Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

72. Bölüm Birlikte Geçirilen Günler (2)

Çevirmen: Violet / Editor: Güz

Richard'ın Dağdeniz'in sırrını öğrenmesi uzun bir süre almıştı. Sunulan yemeğin tadıyla ilgili çok seçici değildi, hayır. Onu asıl ilgilendiren şey, içindeki besin değerlerinin miktarıydı. Bunu fark edince, elinden gelse kızın sihirli kristalleri bile kemireceğini düşünmüştü Richard.

Yemek dışında, kızın hayatının en önemli parçası uyku gibi görünüyordu. Bu özellikle yemeklerden hemen sonra, derin uykuya daldığında geçerliydi. Kız, Richard'ın meditasyon yaptığı, ders çalıştığı ve pratik yaptığı zamanlarda uyuduğu için, sadece Richard’ın katılması gereken dersler olduğunda peşini bırakıyordu. Çoğu zaman, Richard'ın beş metre uzağındaydı.

Dağdeniz yasalara “uymaya” devam ediyor, sadece efsanevi bir büyücünün kişisel çırağı olmak için gereken yeterli sayıda dersleri alıyordu, ancak bu zaman çizelgesinin tek işlevi aslında onun aylık ödemelerini hesaplamaktı.

Ayrıca bu kız Richard'dan asla kaçınmaya çalışmadı -duş alırken bile, o yüzden Richard, o güzel ince vücuda alışmak zorunda kalmıştı. Zümrüt derisi ipek gibi parıldıyordu ve dokunuşu o kadar yumuşak görünüyordu ki, hayal gücü kontrolden çıkıyordu Richard'ın. Her şeyin üstüne, uzun sütun gibi bacakları herhangi bir adamı çıldırtmaya yeterdi.

Richard zaten bir erkekti, bu yüzden geceleri kızın yanında uyumak tam bir işkence oluyordu onun için. Kız yatakta ellerine hakim olamıyor, Richard'ın göğsünde uzanmak için hiçbir fırsatı kaçırmıyordu, eninde sonunda onu sarıp sarmalayıp özel bölgelerini birbirine yaklaştırıyordu. Hem gençliğinin zirvesinde olduğundan, hem de özel olarak bu tür amaçlar için hazırlanan gıdalar yediğinden, ona bu kadar yakın olması Richard için tahammül edilemezdi.

“Biz sadece arkadaşız, sadece arkadaş…” diye uyku tutmadığında kendi kendine mırıldanıyordu Richard, bu rakipsiz güzelliğe olan dürtülerini bastırırken. Bazen kız uyurken onun yüzüne bakıp kendini teselli ediyordu, “Bu benim seçimim değil…”

Richard huzursuz uykularına rağmen, gün içinde enerji kaybetmediğini ve ilerlemesinin yavaşlamadığını fark etmişti. Ayrıca kızı hizaya getirmeye çalışmanın yol açacağı tehlikeden bihaberdi, ta ki bir gün civarda bir sivrisinek uçuncaya kadar.

Sivrisinekler egzotik yaratıklardı. Efsanevi bir büyücünün bile onları dışarıda tutması imkansızdı ve Koyumavi'de bile vardılar. Ancak sivrisineğin teki, Richard'ın dikkatli bakışları altında Dağdeniz'in yüzüne doğru uçarken, onun sadece bir metre yarıçapına ulaşabilmişti ki, yumuşak bir patlama sesiyle ortadan kayboldu, ardında kalan tek şey soluk yeşil bir duman iziydi. Bu olay Richard'ı soğuk terler içinde bırakmıştı.

Taşındıktan sonraki ilk birkaç gün, Dağdeniz, Richard'ın dersleri olduğunda ortadan kaybolup kabilesiyle balık tutma da dahil olmak üzere türlü aktiviteler gerçekleştirdiğini söylüyordu. Ancak zaman geçtikçe böyle şeylere olan ilgisi daha da azalmış gibiydi, zira Richard'la daha fazla vakit harcamaya başlamıştı. Hatta sınıfına kadar takip ediyordu onu. Urazadzu ve Çelikkaya pek ortalıkta gözükmezken, kızın muhafızları da nadir bir tatile çıkmış gibi görünüyordu.

Ancak her şeyi sessizce izleyen gri cücenin gittikçe daha fazla endişelenmeye başlamasına neden olmuştu bu, zira Dağdeniz'in güvenliğinin sorumluluğu onun omuzlarına yıkılmıştı. Görevini ve olası sonuçlarını bir kenara bıraktı, çünkü Koyumavi'nin yıllık mali kaynakları Dağdeniz'e bağlıydı ve bu da Karaaltın'ın her zamankinden daha dikkatli olması için yeterliydi. Kişisel olarak da Dağdeniz'e her baktığında, hayatının en büyük ve en bereketli madenini görür gibi oluyordu. Ona karşı olan hisleri tapınma ve hayranlıktan öteydi; bu maden yanında olduğu sürece, gri cüce uzun bir süre bulutlarda olacaktı.

Bu nedenle gri cüce, Dağdeniz'i korumak için elinden geleni yapmaya karar verdi, özellikle Richard'ın ikametgahı ve kamusal alanlarının etrafındaki infazcıların sayısını arttırdı, ayrıca tam donanımlı bir rün şövalyesini devriyeye ekledi. Nöbet noktalarında görevli olan büyücü sayısı da iki katına çıkarıldı ve kulenin zemin katına da acil durumlarda hemen harekete geçebilecek şekilde on yedi büyük büyücü yerleştirildi.

Koyumavi'nin sınırları karanlık bir aura ile çevrilmişti ve etraflarındaki atmosfer daha gerginleştikçe, gri yaşam alanlarındaki birçok kişi alarma geçti. Her karanlık köşede bir çift görünmez göz yerleştirilmiş, onlara bakıp her hareketlerini izliyor gibiydi. Sokak sıçanları olası herhangi bir tehlikeye karşı aşırı duyarlıydı ve gri cüce bir seferde sınırlara bin büyülü göz eklemişti. Bu biraz fazla olmuş olabilirdi ama mesaj açıktı, bunlar aynı zamanda gri bölgeleri de aydınlatıyordu.

Birkaç sıçan durumu anlayamamış gibiydi; tehlike sezseler bile, yenilmez olduklarını düşünerek yine de avlanmaya devam ediyorlardı. Ancak merak, ölümcül bir silahtı. Dışarı çıkanlar, hiç var olmamışlar gibi kasvetli gecenin derinliklerinde ortadan kayboluyorlardı.

Bu kritik dönemeçte, gri cüceye kafa tutmaya her kim cüret ederse, öfkelendiğinde uyandırdığı korkuyu tadacaktı. Gri cüce, büyük bir tören eşliğinde uyarı yapmaya ihtiyaç duymuyordu – ortadan kaybolmalar yeterince açıklayıcıydı. Sonunda tüm sıçanlar, yuvalarında saklanmaya geri döndüler.

 

......

 

Naya’nın ruh hali son birkaç gündür iyi değildi. Mutfağında kalan kan kokusunun yok olması uzun zaman alacaktı ve çürük kokusu yemeklerini mahvediyor, ayrıca mahzende saklanan şaraplara da garip bir koku katıyordu. Gerçek şu ki, bir insan ne kadar uzun süre yeraltı dünyasında bulunmuşsa, kan kokusundan o kadar nefret etmeye başlardı, bunun tek istisnası sapıklardı.

Naya'nın düşük moralinin bir başka nedeni de, Karaaltın için çok fazla şey yapıyor olsa da, cücenin vergiden tek bir sikke bile düşmemesiydi. Gri cüce, ortalıkta hiçbir şey yokken infazcıların sınırlara adım atmasını uygunsuz bulduğundan, kirli işi Felaketin Kılıcı ve kardeşlerine bırakmıştı. Muazzam kişileri infaz etmek için kullanılan hançeri, artık sıçanların kanıyla lekelenmişti.

Katillerin bile bir onuru vardı, Naya artık katlanamayıp Karaaltın'a şikayette bulunduğunda cüce sadece “Zaman değişti.” diyerek cevap vermişti. Zaman değişmişti, evet ama vergiler hiç değişmiyordu. Gri cücenin yazılı olmayan kurallar olarak tanımladığı bir şeydi bu.

Bu Naya'yı öfkeden deliye döndürüyordu. “Yazılı olmayan kurallarmış, ne saçmalık!” diye lanet etti, tabii ki sadece gizli olarak ve gri cüce gittikten sonra. Yol yordam bilmeyen sıçanları ciddiyetle aramaya devam etmekten başka seçeneği yoktu, o ay ödemek zorunda kalacağı verginin acısını yüreğinde hissederken; zira Naya’nın aylık vergisi, küçük tavernasının yıllık kârından çok daha fazlaydı.

Ancak Naya, cüce için bu tür zorlu işleri yapmaya halen istekliydi, zira Karaaltın ölçülemez bir güç bulunduruyordu elinde ve gerçekten de, efsanevi büyücünün takibinden de kaçamazdı. Ancak, bu kadar sıkı çalışmaya istekli olmasının asıl nedeni, Koyumavi'deki huzur ve istikrara çoktan aşık olmuş olmasıydı. Richard'ın kendi rehberliği altında büyümesini her geçen gün izlemeye bayılıyordu.