Canım bu senin için ilk bile sayılmaz
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
14. Bölüm Nicholas - 2
Nicholas okçuyu alt etmek için yoldaşını feda etmişti ve bundan biraz pişmanlık duyuyordu. Eski müttefiki öldüğü için değil, düşmanı öldürmekte başarısız olduğu için. Yaralı okçuya iyileştirici iksir verdikten sonra, yirmi metre kadar uzaktaki bir ağaca saklanmaya karar verdi, yaralı adamı net bir şekilde görebiliyordu.
Başka bir deyişle, müttefikini yem olarak kullanmıştı.
Düşman okçunun da bir tür algı becerisi ya da benzer etki yaratan bir şeyleri vardı anlaşılan. En azından yakındaki kişilerin yerini tespit etmesini sağlayan bir şeyler... Önce bunun Temel Takip becerisi olabileceğini düşündü ama okçunun temel gizlilik becerisini kullandığını da görmüştü. Bu da adamın ya iki becerinin kilidini açtığını ve dolayısıyla 10. seviyenin üzerinde olduğunu ya da farkında olmadığı başka bir yöntemi olduğu anlamına geliyordu.
Sonuçta bunun bir önemi yoktu. Önemli olan o piçi öldürmekti ve kurduğu tuzak son ana kadar tıkır tıkır işlemişti.
Atışını düşman okçuyla aynı anda yaptığında, adam sanki sırtında gözleri varmış gibi tepki verdi ve hafifçe yana savrulmayı başararak atışın verdiği hasarı önemli ölçüde azalttı. Nicholas bir ok daha atarken kendi kendine küfretti ama adam bir daha tökezleyerek yana kaydı ve arkasına bile bakmadan kaçtı. Nicholas bir atış daha yapamadan adam çoktan bir ağacın arkasına kaçmıştı.
Bulunduğu ağaçtan aşağı atladı ve aralarında iyi bir mesafe bırakarak yana doğru koşmaya başladı. Okçuyu bir kez daha gördü ve hızla bir ok daha attı, ancak düşman okçu yeniden ağacın etrafından dolaşmayı başardı.
Bundan sonrası kedi fare oyunu gibiydi: Nicholas yavaş yavaş yaklaşan diğer okçuyu her gördüğünde ok atmaya devam etti. Diğer okçunun hareketlerine bakılırsa sağlık iksiri içmiş olmalıydı ve bu da düşmanı en iyi formuna dönmeden önce Nicholas’ın kısıtlı vakti olduğu anlamına geliyordu.
Her şey sinir bozucuydu ve diğer okçu da atışlarına karşılık vermeye başlayınca daha da kötüleşti. İkisi de yakın dövüş menziline girmek istemiyor gibiydi ve aralarında hâlâ yirmi metre olmasına rağmen, artık durma noktasına geldiler.
Jake birkaç oktan daha kurtulduktan sonra kendini biraz daha iyi hissetti ve hatta karşılık vermeye başladı. Hayatı her an tehlikedeydi ve diğer okçu ondan hem daha hızlı hem de daha güçlü olduğu için birkaç kez kıl payı kurtulmuştu. Bunun her anından zevk alıyordu.
İkisi de ağaçların arasından çıkıyor, ileri geri ok atıyordu ama ikisi de şanslı değildi. Jake bu çıkmazdan kesinlikle memnundu, çünkü kendini gittikçe daha iyi hissetmeye başlamıştı, yüksek canlılığı iç organlarındaki yaraların iyileşmesine yardımcı oluyordu.
İyileştirici iksirin Sağlık Puanlarını geri kazandıran büyülü etkisine rağmen, vücudu anında iyileştirmiyordu. Bu tamamen kişinin canlılığına bağlıydı. Jake'in [Kanbağı Patriği] ünvanı nedeniyle hiçbir eksiğinin olmadığı bir istatistikti.
Birbirlerine ok atarak yavaş yavaş yaklaşmaya başladılar. Başlangıçtaki yirmi metre önce on beşe, sonra da sadece ona düştü. Yirmiden az ok kaldığında, diğer okçu nihayet Jake'in Algı Küresi'ne girdi ve artık sadece görüşüne güvenmesi gerekmediğinden, aralarındaki fiziksel engeller çok daha önemsiz hale geldi.
Şu anda orman, içlerine ok saplanmış onlarca ağaçla oldukça güzel bir manzaraya sahipti. İki okçu da avantaj elde etmek için periyodik olarak ağaçlara tırmanıyordu ve oklar bazılarının tepesine, bazılarının gövdesine saplanmıştı.
Jake diğer okçunun dövüş boyunca giderek daha fazla sinirlendiğini hissedebiliyordu ve kendi alanına girdiğinde, sonunda adamın yüzünün asıldığını gördü.
Jake seslenirken kendi kendine gülümsedi. "Eğlenceli, değil mi?"
"Ne istiyorsun lan?" diye bağırdı diğer okçu.
"İsimle seslenilmeyi tercih ederdim. Adım Jake!" diye cevap verdi.
"Bu neden umurumda olsun ki?" diye bir kez daha bağırdı diğer adam, belli ki aralarında geçen konuşmadan hiç hoşlanmamıştı.
Jake adamın daha fazla ok yaptığını gördü. Jake de aynısını yaptığı için söyleyecek pek bir şeyi yoktu. Ancak diğer okçunun sadece on bir oku kalmıştı, Jake'in ise hâlâ on dokuz oku vardı. Diğer okçunun beceri seviyesine bakılırsa muhtemelen onları saymıştı ve dezavantajlı olduğunu biliyordu, bu yüzden zaman kazanmak için konuşmaya katlanacaktı.
"Nihayetinde kazanılan rastgele deneyim ve eğitim puanları bildiriminden ibaret kalman utanç verici olur, değil mi?" diye dürüstçe cevapladı Jake.
Diğer adamın yetenekli olduğundan emindi. Bu durumun hissettirdiği hayal kırıklığına rağmen soğukkanlılığını koruyor, sistemli bir yaklaşım sergiliyor ve performansını engellememesi için duygularının kontrolünü kaybetmiyordu. Bu Jake'in güçlü bir düşmana karşı ölüm kalım mücadelesi verdiği son dövüş olmayacaktı ama en azından ilk düşmanının adını bilmek istiyordu. Öldürdüğü ilk üç saldırganın adını öğrenemediği için biraz pişmandı ama olay tam olarak isim alışverişi de gerektirmiyordu.
"Hâlâ küstah davranmaya çalışıyorsun, ha? Kendine gel, utandırıyorsun beni." diye karşılık verdi. "Ama madem senin için bu kadar önemli, adım Nicholas."
"Tanıştığımıza memnun oldum, galiba. O kadar mı beceremedim alay etmeyi?" diye sordu Jake. Kendini baş belası göstermeye çalışmıştı ama düşününce daha çok on beş yaşında bir baş belası gibi davrandığı açıktı.
"Richard'ın emretmesine gerek kalmadan senden kurtulmak isterdim, işte o kadar utanç vericiydi. Neydi o öyle?" Nicholas elindeki okları sayarak sordu. On sekiz taneydi.
"Cidden, o kadar kötü mü? Sanırım özür dilemeliyim..." Jake epey utanmıştı ve şüpheli bir tavırla cevap verdi. Bir daha asla böyle bir şey yapmayacaktı. Asla.
"Yine de seni öldüreceğim," diye cevap verdi Nicholas, artık iki düzine oka ulaştığını görünce. "Çok fena sıçtın, biliyorsun. Bizden bir düşman yarattın. Seni öldürdükten sonra geri dönüp ne kadar boktan biri olduğunu anlattıktan sonra arkadaşlarının güvende olacağını mı sanıyorsun?"
"Tamam, sanırım bu konuşma burada bitmiştir," diye mırıldandı Jake, Nicholas kadar kendine de söylemişti bunu.
Bu noktadan sonra konuşma hiçbir yere varmayacaktı ama Jake rakibine seslenebileceği ismi öğrendiği için yeterince mutluydu. Jake ağacın arkasından çıkıp yana atladı ve Nicholas'a bir ok daha fırlattı, Nicholas oku kolayca savuşturmayı başardı.
Bu atışın amacı sadece onun ok hokkabazlığını engellemekti.
Birbirlerine ok atma oyunu yeniden başladı ama Nicholas yakın mesafede dezavantajlı olduğunu hızla fark etti çünkü diğer okçu nişan çizgisi olmamasına rağmen her zaman ne planladığının farkında görünüyordu. Arada sırada birbirlerini sıyırıp geçecek kadar yakındılar ama hiçbiri ölümcül değildi.
Nicholas kısa bir süre kaçmayı düşündü ama vazgeçti. Kaçmaya çalışırsa çok daha fazla açıkta kalacaktı ve kaçmayı başarsa bile bu çok az işe yarayacaktı. Hatırı sayılır yetenekte bir düşman okçusu hâlâ dışarıda bir yerlerde olabilir ve bir dahaki sefere onu ya da müttefiklerinden birini kolayca indirebilirdi. Tıpkı bugün pusuya düşürüldükleri gibi.
Ve tüm bunlar, Richard'ın tüm ekibinin tek bir adam tarafından öldürüldüğünü öğrendiğindeki tepkisini görmezden gelmekti. En azından şu noktada hepsinin öldüğünü varsayıyordu çünkü savaş uzun sürmüş ve kimse ortaya çıkmamıştı.
Nicholas kaçmak ya da aralarındaki mesafeyi açmak yerine arayı kapatmaya karar verdi. Dünya sisteme entegre olmadan önce işinin bir parçası olarak göğüs göğüse dövüş eğitimi almıştı ve bıçak kullanma becerisi de yabana atılacak gibi değildi. Eğitimden önce yayla sınırlı bir deneyimi olsa da, sistem bir keresinde ona tek elle kullanılan silah becerisinde bir rütbe yükseltmesi bile vermişti. Geçmişe bakıldığında hafif savaşçılık ona daha uygun olsa da okçuluğu seçmişti çünkü menzilli bir silahın yakın dövüş silahından daha üstün olacağına inanıyordu.
Ağaçların arasında bir o yana, bir bu yana koştu ve birbirlerine ateş etmeye devam ediyorlardı; aralarındaki mesafe çok yavaş azalıyordu ama rakibine doğru sürekli ilerliyordu.
Öte yandan Jake, diğer okçunun yaklaşma kararından memnundu. Kesinlikle menzilli dövüşü tercih ederdi ama düşmanla yakın dövüş yapmaktan da korkmuyordu. Sebebi yakın dövüş silahı kullanma yeteneklerine güvenmesi değil, gelinen noktada içgüdülerine kayıtsız şartsız güvenmesiydi. İçgüdüleri mükemmel olmayabilirdi ve dövüşürken bazı yaralar almıştı ama ne olursa olsun fazlasıyla güvenilirdi.
Bir başka oktan daha kaçarken alanında bir şey belirince aniden aklına bir fikir geldi. Bir ağaca doğru kaçmaya devam ederken, uygun zamanlarda ateşe karşılık verdi.
Sonunda hedeflediği ağaca ulaştı ve mesafeyi bir kez daha sekiz ila on metreye çıkardı. Nicholas hemen arkasından takip ederken, o da koştuğu ağacın arkasına atladı. Jake savaşın başında yaralı okçuyu bu ağaçta öldürmüştü.
Çatışma süresince o kadar çok yer değiştirmişlerdi ki her ikisi de ormanda ağaçtan ağaca daireler çizerek sonunda başladıkları yere geri dönmüşlerdi. Bu yüzden Nicholas şu anda saklandığı yerden ölü okçuyu göremiyordu. Öte yandan Jake, ağacın arkasında, hâlâ sıcak olan cesedin hemen yanında duruyordu.
Jake ölü okçuyu kaldırıp hazırlık için ağaca yaslarken bir kez daha sırıttı. Sonra ağacın arkasından çıkıp bir ok daha fırlattı. Nicholas sonunda birkaç metre yaklaştığında Jake bilerek ağacın etrafından ayrılmadı.
Nicholas okçunun saklandığı ağacın etrafında dönerken Jake'e hücum etti. Ağacın etrafından dolanırken kendisine doğru gelen birini gördü ve hiç tereddüt etmeden bıçağını boğazına sapladı. Bıçağının ete saplandığını hissettiğinde gülümsedi ve rakibinin yüzündeki dehşeti görmeyi umarak yüzüne baktı.
Onun yerine, daha önce kurban ettiği yoldaşının ölü gözleriyle karşılaştı. Ne olduğunu anlayamadan cesedin arkasından bir bıçak çıktı ve göğsüne saplandı.
Kan tükürerek geriye doğru düştü ve bıçak yerinden çıktı. Kanlar fışkırırken göğsünden sıcak bir his yayıldı. Ağzına kan dolduğunda kalbinin vurulduğunu ve işinin bittiğini anladı.
Jake ormanın yumuşak bitkilerinin üzerine yığılmış olan okçuya baktı. Gözleri açıktı, boşuna çabalıyordu. Sağlık puanları hızla tükenmesine rağmen, canlılığı onun anında ölmesine engel oluyordu.
"İyi dövüştü," dedi Jake ciddiyetle.
"Kahretsin- " Nicholas daha fazla kan tükürerek bir şeyler söylemeye çalıştı. Hayatının son kırıntısı da onu terk etmeden önce bir daha konuşmayı denemedi.
Jake, öldürdüğünü doğrulayan bildirimi aldığında iç çekti. İlerledi ve adamın, hayır, Nicholas'ın gözlerini kapattı.
Bir noktada, Richard'a tehdidinin ciddi olduğu mesajını vermek için bu liderin kafasını kesmeyi düşünmüştü ama ona hayatının en iyi dövüşünü vermiş birinin cesedini kirletmeyi kendine yediremedi. Ayrıca bu biraz fazla klişe olurdu.
Jake bunun yerine ölen rakibinin cesedini gömmeye karar verdi ama önce av partisinin son üyesiyle yarım kalmış bir işi vardı. Okçunun korku içinde donup kaldığı yere doğru yürüdü ve onu hâlâ aynı yerde, saklanmaya çalışırken buldu.
Bu genç adama saygı duymuyordu, sadece acıyordu. Daha yetişkin bile sayılmazdı ve onu öldürmek isteyen yaratıklarla, canavarlarla ve -Jake gibi- insanlarla dolu bu berbat eğitimin içine atılmıştı.
Sürekli titrediği için saklanma çabası oldukça anlamsızdı ve küre olmadan bile bulunabilirdi. Çocuk elindeki hançeri pelerininin altına saklamıştı ama yayını ya kaybetmiş ya da bir yere atmıştı.
Jake yaklaştıkça okçu daha da titremeye başladı ve sonunda cesaretini toplayıp başını kaldırdığında Jake'i normalde kahverengi olan kan kırmızı bir pelerin içinde gördü. Çocuk çığlık atamadan Jake ileri atıldı ve karnına sert bir yumruk indirerek onu kolayca etkisiz hale getirip diz çöktürdü. Bıçağı yere düştü.
Jake, öleceğini düşündüğü her halinden belli çocuğa bakarak, "Arkadaşların öldü, evlat. Richard'a dön, Nicholas'ın iyi dövüştüğünü söyle ve arkadaşlarıma bir şey yaparsa onu öldüreceğimi söylediğimde ciddi olduğumu hatırlat. Oh, bir de peşimden daha fazla insan gönderebileceğini ilet, benim için zevkti." dedi.
Çocuk dehşetle başını kaldırdı ve Jake'in sözleri karşısında duraksadı. Karşısındaki adam onun gözünde insan derisi içindeki bir canavardı. Ansızın iki arkadaşı ölmüştü ve kendini toparlamaya çalışırken etrafındaki herkesin panik çığlıklarını duymuştu.
Donup kalmıştı, başka bir okun daha ansızın çıkıp nasıl olduğunu bile anlamadan hayatına son vermesinden korktuğu için hareket etmeye cesaret edemiyordu. Bunun yerine diğerlerinin kazanacağını ve gelip onu alacaklarını ummuş, hayır, bunun için yalvarmıştı. Ama şimdi, yenilmez gibi görünen ve dehşet verici Richard'ın bile kendisine denk gördüğü Nicholas da dahil olmak üzere herkes ölmüştü. Daha da kötüsü, şimdi bu canavar tam önünde duruyordu.
"Hey?" Çocuk hâlâ orada titreyerek dururken Jake bağırarak ve merakla seslendi. Onu duymamış mıydı?
Çocuk gerildi, ardından gelişigüzel koşmaya başladı, ilk birkaç adımında neredeyse düşüyordu ki en sonunda kendini toplayıp resmen depar atmaya başladı.
Jake'in kafası bir an biraz karışsa da çocuğu izlerken başını sağa sola salladı. Çocuk sanki peşinden şeytan geliyormuş gibi kaçarken birkaç ağaca çarptı, aptal gibi görünüyordu.
Okçu görüş alanından çıkınca Jake sonunda yorgunluktan yere yığıldı. Bir saat boyunca biriyle ölüm kalım mücadelesi vermenin oldukça yorucu olduğunu düşündü.
Magnec