kendinw ejdeehalari saklayacagini tahmin etmiatim
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
63. Bölüm Bir Binaya da Sahibim (1)
[Ejderha ırkı mı?] (Erta)
Erta şaşkınlıkla bağırdı. Il Han ise Erta’ya şaşırmıştı.
“Onu duyabiliyor musun?”
[Melek halkasını kullanmış olsam da evet.] (Erta)
Il Han Reta Kar’iha’nın adını söylediğinde Erta bir şeylerin yolunda gitmediğini düşünerek Il Han’ın konuşmasını duyabilmek için melek halkasını çıkarmıştı. Ancak o zaman ne söylediklerini duyabilmişti.
[Yu Il Han’ın yaptığı silah ejder-türüyle savaştığında gücünün artacağını söylüyor gerçekten de, ama aslında ejderhaları kastetmesi…] (Erta)
“Ejder-türü ejderha olmuyor mu?”
[‘Ejderha’ kelimesi basit bir ejder-türünü kastetmiyor.] (Reta)
Reta Kar’iha’nın düşünceleri devam etti.
[Ejder-türünün doğuştan gelen bir gücü vardır ve ejderhalar da ejder-türü arasında bile aşırı derecede güçlü vücutlarla doğarak büyüde zirve yapmışlardır. Bütün ejder-türünün efendisidir onlar.] (Reta)
Doğrusu Il Han ne bir ejder-türüyle ne de ejderhayla karşılaşmıştı yani ortada şaşırabileceği bir şey yoktu. Ama Erta çoktan inlemeye başlamıştı.
[Ejderhalar en az üçüncü sınıftır, dahası uzun süre yaşamış olanları beşinci sınıf bile olarak sütün varlık sıfatını bile alabiliyor. Tam gücündeki bir üstün varlığın ne kadar korkunç olduğunu bilemezsin.] (Erta)
“Evet, sizin bütün o kurallar ve kanunlarınız var ve bütün gücünüzü düzgünce kullanamıyorsunuz.”
Karşılık vermek istese de Il Han biraz hayal kırıklığına uğramış gibi göründüğünden Erta hiçbir şey yapamadı. Onun yerine Reta Kar’iha’nın düşünceleri konuşmaya devam etti.
[Bizim kıtamız insanların ve elflerin huzur içinde yaşadığı bir yerdi. Ama bir süre sonra kıtada güçlü canavarlar ortaya çıkmaya başladı. Fazla sürmeden birçok Büyük Değişim art arda yaşanmaya başladı. Bunlar sadece 50 yıl içinde gerçekleşti.] (Reta)
“Hey, üstün varlık.”
[Ben de bunda bir terslik olduğunu düşünmüştüm.] (Erta)
Bu tam bir karmaşaydı. Onların Dünya’yı yönetmede başarısız olduğunu sanmıştı ve bir örnekleri bile vardı. Eğer gerçekten Tanrı diye çağrılan birisi varsa ona da gidip Dünya’nın yöneticisini değiştirmesini istiyordu.
[Cennet’in Ordusu bir tuhaflık olduğunu anlayarak bizim dünyamıza odaklandı. Ama o zamana kadar iş işten geçmişti. Çünkü öldürmekten ve vahşetten zevk alan ejderha türü çoktan etrafı birbirine katıyordu.] (Reta)
Reta Kar’iha’nın devam eden sözleri yürek parçalıyordu. Elf ve insanların ittifakı titiz bir şekilde topraklarını koruması, ihanetler vb. Belki de sekiz kitaplık malzeme çıkaracak hikâyesini dinlerken Il Han ona acımıştı.
Çok iyi konuşuyordu, nasıl şu ana kadar dayanabilmişti?
[Cennet bizi terk ettiğinde kıtamızda, hiçbir ülke kalmamıştı. Ejderhalar, gelişme potansiyellerini bile fark etmeden insanları ve elfleri katletmişti.] (Reta)
Reta Kar’iha’nın sesi titredi. Gerçek bedeni kül olduktan sonra dağılmış olsa bile Il Han onun hiddetli yüzünü kafasında canlandırabiliyordu.
[Yüzyıllarca süren savaştan sonra ölümcül bir şekilde yaralandığımda her şeyi böyle bırakamayacağımı düşündüm ve son çareye başvurdum.] (Reta)
Son çare, bir Kaçak olmaktı.
[Aptalca bir seçim.] (Erta)
Erta konuştu. Gözleri öfke izi bile taşıyordu.
[Kaçaklar canavarlardan farklı değildirler, içgüdüleriyle hareket ederler. Kalbinde ne tür duygular olursa olsun bir Kaçak olduğunda intikam alma olasılığını sonsuza kadar kaybedersin.] (Erta)
[Senin de bildiğin gibi beni öldüren gibi sınıfım kategorisi Ölüm Tanrısıydı.] (Reta)
Bunlar, kullandığı malzemelerin seçeneklerinden de anlaşılabilirdi. Il Han’ın sınıfı,, Çaylak Orakçı özgün bir sınıftı ama bu, kendisininkine benzer sınıflar yok demek değildi. Reta Kar’iha da aynısını düşünüyormuş gibiydi.
[Bu şekilde, bir Kaçak olsam bile her şeyin bitmeyeceğini düşündüm. Onlardan biri olmadan önce düşüncelerimi, ruhumla karışabilen gücümü kullanarak, cübbeme ve orağıma yerleştirdim. Beni öldüren bir Ölüm Tanrısı olmasa bile, benimle benzer güce sahip olacak birinin gelmesini bekledim…] (Reta)
“Aha, o yüzden mızrağı yaparken öyle bir şey oldu.”
Ama cübbedeki ve oraktaki düşünceler bir kere bile bir şey yapmamışlardı. Il Han Reta Kar’iha ile olan savaşında bütün gücünü kullanmış, mucizevi bir şekilde Çaylak Orakçı sınıfına ulaşmış ve de kadının vücudundaki en büyük düşünce parçasına ulaşabilmişti.
[Kıtada benden başkasının kalmadığını düşünsem de, böyle aptalca şeyleri yapmaktan kendimi alamadım.] (Reta)
[Aptalca olduğunu bile bile nasıl…!?] (Erta)
Tam Erta daha da öfkelenecekken Il Han umutsuzca konuştu.
“Ve böylece o Terkedilmiş Dünya, bizim Dünya’mızla temasa geçti.”
[Sonuç olarak, neyse ki bu gerçeği birisine aktarabildim.] (Reta)
[Bu doğru.] (Erta)
Erta üzüldüğü sırada köşeye sıkışmak üzereydi. Ama sonra suçu Il Han’ın üzerine yıktı.
[Böyle bir başrol olmasaydın…] (Erta)
“Eğer olmasaydım burada, bu konuşmayı dinliyor olmazdım.”
Adaletsiz gerçek yüzünden hem neşeli hem de üzgün hisseden Erta’yı sakinleştiren Il Han tekrar Reta ile konuştu.
“Ne kadar umutsuz olduğunu anlayabiliyorum ama şu an oldukça zayıfım. Yani bu kahrolası canavarlara karşı savaşacak gücüm yok.”
Evet. Durum buydu. Reta Kar’iha’nın ne kadar mutsuz ve sinirli olduğunu anlayabiliyordu ama daha o kadar güçlü değildi. Eğer üçüncü sınıf bir ejder-türüyle ölümüne dövüşse yenebilirdi belki ama sadece bu kadardı.
Il Han yeni şeyleri ve de yeni maceraları severdi. Ama ortaya hayatını koymayı da reddediyordu. Ölünün düşüncelerini sadece birer düşünce olarak kabul edip görmezden gelecekti.
[Ama Dareu çoktan Dünya ile temasa geçti. Eğer bağlantıyı yok etmezsek Dünyalı insanlar eninde sonunda ejderhalarla karşılaşmak zorunda kalacaklar.] (Reta)
Titreyen Il Han Erta ile konuştu.
“Savunma, yargıca cevap verebilir. Trol zindanında yaşananlar-“
[Bu doğru. Mühür sonsuza kadar dayanmaz ve zindanın kendisini de silemeyiz.] (Erta)
Daha sorusunu bitirmeden cevabını almıştı. İç çekti.
[Lita çoktan söyledi değil mi? İnsanlara Cennet Görevi verecekler.] (Erta)
“Ah, evet. Bu doğru.”
Lita’nın mahcup yüzünü hatırlayarak tekrardan Reta Kar’iha’ya sordu.
“Bu o kadar acil mi?”
[Elbette şu an bir sorun olmayabilir. Dareu’daki varlıkların Dünya ile iletişim yolunu bulma olasılığı oldukça düşük. Ama eğer İkinci Büyük Değişim yaşanırsa…] (Reta)
Burada durduğunda Il Han’ın düşünceleri bir süre önce Erta ile konuştukları konuya kaydı. İkinci Büyük Değişim yaşandığında yüksek seviyeli insanların düşük seviyeli zindanlara girmesi gerektiğini söylememiş miydi?
Anında fark etti. Il Han daha önce duymadığı bir şeyi duymak üzereydi.
“O zaman ne olur?”
[Dünya’daki mana yoğunluğu artar ve kısa sürede Zindan Yıkımı gerçekleşmesinin olasılığı yükselir. Onlar Dünya’ya gelebilirler.] (Erta)
“Önce Zindan Yıkımının ne olduğunu açıkla.”
Yeni isimlerden sıkılmıştı. Nasıl hissettiğini fark ettiğinde Erta hemen açıkladı.
[Zindan Yıkımı, İkinci Değişim yüzünden artar mana yoğunluğundan dolayı Yıkım Tuzağının çökmesini olayı. Eğer şanssızsak patlayabilir yani bunlar olmadan önce onu temizlemen iyi olur.] (Erta)
Bu kesinlikle daha önceden duyduğu bir şeydi. Diğer roman ve oyunlarda bile birisi bir zindanı uzun süre başıboş bıraktığında aşırı derecede fazlalaşan canavarlar kazalara sebep oluyordu.
“En başından beri onları sağlam yapamaz mısınız?”
[Çoktan söylediğim gibi, bütün zindanlar doğal olarak yıkılırlar. Yani zindanlara güvenemezsin. Zindanlar sadece olayları geciktirir.] (Erta)
Evet, Il Hna bunu sorduğunda kesinlikle söylemişti.
Kahretsin!
[Daha sağlam ve uzun süreli zindanlar yapabiliriz, ama doğal olarak, daha özel malzemeler gerekir. Cennet sonsuz bir malzeme kaynağı değil. Anlamı, onları bütün dünyalara eşit olarak dağıtamayız. Üstelik eğer güçlü Yıkım Tuzakları dağıtmaya başlarsak o zaman aşırı yüklenme yaşanır. Aşırı yüklenmeler Zindan Yıkımlarından daha da kötüler.] (Erta)
Eğer Yıkım Tuzaklarının çekim gücü çok az olursa canavarlar görmezden geliyor, eğer fazla güçlü olursa da aşırı yüklenme yaşanarak mutasyonlu türler ortaya çıkıyordu. Ve düzgün yapılmış olursa bile ne zaman patlayacağı bilinmiyordu ve düzenli olarak da temizlenmesi gerekiyordu.
“Zindan yapmasak olmaz mı?”
[Bizim için sorun yok ama insanların hepsi ölür, değil mi?] (Erta)
Doğru… Ne kadar da yorucu bir durumdu.
Il Han artık bütün durumu biliyordu. Öncelikle mühürlenen zindan hala Terkedilmiş Dünya ile bağlantıdaydı ve korkunç ejderhalar orada her yerdeydiler.
Dünya bir gün kesinlikle onlarla karşı karşıya kalacaktı.
“İkinci Değişim’in ne zaman yaşanacağını bilemez miyiz?”
[Birinci Değişim’in aksine, ikincisinin yaşanma zamanı her an gerçekleşebilir. Dünya’nın ikinci gelişimi 150 yıl sonra olarak ayarlandı ama ilk gelişimin iki ayı boyunca zaman korkunç bir şekilde değişti.] (Erta)
“Kaç yıl kaldı?”
[50 yıl.] (Erta)
“Vao!”
100 yıl iki ayda değişmişti yani basit bir hesapla geriye sadece bir ay kalmıştı.
[Öyle değil!] (Erta)
“Hey, tekrardan aklımı okuma.”
[Oldukça açık olduğundan elimde değil! Her neyse, bir ay kalmadı. Üstelik Cennet’in gücünü kullanarak zindanı mühürledik yani çabucak açılmaz.] (Erta)
Ama Erta onu inandırmaya çalıştıkça daha da endişeleniyordu. En azından endişelenmemesi gibi bir durum söz konusu değildi.
“Hızlı hareket etmekten başka çarem yok mu?”
[Terkedilmiş Dünyada, Meleğin Desteği yeteneğini kullanabilirsin. En azından 1,5 kat daha güçlü olursun.] (Erta)
“Öyle bile olsa mana kullanamadığım müddetçe dördüncü sınıfın karşısına çıkmamın imkânı yok. Belki üçüncü sınıfın karşısına çıkabilirim ama dövüş sırasında onları seçemem ya!”
[Bu…] (Reta)
Reta Kar’iha, umutsuz düşünceleriyle Il Han’ı bölerek ona cevap verdi. Sanki bu anı bekliyormuşçasına umutsuzdu.
[Sana yardım edebilirim.] (Reta)
Böyle bir durumdayken Il Han hiç düşünmeden oltaya geldi.
“…Biraz daha ayrıntılı dinleyelim mi?”
Reta Kar’iha’nın sıradaki açıklaması oldukça basitti.
Kıtasal müttefikler ve de ejderhalar arasında yaşanan savaşın son evrelerinde Reta, bütün Dareu’ya yayılmış olan elf imparatorunun büyü şeklini kontrol etmeyi başarmıştı.
Yere ayak basan bütün varlıkların ırklarını ve seviyesini görmeye yarayan ezici bir teknikti ve onu kullanan kişiye kıtada istediği yere ışınlanmasına izin veriyordu. Reta’nın bunca uzun zaman boyunca gerilla taktiğini kullanabilmesinin sebebi bu büyü şekli sayesindeydi.
[On bin yıldan daha uzun bir sürede elflere özel olarak ruhsal tekniklerle yapılmış bir büyü şekli bu. Elf olmayanlar bu şekli fark edemezler bile. Nesiller boyunca imparatorun varislerine aktarılmıştır. Ama onların hepsi öldüler ve bu kontrolü ben kazandım.] (Reta)
[Böyle ezici bir teknikleri varsa neden ejderhalara karşı kaybettiler?] (Erta)
“Herhangi bir yaşamın planlandığı gibi gittiğini gördün mü hiç?”
Il Han’ın eleştirisi Erta’nın surat atmasına ve Rerta’nın da kıkırdamasına sebep oldu. Çünkü Reta’nın söylemek istediği sözlerin aynısını söylemişti.
“O zaman, onları seçtikten sonra onları öldürebilir miyim?”
[Doğru.] (Reta)
“Ben insanım ama. Bu şekli kullanabilir miyim?”
[Benim yaşam enerjim senin içinde yattığı sürece, yeterince büyü taşın varsa yapabilirsin.] (Reta)
“Demek öyle…”
Il Han parmağını çenesine vurarak bir süre düşündü. Birçok şeyi, bir andan duymak kafasını karıştırmıştı ama yapması gereken bütün düşüncelerini düzenlemekti ve sonuç çok basitti.
Reta Kar’iha ile birlikte zindana girip, kolayları bularak onları öldürecekti. Kolay…
Ve eğer İkinci Değişim olmadan oraya ulaşırsa bu en iyisi olurdu.
“Hadi mümkün olduğunca bunu tek başımıza yapalım. Eğer çok zor olduğunu fark edersem etrafa dağılmak için fazla geç de olmaz.”
[Neden Yu Il Han? Böyle ağır bir yükü tek başına omuzlanmanı istemiyoruz. Hem bir şeyler yanlış giderse dünyada bir felaket yaşanır. Söz konusu sen bile olsan, gardiyan meleklere sahip olanlara söylemelisin.] (Erta)
“Hayır, bunu yapamam.”
Il Han gülerek cevap verdi.
Bunun iki sebebi vardı.
Öncelikle geri dönenler hala çok zayıflardı. Şu an onlara bu bilgiyi verse bile sadece gelecekteki olası savaş gücünü tehlikeye atmış olurdu. Onlara sonradan söylemeliydi.
İkinci olarak…
“Ejderhaların derisi harika olmalı, değil mi? Bu deriyi kendimden başkasının almasına izin veremem, değil mi?”
[…]
[…]
Reta Kar’iha o anda, onu öldüren kişinin büyük bir sapık olduğunu anlamıştı.
Magnec