Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

10. Bölüm Karaborsacıyla alışveriş #2

Çevirmen: Gecekuşu / Editor: Gecekuşu

Her şehirde, şehrin dışına çıktıkça daha az insanların yürüdüğü çölümsü bir iklim vardır. Bergen şehri için de aynı durum geçerlidir. Yüksek binalar git gide kısalır ve yollar çer çöple kaplı bir hal alır. Elitlerin de otomatikman kaşlarını çatacağı bir görüntü oluşur.

Buna rağmen, Theo’nun hissettiği bir miktar garip nostaljiydi.

‘Burası hiç değişmemiş.’

Devamlı değişen anayollardan farklıydı. Asılı duran tabelaların çoğu zor okunuyordu, rüzgar ve yağmurdan hasar görmüştü.  Ayrıca işaretlerin uçması veya hiç yazılı olmaması da yaygın bir şeydi. Theo karanlık taraflara gitse, etrafta dolanıp duran dilencileri de görecekti.

3 yıllık araya rağmen hala değişmeyen manzara Theo’yu geçmiş anılara götürmüştü.

‘3 yıl önce.’

3 yıl önce daha yeni 2.sınıf olmuştu.

O günlerin Theodore Miller’ı diğerlerinden aşağı yada uzak biri değildi. İlk sene dersler pratikten ziyade teorik bilgilere odaklı olduğundan herkesten daha iyi notlar alabiliyordu.

Theo’nun geleceği, birkaç sosyete çocuğun dikkatini çekecek kadar parlaktı. O zamanlar bir arkadaşıyla buraya geldiğinden, yakınlarda bir karaborsacı olduğunu biliyordu.

‘Hah, ne arkadaş ama?’

Hatıralarına soğuk bir kahkaha çekti. Theo onlardan aşağı düşünce arkadaşlarının hepsi ona sırtını döndü. Arkadaş olarak gördükleri ‘Seçkin Büyücü’ydü, ‘Theodore Miller’ değil. Onların bu ikiyüzlülüklerini farketmemiş olması gülünç, sonrasında bu arkadaşlığa sırt çevirmeleri de bir o kadar iğrençti.

Hatıraları burada bitiyordu. Geleceği yere varınca durdu. Anılarında bir hata yoktu.

‘Burası... açık mı?’

Yine de, Theo kapı kolunu çevirmeden bir an düşündü. Bu eski barakada hiçbir işaret bulunmuyordu. Camlarda temizliğe dair bir iz yoktu, merdivenlerde sanki her an çökecekmiş gibiydi. Şayet kapıda ‘AÇIK’ yazısı olmasa arkasını dönüp gidecekti.

Sonunda, kapı kolunu çevirdi.

Kkiiik.

Yıkık dökük kapı gıcırdayarak açıldı ve içerisi göründü. Özetle burası, yaygın eşyaların satıldığı bir dükkandı. Amacını tahmin etmenin imkansız olduğu çok yönlü sayısız malzeme vardı. Ancak, diğer dükkanlardan farklı olarak fiyatları yazılı değildi.

Bir karaborsacının özelliklerinden biri de fiyatların pazarlık oranına göre değişmesiydi.

‘Yani, saf ya da aptalsan paçayı kaptırıyorsun.’

Karaborsacılar hala tüccar konumundaydı. Müşterilerinin cebinden para koparmakta ustaydılar. Gerçekte, asıl gelir kaynakları malzemeleri ucuza satmaktı. Eğer karaborsacıyla iş yapacaksan, yanında kül yutmayan birisinin olması gerekiyordu.

Theo bunu hatırlayınca kendini hazırladı. Bu an, o andı...

‘Ha? Müşteri mi?’ hoppa bir ses belirsiz bir yerden duyulmuştu. Theo tezgaha dönüp birşeyi daha farketti.

‘... karaborsacı değişmiş.’

Önceden, kelleşmeye başlayan, iri yarı cüsseli, orta yaşlı bir adam varken şimdi ince yapılı biri onu karşılamıştı. Güçlü kolları manşetlerden gözüküyordu ve sarkık göz kapaklarından yılan bakışlı gözleri onu uykulu gösteriyordu.

Göründüğü kadar kolay lokma biri değildi.

‘Siz etrafa bakın, ürünleri anlatacak kadar nazik bir yer olmadığımızdan, kendiniz birşeyler bulmanız gerekecek.’

Ortalık dağınıktı, ama karaborsacı olmanın kuralı buydu. Sattıkları eşyalar hakkında bilgi vermezlerdi. Eğer ürünü tanıtırken kusurluya denk gelirse değer kaybederlerdi.

Herşeyden önce, lanetli eşyaları temizlemenin maliyeti satış fiyatının üzerindeydi.

Bazen, insanlar asıl fiyatı kadar ödeyip gidiyordu, ama bu yaygın bir durum olsaydı karaborsacılar ellerindeki malı satamazdı. Sokakta oturup para kazanacağını uman ahmakları bulmak daha kolaydı.

‘Hadi başlayalım.’

Theo önce sergilenen ürünlere bakmaya başladı. Yapılacak ilk şey  yenecek ‘yetenekleri’ keşfetmekti. Köşe rafta duran bir hançeri dikkatlice aldı.

Ardından kısık sesle mırıldandı, ‘ölç.’ Höpürtü sesiyle gelen Obur, hançeri yaladı.

 

(+1 Kalıcı parçası olan köpek dişi –Kılıç tipi-)

(Çelikten yapılmış sıradan bir hançer. Büyü işlemi yok, ancak bıçak ağzında gizli bir kin saklı. Hançerin kestiği yerdeki, ‘Açık yaralar’ hasara neden olur.

*Hançerin seviyesi ‘Normal’

*Tüketildiğinde, çok az miktarda büyü gücü elde edilecek.

*Tüketildiğinde, ‘Açık yaralar’ büyüsü anlayışın artacak.

*Tüketildiğinde, sindirilme süresi 5 dakika 11 saniye. )

 

‘Tamam, gidelim.’

Theo istemsizce sağ elini tuttu. Sonuç beklediğinden fazla olmuştu. Sadece hançerin özelliklerini su yüzüne çıkarmakla kalmamış, büyü gücü dışında birşey alabileceğini de öğrenmişti.

Üstelik, ‘Açık Yaralar’ büyüsü gibi büyüler kolay öğrenilmiyordu, çünkü kötü amaçlar için kullanılabilirdi. Böyle bir büyü, her tip büyü kitabının darmadağın olduğu Bergen kütüphanesinde zor bulunurdu.

Theo zevkle diğer objelere de bakmadan önce duraksadı.

‘Hançer faydalı olur. Bu deri zırh... koruyucu, kirli kalması için büyü mü? Kum saatine hız büyüsü yapan aptal kim acaba? Bayağı gereksiz eşyalar da varmış burada.’

Gerçi, eşyaların bir değerinin olup olmaması sorun değildi.

Theo etraftan çıkan bilgi kutucuklarına bakıp eşyaları tereddütsüz aldı. Obur yedikten sonra ona büyü gücü sağlayacak herşeyi almıştı. Kullanışsız olan malzemelerde aynı şekildeydi. Karaborsacıdaki tüm kullanışsız eşyalar Theo için adeta bir altın avıydı.

20 dakika sonra, Theo bir sepet eşyayla tezgaha geldi.

‘Hoh?’

Karaborsacı ilgisini çekmiş gözlerle bakıyordu.

‘Efendim, bu eşyalar dükkanın en az 1 aylık hasılatı etmez mi? İndirim yapsak bile 2 altını bulur.

‘Bir bakalım ama pek sanmıyorum.’

Theo açıkça karaborsacıya karşı çıkmıştı. İki altın saçmaydı. Sepetine attığı eşyalar kusurlu ürünlerdi. 20 gümüşe satılsa iyiydi, onunla bile satıcı kar ederdi.

Bununla beraber, karaborsacı Theo’nun bunu bildiğinden habersizdi. Sürpriz olmayan bir şekilde, karaborsacı hafifçe güldü.

‘Hey, genç adam, eğer gerçek bir ürün çıkarsa pazarlık yapılacağını bilmiyor musun? Kusuru olan birşeyden ne çıkacağını kim bilebilir ki?’

‘Tabi, normali budur.’

Theo’nun tatsız suratıyla karaborsacının ifadesi de değişmişti.

‘Normali mi? Bu genç ne diyor böyle?’

Cevap vermek yerine, Theo işaret parmağını kaldırdı, ardından tezgahtaki bir objeyi gösterdi. Uçlarından ayrılmış bir kolyeydi. Artık aksesuar olarak kullanılmaz bir kolyeydi.

Ayrıca, Obur’un becerisine göre, ‘Şu kolye, kullanan kişinin boynunu sıkar. Malzemesi çok ucuz, hemen kırılır. Böyle kusurlu birşeye nasıl çok para öderim?’

‘...Ne?’

‘Hele şu eldivenler ondan da işe yaramaz. Onlarla birşey tutamazsın, çünkü parmak uçlarında ‘Yağ’ büyüsü var. Bu da...’

Karaborsacının bakışları, Theo eşyaları anlattıkça donuklaşıyordu. Ama bir müddet sonra adam açıklamaların manasını idrak edebildi. Eğer biri böylesine özgün konuşabiliyorsa bunun tek ihtimali vardı.

Elbette, Theo yalan söylüyor da olabilirdi. Ama bunu kontrol etmenin başka yolu vardı.

‘Genç adam, acaba eksper falan mısın?’

Eksper...

Bu, yalnızca özel yetenekleri olan büyücülerden öğrenilen ‘ölçü’ büyüsü kullanıcılarına verilen isimdi. Az sayıları ve faydalarından ötürü pek çok mekanda iyi karşılanırlardı. Kral,kraliyet ailesi ve sosyetik aileler bile eksperlere yüksek meblağ ödemekten çekinmezdi.

‘Yani, sanırım öyle.’ Theo utanç hissetmeden yüzsüzlükle cevap verdi.

Obur sayesinde, Theo eksper ayağına yatabiliyordu. Bu ölçü kullanmanın verdiği sonuç olsa da, aslında o bir eksper değildi. Ama Obur’un varşığını Büyü Kulesinden gizlemek durumundaydı. Eğer Obur’u farkederlerse Theodore’un bileğini kesmeye çalışırlardı.

‘...Çok ilginç. Böyle ilginç birşeyle karşılaşmayalı uzun zaman oldu.’

Karaborsacı yerinden kalkıp kapıdaki yazıyı ‘KAPALI’ olarak değiştirdi. Theo’yla konuşmanın yararlı olacağı kanısına varmıştı. Kapıyı kapatıp pencereleri perdeyle örttükten sonra artık konuşmaya hazırdı.

‘Az önce söylediklerim için afedersin. Bir eksperin karaborsacıya geleceğini hiç düşünmemiştim.’

‘Ben de öyle.’

Theo, karaborsacının sözlerini inkar etmemişti. Artık o bir ‘Eskper’di.  Yaş tahtaya ayak basmıştı ve artık bu rolu oynamak zorundaydı. O yüzden, teklif göndermek yerine karşı tarafın sözlerine öncelik verdi. Mevkisini yukarıda tuttuğu sürece, acele etmesi gereken taraf diğeriydi.

Çok geçmeden, meraklı karaborsacı yemi yuttu. 

‘Evet, Genç Eksper. Neden böyle gösterişsiz bir yere geldiniz?’

Esas pazarlık şimdi başlıyordu. Planının birinci kısmı, karaborsacının atılımıyla kendi büyü gücünü yükseltmekti.