Bakalım erin bu işin içinde mi yoksa tamamen oynatılmış mi? Kadının işkence sahnelerini biraz daha açsalardı anlatma acısından güzel olabilirdi
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
52. Bölüm Kan ve Saflık (2)
Gözyaşları kontrolsüz bir şekilde akın akın dökülmeye devam ederek Richard'ın görüşünü bulanıklaştırdı. O anda babasının küstah ve despot yüzünü görüyor gibiydi, insanın içini titretebilen sakinlikteki bir çift gözle.
Baba… Bu söz Richard için hiçbir sıcaklık ya da aşinalık taşımıyordu. Sadece soğuk ve boğucu bir baskı doğurup nefret uyandırıyordu içinde. Babasının ne denli gücü olduğuna dair hiçbir fikri yoktu ve o adamı her hatırladığında onun esrarengiz ve tahmin edilemez olduğu yargısına varabiliyordu ancak. Gaton burada olsaydı, tahammül etmekte bu kadar zorlanır mıydı?
Böylece Richard, orada kalıp vücudunun kontrolünü her kazandığında Naya'nın ne yaptığını görmek için gözlerini açık tutmaya çabalıyordu. Gözlerini bulanıklaştıran gözyaşlarını sildi ve Naya'yı açıkça duyabilmek için kulaklarındaki uğultudan kurtuldu. Vücudu öyle yorulmuştu ki sadece yere düşmeyi istiyordu, en azından dik durmak için duvardaki metal halkaları tutup yanındaki tahta kovayı kullandı.
Richard belli belirsiz Naya'nın yaşlı bir adam gibi gevezelik yaptığını ve tek bir santimini bile atlamadan elleriyle Papağan Balığı’nın vücudunu dikkatli bir şekilde yokladığını gördü. Ellerinin geçtiği her yerlerde, büyük kan sıçramaları oluşuyordu, Richard'ın vücudunun tüm gücüyle kaçınmak istediği bir şeydi bu. Çocuk, Naya'nın kendi başına ne yaptığını tam anlayamamıştı ancak Kesinlik ve Bilgelik yetenekleri ona acı gerçeği gösterdi.
Nerdeyse onu bayıltacak kadar keskin bir ağrı girdi karnına, öyle ki midesinin tek parça olduğundan şüphe duyuyordu. Her türlü pislik vücuduna sıçramıştı ama artık hissetmiyordu bunu. Mutfak, yıllarca çürümüş kanı tamamen bastıran taze kan kokusuyla doluydu şimdi.
Bu mekânda fazladan bir ses yoktu. Papağan Balığı, ilk çığlığından sonra çıt çıkarmamıştı ve Richard'ın ara sıra duyulan iç geçirme sesi hariç var olan tek ses, parşömeni karalayan tavus kuşu tüyü gibi bir fırçanın yanı sıra çalıştığı sırada Naya'nın parmaklarından gelen ıslıktı.
Naya, hareketlerini hızlandırıp iki eliyle bir anda yüzlerce hareket yaptı. Ancak her hareket son derece açıktı. Tam Richard'ın gözünün önünde kandan muhteşem bir gül açmıştı.
Gerçekten bir güldü bu. Papağan Balığı’nın vücudunda açtığı zaman, insan körpe yapraklarının titrediğini bile görebiliyordu! Richard’ın tüm görüşünü ele geçirdi ve solduktan sonra gördüğü tek şey Naya'nın ona ince bir şey uzatmakta olduğuydu. Başlangıçta bunun ne olduğunu anlamasa da daha yakından baktığı an, içi dolu kova devrilip her yanına pislik dökülüverdi.
Kanla lekelenmiş büyü desenleri ona tanıdık gelen bir şeydi, gözleri kapalı olarak çizebileceği desenler: Ana rünlerden, Temel Çeviklik.
......
Richard, kıyafetlerindeki pislikleri nasıl temizleyeceğini bilmiyordu ya da Naya’nın meyhanesinden nasıl ayrılacağını. Vücudu sonunda sakinleştiğinde bile rünün görüntüsü gözlerinin önünden gitmemişti, her türlü tuhaf silahın görüntüsü de buna dâhil. Papağan Balığı’nın bedeni ve görünüşü ise Richard'ın aklından çıkmıştı, kadının varlığının tek kalıntısı sesiydi artık. Naya hiçbir şekilde Papağan Balığı’ndan bilgi alamamıştı. Belki sonuna kadar direnmişti fakat belki de Naya ona hiç konuşma şansı vermemişti.
Uzun, karanlık bir sokak Richard'ın önünde uzanıp hiç bitmeksizin karanlığın derinliklerine doğru ilerliyordu. Birkaç loş lamba, her yeri aydınlatamıyordu zira hiçbiri ana kuledekiler kadar parlak değildi. Richard bir direkten diğerine doğru yürürken gölgesi gittikçe uzuyordu.
Ağzı ve boğazı ateşle yanıyor gibi hissederken bile aşırı üşüyor, yorgunluk ve açlık duyularına hücum ediyordu. Richard her şeyi kusalı uzun zaman olmuş ve Yanardağ Patlaması'nı defalarca kullandığından dayanma gücü de tamamen tükenmişti. Daha henüz gergin sinirlerini gevşettiğinde her şey harekete geçti. Küçük bir adım bile atamayacağını düşünürken tanıdık bir kapı çıktı önüne.
Erin'in yaşadığı yerdi burası.
Richard neden bu yere döndüğünü bilemiyordu. Ancak bu kapıyı gördükten sonra, gecenin bütün olayları şimşek gibi birbirine bağlanmıştı. Sanki karanlık bir mağaradan çıkmış gibiydi, olayın gerçek yüzü zihninde belirirken. Belki de bu sadece bir tahmindi ancak Richard bunun doğru olduğunu biliyordu. Gerçek dünyada bu kadar çok tesadüf olamazdı, öyleyse Papağan Balığı ve o katiller Richard'ı önceden bekliyordu ve Erin onu tuzağa düşürmek için bir yemdi.
* Bam! Bam! Bam! * Richard kapıyı çaldı.
Yan taraftaki bir pencere aniden açılır açılmaz gürbüz bir kafa ortaya çıkıverdi. Gözleri tam olarak açılmamış halde, son derece vahşi görünüyordu bu adam ve net duyulmayan bir şeyler mırıldanıyordu. Belli ki uykusunun bölünmesinden rahatsız olmuştu ama Richard'ın kıyafetlerini gördüğünde kafa çıktığından yüzlerce kat daha hızla geri döndü. Pencere çok fazla gürültü yapmadan hızlı bir şekilde kapanmıştı. Bu teknik olarak bir mucize sayılabilirdi kendince.
Dış cübbesi olmadan Richard'ın kıyafetlerinin her yerine dikilmiş karmaşık ve abartılı desenler gözler önüne serilmişti. Bunlar süsleme değil, onun yerine gecenin erken saatlerinde ilk suikastçının hançerinden onu koruyan gerçek bir büyü formasyonuydu. Sadece Koyumavinin ana kulesindeki yetenekli, soylu, nüfuzlu ve nefret edilecek bir şansa sahip olanlar bu kıyafetleri giyebilirdi.
* Bam! * Richard bir kez daha kapıya vurdu, bu kez öncekinden daha yüksek sesle. Ancak kimse pencerelerini tekrar açmaya cesaret edememişti. Kapının üstünde bulunan mektuplar için yapılmış küçük bir yumruk büyüklüğündeki delik açılarak Erin'in örtülü yüzünü ortaya çıkardı. Richard'ı karşısında görünce, şaşkınlık dolu bir sesle kapıyı çekip açtı.
Kapı tamamen açıldıktan sonra Richard, Erin'in elinde sıkıca bir değnek tuttuğunu gördü. Malzemelerine bakılırsa belli ki en sıradan değneklerdendi bu ve içine gömülmüş taşlar en fazla iki tane 1. sınıf büyüyü muhafaza edebiliyordu. Yine de bu tür aletler anında büyü yapabiliyordu ve iki tane 1. sınıf büyünün gücü sınırlarda hafife alınacak kadar değildi. Erin 3. sınıf bir büyücü olmasına rağmen 2. sınıf büyü yapmak onun için hala zordu. Aynı zamanda 1. sınıf büyüleri bir anda yapması da imkansızdı ve gerçek bir savaşta o daha büyülü sözlerini bitirmeden rakibi onu birkaç tokatla yere indirirdi.
Düşük seviyeli büyücüler teke tek savaşlarda yararsızlardı. Sadece değnekler, sihirli yüzükler veya parşömenlerle böyle kavgalara dayanma şansları vardı.
Erin'i asasını sıkıca tutarken gördüğünde, Richard içinde bir şeyler hissetti. Anında onun olağan yaşam koşullarını daha iyi anlamıştı; sadece tehlikenin kol gezdiği bir ortamda, insan bu türden bir kendini koruma içgüdüsüne sahip olurdu. Bu asa güçsüz olsa da asaların en kötüsü yine de en az dört veya beş yüz altın değerindeydi. Bu, Koyumavi'de önemsiz bir rakam olsa bile ödeyemediği 1600 sikke borcu olan Erin gibi biri için büyük bir miktardı. Yani bu asa için borca girmeyi yeğlemişse, onsuz kendini hiç güvende hissetmediği anlamına geliyordu bu.
Magnec