Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

74. Bölüm Hakikatlar ve Yalanlar

Çevirmen: Violet / Editor: Güz

Alacakaranlık bir kez daha geldi ve Steven'ın ikametgahından uzun süredir devam etmekte olan bir kükreme yankılandı. Minnie ses çıkarmadan kanepenin bir köşesinde kıvrılmış, yüzüne yeni bir kırmızı el izi eklenmişti. Bu arada, Solam Ailesi'nin birkaç simyacısı laboratuvar masasının önünde meşgul görünüyorlardı. Hepsi, gerçek rün ustası olmak için doğuştan yeteneklere sahip olmasalar bile, geniş rün bilgisine sahiplerdi. Sadece sihirli eşyaların idare edilmesine ilişkin bilgileri bile, Steven'a çokça zaman kazandırıyordu. Kükremeyi duyduktan sonra, büyü simyacıları sadece birbirleriyle bakışıp omuzlarını silktiler ve ellerindeki işlere devam ederken hiçbir şey duymamış gibi davrandılar.

Steven bir başka vazoyu daha paramparça etmiş olsa da, öfkesini yatıştırmak için yeterli değildi bu. Zapt edilmeyen bir öfkeyle bağırdı:

 “Richard! Yine Richard! Benden başka neler saklıyor? Önce, Sharon ve şimdi de Milenyum İmparatorluğu'nun prensesi. Bütün kadınlar neden ilgi duyuyor ona? Ergenliğe girmemiş o çocukta ne buluyorlar böyle?”

Patladıktan sonra öfkesinin bir kısmı azalan Steven dönüp Minnie'ye baktı. Minnie güzel ve zekiydi, ancak Dağdeniz'e kıyasla tüm diğer yönlerden başarısızdı; görünüş konusunda bile. Belki Minnie'nin Dağdeniz'e rakip olabileceği tek alan onun kişiliğiydi, ama o zaman bile vahşi ve soğuk arasından neyin üstün olduğunu belirlemek zor olurdu. Dağdeniz daha saf olduğu için göze çarpıyordu, yine de bunların hepsi geçmişte kalmıştı. Bugün buradaki Minnie, zavallı bir ruha dönüşmüş, eski özgüveninden eser bile kalmamıştı.

Steven’ın gözünde Minnie, ona hiçbir yardımı olmayan bir yüktü, Dağdeniz'in Richard'a arka çıktığı gibi Steven'a destek olmaması bir yana; Minnie, Steven’ın bakışlarında yatan çağrışımları çok iyi biliyordu. Daha önce bazı hayalleri olmasına rağmen, tokat onu tamamen uyandırmıştı. Birdenbire sırıtarak, dik bir şekilde oturup ve göğsünü şişirdi, “O kızın adı Dağdeniz.”

“Elbette adını biliyorum! İmparatoriçe Gelan'ın torunu olduğunu bile biliyorum! Resmen Koyumavi'deki herkes biliyor, hiçbir işe yaramazsın!” Steven bir kez daha öfkesini bastırdı.

“Sahip olduğu şaşırtıcı miktardaki zenginlik, beyslace örümcek kristallerini para birimi olarak kullandığı içinmiş diye duydum.” Minnie’nin sesi, Steven’ın olası öfke patlamasından korkmuyormuş gibi sakin kaldı.

Ejderha efsuncusu abartılı bir şekilde güldü, “Bunu biliyorum zaten! Ödeme için örümcek kristallerini ilk kez kullandığında, ondan darbe alan bendim. Benimle dalga geçmeye mi çalışıyorsun?”

Minnie belli belirsiz gülümsedi, “O zaten Richard'la yaşıyor. Yani, Richard onun tüm kaynaklarını kullanabilir. Korkarım ki tek bir kristal bile, altın ve nüfuz planına çöpü boylatır. Hatta iki kristal yada eşit değerde kaynak vermeye kalkarsa, başarı şansın yarısından da az olur.”

Steven şaşırmıştı, yüzü durgunlaştı anında. Tam da Minnie'nin bahsettiği şeyden korkuyordu, ama meselenin yankıları çok şiddetli olduğundan, o konudaki tüm olasılıkları göz ardı etmeyi seçmişti. Her ne kadar Dük Solam tüm desteğini ona vermiş de olsa, daha fazla alabileceği ancak iki ya da üç milyondu ki, bir örümcek kristalinin değerinin üçte biri bile etmiyordu bu. O ateş ejderhası derisinin düşüncesi bile yüreğini sızlatıyordu.

“Bu durumda, şimdi ne yapmalıyım sence?” Steven tereddüt etse de, sonunda bunu sormaya karar vermişti. Minnie'nin söyleyecek daha çok şeyi olduğunu fark etmişti ve ne düşündüğünü tahmin bile edebiliyordu.

"Çok basit. Sadece kendi meselelerine odaklanamazsın. Richard'ın ne yaptığını öğrenip tasarımlarını ele geçmeli, sonra da kendininkini geliştirmek için kullanmalısın.”

Steven kasvetli bir şekilde gülümsedi, ancak sohbeti daha fazla soruyla ilerletti, “Bu durumda, Richard'ın neler yaptığını öğrenmek için ne yapabilirim ki? Kendisi gelip bana söyleyecek değil ya?”

Minnie dağınık saçlarını düzeltti, “Ben giderim. Onun tarafındaymış gibi yapıp beni yanına alması için yalvarırım. Richard hala bir çocuk ve duyarlı, dahası kısa bir süre önce erkek oldu. Rolü iyi oynadığım sürece, yemi yutacaktır.”

“Kısa bir süre önce erkek oldu…” Steven tekrar tekrar bu sözleri yineledikten sonra, kollarını arkasında birleştirip ileri geri dolandı defalarca ve gelip Minnie'nin önünde durdu. Minnie'nin gözlerine bakarak yavaşça şöyle dedi: “Daha inandırıcı bir hale getirmek için, muhtemelen onunla yatacaksın, öyle değil mi?”

Minnie, “Orası kesin. Yoksa asla güvenmez bana.”

Ejderha efsuncusu tuhaf bir şekilde güldü, “Haha! Amma fedakarlık ediyorsun!”

“Yeterince yüksek bir bedel ödediğin için, daha fazla kaybetmeyi göze alamayız!” Minnie'nin cevabı, ejderha efsuncusunun kahkahasını kesmişti. Steven Minnie'ye ölü bir bakışla dik dik baksa da, kız emin ve kararlıydı; bir kere bile ondan kaçınmadı.

“Kadınlar gerçekten zorlu yaratıklar…” diye mırıldandı Steven. Doğrulup pencereye doğru gitti ve ay ışığının aydınlattığı Buz Körfezi'ni izlemeye başladı. Loş ışınlar, bugün daha da karanlık bir zemin oluşturuyor gibiydi. Steven bir on beş dakika sonra konuşmasına devam etti, “Öyleyse git. Ama evlilik sözleşmemizi unutma. Eğer ondan çocuk yapar da doğurmaya karar verirsen, o zaman evlilik sözleşmemiz derhal devre dışı kalır.”

“Sınırlarımı biliyorum,” dedi Minnie kayıtsızca. Ayağa kalkıp Steven'ın arkasına geçti. “Bir daha vur, daha önceki tokat yeterli olmaz.”

Steven gözlerini kısarak penceresinin dışında, ufukta duran mavi-kırmızı yeni aya doğru ölü bir bakış daha attı, aniden dönerek kolunu yukarı kaldırıp Minnie'yi uçuran bir kuvvetle tokatladı.

Minnie'nin zayıf vücudu yere düşmeden önce havada birkaç tur döndü. Kan, ağzının ve burnunun kenarlarından kontrol edilemez şekilde akıyordu. Yüzü hemen şişerken taze kırmızı kan yüzündeki izin üzerini kapattı. Yere düşerken alnı granite çarpmıştı,  favorilerinden aşağı akan kan yüzünün yarıdan fazlasını kaplıyordu.

Minnie ağlamayıp bunun yerine çarpık bir gülümsemeyle sırıttı. “Bu yeterli,” dedi.

......

Gece yarısı.

Richard matematik ve formüller dünyasında halen canla başla çalışıyordu. Dağdeniz onun yanında durup karman çorman olmuş sayılara bakarken, derin düşüncelere dalmıştı.

Nedense Richard’ın tasarım oturumlarına yavaş yavaş katılmaya başlamıştı. Sayılara ve manaya karşı bir yeteneği vardı, böylece Richard'ın düşüncelerini takip edebiliyordu ve rünlerin belirli yapılarına aşina olmasa da, önerilerini sunmak için kutsal totemlerin teorileri kullanabiliyordu. Birçok kez bu öneriler, Richard'ın aklına gelmeyen bir hayli alternatif sunmuştu ona.

Dağdeniz rün tasarımının ardındaki teoriyle oldukça büyülenmişti, bu da Richard'ın rün zanaatının ardındaki prensipler ve zihniyetle ilgili basit ama öz açıklamaları sayesindeydi çoğunlukla. Tabii ki yardım etmek de Richard'la kalıp onun varlığının tadını çıkarmak için iyi bir bahane veriyordu onu.

O sırada sihirli bir çan çaldı, birinin ikametgahın dışında olduğu ve Richard’la görüşmek istediği anlamına geliyordu bu. Richard’ın kaşları çatıldı, kafasındaki düşüncelerin dağılmasından korkarak aceleyle kapıya koştu.

Siyah pelerinle örtünmüş bir kadın kapının önünde duruyordu, eğdiği yüzü başlığının altında gizlenmişti. Richard, sadece figüründen onun Minnie olduğunu çıkarabilirken, kızın neden gelmiş olabileceğine akıl erdiremedi.

“Minnie?” diyerek sormaya hazırlandı Richard.

Genç kız pelerinini kaldırıp kendisiyle alay ederek, “Beni tanıyacağını sanmıyordum.”

Richard'ı şaşırtan doğru çıkan tahmini değil, Minnie’nin deforme olmuş yüzü ve tamamen temizlemediği kan lekeleriydi.

“Beni içeri davet etmiyor musun?” diye sordu Minnie umursamazca.

“Senin… Tamam, içeri gir.” Richard, Minnie'nin elindeki çantayı görmüştü. Çanta açılınca içinde birçok kıyafet ve diğer eşyalar görülebiliyordu. Onu oturma odasına yerleştiren Richard, bir tabak meyve ile geri geldi.

Dağdeniz geldiğinden beri, Karaaltın her gün en az elli tabak meyve yolluyordu ve kız, örümcek kristalleriyle ona ödeme yapmak istese de reddediyordu. Ona verilen tüm hizmetler ve yiyecekler kesinlikle kurallarına göre yapılıyordu ve okul ücretleri ve diğer çeşitli harcamaları içeriyordu bu. Sırf Dağdeniz'in bir okyanus kadar serveti var diye, fazladan tek bir altın sikke bile alıp onu kazıklayacak değillerdi. Tabii ki, Dağdeniz'in okulu asması ve Koyumavi derslerinin çıkardığı masraflar bambaşka iki meseleydi. Sadece yaz festivali açık artırması bir istisnasıydı, çünkü müşteriler uygun gördükleri herhangi bir fiyatı teklif etme özgürlüğüne sahiptiler.

Bu ufak detaylar, Koyumavi'nin gururunu sergiliyordu. Sharon ve gri cüce altın parayı ne kadar sevse de, hak ettiklerinden daha fazlasını asla almazlardı. Gri cüce, bir gelir kaynağı olarak kusursuz hizmet sunmasına bel bağlıyordu, oysa efsanevi büyücü geçimini sonsuz düzlemlerde kazanmayı yeğliyordu.

Yaklaşık 3 yıldır Koyumavi'de bulunan Richard, bu zihniyetten de büyük ölçüde nasibini almıştı. Bu pahalı meyve tabağını çıkarmadan önce kendi kendine tereddüt etmişti, çünkü o Dağdeniz'e aitti. Ancak bunun dışında yeni gelen kıza sunabileceği başka hiçbir şeyi yoktu.

Richard Minnie'nin karşısında oturdu, oturma odasını aydınlatan sihirli ışık, kızın yüzündeki yaraları daha net gösteriyordu. Richard'ın yüreğini sızlattı bu görüntü. Kıza karşı herhangi bir duygu beslediği yoktu, ama güzel bir kızın dayak yiyip böyle bir hale gelmiş olması üzmüştü onu.

“Bunu kim yaptı?” diye sordu Richard, kaşlarını çatarak. Minnie, Sharon’ın çırağıydı; o yüzden ona elini sürmeye cüret edebilecek pek fazla kişi yoktu.

Minnie acı bir şekilde gülümsedi, “Steven'dı. İnfazcıları aramaya zahmet etme, bu bir aile meselesi. Nişanlıyız biz.”

Richard hemen durumu anlayıp Minnie'ye sakin bir şekilde baktı ve doğrudan bir soru sordu: “Aile meselesi olduğu için, daha fazla müdahale edemem ama valizlerinle buraya gelirken aklında ne vardı? Gerçekten burada kalmana izin vereceğimi mi sanıyorsun?”

Minnie başını eğdi, “Gördüğün gibi, Steven'la kalamam. Sen… yardım isteyebileceğim tek kişisin…”

“Yalan.” Dağdeniz aniden içeri girmişti. Uyku saati geldiği için masanın yanına doğru yaklaşıp Richard'ın yanına otururken gözleri yarı kapalıydı. Kafasını Richard’ınkine dayadıktan sonra masanın üstünde derin bir uykuya dalıverdi kız.

Richard Dağdeniz’e gülümsedi, ama Minnie'ye döndüğünde gülümsemesi aniden yok oldu. Buz gibi soğuk bir dinginlik havayı doldurdu, “Kızın ne dediğini duydun. Ona güveniyorum."