Bölüm için teşekkürler. Ben bir güç artışı bekliyorum bakalım.
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
3. Bölüm Savaş Taktikleri
Zac, arkasına hızlıca baktığında iblisin onu takip ettiğini gördü. Onu bundan sonra böyle adlandırmaya karar vermişti. Önceki saldırıdan dolayı kafası karışık gibi görünse de takip etmekten vazgeçmemişti. Belki de boynundaki kanayan yaranın etkisiyle biraz yavaşlamıştı ama arayı kapatıyordu.
Artık yaralı bacağına ağırlık vermemek gibi bir lüksü yoktu. Zac, acıya aldırmadan, daha önce yanından geçtiği yarık kayaya doğru koşmaya başladı. Yaraları daha da açılarak sol bacağını baştan aşağı kırmızıya boyamıştı. Koşarken çektiği acı dayanılmaz olsa da ölüm korkusuyla ilerlemeye devam etti.
Bunun tek şansı olduğuna oldukça emindi. Çünkü bu kısa koşu acısını dayanılmaz bir seviyeye çıkarmış ve kan kaybından dolayı sersemlemeye başlamıştı. Bir iblis köpeğin pençelerinde ne gibi zehirler ya da patojenler olabileceğini kim bilebilirdi ki? Zac'in, yeni süper güçlerinin süper beyaz kan hücrelerini de içermesi için dua etmekten başka yapabileceği hiçbir şey kalmamıştı.
Hedefine ulaştığında hırıltıyla nefes alarak kendisinden yaklaşık kırk metre uzakta olan canavarla yüzleşmek için arkasını döndü. Avının hareket etmeyi bıraktığını gören canavar tereddütle durmuştu.
İblis hafifçe hırladı ve ardından kendi boyutlarındaki bir şeyin çıkaramayacağı kadar alçak bir sesle tısladı.
Zac, iblis köpeğin yaralarının daha da kötüleşmesini bekleyeceğinden, hatta takviye kuvvet çağıracağından korkuyordu. Eğer böyle bir şey olursa, zaten düşük olan hayatta kalma şansı tamamen yok olacaktı. Her halükarda bu savaşı bir an önce bitirmesi gerekiyordu. Bacaklarındaki zonklayan yaralar yardım gelsin ya da gelmesin ona ne kadar az zamanı kaldığını hatırlatıyordu.
"GEL YAKALA ŞEREFSİZ İT!" diye bağırarak, içinden yetersiz küfür dağarcığına sövdü. Sonra küçük bir taş alıp, tüm gücüyle canavarın üzerine attı. Taş, havada büyük bir kavis çizerek hedefini birkaç metreyle muhteşem bir şekilde ıskalamıştı. Neyse ki iblis köpeğin, kargaşa ve katliam için pek bir teşviğe ihtiyacı olmadığından büyük bir kükremeyle tekrar ona doğru gelmeye başladı.
Zac baltasının sapını kavrayarak, “Hadi, hadi..”' diye fısıldadı. Ya bunu başaracak ya da ölecekti. Canavar kendisinden sadece üç metre uzaktayken bir kez daha yana atladı. Bu sefer canavar daha hazırlıklı olduğundan baldırına bir darbe indirmeyi başarmıştı. Önceki yaralar kadar derin olmasa da yine cehennem gibi yakıyordu.
İblis süratle, yarılmış kayaya girmişti. Boşluk ancak sığabileceği kadar genişti ve ikinci çift ayakları kayanın içinde sıkışıp kalmıştı. Çarpışmanın etkisiyle etrafa saçılan çakıl ve kaya parçalarına öfkeli ama acı dolu bir hırıltı eşlik ediyordu.
Zac tereddüt edemeyeceğini bildiğinden hızla ayağa fırladı. Acı sendelemesine neden olsa da sistemindeki adrenalin onu ayakta tutuyordu. Kendisi için küçük bir fırsat yaratmıştı ama bu işe yaramazsa başka bir fırsatı daha olmayacaktı.
Çoktandır unutulmuş odunculuk tanrılarına dua ederek baltayı iki eliyle kavradı ve tüm gücüyle canavarın omurgasının altına doğru savurdu. Cehennem yaratıklarının anatomisinin normal hayvanlarınkine benzemesini umdu. Benziyorsa, omurgadaki bir kesik önemli sinirleri ve hatta belki bir atardamarı bile kesebilirdi.
Balta tam on ikiden omurgayı yarmış ve hatta biraz daha derine inmişti. Buna şiddetli bir kan fışkırması ile acı dolu bir inleme eşlik etti. Canavar, vuruşun etkisiyle çılgınca debelenirken, dört bacağından biri Zac'in tam karnına isabet etmişti. Zac geriye doğru savrularak baltanın sapındaki hakimiyetini kaybetti.
Yere sertçe çarparken ciğerlerindeki tüm hava boşalmıştı. Ancak giderek kötüleşen yaralarını hesaba katmayıp hemen ayağa kalktı. Ayağa kalkmaya çalışırken dünya bir an için dönmeye başladıysa da kendini uyanık kalmaya zorladı.
Karşılaştığı manzara umduğundan bile daha iyiydi. Canavarın her iki arka ayağı da işlevsizce yere yığılmıştı. Zac yarayı açarken birkaç damarı kesmiş olmalıydı, zira sırtındaki yaradan boynundaki sığ yaraya kıyasla çok daha fazla kan akarak toprakta birikiyordu.
Yine de canavarın içinde hâlâ savaşacak güç kalmıştı ve hala kendini kayadan kurtarmaya çalışıyordu. Çaresizce ve durmadan kükrüyor, belki de arkadaşlarından bazılarının gelmesini umuyordu.
Gelmelerini beklemeye niyeti olmayan Zac, temkinle kavradığı baltayı hızla canavarın sırtından çekip çıkardı. Daha fazla çırpınma ihtimaline karşı biraz geri çekildi. Ancak bu kez hamlesine sadece zayıf bir hırıltı eşlik etmişti. Açık yaradan akan kan daha da hızlı fışkırmaya başladığından, canavarı kendi haline bıraksa bile hayatta kalabileceğinden şüpheliydi.
Risk almaya cesaret edemeyen Zac, bir adım öne çıkarak, hayati organlara ve akciğerlere isabet ettirmeyi umduğu baltayı beyzbol sopası sallar gibi canavarın gövdesine sapladı. Korkunç bir gürlemenin ardından daha fazla kan akmaya başladı. Canavar artık neredeyse hiç hareket etmiyor, sadece cılız iniltileri duyuluyordu. Zac durmaya cesaret edemeyerek baltayı kendisi de yere yığılana kadar tekrar tekrar savurmaya devam etti.
Yoğun eforun neden olduğu bir sıcaklık dalgası hissediyordu ve canavarın sol tarafı ise ürkütücü yaralardan oluşan bir labirent gibiydi. Hareket etmeyi bırakmıştı ve ağzından artık kükreme ya da inleme sesleri de çıkmıyordu. Kafası, hâlâ ön iki pençesiyle birlikte kayalığın arasındaydı. Kolları, kayaya pervasızca saldırdığı ve kendini kurtarmak adına umutsuzca çırpındığı için parçalanmıştı.
Zac’in bir iblisin dayanıklılığı ya da hileleri hakkında hiçbir fikri yoktu ama bu şeyin şu anda olduğundan ‘daha’ fazla ölebileceğini düşünmüyordu. Ayağa kalkarak soluklandı. Yavaşça sakinleşirken, acı gerçeği hatırladı. Yaralıydı. Sahiden çok yaralıydı. Cinayete meyilli bir manyak gibi görünüyor olmalıydı. Tepeden tırnağa kan içindeydi ve kan lekelerinin hangisinin kendisine, hangisinin canavara ait olduğunu söylemek imkânsızdı.
Bu kadar kan kaybetmişken hayatta kalması zaten imkansız gibiydi ama müdahale edilmezse yarına çıkamayacağı kesindi. Bir iniltiyle ayağa kalktı ve sendeleyerek kampa doğru yürümeye başladı. Tekrar yardım istemek için bağırmayı düşünse de bu fikirden hemen vazgeçti. Yanlışlıkla başka bir canavarı kampa çekmek istemiyordu.
Geçen sefer kaya ile kamp arasındaki yolculuk yarım dakika sürmüştü. Bir kez daha yağmalanmış ve karmakarışık kamp alanına yaklaşırken, bu kez bedenini sonsuzluk gibi gelen bir süre boyunca ileriye doğru sürükledi. Karavan hâlâ arabanın yanında duruyordu ama birkaç yeri göçmüştü. Getirdikleri soğutucu devrilmiş, içindeki su ve biralar etrafa saçılmıştı.
Dağınıklıkla ilgilenecek enerjisi olmadığından karavana yöneldi. Kapısı ardına kadar açıktı. Seyahat ederken yanlarında iyi bir ilk yardım çantası getirmişlerdi, şanslıydı. Hastaneye gitmesi gerektiğini biliyordu ama biri onu götürmediği sürece bunu başarabileceğini sanmıyordu. En azından yaralarını burada dezenfekte ederek pansuman yapabilir ve bandajla sarabilirdi. Bu sayede medeniyete dönüp düzgün bir şekilde yaralarını tedavi ettirme şansı olurdu.
Zac kampa döndüğünden beri ilk kez, etrafta kan ya da ceset parçaları olmadığını fark etti. O sırada bunu düşünmeye cesaret edememiş olsa da, içten içe iblisin diğerlerini öldürdüğünden endişe etmişti.
Saldırıya uğramış olsalardı, en azından biraz kan olması gerekirdi. Çünkü Zac dördünün canavarı savuşturup kaçabileceklerini hiç sanmıyordu. Elindeki balta, birkaç küçük mutfak bıçağı dışında kampta silah olarak kullanılabilecek tek eşyaydı. Ve o elindeyken bile sadece talihi ve kıvrak zekâsı sayesinde hayatta kalmıştı. Gelişmiş fiziği ona çok yardımcı olmuş olsa da tek başına bu canavar karşısında yeterli olmazdı. Canavar bir ayıdan bile daha hızlı ve daha güçlüydü. Arkadaşları da kendisi gibi güçlenmediği sürece bu canavar için bir tehdit değil, ancak yemek olabilirlerdi.
Karavana yaklaşırken gizlice etrafına bakındı. Araba boş gibiydi, üstelik karavandan da hiç ses gelmiyordu.
"Millet, orada mısınız? Hannah?" diye kısık bir sesle seslendi. Bağırırsa daha fazla canavar çekeceğinden korkuyordu.
Kimse karşılık vermemişti. Sessizlik vardı sadece.
Magnec