Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

95. Bölüm Hazine Avı

Çevirmen: Harami / Editor: Harami

Şafak usul usul söküyordu, Maven yorulmaksızın Bin Yaprak Ormanı içinde koşmaya devam etti.

Tamamen kontrolsüz bir şekilde koşuyordu, elinde geçiş izni olduğu için Demir Muhafız Elflerine bile rastlasa, kolayca onların yanından geçip gidebilirdi.

Gecenin Hükümdarı’nın kutsamasını aldıktan sonra, bütün vücudundaki dolup taşan gücü hissedebiliyordu.

İstatistik puanları bir kez daha güçlenmişlerdi ve ayrıca seviyesi de 6’ya yükseldiği için bir istatistik puanı daha kazanmıştı. Maven tereddüt bile etmeden onu çevikliğe harcadı. Bu onun seçtiği yoldu. 25 çevikliğe ulaşana kadar seviye atlayarak kazandığı ekstra istatistik puanlarını çeviklikten başka bir şeye harcamayacaktı.

Bin Yaprak Ormanı aşırı büyüktü ama Maven bu bölgedeki bir çok yere aşinaydı.

Nalu’nun Kitabı’nın sayfası, hasar görmüş bile olsa, tüm Faenin’de en kolay elde edilen eserlerden biri olarak kabul edilebilirdi. Hiç bir tehlike yoktu.

‘Küçük bir elf köyünün kuzeyinde olduğunu hatırlıyorum, bir şelale vardı yakınlarında.’

‘Şelalenin oluşturduğu göletin suyu özellikle de dibi son derece soğuktu. Sadece soğuk direnci +5 ve üzerinde olanlar dalabiliyorlardı.’

‘Nalu’nun Kitabı o göletin dibindeydi.’

Güneş yavaş yavaş yükseliyordu ama bu Maven’i rahatsız etmedi.

Ama geceleri hissettiği, denizdeki balık gibi olma hissi yavaş yavaş kayboluyordu.

Gece Yürüyenler geceleri daha güçlüydüler nihayetinde. Gece Kargası gibi beceriler kilitli hale geçmişlerdi.

Ama Ebedi Gece hala kullanılabilir haldeydi, gün içinde en fazla üç kere kullanılabiliyordu.

‘Çok uzakta olmamalı, küçük bir ara verme zamanı.’

Maven durdu ve bir ağacın dibine oturdu. Boşluk kabuğunun içinden yiyecek ve içecek bir şeyler çıkarttı, enerjisini tazelemeye çalışıyordu.

Bu dinlenerek geçireceği zamanı değerlendirmek adına, büyülü silahını da eline aldı.

Yanan Hiddet.

Bu silah, Sean’ın kişisel olarak dövdüğü eğimli bir hançerdi. Birçok az bulunur ve nadir materyalin karışımından meydana gelmişti. Özellikleri dolayısıyla kesinlikle büyülü silah denmeyi hak ediyordu.

Bu eğimli hançere gerçekten de iki harika büyü iliştirilmişti!

Mistik Mermi çok yaygın olarak kullanılan, anında yapılabilen büyülerden bir tanesiydi, yapıldığında birkaç tane mistik mermi oluşturarak düşmana gönderiyordu, mermilerin sayısı kullananın zeka seviyesine bağlıydı.

Maven’in zekası baz alındığında, sadece 3 - 5 mermi yaratabilecekti ama yine de oldukça tehlikeli bir büyüydü.

Bu büyü günde üç kere kullanılabiliyordu.

Diğer büyü [Yanan Hiddet] diğerine kıyasla oldukça vahşiydi. 2. çember bir büyüydü!

Ve daha da önemlisi AoE’ydi!

Hasar gücü Ateş Tanrısı’nın Eli’nden birkaç kat daha fazlaydı. Günde sadece bir kere kullanılabiliyor bile olsa, Maven halinden oldukça memnundu.

Onun minnettar olmasının en büyük nedeni bu eğimli hançerin Sean’ın elinden çıkmış olmasıydı!

Bu büyülü silah normalde Maven’in istatistik puanı yetmediği için kullanılamamalıydı. Gücü yetersiz kalıyordu!

Bu silahın normaldeki güç gereksinimi 15’ti!

Ama Sean çok miktarda, çok nadir bulunan ve pahalı bir cevher olan [Bulut Kayası] kullanarak, silahın güç gereksinimini Maven’in kullanabileceği seviye olan, 12’ye düşmesini sağlamıştı.

O yaşlı demircinin içindeki ince tarafını bu yaptığıyla açıkça görmek mümkündü.

İşte tam o zaman Maven, kendine uyan bir silahı kendisinin dövmesinin gerektiğini anlamıştı.

Kişiyi en iyi bilen tabi ki kendisiydi.

Daha öncelerde, Ebedi Gecenin Cenneti’nden ayrıldıktan sonra bir daha demirci sınıfına dokunmayacağını düşünmüştü.

Ancak, Sean’ın bu silaha verdiği emeği ve kendisine ne kadar uyduğunu fark ettiğinde, bu konudaki fikri yavaşça değişmeye başlamıştı.

Belki de demirci sınıfı, düşündüğü kadar yavan ve kullanışsız bir sınıf değildi.

…

Maven’i biraz üzen tek şey kullandığı Çift Silahla Dövüşme tekniğiydi, sağ ve sol elindeki hançerlerin, ağırlık ve uzunluk bakımından birbirlerine eşit olmaları gerekiyordu.

Çift Silahla Dövüşme tekniğini kullanan sıradan bir insanın her ne kadar sağ eli sol elinden biraz daha güçlü olsa da, eğer silahların boyutları ve ağırlıkları eşit olmazsa, saldırıların koordinasyonunu bozabilirdi.

Tabi ki saldırı ritmindeki rastgele değişiklikler rakibi hazırlıksız yakalama konusunda yardımcı da olabilirdi ama burada ana konu hala nasıl kullanılacağıydı. Dengesiz bir ritim yarardan çok zarar getirebilirdi.

Üzerine bir süre daha düşündükten sonra, Yanan Hiddet’i de Yalıçapkını Yeşim Hançer gibi beline asmaya karar verdi.

Yoluna devam ederken Dişleri kullanmaya devam edecekti ve mücadele esnasında hançerleri değiştirmek onun için zor bir şey değildi.

Kendini silaha biraz daha aşina bir hale getirdikten sonra, Maven yolculuğuna kaldığı yerden devam etti. Kısa bir süre sonra o tanıdık elf köyüne vardı.

…

Bu köy Bin Yaprak Ormanı’nın kuzeyinde yer alıyordu.

İçinde yaşayan yaklaşık 200 kişi vardı ve hepsi de saf orman elfleriydiler.

Köyün kendine ait bir muhafız birliği vardı ama bu insanlar güçlü değillerdi. En güçlüleri Demir Muhafız Elfleri’ne katılmak üzere merkeze çağırılmışlardı.

Bu güçlülerin merkeze çağrılarak Demir Muhafız Elfleri’ne katılması işi, her ne kadar Bin Yaprak Ormanı’nı korumak için olsa bile, elfler arasında bir gücenmeye neden oluyordu.

Büyük Elf Kralı’nın gücü ve karizması olmasa bu durum çoktan geri dönüşü olmayan bir noktaya kadar ulaşmış, Bin Yaprak Ormanı’nı kaosa sürüklemişti.

Maven köye girdiğinde sadece bir düzine genç elf gördü. Köyün bir çok sakini yaşlı ya da çocuktu.

Burası oldukça sıradan bir elf köyüydü.

Tecrit bir şekilde, huzurlu ve uyumlu bir hayat sürüyorlardı. Köyün dışında mısır ve muz tarlaları vardı, mahsuller orman elflerine uzun süre yetecek kadar var gibi görünüyordu.

Belki de insanlarla çok nadir karşılaştıkları için, bir çok elf çocuk korkusuzca Maven’in etrafına üşüştü. Acemice yaygın dili konuşarak Maven’e sorular sordular.

Maven çocukları çok seviyordu. Boşluk kabuğundan birkaç atıştırmalık çıkartarak onları çocuklar arasında paylaştırdı. Maven’in o çıkarttığı atıştırmalıklar insan dünyasından geliyordu, Bin Yaprak Ormanı’nda onları bulmak mümkün değildi.

Çocuklar ilgilerini çeken şeyleri seçerek aldılar ve Maven’in etrafını daha da sıkı sardılar, neredeyse Maven hareket edemeyecek hale gelmişti.

Çocukluk evrelerindeki elfler dünya hakkında çok meraklıydılar. Büyüdükçe bu merak yavaş yavaş ortadan kayboluyordu. Bir çok elf kendi halinde yaşayan bireyler olup çıkıyorlardı.

Ve köydeki gençler de oldukça dikkatliydiler ama Maven onlara geçiş iznini gösterdiğinde, köydeki gençler ve yaşlılar rahatladılar.

O geçiş iznine sahip olan çok fazla insan yoktu ve sahip olanlar da orman elfleriyle müttefiktiler, onlardan zarar gelmezdi.

Kısa süre sonra Maven için sıcak bir karşılama yapıldı, bu karşılama özellikle Nehir Kıyısı Şehri’nden getirdiği hediyelik eşyaları ortaya çıkarttıktan sonra oldu. O eşyalar çok değerli değillerdi ama bu tecrit halde yaşayan elfler, özellikle de elf çocuklar için olağanüstü bir değişiklikti.

Maven köyde bir süre oyalandıktan sonra, köyün şefine kuzeydeki şelale hakkında sorular sordu.

Beklediği gibi köyün yaşlı şefi ona şelalenin tam olarak nerede olduğunu tarif etti.

Bir de Maven’i uyardı, “Genç adam, şelale oldukça güzel olsa da, suyu buz kadar soğuktur. Ne olursa olsun suya girmemeye çalış.”

Maven onayladı, yaşlı şefe teşekkür ettikten sonra, etrafını saran elf çocukların arasından zorlukla çıkarak yalnız başına kuzeye doğru ilerlemeye başladı.

Yarım saat sonra şelaleyi buldu. Şelaleyi akış yönüne doğru kısa bir süre takip ettiğinde de şelalenin oluşturduğu etrafa soğuk hava yayan havuza vardı.

Havuzun etrafında, muhtemelen çok soğuk olduğundan kaynaklı tek bir ot bile bitmemişti.

Maven suya yaklaştı, yaklaştıkça üşümeye başladığını hissetti, suyun yüzeyinden soğuk hava dalgaları yayılıyordu.

‘Neyse ki hazırlıklı geldim.’

Etrafına baktı ve kimse olmadığını gördü. Sakin bir şekilde mavi renkli bir ilacı çıkarttı ve içti!

[Kısa Süreli Soğuk Direnci İksiri]!

Bu ona geçici olarak +8 soğuk direnci kazandırıyordu. Etkisi oldukça inanılmazdı ama süresi de çok kısaydı, sadece 3 dakika!

Bu iksir Maven’in Hathaway’den istediği şeylerden bir tanesiydi. Hathaway buna değeceğini tahmin ettiği için Maven’e iksiri direk olarak vermişti.

Aslında bu iksir oldukça değerliydi. Ejderha Kuvveti kadar değerli olmasa bile, pazarda oldukça iyi bir fiyata satılabilirdi.

Maven içmeyi bitirdikten sonra, gecikmeye cesaret edemeyerek aceleyle havuza atladı!

Yüzme becerisi gayet iyiydi, havuzun dibi oldukça derinde olmasına ve alanının geniş olmasına rağmen, Maven yaklaşık olarak aradığı şeyin nerede olduğunu biliyordu. İki başarısız denemeden sonra, çamurun içine sıkışmış olan hazine sandığını çıkartmayı başardı.

“Çatırtı!”

Maven sırılsıklam bir haldeydi ve titriyordu, küçük sandığı çekerek sudan çıkarttı.

O soğuk direnci iksiri onun hiç üşümemesini sağlayan bir ilaç değildi. Sadece donmasını engelliyordu.

Neyse ki yakın bir yerde ufak bir mağara vardı. Maven direk olarak mağaraya gitti, kıyafetlerini çıkarttı ve bir ateş yaktı.

Isındıktan sonra, sıra sandıkla ilgilenmeye gelmişti. Sandığı koruyan kilit yıllardır suyun altında kalmaktan ötürü yıpranmıştı ve Maven basitçe kilidi çekerek kırdı.

İçinde bir parşömen yatıyordu, yanında da insan derisinden bir maske vardı!