Nedense ibrahim tatlısesin öpüşme sahnesi geldi :D Serideki kızlarda anormallik var yazara zamanın da nasıl travma yaşatılmışsa.
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
66. Bölüm Dağdeniz (5)
Kızın yüzü yavaş yavaş cani bir hal alıyordu, ama bu Richard'ı korkutmamıştı. Yere düşen sihirli kağıdı alıp, hesaplarına devam etti. Tüy kalem, kağıt üzerinde hızla hareket ediyordu - kertenkele derisi dışında, şu anda onun için en kıymetli şey zamandı.
Richard’ın eylemleri biraz kaba olsa da, genç kadın aniden gülümsedi. Geri dönüp yaşlı adama doğru koşarken kabilelerinin dilinde, “Bu insan para istemiyor!” diye bağırdı.
Yaşlı adam bulanık gözlerini açarak başını salladı. Kız neşelenmişti, Richard'a koşup onu yakasından yakaladıktan sonra yüzünden bir santimetre uzaklaşana kadar onu havaya kaldırdı. Sonra bağırdı, “Sen! Güzel bir kokun var ve para istemiyorsun! Kararımı verdim, benim erkeğim olacaksın!”
Bu seferki şok hiç de küçük değildi. İkisinin de boyu yaklaşık olarak aynıydı, bu yüzden Richard, azıcık bile kımıldarsa sürekli hareket eden o ağza çarpacağından korkmuştu. Ancak kızın muazzam bir gücü vardı ve Yanardağ Patlaması'ndan sonra tüm gücünü kaybetmişti Richard, o yüzden onun ellerindeyken, bir santim bile hareket edebilmesi mümkün değildi. Mücadeleleri sonuçsuz kalırken, Richard bu durumdan kimsenin ona kurtarmayacağından emindi. Tek yapabileceği zoraki bir gülümsemeyle genç kadına “Bu iyi bir fikir değil.” demekti.
Genç kadın aniden inleyip şöyle dedi, “Bunun neresi iyi değilmiş? Bu konuda bir sorunu olan herkesi denize atarım! Babam kabilenin topraklarına saldırmak için bir asker birliği getirip sonunda anneme yenilmiş. Sonra da annemin erkeği olmuş ve ben de böyle dünyaya geldim. Bana karşı kazanamayacağına göre benim sözümü dinlemelisin! Endişelenme, seni hemen zorlamayacağım. Sinir bozucu biri olup olmadığını anlamak için en az bir, iki yıl birlikte yaşamamız gerek, benden faydalanırsan ve ben de usta savaşçılar yetiştiremezsem, gücünün sadece kokunda olduğunu fark edersem, seni de denize atarım!”
Genç kadının açıklamasından sonra Richard'ın dili tutulmuştu. Yaşlı adam aniden öksürünce, Çelikkaya öne çıkıp kendi dillerinde kıza fısıldadı. Kız da kaşlarını çatarak yaşlı adama baktıktan sonra Richard'ı inceledi. “Adın ne senin?” diye sordu.
“Richard. Richard Archeron.” diye sabırsızlıkla yanıtladı Richard. Aniden, birçok kez garip durumlardan kurtulmak için ailesinin adını kullandığını fark etti.
“Archeron… bunu hiç duymadım, ünlüler mi?” diye sordu genç kadın dönerek. Çelikkaya koyun derisinden yapılmış bir kitap çıkarıp sayfalarını karıştırdı. Ardından, son birkaç sayfasındaki satırı işaret edip bağırdı, “Çok fakirler!"
Muhafızların lideri Çelikkaya'ya bir şeyler fısıldadıktan sonra ekledi, “Ama kavgada yeteneklilermiş. Gerçek savaşçılar onlar!”
Genç kadın, Richard'ı yavaşça yere bırakıp kıyafetini düzeltti. Daha sonra birkaç adım uzaklaşıp Richard'a ciddiyetle baktı, “Çok iyi, gerçek savaşçıları severim. Zayıf olabilirsin ama cesursun, açgözlü değilsin, ayrıca hoş bir kokun var. Erkeğim olmanı istiyorum hala.”
“Bu…” Richard yine bir zoraki bir şekilde gülümseyip, nazikçe reddetmeye hazırlanıyordu ki, kız onun sözünü kesti, “Fakat anakara kurallarına uymaya karar verdim. Babam, iki insan bir araya gelmek istediğinde, önce arkadaş olmak zorundadır demişti."
Çelikkaya ileri çıkıp sesini alçaltmak için uğraşarak, “Majesteleri! Anakaradaki kurallar göre, iki insan bir araya geldiğinde, öncelikle ailelerinin anlaşmalar için görüşmesi gerekiyor.”
“Ah, öyle mi?” Genç bayan şaşırıp çaresizce yaşlı adama baktı. Yaşlı adam gözlerini bir kez daha açmak için çaba sarf ederek Richard'a baktıktan sonra çirkin bir gülümsemeyle yavaşça şöyle dedi: “Kurallar insanlar tarafından belirlenir. Bu toprak parçasında, Majesteleri neyin makul olduğuna kendisi karar verebilir. En azından, burada kimse itiraz etmez.”
Genç kadın belli ki, bu işi kısa kesmek istiyordu. Anında, “Tamam, o zaman arkadaş olalım! Babamın söylediği buydu. Annemi yenememiş de olsa, annem bir keresinde onun bilge bir adam olduğunu söylemişti.”
Kız, bakışlarını Richard'ın gözlerine dikerek, sağ elini göğsünün önünde bir yumruk haline getirip ciddi bir şekilde sordu: “Richard, benimle arkadaş olur musun?”
Bu, Richard'ın beklemediği bir başka sahneydi, ama kızın ciddi ve inatçı olduğunu hissedebiliyordu. Genç kadının açık sözlü tavrı aslında kendi tercihlerine uyuyordu, o yüzden Richard da ciddi şekilde cevap verdi, “Ben arkadaştan daha fazlası olmaya istekliyim. Fakat-"
“Sadece arkadaşlık yeterli.” kız yine sözünü kesmişti. “Bir dahaki sefere erkeğim olmak isteyip istemediğinle ilgili konuşuruz. Arkadaş olduğumuza göre seni zorlamayacağım.” Yüz ifadesi ciddileşti, “Artık arkadaş olduğumuz için, adımı öğrenmelisin. Benim gerçek adım Jessamine Beshaba Tor Terrathemus…”
Çelikkaya'nın yüz ifadesi ilk birkaç hece konuşulduğu an büyük ölçüde değişmişti. Yanına gidip onu durdurmak istedi istemesine, ama yaşlı adam başını iki yana sallayınca kısa bir tereddütten sonra geri adım attı. Yaşlı adam bastonunu yere vurdu hafifçe, salonun etrafına yayılan bu sesle kızın sözleri anlaşılamaz olmuştu. Bastonun vuruşları isim tamamen söylenene kadar devam etti. Herkes yaşlı adamın ne yapmaya çalıştığını biliyor olsa da, bu konuda yüksek sesle bir şey söylemediler.
Genç kadının adı olağanüstü derecede uzundu, öyle ki bitirmesi bir dakika sürmüştü. Richard'a birbirine bağlanmış uzun bir hece dizisi gibi gelmişti bu isim ve kuvvetli hafızası ile bilgelik yeteneği olmasaydı, bir seferde hatırlayamazdı onu.
“Ezberledin mi?” diye sordu kız beklentiyle.
“Evet.” Richard başını salladı. Kız buna hayret ettiyse de sonra kıvançla haykırdı, “Harika! Bir daha söylemeyecektim!”
Ancak Richard’ın şu anki endişesi, böyle uzun bir ismi olan birine nasıl hitap edeceğiydi.
Genç kadın, Richard'ın ne düşündüğünü tahmin ederek, gülümsemeyle şöyle dedi, “Kabilemdeki insanlar bana 'Dağdeniz' diyorlar, sen de öyle diyebilirsin bana.”
“Dağdeniz mi?” Richard böyle garip bir ismin nedenini merak ediyordu. Egzotik kıyafeti ve kişiliği göz ardı edilse bile, anakara standartlarına göre büyüleyici güzellikteydi bu kız. Ancak adı, kızları tanımlamak için normalde kullanılanlardan farklı olarak, derin ve güçlü gibi gelmişti.
Şaşırtıcı bir şekilde, Dağdeniz sert bir şekilde başını sallayarak şöyle dedi, “Evet, yaşlıların dediği şey buydu. Şu anda bir dağ gibi bir servetim var ve gelecekteki gücüm deniz kadar derin ve ölçülemez olacak.”
"Tamam, o zaman. Artık arkadaşız, Dağdeniz!” dedi Richard.
Kız aniden kurnaz bir şekilde gülümsedi, “O zaman senin için bir hediyem var. Al bunu!” Böylece, şaşkın ve afallamış Steven'ın karşısında, kız az önce satın aldığı ejderha derisini çıkarıp, Richard'ın ellerine itti.
Richard kaşlarını çatarak hemen reddetti, “Hayır! Bu çok değerli!”
“Hayır, senin de bana bir hediye vermen gerekecek.” Genç kadın son derece ciddiydi.
“Elbette, ama o kadar pahalı bir şeyim yok. Bunu almalısın-” Daha cümlesini bile tamamlayamadan, Dağdeniz elini uzatıp onu kendine çekti. Sonra dudaklarından öperek gülümsedi, “Bu yeterli!”
Richard donakalmıştı. Diğer herkese göre genç kadın ona samimi bir öpücük vermiş görünse de, sadece Richard aslında onun dudaklarını ısırıp yaladığını biliyordu. Kız daha sonra memnuniyetle yorum yaptı, “Çok tatlıydı!”
......
Yaz festivali nihayet sona ererken, insanların dört yıl daha konuşacak şeyi birikmişti. O gece, Karaaltın'ın kıza olan duyguları, şaşkınlık yaratacak derecede değişip hayranlık seviyesine ulaşmıştı. Ona göre her ikisi para koksa da, besbelli ki örümcek kristalleri ticaret birimi olarak altını fazlasıyla aşıyordu.
Ve yine, o vahşi gecede, Steven en çok hayal kırıklığına uğramış kişi olabilir veya olmayabilirdi. Kimse kazayla bir kenara fırlatılan ejderha efsuncusuyla ilgili konuşmak istemiyordu, bunun yerine birçok başka konuya odaklanmışlardı - genç kadının deri çantası, Richard ve Dağdeniz'in “arkadaş” olması, hatta Çelikkaya, o yaşlı adam ve Milenyum İmparatorluğu'nun elit muhafızları. Bu konular arasında beyslace örümcek kristalleri ve kendi masraflarını karşılayan öğrenciler tekrarlanan kısımlardı. Kim küçük bir ejderha efsuncusu için zaman ayırırdı ki? Birkaç kez bahsedilmiş olsa da, Steven sadece havaya savrulan adam olarak anılıyordu.
Dağdeniz'den gelen baskının bu darbeyle sınırlı olmadığını sadece kendisi biliyordu. Hayır, onu eziyordu…
Magnec