Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

99. Bölüm Kaçınılmaz Kader

Çevirmen: Aladeas / Editor: T4icho

 

Beklendiği gibi kızın kokusunda hafif bir tazelik vardı, güneş ışığı altındaki çam ağacının havaya karışmış kokusu gibiydi. Qianye kokuyu gerçekten beğendi.

Nedenini bilmiyordu ama kelime ağzından çıkıverdi, "Otur!"

Kız biraz paniklemiş gibi görünüyordu ama reddetmedi, mücadele etmedi ve sadece başını çevirerek bar tezgâhına baktı.

Tezgâhın arkasında içecekleri karıştıran adam kıza sert bir bakış yolladı, başını şiddetli bir şekilde yukarı aşağı salladıktan sonra çevirip elindeki içki şişesine baktı.

Qianye de tüm bunları görmüştü. Pek düşünmeye gerek duymadan bunun nereye gittiğini anlayabilirdi.

"Bir şişe daha," dedi. Parmak uçlarından bir gümüş uçtu ve bir parabol çizerek bar tezgâhına indi. Sonra şişenin ağzında dönerek gümüş ışıklı bir yuvarlak çizdi.

Bar sahibinin yanak kasları anında art arda seğirdi. Bu numara sadece teknik değil, oldukça zengin bir köken gücü de gerektiriyordu.

Arkasına dönüp güçlü bir alkol şişesi çıkarıp açtı ve fırlattı. Şişe yuvarlanarak kalabalığı geçti ve Qianye'nin masasına indi. Tüm bu uçuş sürecinde şişedeki alkolden bir damla bile dışarı çıkmamıştı. Bu numara da oldukça iyiydi, ama Qianye'ninkiyle yarışamazdı.

Hala biraz önceki kaskatı kesilişinin etkisinde olan kız yüzüne bir gülümseme koymak için elinden geleni yaptıktan sonra oturdu. İlk olarak Qianye'nin bardağına içki doldurdu, sonra onunla birlikte içti ve sonunda vücudunu yumuşatarak yavaşça Qianye'ye doğru yaslandı. Barda her şey çok doğaldı. Gürültüler insanların hiç istemeseler de birbirlerine yaslanmalarına neden oluyordu, yoksa birbirlerinin ne dediklerini duymalarına imkân yoktu.

Qianye ilk bardaktan itibaren garip bir çakırkeyifliğe girdi. Bu his onu bir hayli rahatlattı. Kasılmış sinirleri kendilerini tamamen gevşetti. Baştaki cansız ve sert his güneşli bir bahar günündeki bir kar tanesi gibi ortadan kayboldu. Kızın ona yaslanan vücudu bir hayli sıcaktı, ciltlerinin her dokunuşuyla kuvvetli bir esneklik hissedebiliyordu. Kokusu Qianye'nin iyice rahatlamasını sağlamıştı. Yavaş yavaş, aldığı her nefes bu yenileyici aromayla dolmaya başlamıştı.

Doğal olarak arzular da yüzeye çıkıyordu.

Qianye söylediği her şeyin kalbinin arzularını takip ettiğini hissediyordu. Bu da onlardan biriydi. "Benimle gelmek ister misin?"

Etanol kesinlikle büyülü bir şeydi.

Kızın ne düşündüğünü anlamak zordu, aniden kızardı, sonra pek fark edilemeyecek şekilde başıyla onayladı.

Qianye de oyalanmayarak kızı doğrudan bardan çıkardı. Ama tüm bu olan bitenler boyunca iki çift gözün ona baktığını fark etmemişti. Yarı sarhoşken pek çok şeyi görmezden geliyordu ve sadece içgüdüleri hala netti, tehlike ve öldürme arzusuna yönelik hislerini sürdürüyordu.

Köşedeki küçük bir masada Yu Yingnan ve İhtiyar 2 oturuyorlardı.

Yu Yingnan'ın yüzünde yeni bir yara vardı. Bu Qianye'nin kurduğu iki tuzağın sebep olduğu şaheserdi. Bu avcı başta zaten keyifli değilken bundan ötürü daha da mutsuzlaşmıştı. Bu yüzden geri dönüp İhtiyar 2'yi hiç gecikmeden içmeye sürüklemişti.

Belki bu o sözde, kaçınılmaz kaderdi. Bir şekilde aynı bara gitmiş ve Qianye'yi görmüşlerdi. Yu Yingnan gidip onu selamlamamıştı, çünkü masada tanıdık olmayan genç bir kız vardı. Hatta uysallığına rağmen biraz utangaç olan bu kız Qianye'ye oldukça yakınlaşmıştı.

İhtiyar 2 gitmek istemiş, ama Yu Yingnan onu zorla içeri sokmuş ve ücra bir köşeye oturmuştu.

Qianye gereksiz bir şey yapmamış ve sadece kendini alkole boğmuş, arada bir boş boş etrafına bakmıştı. Yu Yingnan onun bakışlarının birkaç kez kendisine doğru geldiğini bile hissetmişti, ama Qianye'nin ifadesi biraz bile değişmemiş ve onu fark etmeden bakışlarını çevirmişti.

Sonunda Qianye'nin kalkıp gittiğini, kızı da yanında götürdüğünü gördü. Kalabalık ve gürültülü salonu geçtiler. Gencin ince ve uzun fiziği gerçekten güçle doluydu ve sol kolu yükselip kalabalığı hafifçe delerken gençlikle dolu küçük, narin silüet gencin kolunu sıkı sıkı, güvenebileceği ve bel bağlayabileceği tek şeymiş gibi tutmuştu. Çok geçmeden iki figür loş sokakta kayboldu. Gecenin bitmesine hala uzun süre vardı.

Yu Yingnan sert likörle dolu bardağını tek seferde boşalttı, sessizce tekrar doldurdu ve tek bir damlayı bile boşa harcamayarak onu da midesine indirdi. Üçüncü bardağı doldurmak üzereyken İhtiyar 2 ellerine bastırdı.

"Erkekler böyle işte." Yu Yingnan beklenmedik derecede sakindi.

"Bu büyük bir şey değil." İhtiyar 2 konuşup Yu Yingnan'dan bardağı aldı, ağzına götürdü. Tatmin olmuş bir şekilde nefes verirken devam etti, "Tadı fena değilmiş."

Güçlü likörün bir bardağının ardından İhtiyar 2'nin keyfi oldukça yerine gelmişti, "Erkekler, bilirsin ya, arada bir düşünmeden hareket ederler, özellikle çok içtiklerinde. Yarın kendine geldiğinde kesinlikle artık o küçük kıza bakmayacaktır. Tsk tsk, ne göğsü var ne kalçası, ne alakaysa bu kız!"

"Sence Qianye çok mu içmiş?"

"E herhalde! Ona bir baksana."

Yu Yingnan gülümsedi. Gülümsemesinde biraz acılık ve alay vardı. Sadece birkaç şişenin Qianye'yi sarhoş edebileceğine ne olursa olsun inanmazdı.

İhtiyar 2'nin ellerinden boş bardağı geri aldı, sonra yarısını doldurup yavaşça yudumlamaya başladı. Bir yandan da çeşitli kadınların bellerini ve altlarını tüm güçleriyle sallayışını izliyordu.

Qianye Gökyüzü Yılanı'nın atışını onu kurtarmak için vücuduyla karşılamış, ama onu yatağa götürmeyi hiç düşünmemişti.

"Düşündüğüm gibi, hiçbir erkek benim gibi bir kadını istemiyor..."

Qianye doğal olarak Yu Yingnan'ın yerine gitmedi, bunun yerine içgüdülerini takip ederek o küçük eve döndü. İçerisi oldukça temizdi. Bir kargaşa yoktu, yatak bile oldukça düzgündü. 

Kollarını sallamasıyla birlikte kız bir tüy gibi yumuşakça yatağın üstüne düşerken kendini de hızla aşağı çekti. Beyaz cildinde biraz kül rengi vardı, kan rengi eksikti. Ama genç yaşına tam olarak uygun bir pürüzsüzlük ve sıkılık taşıyordu, cildi dokununca bir ipek demetini okşuyormuş gibi hissettiriyordu.

Tatminliğin ve rahatlamanın yarım saniyesi bile Qianye'nin inanılmaz hoşnut olmasını sağladı. Özellikle bir şey yapmamasına rağmen gelen tatminlik onun başını döndürmüştü adeta! Bu zevk, enerjisi yorgunken kanın verdiği lezzetle kıyaslanabilirdi!

Qianye gözlerini sıkıca kapattı, eylemlerine sadece içgüdüleri rehberlik ediyordu. Tüm dünya ve yıldızlar dönüp duruyormuş gibiydi, baştan sona kadar çam ağacı kokusu tüm hislerini doldurmuştu. Kızın hafif inlemeleri ise yumuşak bir şarkı gibiydi, bazen yüksek, bazen kısık seslilerdi.

Hoşnutluk köken gücü gelgitleri gibiydi, art arda birikiyordu ve sonunda sınırları kırıp geçecekleri zamana ulaşmışlardı! Hayal gücünü bile aşan bir zevk öfkeli bir gelgit gibi hızlanırken Qianye'nin bilincinin son zerresi de dalgaların altında kaldı.

Dişlerinin arasında aniden ılık, tatlı ve güzel bir sıvı belirdi, kızın tatlı kokusunu içinde barındırıyordu!

Qianye aniden gözlerini açtı!

Gerçekten de kızın boynunu ısırmıştı ve ağzına ufak bir kan girmişti. Bir anda alarma geçti ve aniden kızın üstünden sıçradı.

"Dur!" Qianye tıpkı onun gibi paniklemiş ve korkmuş kızı bastırırken boynundaki yaraya baktı. Neyse ki oldukça sığ olduğu söylenebilirdi. Sadece cildinin yüzeyi biraz zarar görmüş ve atar damar etkilenmemişti. Dahası, Qianye şoktan çıktığı anda içgüdüsel olarak kan enerjisini tutmuş ve karanlığın kanı onu kirletme şansını yakalayamamıştı.

Soğuk terler tüm vücudunu sararken oldukça şanslı olduğunu hissetti. Hemen yataktan indi, tıbbi eşyalarını toparlayıp kızın yarasını iyileştirdi ve sardı.

Tüm bunlar yaşanırken kız sadece kollarını etrafına sarmış, titremiş ve Qianye'nin ne isterse yapmasına izin vermişti.

Yaraları iyileştirilirken Qianye bu gece olanları düşünmüş ve ne diyebileceğini gerçekten bilememişti. Ama çoktan olup bittiğinden artık ne düşündüğü fark etmezdi. Ayrıca kızın kokusu onu büyük ölçüde cezbetmişti. Ona da bunu bulaştırmadığı için şanslıydı. Aksi takdirde, kan enerjisi vücuduna girmiş olsa da bunun bir Sarılış mı, yoksa basit bir bulaşma mı olacağını bilmiyordu.

Qianye kızın giysilerini alıp etrafına geçirdi ve nazikçe sordu, "Korktun mu?"

Ancak Qianye'nin nazik sesini duyduktan sonra kız başını kaldırmaya cüret edebildi. Qianye'den gözünü kaçırmıyordu. Bir anlığına sanki ona vurulmuş gibi bile göründü. Qianye'nin yüzü ve vücudu, kılık değiştirmediği zamanlarda Karakan Şehri'nin göklerindeki yıldızlar gibi baş döndürücüydü.

Kız sessizce giysilerini giydi.

Qianye masanın yanına yürüdü, sonra yatağa döndü, ellerinde bir para kesesi tutuyordu. Kesenin içindekileri şakırtılar eşliğinde avucuna döktü ve bir düzine kadar gümüşü kıza uzattı, "Bunlar senin."

Kız bir hayli şok oldu, vücudu geri çekilmişti. Mırıldandı. "Ç-Çok fazla."

Bir bar kızı ıradan müşterilerle bir gece geçirirse en genelde bir gümüş kazanabilirdi. Oldukça meşhur birkaç kızın sık gelen misafirlerden iki gümüş aldığı da olurdu. Qianye'nin verdiği normal fiyatın on katından fazlaydı.

Qianye kızın elini kavrayıp açtı. Elini gevşetirken gümüş paralar çan sesleri gibi kızın avucuna düştü. Gülümsedi, "Al, hak ettin."

"Ayrıca kokunu da çok sevdim." Qianye ekledi.

Kız istemsizce gümüşleri sıkı sıkı tuttu, küçük yüzünde rahatlamayla karışık bir korku vardı.

"Sorun nedir?" Qianye sordu.

"Ben... Senin bir kan emici olduğunu düşünmüştüm. Korkuttun beni." Kız hafifçe göğsüne dokunurken bir nefes verdi. Qianye ona böyle fazla gümüş verdiğine göre bir kan emici olamazdı.

Halkın karanlık ırklara yönelik anlayışı oldukça sınırlıydı. Sadece onlardan birine yakınlaşmanın bile bir kan esiri olmaya yol açacağı gibi abartılı söylentiler vardı. Aynı zamanda vampirlerin gümüşe dokunamayacağı gibi cahilce, bilgisiz söylentilere inanıyorlardı. Aslında gümüş vampir vücudu için bir tür zehirdi ve doğal olarak bu zehir için direnci artırmak ya da onu dindirmek için yollar vardı. Qianye'nin vücudu kademe olarak yükseldiğinde artık açık yaraları gümüşe temas etmediği sürece sıradan gümüşten korkmuyordu. İmparatorluk gümüşlerinin gümüş oranının oldukça az olduğundan söz etmeye gerek bile yoktu.

Qianye gülümsedi ve bu meseleyi uzatmadı. Bunun yerine sordu, "İlk defa mı bir müşteriyle dışarı çıktın?"

Kızın yüzü bir anda kızardı. Bir süre sonra sadece hafifçe başını yukarı aşağı salladı. "Paraya ihtiyacım var, ama aynı zamanda... Senden ötürü."

Qianye biraz düşündü ve para kesesini salladı ve bir altın en iç kısımdan dışarı yuvarlandı. Onu direkt kızın eline bastırdı, "Bu senin. Gelecekte çok gerekmedikçe artık müşterilerle dışarı çıkma."

Ama kız yumruğunu sıktı ve parayı almadı, başını kaldırıp Qianye'ye baktı. Cesaretini toparladı ve sordu, "O halde beni bulmaya tekrar gelecek misin?"

Qianye gülümsedi, "Buradan yakında ayrılacağım ve tekrar dönemeyebilirim."

Kız başını eğerken kısık bir sesle konuştu, "O zaman bu altını istemiyorum. Bunlar yeter. Bara tekrar gitmeyeceğim. Muhtemelen bir otel görevlisi falan olabilirim."

Qianye kızın eline altını yerleştirdi, "Sorun olmayacaksa, gelecekte vaktin oldukça gelip bu binayı temizleme yardım edebilirsin. Bu altını seni bir yıl işe almam gibi düşün. Bir yıl sonra gelmezsem, artık burayı temizlemene gerek yok demektir. Bu yerle ne istiyorsan yapabilirsin."

"Savaşta ölecek misin?"

Kız aniden Qianye'nin beklentileri dışındaki bir soru sordu.

Qianye bunu ciddiyetle düşündü ve nazik bir tavırla konuştu. "Ben bir savaşçıyım. Karanlık ırklarla savaşmak her insan savaşçının sorumluluğudur. Bir savaşçı olarak savaşta ölmek kaderimin doğasında var, bundan kaçamam."

Kız bir anda Qianye'ye sarıldı ve dudaklarına bir öpücük kondurdu. Sonra konuştu, "Elimden pek bir şey gelmez, ama eğer... Eğer Karakan Şehri'ne tekrar gelecek olursan, bu yer kesinlikle temiz olacak!"

Konuşmayı bitirdiği gibi kız dışarı koşup gecenin perdesinde kayboldu.

Qianye birkaç dakika sessizce oturdu, sonra bir şey hatırladı. Silahını aldı ve kızın peşine takıldı.