. Bence bu Kükreyen Alevler kolyesi Viscount Carter tarafından özür mahiyetinde gönderildi.’
‘Hayır, öyle bile olsa…’
Bir yapay eşyayı özür olarak tutmak…Meltor Krallığında kimse böyle birşey yapmazdı. En azından, Viscount Carter zenginliğiyle meşhur biri değildi.
Theo bunu biliyordu ve bununla ikna olmamışsa da Vince olayın arkasındaki gerçeği ona açıklamıştı.
‘Bunun yerine, Garcia 1 aylık uzaklaştırma alacak. Cezasını sana sormadan kestim, o yüzden eğer şikayetin varsa, kolyeyi iade et ki okuldan atılsın.’
‘… Şikayetim yok, Profesör!’
‘Peki, ben de öyle düşünmüştüm.’
Theo beklendik hediyesi karşısında afallarken, Vince gülümsedi ve fincanını tekrar yudumladı.
Garcia ne cezası almış olursa olsun, Theodore bundan fayda sağlayamacaktı. Hayır, Hatta aşırı bir ceza alırsa Garcia ona kin tutabilirdi.Oysa, Kükreyen Alevler onun için yararlıydı.
‘Tamam, bu benim mezuniyet öncesi 4.halka büyücüsü olmamı sağlayabilir.’
Bir anlığına, huzurlu bir sessizlik oluştu. Theo’nun elleri, vakit kaybetmeden ölçüm yapmak istediğinden karıncalanıyordu. Bu sırada Vince gözlerini kapatıp kahve kokusunun keyfini çıkarıyordu. Ancak ikisi arasındaki sessizlik kısa bir süre sonra Vince’in sesiyle bozulmuştu.
‘Burdan sonrası, benim kişisel sorularım olacak.’
İşte kaçınılmaz hezimet gelip çatmıştı. Rahatlayan sinirler lastik gibi gerilmişti ve Theo’nun ifadesi tatsızlaştı.
Profesör Vince’in ona yapay eşyayı teslim etmesiyle verdiği sahte güven duygusunu kaybetmişti ve kafasında, yapacakları konuşmanın nasıl ilerleyeceğiyle ilgili varsayımlar oluşmuştu. Odadaki hava 10 saniye içinde soğumuş gibiydi.
‘Yeteneklerinden şüphe etmiyorum. Aslında seni her kim tanısa bundan şüphe duymaz. Sana bunu birkaç kez daha söylememiş miydim? Theodore Miller, şayet birazcık daha hassasiyetin olsaydı, 3 yıl evvelden gözde mezun olurdun.’
Theo’nun yüzü bu övgüyle bile yumuşamadı. Hatta, daha da gerildi.Bu ihtişamlı şöhretinden bile korkuyordu. Akademi’deki bir kişi dışında kimse Theodore’un yeteneğini bilmiyordu. Bu kişi de Profesör Vince’di.
‘Ancak, sınır bu kadar. Birinin hassasiyetini yükseltmek imkansızdır ve senin durumun için gerçekten çok üzülüyorum.’
Ama-
Vince keskin gözlerle ona bakıyordu.
‘Kış tatilinden bu yana, çok değiştin. Hayır, Aslında ‘değiştin’ Kelimesi az bile kalır. Tamamiyle farklı biri oldun.’
Sesinde bariz bir husumetin olmaması rahatlatıcıydı. Theo, Alfred Bellontes’in hatıra ve tecrübelerinden bir kısım almış olabilirdi ama kesinlikle Vince’in karşısına çıkamazdı. Vince on yıllarca savaş büyücülüğü yapmış ve gözle görülür derecede güçlü bir 6.halka büyücüsüydü. Theo, Vince ile 100 kez savaşsa, 100ünde de ölürdü.
Neyse ki, Vince onu yalnızca sorguluyordu ve herhangi bir art niyeti yok gibiydi.
‘Cevap vermek istemezsen sorun değil. Sen içten ve kişiliği düzgün bir öğrencisin. Böyle bir ilerleme kaydetmek için kirli yollara başvurmayacağını biliyorum.’
‘Profesör…’
‘Ama beni öğretmenin gibi görürsen, yardım edebileceğim birşey varsa yapmak isterim.’
‘Sana öğretmek isterim’ cümlesi varılan noktaydı. O anda Theodore oturduğu yerde kamburlaştı.
‘İşte, sana bir kavşak.’
Hayatı, seçeceği tarafa göre değişecekti. Vince söylemeli miydi yoksa gizlemeli miydi?
Eğer bunu gizlerse, günleri şimdi olduğu gibi devam edecekti. Kütüphaneden kitap yemeye devam edecek ve elit bir öğrenci olarak diplomasını alacaktı. Acaba, gerçekten böyle mi olacaktı?
Kütüphaneden alacağı kitapların da bir sınırı vardı. Geçen 2 ayda, Obur çoktan 100den fazla kitabı yemişti. Bu eksikliği, kitapların veya sıraların yerlerini değiştirerek kapatmıştı. Ama eğer biri yakından bakacak olursa, çok geçmeden anlaşılırdı.
Nitekim, Profesör Vince’in yardımını alırsa böyle bir risk almasına gerek kalmazdı.
‘Hayır, sorun değil.’
Sonuç olarak, bu ikincil bir konuydu. Şimdi mevcut durumun mahiyetiyle ilgilenmeliydi.
Kavşak ne anlama geliyordu?
Theo ciddiyetle Profesör Vince’e baktı. Geçmişe dönünce, aslında basit bir soruydu…
Vince’e güvenmeli miydi yoksa güvenmemeli miydi?
‘Profesör.’
Hem uzun hem kısa bir sessizlikten sonra, Theo kararını verdi.
Magnec