Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

54. Bölüm Çocukluğu Gömmek

Çevirmen: Violet / Editor: Güz

Mumlar sonunda tükenince oda karanlığa gömüldü. O fırtınayı daha önce hiç tecrübe etmediği bir şiddette geçirip endişelerini ve hayallerini anlattıktan sonra, Erin üstüne çöken yorgunluk dalgalarını hissetmeye başlamıştı. Kızın göz kapakları, kurşun gibi ağırlaşıp sonunda direnç göstermeden kapanıverdi.

Uykusu, hiç de huzurlu değildi ve garip rüyalarla doluydu. Birçoğu anlamsız ve grotesk görüntülerdi ama kalbini deli gibi çarptıran bir rüya vardı. Bu rüyada Richard'a çok miktarda para borçluydu ve Richard her gece borcu almak için geliyordu. Her gece birkaç kez "alıyordu" ancak borç çığ gibi büyümeye devam ediyordu...

Gözlerini bir kez daha açtığında Erin tanıdık bir tavanın manzarasıyla karşılandı. Geçen gece şiddetli bir şekilde çekilmiş olan perdeler henüz düzgün kapatılmamıştı ve soluk ışık pencereden içeri doğru vuruyordu, yani dışarıdaki dünyada öğlen olmuş demekti bu.

Korkup hızla oturdu. Borçlarını az da olsa hafifletebilmek için tıklım tıkış dolu bir programa alışmıştı ve hiç fazladan uyuduğu bir gün bile olmamıştı. Anca oturduğu zaman aklına geldi aniden- Richard neredeydi?

Yatakta başka biri yoktu ve Richard'ın tarafında tarzı ve formatı çok tanıdık gelen bir kâğıt parçası vardı.

Bu bir makbuzdu, Richard tarafından imzalanmış 31.600 altın sikkelik bir çek. Borçlarını ödedikten sonra bile bu miktar Erin'in sınırda üç yıl boyu savurganca yaşamasını sağlardı.

Temsil ettiği devasa miktar bu ince kağıda büyük bir ağırlık katmıştı. Ancak kaderini değiştirecek olan bu kağıdı tutarken bile Erin'in kalbi bir ıssızlıkla doluydu. Gözyaşları yüzünü büyük damlacıklarla bezemekteydi, durdurulamaz bir şekilde.

......

 

Buz Körfezi'nin üzerinde ince bir bulut tabakası toplanmıştı ve ara sıra içinden geçen güneş ışığı, büyük denizin kristal dalgalarına bir parlaklık havası veriyordu. Yüzey çözülmüş olabilirdi ancak hala güneş ışığı altında çekici bir şekilde parıldayan bazı dağınık buzdağları vardı.

Gökyüzü, güneşsizlikten loştu hala ve rüzgarlar aşırı derecede soğuktu. Richard'ın uzun cübbesinin kenarlarını kuvvetli bir rüzgar yakalamış, soğuğun içeri girip gencin titremesine neden oluyordu.

Richard deniz kenarında duruyordu, önünden sadece birkaç metre uzakta bir uçurum direkt suya iniyordu. Dalgalar, engebeli kayalara çarparak devasa su sıçramalarına neden oluyor, uçurum yüksek ve dik olmasına rağmen oluşan beyaz köpüklerin bir kısmı Richard'ın ayaklarına ulaşıyordu. Richard denizden yaklaşık yirmi metre uzakta durduğu halde, görünüşteki sakin sular bazen şok edici güçlerle patlamaktaydı.

Ayaklarının altındaki "kaya" koyu bir resifti, dalgaların sürekli olarak erozyona uğraması ve deniz meltemi nedeniyle birçok derin yarık vardı. Küçük beyaz çiçekler açıyordu kayanın etrafında, Buz Körfezi'nde sık görülen bir manzaraydı bu. Herhangi bir ortamda yetişme kapasitesine sahip olduğundan, yılın çoğunda sıcaklığın on derecenin altında olduğu kuzeyde bile tüm yıl boyunca mevcuttu. Çiçekler gece buz tutmuştu ama hafifçe eridikten sonra narin dallar ve yapraklar bitecekti.

Richard, deniz kenarında amaçsızca dolaşırken arada sırada çiçeklerden birini koparmak için eğiliyordu. Kısa bir süre içinde bütün bir buket çiçek toplamıştı; çiçekler muhteşem görünmese bile, bir araya getirildiğinde sade saflıkları güzel görünmelerini sağlıyordu. Ardından, küçük bir tepeye tırmanıp körfezin ufuk eğrisini görmesini sağlayan geniş bir manzaraya ulaştı. Arkasında görkemli Koyumavi duruyordu.

Deniz meltemi yüzüne esiyordu, soğuk ve nemli. Büyük dalgalar alçak bir sesle çığırıyorlardı ama ne söylediklerini anlayamazdı kimse.

Richard eğilip parmaklarıyla küçük toprağı kazmaya başlayarak küçük bir çukur yarattı. Daha sonra küçük buketi içine koyup yavaşça gömdü. Ayağa kalktığında aniden daha rahatlamış hissetti kendini. Deniz meltemine yüzünü verip serin rüzgarlardan derin bir nefes aldı. Şu anda, güçlü balık kokusunun bile Buz Körfezi'nin muazzam ihtişamını sergilediğini hissediyordu…

Karanlık büyü cübbesi rüzgarda savrulurken oradan ayrıldı. O tepede gömülü olan şey; bir gencin deneyimsizliği, saflığı ve bir zamanlar güzel olan hayalleriydi…

Koyumavi'ye geri dönünce, Richard en çok tanıdığı yerlere gitti. Başka birinin boğucu bulacağı sıkı programına bir kez daha başladı. Erin, Minnie, Papağan Balığı ve Steven… Eğer karakterler bir araya getirilirse meselenin iç yüzü ortaya çıkacaktı ve Richard, eğer kendisi anlayabildiyse Sharon ve büyük büyücülerin de bunu anlamış olduğuna inanıyordu. İnisiyatif alıp onlara bu konuyla nasıl başa çıktıklarını sormaya niyeti yoktu, her şeyi unutarak büyü keşfine dalmaya hazırdı Richard.

Bu noktada genç, attığı her adımın Steven ve Minnie gibi rakipler için büyük bir darbe olduğunu anlamıştı. Bir rün ustası olma yolu zordu ve Koyumavi'de sadece bir kişinin bu yolda yürümesine izin veriliyordu. Bu, kimsenin vazgeçemeyeceği bir savaştı.

Birçok durumda güç, sadece kıyaslandığı zaman anlam kazanır. Biri ne kadar güçlüyse rakipleri ona kıyasla o kadar güçsüz olur. Richard şimdi, çeşitli büyü alanlarındaki kendini geliştirme oranının, başka kararlı insanların umutsuzluğa düşmesine neden olacağını anlıyordu.

Kanla boyalı bir komplo, hiçbir şey olmamış gibi tarihin tozlu sayfalarında yavaş yavaş kayboldu. Koyumavi'de o gece hakkında tek bir söylenti bile çıkmamıştı. Sharon’ın hiçbir çırağı suikastla karşı karşıya kalmamış ve büyücü infazcılar huzuru korumak için dışarı çıkmamıştı. Hiç kimse, o sokakların derinliklerindeki alevlerden kalan izleri fark etmedi, sanki canı sıkılmış bir gezginin yaptığı vandallıklardan biriydi bu yine.

Elbette cezaların verilmesi gerekiyordu. Aslında bu komplonun sonuçları korkunçtu ancak bu bilgi az sayıdaki ilgili personel ile sınırlıydı. Bilgi simsarları her zaman dikkatliydi ve neyin satılabileceğini ve neyin hayatlarını lanetleyebileceğini çok iyi biliyorlardı. Eğer Koyumavi'nin yüksek rütbelileri henüz bir olayı sonuçlandırmamışsa, o olay aslında yoktu ve doğal olarak satılamazdı.

Papağan Balığı ile olan irtibatının koptuğu geceden beri, Steven son derece huzursuzlaşmıştı. Richard'ın günlük rutini bir makineninki kadar dakikti ve tuzağın tüm yönleri kusursuz bir şekilde düzenlenmişti. Balık yemi yutmazsa birkaç plan daha derhal uygulamaya konacaktı.

İşler son derece sorunsuz bir şekilde başlamış ve Papağan Balığı, hedefin suikast bölgesine girdiğine dair bir sinyal gönderdiği zamana kadar her şey plana göre gitmişti.

Sıradaki olacaklar Steven'ın bu planda en gurur duyduğu bölümdü. Papağan Balığı hemen itiraz etmişti, planın iyi düşünülmüş olduğunu ve araziden büyük ölçüde yararlanıldığını ancak kaza sonucu birilerinin suikasta müdahale etmesini önlüyor olsa da infaz edilecek yedi kişi gerektirdiğini söylemişti. Hedef, sadece 3. sınıftan çaylak bir büyücüydü; suikastçıların hepsi 10. sınıftan yüksektiler, sadece biri bile onun icabına bakabilirdi. Bu kadar çok insanı kullanmanın yüksek maliyeti bir kenara, onca kiralık katili kısa sürede Koyumavi'ye gizlice sokmak da zahmetli olacaktı. Ancak sonunda Papağan Balığı’nın tarafı bunu kabul etti çünkü parayı dağıtan kişi patrondu.

Papağan Balığı’nın tek darbede öldürme tarzına ve bu planın aşırı derecede iyi düşünülmüş olduğu fikrine dayanarak, hedefin ne kadar ihtiyatlı olduğu fark etmeksizin üç dakika yeterli olacaktı.

Üç dakika, sadece kırmızı şarabın tadını çıkarmalık bir vakitti bu yüzden Steven kendine bir bardak yıllanmış, sert bir içki koymuştu. Pencerenin kenarında oturup Buz Körfezi'nin gece manzarasını hayranlıkla seyrederek şarabını sallayıp yavaşça içiyordu. Gri cüceler ne kadar korkunç bir üne sahip olurlarsa olsunlar, yaptıkları şarabın mükemmel kalitede olduğunu kabul etmek gerekirdi. Steven son derece sabırlı ve kendinden emindi. Richard gibi bir rakiple uğraşırken temkinli olmak asla aşırıya kaçmak sayılmazdı. Papağan Balığı sadece bir suikastçıydı o yüzden tek bir tavşanı yakalamak için bile tüm gücünü kullanan bir aslanın prensibini nasıl bilebilirdi ki?

Steven çok geçmeden bardağın dibini gördü ama haber yoktu. Birazcık kaşlarını çatmıştı ama Minnie ona ikinci bardağını doldururken yerinde oturmaya devam etti. Bu seferki neredeyse yarıya kadar doluydu.

Gri cücelerin güçlü içkisi, insanların konyaklarından daha güçlüydü ve yarım bardağı, ortalama dirence sahip bir insanı sarhoş etmek için yeterliydi. Bu yüzden Steven çok çabuk içmemişti. Papağan Balığı ihtiyatlı biri olduğu için bölgeyi herhangi bir iz bırakmadan dikkatli bir şekilde temizlemek zorundaydı. Bu hiç de önemsiz bir mesele değildi zira olay ortaya çıkacak olursa, bununla nasıl başa çıkacağına dair Steven'ın hiçbir fikri yoktu.

Ailesini ve babasını kullanarak mı? Bu pek mümkün değildi. Efsanevi büyücü, gölge antibüyücülerden korkmadığını kanıtlamak için gerekli eylemlerde bulunmuştu zaten ve Dük Solam, beklenmedik bir şekilde ona çok miktarda para bağışlamıştı. Sadece bu bile efsaneler arasındaki savaşın sonuçları hakkında büyük bir fikir veriyordu.

Ancak başarılı olup yakalanmasaydı, durum tamamen değişecekti. Kimse ölü biri için yetenekli bir rün ustasından şüphelenmezdi. Archeronlar’a gelince, kendi ailesi doğal olarak onlarla ilgilenirdi. Yükselmekte olan bir yıldızın icabına baktığı için aile meclisi muhtemelen ona büyük bir değer verecekti.

Papağan Balığı toplam altı kişiyi götürmüştü yanında. İnsan ne kadar titiz olursa olsun, altı kişiyi kullanarak çaylak bir büyücüyü öldürmesi on dakikadan fazla sürmezdi. On dakika, yarım bardak güçlü alkolün tadını yavaş yavaş çıkarmak için mükemmel bir süreydi.

Çevirmen notu
Seri hakkında düşüncelerinizi merak ediyor ve değerli yorumlarınızı bekliyoruz, keyifli okumalar :)