Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

69. Bölüm Çarpışma

Çevirmen: Violet / Editor: Güz

Dağdeniz “altın kaplama” sözcüğünü ikinci defa unutamazdı. Yeni öğretmenine saygılı olması gerektiğini biliyordu, ancak efsanevi büyücünün yüzünün karardığını fark etmemişti. Elbette bir şey fark etmiş olsa da, konuşmaya devam ederdi.

Sharon aniden gülünce, gözlerindeki pus dağılarak büyüleyici hilallere dönüştü. "Altın kaplama mı? Sırf efsanevi bir büyücü olduğum için mi?”

Dağdeniz karşılık olarak kafasını salladı, “Evet! Çevremi kuvvetlendirmek için siz dahil üç efsane öğretmene sahibim.”

Sharon cevaben zarif bir şekilde gülümsedi, “Diğer ikisi kim?”

“Biri kabilemin ihtiyarlarından, diğeri ise Milenyum İmparatorluğu'nun Kılıç Azizidir,” diye sevinçle karşılık verdi Dağdeniz, salınan bir saç tutamını kulaklarının arkasına atıp minyon yüzünü eğerek. Kimse Klandorlu bu kızın böyle hanım hanımcık davranacağını aklından bile geçirmezdi.

Sharon kahkahayı bastı “Milenyum İmparatorluğu'nun İmparatoriçesi Gelan'la bağlantın mı var yani?”

“O benim büyükannem.”

Sharon’un gülümsemesi bir anlığına dondu, ama hemen sonra normal benliğine dönüp Karaaltın'a baktı, ama gri cüce sadece masum bir bakışla karşılık verdi ona. Bu yeni öğrenciyle ilgili bilgiler uzun bir süre önce Sharon'a teslim edilmişti, ancak efsanevi büyücü sadece sayıları okuyup diğer her şeyi görmezden gelmişti yine her zamanki gibi.

Sharon ince elini uzatıp elinden daha büyük sucul bir meyve aldı. Kabuğunu kolayca soyarak içindeki kusursuz eti çıkarıp bir parçasını ağzına attı, “Milenyum İmparatorluğu'nda üst sınıf elf kanı olduğunu duymuştum, nasıl senin gibi bir torun sahibi olmuşlar ki? Klandor Kıtası'ndan geleli çok olmadı… Ah, imparatorluğunuzun üçüncü prensi, en iyi dört generalinizin en genci olan Grişahin, Klandor'a 50.000 kişilik bir orduyla sefer düzenlemişti, yoksa…”

“Ah. Klandor'a çıkalı çok geçmeden, ordusuyla Kartal Ovaları'ndaki kabilemizin cesur savaşçılarına saldırmış, ama annemin totemik savaşçılarının onu alt edip yakalaması uzun sürmemiş. Annem onları korkutmak istiyormuş sadece, o yüzden birkaç gün sonra bütün adamları serbest bırakmış, ama prens nihayetinde babam olmuş.”

Tohumları dişleriyle parçalayınca, Sharon'ın ağzından çatır çutur sesler geldi. Yutarken yüzündeki ifadesizliği korudu, sanki meyve çekirdeksizmiş gibi. Bazen efsanevi büyücü bir ejderha kadar kuvvetli ısırabiliyordu.

“Bu, annenin de efsanevi bir varlık olduğu anlamına geliyor. Ardında dört efsanevi varlık var, hiç de fena değil.”

Dağdeniz başını salladı, “Evet, sizinle birlikte beş olacak. İhtiyar, böyle bir çevrenin beni Norland'ın neredeyse her yerinde yenilmez kılacağını söyledi. Başım belaya girdiğinde, düşmanın korku içinde geri çekilmesi için bundan bahsetmem yeterli. Dövüşmeme gerek kalmayacak.”

 

Sharon kesik kesik gülerek tuhaf bir sesle konuştu:

“Bana karşı üstünlük taslamak için dört efsanevi varlığını kullanıyorsun gibime geldi. Bu yüzden bana hiç saygı duymuyorsun. Bakalım o halde, arkandakilerden biri benimle savaşmakla ilgilenir mi?”

Sharon'ın gözlerinden ışıklar saçılıyor, sarı saçları havada yükseliyordu. Işık, onun yüzünü görmeyi engelleyecek kadar kör ediciydi. Efsanevi büyücü, Dağdeniz'in arkasında duran dört kişiye göz gezdirdi oturduğu yerden.

İki muhafız, bir güç onları on metre uzağa uçururken inledi, sanki görünmez bir çekiç, çok sert bir şekilde vurmuştu onlara. Ardından duvara çarpıp yere kaydılar. Çelikkaya birkaç adım geri çekilmek zorunda kalmıştı, Sharon'a kanlı bir burunla dik dik bakarak hücum etmek üzereydi. Sadece yaşlı adam hareketsiz kalsa da, saçları rüzgarla savrulmuş gibi geriye uçmuştu. Boynuna asılan iki kemik aksesuarı yüksek sesle patlayarak, ince beyaz bir duman çıkardı.

Gözlerini açarken yaşlı adamın yüzünde çaresiz bir gülümseme belirdi, dudakları bir şeyler söylemek ister gibi hareket ediyordu. Ancak hareketleri hızlı konuşan efsanevi büyücünün aksine, her zamanki gibi yavaştı. Yaşlı adam bir şey söylemeden, Sharon zaten bir avuç dolusu konuşmuştu.

“Ha, sonunda ortaya çıktın! Daha önce tanışmadığımız halde, kadim canavarın aurası beni kandıramaz. Beni uykumdan uyandırdın! Şaman Urazadzu, öyle değil mi? Büyük Kar Dağları'nda bulunan Enginkubbe Nehri'ndeki tapınağında kalmak yerine, burada ne işin var? Sanki bir dövüş istiyor gibisin!” Sharon büyük büyücülere şiddetli bir şekilde el salladı, “Çıkın dışarı! Sevgili misafirlerim, sayıca üstün olduğum için kazandığımı iddia edemesin. Hey ihtiyar, elli yıldır efsanevi alemde bulundun, kaybedersen avantajlıyım diye suçlamaya kalkma beni. Ve büyük şey, sen de katılabilirsin! Şu işe yaramaz ikiliye gelince, pek uzun süre dayanamazlar.”

Büyük büyücüler birbirlerine baktılarsa da, kimse kımıldamadı. Sonunda, Sharon'ın misafirlerle görüşürken neden acilen kendilerini çağırdığını anladılar. Kendi gücünü göstermek ve dövüş söz konusu olursa sayıları garanti etmek içindi. Efsanevi büyücü mevcut eşleşmede kendine güveniyordu, o yüzden sadece izleyici olarak onlara ihtiyaç duymuştu.

Sharon nihayet kaosun ortasında ayağa kalkıp ellerini ovuşturmaya başladı, gözleri heyecanla doluydu. “İyi bir kavga etmeyeli uzun zaman olmuştu. Siz barbarların kavga etmeyi, konuşmaya tercih ettiğinizi duymuştum. Bugün moralim çok iyi değil, o yüzden fazla uzatmayalım. Şimdi saldırın, yoksa ben saldırırım!”

Urazadzu asasını yere vurup saldırıya hazır olan Çelikkaya'yı durdurdu. Başını sallayarak “Ekselansları, benim burada olmamın sebebi, kızı korumak ve aynı zamanda size en büyük içtenliğimizi göstermektir - eğer tek amacımız Dağdeniz için öğretmen olarak herhangi bir efsanevi büyücü bulmak olsaydı, bu kadar büyük bir miktar parayı gözden çıkarmazdık.”

Sharon’ın yüz ifadesi biraz gevşedi. Şaman haklıydı; eğer kız sadece statü istiyor olsaydı, 2.000.000 sikkeyle istediği neredeyse her efsanevi büyücüyü tutabilirdi. Her büyücünün, onun gibi zenginlik biriktirme kabiliyeti yoktu sonuçta.

Şaman, Sharon'ın gözlerinde tereddüt görünce fırsattan istifade etti, “Dağdeniz'e eğitim vermeyi tüm efsanevi büyücüler hak etmiyor. Dürüst olmak gerekirse, son liste çok kısaydı.”

“Ah? Kaç kişiydi?" Oltayı ona takmayı başarmıştı ihtiyar.

“İki.” Sayı Sharon'a sürpriz olmuştu, ama belli ki çok memnundu bundan. Diğeri kesinlikle Milenyum İmparatorluğu'nun Kılıç Azizi'ydi ve o gerçekten kendisiyle boy ölçüşebilecek biriydi.

Mavikar Tapınağı ve İmparatoriçe Gelan'ın kıtadaki diğer tüm efsanevi büyücüleri göz ardı ettiği anlamına geliyordu bu. Bu seçimin arkasında başka nedenler de olabilirdi, ama Sharon çok da umursamıyordu.

“Hayret! Şekerlememi bölmüş olsan da, Hayvan Tanrı tarafından sana bahşedilmiş harika bir zevkin varmış ihtiyar, hiç fena değil! Ödemeniz, samimiyetinizi yeterince gösteriyor. Doğru ya, Dağdeniz, ismin neden bu kadar garip? Klandor adı gibi durmuyor.” Sharon'ın Dağdeniz'e bakışları çok daha kibarlaşmıştı. Tabii ki, Urazadzu'nun sözlerinden değil, ödenen ücretten kaynaklanıyordu bu. O büyük meblağ, efsanevi büyücüyü büyük ölçüde yumuşatmak için yeterliydi.

Henüz uyanmış olan efsanevi büyücünün ruh hali pek iyi değildi. Gerçek Sharon'la daha yeni yüzleşiyorlardı.

Dağdeniz'in cevabı, Richard’a verdiğinden farklıydı bu sefer, “İhtiyarlar, zenginliğimi tanımlamak için sadece dağların yüksekliği ile denizlerin derinliğinin yeterli olduğunu söylemişlerdi.”

Sharon ağzını kapatarak çekingen bir şekilde güldü, “Sadece dağlar ve denizlerle tarif edilebilen bir servet mi? Yani benden daha zengin olduğunu mu söylüyorsun sen?”

Gerçekten soğuk bir espriydi bu. Büyük büyücüler, efendilerine olan desteklerini göstermek için sadece bir iki kahkaha atabilmişlerdi. Sadece gri cücenin yüzünde gülmekle ağlamak arasında kalmış çarpık bir ifade vardı.

Dağdeniz beklendiği gibi başını sallayarak her zamanki gibi açık sözlülüğüyle yanıt verdi: “Ben kendi masraflarını ödeyen bir öğrencinizim; o yüzden sizden daha fazla param olması çok normal. On milyon bir şey değil, büyütmemelisiniz. Norland'da abisal demiryeşim kaplaması yerine neden altın kaplamanın tercih edildiğini anlıyorum, elbette.”

Sharon’ın gülümsemesi yüzünde donakaldı, kaşlarını kaldırıp tatlı bir sesle şöyle sordu, “Sen benden daha zengin olduğunu mu söyledin?”

“Tabii ki!” Dağdeniz sertçe başını salladı.