Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

76. Bölüm Mukadder Savaş

Çevirmen: Violet / Editor: Güz

Yarışma günü sonunda gelip çatmıştı. Kayıp efsanevi büyücü nihayet bir gece önce Koyumavi'ye geri döndü ve büyük büyücülere rahat bir nefes aldırıp etkinliği ertelemelerinin önüne geçmiş oldu. Bu yarışma şüphesiz son zamanlarda Koyumavi'nin en önemli işlerinden biriydi ve zaman geçtikçe daha çok kişi bahis koymaya başlamıştı. Yarışma daha kişisel bir nitelikte olup sadece Richard ile Steven arasında olsa da, Sharon’ın rün zanaatkarı uzmanlığının mirasçısı unvanı, kamuoyunun dikkatini çekmek için yeterliydi.

Koyumavi'ye vardığında, efsanevi büyücü hemen tüm büyük büyücülerine bir toplantı çağrısında bulundu. Kaşları çatılmıştı ki bu da kötü ruh halinin açık bir göstergesiydi. Bu yüzden bütün büyük büyücüler kıpırdamadan oturdular ve ona hiç ilişmediler. Sharon atıştırmalıklarının servis edilmesini uzun süre bekledi. Koyu tenli köle nihayet geldiğinde, Sharon altın çanakta sadece gülünç bir miktar az çeşitte meyve bulup en sevdiklerinden olmadığını görünce şaşırmıştı.

Çatık kaşlarını serbest bırakıp tek birini yukarı kaldırdı, “Bu ne? Bütün meyvelerim nerede?”

Karaaltın hemen onun yanına gelip “Hepsi satıldı,” diye mırıldandı.

“İmkansız! Yarım yıl için yeterli stokum vardı!” diyerek sesini yükseltti.

“Dağdeniz, sizden daha iştahlı Efendim. 3 aydır onları yiyordu, bu yüzden… artık stokta fazla bir şey kalmadı,” diye bildirdi Karaaltın dikkatlice.

“Neden hala burada o?” Sharon’ın sesi buz gibi soğuktu. Ama gri cüce, buna çoktan hazırlıklıydı ve hemen iki makbuzu teslim etti, “Bu, sadece meyve satışından elde ettiğimiz para miktarıdır, bu da onun Koyumavi'deki genel harcamaları.”

Sharon’ın yüz ifadesi, makbuzları inceledikten sonra çok daha iyi görünüyordu. Para kazanmak neredeyse her zaman onu mutlu ederdi, hem de sadece fazladan tek bir altın sikke olsa bile ve Karaaltın bunu çok iyi biliyordu. Yine de, bu kazançlar onu beklendiği kadar memnun etmedi ve hatta bu iki ay boyunca yaptığı sıkı çalışma bile moralini biraz olsun düzeltmemişti.

Sharon aslında iki ay içinde bir isla pırlantası elde etmişti, bu da yıllık harcamalarına eşit bir şeydi. Ama bu da ona mutluluk getirmemişti ve sebebi basitti: Ne kadar çok kazanırsa, Dağdeniz'inkiyle kendi serveti arasındaki farkı o kadar çok azalıyordu.

Somurtkan efsane büyücü, Karaaltın'ı övdükten sonra makbuzları bir kenara bırakarak, “Yarınki savaşın hazırlıkları nasıl gidiyor?” diye sordu

“Tüm hazırlıklar tamamlandı. Sadece siz Ekselansları’nı bekliyorduk.”

“Tamam, zamanında başlayalım. Artık Solam’dan daha fazla şey tırtıklamam mümkün değil gibi görünüyor ve küçük Richardım’ın bana nasıl bir sürpriz hazırladığını görecek olmak çok heyecanlandırdı beni.”

“Ekselansları, herhangi bir ön hazırlık yapmalı mıyız?” diye sordu, gri cüce tedbirli bir şekilde.

“Hazırlık mı? Hangi hazırlıklar?” Efsanevi büyücü biraz şaşırdı. Ayağa kalkmış gitmeye hazırdı, ama Karaaltın'ın bir şeye ipucu vermeye çalıştığını anlamıştı ve tuhaf görünüyordu. “Küçük Richardım nasıl kaybedebilir ki?”

Söylemeye çalıştığı şey hakkında Karaaltın'ın daha açık olmaktan başka çaresi kalmamıştı, “Ama Solam Ailesi tamamen Steven'ı destekliyor. Rünlerini kendisi yapmış olsa bile, tasarımlar Aziz Klaus'tan geliyor. Richard ise kendi kendine araştırma yaparken ailesinden ya da Dağdeniz'den hiç yardım istemedi."

“Dağdeniz ona bir parça ejderha boynu derisi vermemiş miydi?” diye sordu Sharon soğuk bir şekilde.

 “O deriyi bir kenara kaldırıp hiç dokunmadı bile,” diye açıkladı Karaaltın.

Bu Sharon'u biraz daha mutlu etti ve neredeyse bir gülümseme gibi bir şey yüzüne yayıldı. Tembel bir şekilde uzanıp şöyle dedi: “Endişelenme, Aziz Klaus sadece kuralları nasıl izleyeceğini bilen ve hiçbir yaratıcılığı olmayan bir çöp parçası. Hayatı boyunca düzgün bir rün ustası olmayacak ve etkileyici bir şey tasarlayamayacak. Konuyu belirlerken zaten dikkate almıştım onu. İsminin önünde otuz tane daha Aziz bile olsa, Steven'ın yetenekleriyle yine de kazanamayacaktır.”

Karaaltın, Sharon'ın Richard'ın tasarımı hakkında hiçbir şey bilmediğini fark ederek tekrar hatırlattı, “Fakat Richard da kazanamayabilir!”

Sharon rahatsız olunca, onu hor görerek elini sallayıp şöyle konuştu: “İşleri zorlaştırmaktan vazgeç! Yarışma nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, Richard'ı kazanan olarak ilan et yeter, olmaz mı?”

Gri cüce, Sharon'ın sözleri karşısında hayrete düşmüştü, “Solam’ın klanına nasıl açıklayacağız bunu peki?”

Efsanevi büyücü alaycı bir şekilde güldü, “Sadece Gaton'un daha çok para ödediğini söyle! Solam'ın herhangi bir hoşnutsuzluğu varsa, doğrudan ona gidebilir!”

Gri cücenin nutku tutuldu, daha bir şey söyleyemeden Sharon kapıdan dışarı çıkmıştı bile. Ardı arkası kesilmeyen esnemelerine bakılırsa uyuyacaktı. Şimdilik onunla hemfikir olmaktan başka bir şey gelmiyordu Karaaltın'ın elinden.

Huzurlu gece hızla geçti, savaş ertesi sabah dokuzda başlayacaktı. Mekan, Sharon’ın kişisel bir deney arenasıydı ve katılımcıların dışında, kendisi ve diğer büyük büyücüler mevcuttu. Dağdeniz, Richard'ın destekçisi olarak yanında oturuyordu. Urazadzu, Çelikkaya ve muhafızları da arkasındaydı.

Solamlar, Karaaltın'a bu konuda itiraz etti; savaş, halka açık olmadığından dolayı, Dağdeniz ve diğer alakasız elemanların orada bulunmaması gerektiğini söylediler. Urazadzu'nun, Steven'ın kar tavşanını gizlice öldürürse bunu bilemeyeceklerini iddia ettiler.

Ancak bu iddialar acımasızca geri çevrildi. Karaaltın onlara, Dağdeniz'in hala Sharon’ın öğrencisi olduğunu ve Koyumavi'yi hafife almamaları gerektiğini söyledi. Orada bulunan Solam Ailesi üyeleri anlayamasa da, Sharon ve diğer mevcut büyük büyücüler böyle bir olay olursa anlayabilirdi. Cücenin heybetli tavrı, Steven'ın kendi kabahatli hissettirmişti.

Üstelik Steven ve ailesi, gri cüceye bile karşı çıkmaya cesaret edemezken, yaşadıkları memnuniyetsizlikten Dağdeniz'in haberdar olmasını hiç istemezlerdi. Hem efsanevi büyücü, hem de Dağdeniz üstün güçler olarak görülüyordu ve bu savaşın sonucu ne olursa olsun, onlardan herhangi birini gücendirmek Dük Solam’ın tüm yaşamını ve geleceğini de etkilerdi. Artık herkes Dağdeniz'in ‘çevresi’ni bildiği için bu daha da riskli görülüyordu.

Kış kurdunun arenaya girişi, savaşın başladığını gösteriyordu. Kura çekmişlerdi ve ilk olarak çıkacak kişi Steven'dı. Arenaya doğru yürürken, kafesinin girişini örten bezi kaldırıp kapıyı açtı. Solamlar ve Aziz Klaus'un, son altı aydır uğruna kan ve ter döktüğü kar tavşanı dışarı çıktı.

Herkesi şok eden şey, kar tavşanının bir av köpeği kadar büyük olmasıydı.