Şeytan la anlaşma da yapılabilir. Nasılsa ölceksin yanında götürebildiğini götür.
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
55. Bölüm Dehşet
Bardağın dibi bir kez daha görülmüştü, ama hala haber yoktu.
Steven, biraz başı dönmeye başlayınca alkolü çok mu çabuk içtiğini merak etti. Diğer yandan Minnie, ona bir tane daha doldurdu; bu seferki bardak tam doluydu. Ejderha efsuncusunun umutları tekrar canlanırken, Steven bir kez daha yavaşça içkinin tadına çıkarmaya başladı.
Bu kritik bir andı ve muazzam her insanın böyle anları olurdu. Muazzam olan insanlar arasındaki ortak nokta, mesele ciddileştikçe onların daha da sakinleşmeleriydi. Steven, genç yaşta birçok biyografi okuduğundan doğal olarak böyle şeyleri iyi biliyordu. Dolayısıyla sakinliğini koruyarak sabrıyla gurur duydu.
Bardak tekrar boşaldı ve tekrar dolduruldu ve tekrar boşaltıldı. Tüm şişe bittikten sonra, Steven sakinliğini daha fazla koruyamadı. Tam iki saat olmuştu! Bir sokak dolusu insanı öldürmek için bile fazlasıyla yeterliydi bu! Ancak haber, denizde batmış bir taş gibiydi, hiçbir yerde görülemiyordu. Haber hiç gelmedi. Sonuç başarı ya da başarısızlıktı ama o bilmiyordu!
Steven'ın vücudundan bir anda boşanan soğuk terler elbiselerini ıslattı. Kafasını kaldırıp gözlerini iyice açtığında, elinde boş şişe, hafifçe titreyen solgun Minnie'yi gördü bulanık olarak. Minnie Steven elini birden tutunca şok oldu, öyle ki elindeki şişe düşüp paramparça oluverdi. Steven bu olaya kızmayıp onun yerine kızın elini kavrayarak yavaşça okşadı onu.
Minnie'nin elleri endişe ve korku içinde buz gibi soğuktu, sanki buzlu suda yıkanmışlar gibi... Geçmişte, kendini meseleden ayrı düşünüp bir seyirci gibi davranabiliyordu ama şimdi bu komploya derinden karışmıştı. Kaderi, Steven'ınkine sıkı sıkıya bağlıydı.
Minnie, bu komplonun sonuçlarının başarısız olduğunu düşünmeye bile cesaret edemiyordu. Yakalandığı takdirde, Randolph’un sonu bile onun için makul bir ceza olmayacaktı.
"Yani? Kaçmalı mıyız?" diye sordu Steven aniden.
Korku zaten kalbini ele geçirmişti ve bu da onun mantığını kaybetmesine neden olmuştu. Tek istediği, Koyumavi'yi olabildiğince çabuk terk edip ailesinin topraklarına kaçmaktı. Geleceği, bir rün ustası olmak, şan ve şeref - bir zamanlar uğruna her şeyden vazgeçmeye razı olduğu her şey, hayatına kıyasla aniden önemsizleşmişti.
Aksine Minnie ise şu anda sakindi. Elini geri çekip Steven’ın avucunu tuttu, elinden geldiği kadar sakin bir sesle konuşuyordu, “Hayır, kaçamayız. Buz Körfezi, Kutsal Ağaç İmparatorluğu'ndan altı bin kilometre uzakta, kaçış pratik olmaz. Ayrıca, efsanevi bir büyücüden kaçabilecek kadar kendine güveniyor musun? On sekiz büyük büyücünün birinden bile yüz kilometreden fazla öteye kaçamayız.”
Bu sözler sonunda Steven'ı birazcık sakinleştirince şansı hesaba katmaya başladı, “Belki de çoktan başarmışlardır…” Ancak, cümlenin yarısına gelince durdu, zira alkol duyularını ve zihnini köreltmişken bile, bu varsayımın gülünç olduğunu biliyordu.
“Şimdi ne yapmalıyız?” Steven artık tamamen ne yapacağını bilmez haldeydi. Halen sakin kalan Minnie, sağlam durabilmek için yaslanabileceği tek şeydi.
“Hiçbir şey yapmayacağız!”
“Sadece bekleyecek miyiz?”
Minnie kafasını salladı, “Tabii ki hayır. Richard'a karşı daha fazla tuzak kuramayacağımızı söylüyorum. Hiçbir şey. Artık hayatta kalmak istiyorsak, sadece ailelerimizden yardım isteyebiliriz. Onlara her şeyi anlatıp bizim için neler yapabileceklerine bak. Ailelerimiz yeterli tazminat vermeye razı gelirse, Ekselansları bizi affedebilir.”
Minnie’nin sözleri Steven’ın hayal kırıklığına uğramasına ve umutsuzluğa kapılmasına neden oldu. Kafasını eğip saçından kavradı, “Bana nasıl yardımcı olabilirler ki? Hiçbir şekilde! Yaptığım şey önemsiz bir konu değil. Öldürmek istediğim kişi efsanevi büyücünün küçük sevgilisi Richard! Babam bile hiçbir şey yapamaz. Hiçbir şey söylemese de, Sharon'la arasındaki savaşı kaybetmiş olmalı biliyorum… Ah, hayır! Bir yol daha var! Savaş ilan etmek! Koyumavi'ye savaş ilan etmek! Koyumavi'nin bir grup büyücüsü var, ama yeterince askeri değiller! Bunu neden düşünemedim? Babamı Koyumavi'ye saldıracak bir ordunun başına geçirmeliyim…”
Minnie, Steven'ı olabildiğince sert bir şekilde sarstı ancak ejderha efsuncusunun beyni tamamen alkol tarafından ele geçirilmişti ve ne kadar çok konuşursa, sesi o kadar yükseliyordu. Bu onun kişisel ikametgahı olsa da, Minnie burada gizlice yerleştirilmiş herhangi bir sihirli gözetleme veya dinleme cihazı olup olmadığından emin değildi.
Savaş ilan etmek? Koyumavi'ye karşı savaş ilan etmek mi? Koyumavi'nin askeri gücü zayıf olsa bile, Solam'a ulaşmak için Kutsal İttifak'ın altı bin kilometre uzaktan gelip savaşması gerekiyordu!
Bunun Steven'ı durdurmak için yeterli olmadığını gören Minnie, bir leğen buz gibi soğuk suyu getirip başından aşağı döktü.
Steven titreyerek hemen ayağa fırladı. Kemiklerine sızan soğuk, alkolün etkisini ortadan kaldırıp ayılmasına yardımcı oldu. Hafifçe paniklemiş Minnie'yi gördükten sonra, bir leğen soğuk su daha alıp başından aşağı dökerek sert bir şekilde salladı. Şangırtıyla, bakır leğeni yere attı.
“Henüz tamamen umutsuz bir duruma düşmedik…” dedi Steven yavaşça. Sesi tamamen boğuklaşmışken bile, ejderha efsuncusu hala güven verebiliyordu. Konuyu enine boyuna düşünmeye başlayıp etrafta volta atmaya başladı. Alkolün etkileri hızla kayboldu ve insanın içinde tutması zor olan panik ve dehşetin bastırılmasından sonra, konuyla ilgilenmenin çeşitli yolları Steven'ın zihninde belirdi. Başarı şansı çok az olsa da hala umut vardı.
Bunun gibi birkaç tur attıktan sonra Steven hızla bir karar verdi, “Her eylem telafi edilebilir. Benim için sihirli bir kâğıt ve bir kalem hazırla, birkaç mektup yazmak istiyorum. Ayrıca sen de Marki Niall'a bir mektup yazmalısın. Bu noktada, bunun onunla hiçbir ilgisi olmadığını düşünmemeli!”
Minnie çabuk toparlandı ve her şeyi çabucak hazırladı. Steven masaya oturup dört mektubu öyle hızla yazdı ki kalemi adeta uçuyor gibiydi. Biri düke, diğeri ise Aziz Klaus'a ve kendi annesineydi. Beklenmedik bir şekilde, son mektubun alıcısı ise Karaaltın'dı.
Dört mektubun da içeriğini gördükten sonra, Minnie sessizce irkilmişti. Steven resmen Dük Solam'ı tehdit ediyordu. Eğer dük Steven'ı bu işten kurtarmazsa, o zaman dükün yaptığı birkaç şeyi halka duyurmaktan çekinmeyecekti. Bunu kısaca değinirken Minnie bile karanlıkta yapılan bu şeylerin ciddiyetini anlayabilmişti. Efsanevi büyücüyle hiçbir ilgisi olmasa da, halka açıldıkları anda Kutsal İttifak'ın imparatoru doğrudan doğruya öfkelenecekti. Ancak, burada en çok öfkelenecek kişi İttifak'ın kana susamış hükümdarı değil, Kutsal Ağaç İmparatorluğu'nun İmparatoru olan Büyük Petro'ydu!
Karaaltın'a yazılan mektup basitti, sadece Steven'ın onunla şartları tartışmaya ve herhangi bir şeyi değerlendirmeye istekli olduğunu açıklıyordu.
Steven'ın mektuplarını sihirli formasyona yerleştiren Minnie kendini tutamayarak sordu: “Bu gerçekten de işe yarayabilir mi? Sen ve ailen için geri dönüşü olmayacak!”
“Geri dönüş mü?” diye bağırdı Steven, “Sadece şunu atlatabilirsek, geri dönmeyi düşünebiliriz.”
Magnec