Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

51. Bölüm Kan ve Saflık

Çevirmen: Violet / Editor: Güz

Naya, baygın Papağan Balığı’nı rahat bir şekilde küçük meyhanesine götürdü, sanki sadece bir yığın malzemeymiş gibi. Sınırlar gecenin bu geç saatlerinde sessizdi ve karanlık sokaklarda dolananlar bile ortalıkta görünmüyorlardı. Büyücü infazcıların gelişleriyle birlikte çıkardıkları arbededen dolayı çeşitli sokakların tüm kapıları ve pencereleri sıkıca kapanmıştı. Hayatta kalma içgüdüsü tüm merakı yenmişti.

Richard normalden biraz daha solgun bir halde sessizce izliyordu. Cübbesinin kollarının içinde sakladığı ellerini sıkarken ön kollarındaki kaslar seğirip duruyordu. Parmaklarının arasından taze kan damlaları sızıyordu, cilalanmamış metal çubuğun avucunda kalan parçacıkların açtığı yaraydı bu. Yara başlangıçta sadece yüzeyseldi ama Richard'ın eline uyguladığı baskıyla yaradan gelen acı, yüreğindeki vahşi zulmü bastırmak için yeterli olmuştu. Aklı zaten karışıktı; etrafta hiç kimse olmasaydı tüm yapabileceği bağırmak, her yana tekme savurup ortalığı birbirine katmak olurdu. Sadece böyle bir şey biraz geciktirilmiş olsa bile, hissettiği aşırı gerginliğin bir kısmını atmasına yardımcı olabilirdi.

Bu, Richard'ın ilk kez birini öldürüşüydü ve birkaç dakika içinde tam dört can almıştı. O savaşçıyı kendi elleriyle deşmişti, birçok organını tahrip ederek acı verici, korkulu bir ölüme teslim etmişti onu. Kendi ölümünden birkaç adım uzakta olsa da Richard tamamen sakinleşmiş,hareket farkındalığı soğuk hesaplamaya dönüşmüştü ve Naya'dan öğrendiği her tekniği çok doğal bir şeymiş gibi kullanmıştı. Dört suikastçının hepsi Richard’ın sadece bir çaylak olduğunu varsaymışlar ve bu düşüncenin bedelini kendi hayatlarıyla ödemişlerdi. Ateş topu onlardan birini öldürürken, diğer üçü de Richard’ın suikast sanatlarında hayret verici bir yetkinliğinin kurbanı olmuştu. Aslında bakılırsa o ateş topunun zamanlaması bile bu tekniklerle alakalıydı.

Yeraltı dünyasının savaşlarında, ölüm kalım meselesi tek darbeyle belirleniyordu. Bu kati savaşta Richard, kendini bir rüyada gibi hissetmişti; sayılarla dolu gerçek ve ürpertici bir rüya. Sadece Karaaltın gittiği anda uyanmıştı; gerginliği, kırılganlığı, mide bulantısı ve başka her türlü negatiflik kalbinin aşınmasına neden olmuştu.

Birisini ilk kez öldürmenin sıkıntısının yanı sıra Richard, Papağan Balığı’nın yaklaşan kaderiyle ilgili tarif edemeyeceği bir şekilde de çok gergindi. Bazı nedenlerden dolayı Naya'nın göze çarpan kaygısızlığı onu sadece daha çok geriyordu.

Richard gözlem konusunda her zaman titiz davranırdı ve Naya kadını yukarı kaldırdığında Naya’nın yoldaşlarının yüzlerindeki rahatsızlığı fark etmişti. Papağan Balığı’nın kendisi bile bayılmadan önce bir anlığına yüzündeki dehşet ve umutsuzluğu gizleyememişti.

Naya, Richard’a Papağan Balığı’nın yirmi yıl önce bile yeraltı dünyasında bir şöhrete sahip olduğunu söyledi. Böyle birinin bu kadar gerginleşmesi ve korkmasına bakılırsa, Naya'nın ona yakında göstereceği şey ne olabilirdi? Naya'nın getirmesini söylediği kovanın düşüncesi bile Richard'ın midesini ağzına getirmiş, bir köşe bulup karnındaki her şeyi hemen kusmak gelmişti içinden. Naya, Sharon ve çoğu büyük büyücü gibiydi, asla uygun konularla ilgili espri yapmıyordu.

Hemen kusmak istese de Richard dişlerini sıkıp Naya'nın ardından onu takip ederek meyhaneye kadar tüm yol boyunca direndi. Kendisine göre bile bir mucizeydi bu.

Naya’nın iki arkadaşı, Felaketin Kılıcı gider gitmez tüm tembelliklerini bir kenara bırakıp cesetleri ortadan kaldırmış ve inanılmaz bir hızla ortalığı temizlemişlerdi. Sadece dakikalar içinde tüm izler silinmişti. Savaşın tek kalıntıları, sokakların derinliklerinde alev dillerinin yaptığı işaretlerdi.

Sınırlardaki insanlar, sabahın erken saatlerinde evlerinin dışına çıktığında o gece hiçbir şey olmamış gibi hissedeceklerdi. Sınırlardaki kaostan dolayı titremelere, patlamalara ve her türlü garip sese alışmışlardı çoktan. Koyumavi kanunları, evlere zorla girilmesi veya dış duvarlara zarar verilmesi halinde, bunu doğrudan Koyumavi'ye yapılan bir istila girişimi sayacağı için bu tür şeylere kesinlikle izin verilmemişti. Böylece onların evleri, dış dünyadan uzak ve güvenli sığınaklar sayılırdı, sakinleri sadece çok meraklılarsa etkilenirdi.

Naya, Papağan Balığı’nı minik lobi boyunca tezgâhı geride bırakarak arkadaki mutfağa sürükledi. Richard meyhanedeki mutfağı garipsemişti, zira lobiden çok daha büyük görünüyordu. Ocağın yanında çok sayıda içki ve yemek dolabı bulunurken duvara çakılmış büyüklü küçüklü demir halkalar vardı. Ayrıca tavandan sarkan birkaç blok ve makara vardı, bunlara da değişen büyüklüklerde birçok demir kanca asılmıştı.

Kurumun ve ucuz alkolün yoğun kokusu havaya nüfuz etmişti. Ancak bu iki güçlü koku, etraftaki küf kokusunu bastıramıyordu. Duvarlar ve zemin tamamen taştan yapılmıştı ve temizlenmişlerdi ancak geniş alanda hala normal olmayan belli belirsiz izler kalmıştı.

Naya, Papağan Balığı'nı mutfağın ortasına sürüklerken talimat verdi. "Kapıyı düzgün kapat."

Richard istenileni yapınca kapının arkasında gerçekten büyük bir tahta kova olduğunu gördü. Kova oldukça eski görünüyordu ancak temizlenmişti ve tuhaf bir kokusu yoktu, buna rağmen Richard artık vücudunun yoğun tepkilerine karşı koyamayıp birdenbire kovanın yanına doğru eğilerek kusmaya başladı.

Akşam yemeği yemeye fırsat bulamadığından çok az yiyecek çıkmıştı dışarı. Çoğu saydam mide asidiydi, güçlü kokusu duyularını zapt ediyor ve mutfaktaki diğer kokuları örtüyordu. Ancak bu baskılama daha önce çok belirgin olmayan hafif bir kokuyu ortaya çıkarmıştı. Richard kaynağını anında belirleyebilirdi; bu yıllarca birikmiş kan ve kumdu.

Bunu şu an öğrenmesi korkunç bir şeydi çünkü bedeninin içgüdüleri artık üstünlük sağlamıştı. Midesi şiddetli bir şekilde büzüşüp kasılırken ağzından asit püskürtüyordu resmen.

Naya, Richard'ın tepkisini önceden tahmin etmiş gibi kendi işine başlamadan önce ona umursamaz bakışlar atıyordu sadece. Tavandaki demir kancaları çekip Papağan Balığı’nın kollarına ve bacaklarına geçirdi. Kadın zincirle havada asılmış, uzuvları farklı yönlere doğru gerilmişti.

Devasa acıyla içgüdüsel olarak çığlık atınca bilincini geri kazanan suikastçı aklı başına gelir gelmez durdu fakat vücudunu gevşetip çevresine bir göz attı. Ancak Naya'yı gördüğünde gözleri umutsuzlukla dolarken elinde olmadan iç çekti.

Naya ellerini uzatarak onun vücudunu sıkıp okşadı. Müstehcen yüz ifadesi onu son derece kaba gösteriyordu ama bu okşamalar Papağan Balığı’nın tüm gücünü sömürerek mücadeleyi bırakıp tamamen umutsuzluğa kapılmasını sağlamıştı.

Naya, detone sesiyle bir şarkı mırıldanıp Papağan Balığı’nın giysilerini teker teker çıkarmaya başladı. Sadece son giysi parçasını çıkardıktan sonra durdu, onu mutfağın ortasında çırılçıplak halde bırakmıştı. İncinen kasları ve sinirleri arada sırada seğirmesine neden oluyordu ancak ilginç bir şekilde delinmiş noktalar çok fazla kanamadı. Kan, yavaş yavaş süzülerek yere damlıyordu.

Richard sonunda ayağa kalktığında bir ceset gibi solgun görünüyordu, sadece duvardan destek alarak kendini sabit tutabilmişti. Göğsüne sıçrayan pisliği sildikten sonra cesaretini toplayıp Papağan Balığı’nın çıplak vücuduna baktı. Sırada neler olacağını ve gerçek testin o olduğunu biliyordu.

Papağan Balığı muhtemelen orta yaşını geçmişti ama sahip olduğu muazzam güç, onun görünüşünün ve vücudunun çok genç kalmasını sağlamıştı. Nereden bakılırsa bakılsın otuzdan fazla görünmüyordu. Sıkı ve güçlü bacakları, göğsü ve kalçası aşırı derecede kıvrımlıydı ki bu erkekler için oldukça cazip bir şeydi. Görünüşü ve vücudu onun en büyük silahıydı ama şimdi Richard'a cazip gelmiyorlardı, onun yerine son derece odaklanmıştı çünkü gördüğü sayılar çok tuhaftı.