Bizimle oynamak istiyorlarsa oynarız bebeğim
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
74. Bölüm Ödül
"Qianye!" Yu Yingnan Qianye'yi görünce anında şaşırdı ve neşelendi.
"Ne bu hal?" Qianye kızın giysilerine bakıp sordu.
Yu Yingnan dişlerini sıktı, "O Gökyüzü Yılanı Çetesi piçleriyle savaşacağım!"
Qianye çaresizce gülümsedi, "Sadece hayatını çöpe atmış olursun."
"Ölümden korkmuyorum." Yu Yingnan soğukça konuştu.
"Ama hepimiz senin güzelce yaşamanı istiyoruz."
Bunu duyunca, Yu Yingnan tarifsiz bir gerginlikle doldu. Qianye'ye doğrudan bakamadı ve bakışlarını kenara kaçırdı.
Qianye elindeki pompalıyı kavrayıp süzdü. "Bu pompalı tüfek oldukça güçlüymüş, harika. Sorun olmazsa birkaç günlüğüne bana verir misin?"
"Ne yapmayı-"
Yu Yingnan cümlesinin yarısını tamamlamıştı ki, Qianye bir parmağıyla ağzını kapattı.
"Bu benim savaşım ve beni bağlayan bir şey olmadığından istediğim her şeyi yapabilirim, ama senin durumun farklı! Hala dostlarının ailelerini koruman ve onlarla ilgilenmen gerekiyor. Ölürsen onlara ne olur? Genç kardeşine ne olur?" Konuşmayı bitirdiğinde Qianye pompalı mermilerinin bulunduğu çantayı çıkarıp kendi omuzuna taktı. Sonra arkasını dönüp dışarı yöneldi.
"Bekle!" Yu Yingnan Qianye'yi durdurup bir mermi kutusunu ellerine tutuşturdu, "Burada üç köken mermisi var. Elimdekilerin hepsi bu, ama derhal sana destek sağlayacak birini bulacağım."
"Yalnız olmayı tercih ederim. Ayrıca, gerçekten benim için bir şey yapmaman daha iyi. Bunun için sağ ol!" Qianye köken kutusunu sallayıp gecenin içine daldı.
Qianye'nin sırtına bakarken Yu Yingnan, hayatında ilk defa kaybolmuş gibi hissetti.
Gidip ona yardım etmesi mi, yoksa sözlerini dinleyip hiçbir şey yapmaması mı gerektiğini bilmiyordu. Gökyüzü Yılanı'nın onu izlemesi için bir sürü adam gönderdiğinden emindi. Belki Qianye'nin ima ettiği şey buydu.
Qianye karanlık perdesinin hakim olduğu gökyüzünün altında yavaşça koşmaya başladı. Sokaklardan, küçük barakalardan, dar yerlerden geçti. Sonunda aniden yönünü değiştirip hızlandı ve Gökyüzü Yılanı Çetesi'nin gözlerini geride bırakıp evine döndü. İyi bir uyku çekti.
Belki de Gökyüzü Yılanı Çetesi'nin üyeleri Qianye'nin hakikaten eve dönmeye cüret edeceğini hiç düşünmediğinden evini kontrol etmek için bir kişi bile göndermeyip Qianye'nin tüm gece sorunsuzca uyumasına izin verdiler.
Alarmlı saat altıyı gösterdiğinde Qianye'nin yanında gürültülü bir zil sesi başladı ve onu uyandırdı. Qianye saate baktı ve gerçekten de iyi bir uyku çektiğini fark ederek oldukça şaşırdı, hiçbir şey onu rahatsız etmemişti. Şu an tamamen dinlenmiş ve birkaç gün art arda avlanabilecek yalnız bir kurt gibiydi.
Kısaca odayı toparladı ve pencereden kayıp mutfakla duvarlar arasındaki ince bir geçide ulaşmadan önce yüzüne bir bıyık bile yerleştirdi.
Tam pencereden çıktığında ön kapı tekmelendi. Biri tiz bir sesle konuştu, "İçeriyi kontrol edin! O küçük piçin kaçmasına izin vermeyin!"
Qianye çok geç gelmiş o çığlığa doğru başını iki yana sallayıp duvarlın üstünden sıçradı ve Karakan Şehri'nin ışıksız sabahında kayboldu.
Karakan Şehri sokakları dört Daimi Enerji Kulesi'nin etrafında şekillenmiş koca bir şehirdi. Gökyüzü karmaşık boru ve ağlarla kaplıydı ve sokakları bir labirent gibiydi. Batı ve kuzey bölgelerinde asil ve seferi güçlerin yaşadığı yerler vardı, yani temiz ve toplu sayılabilirlerdi. Bir diğer taraftan güney ve doğu bölgeleri gecekondularla doluydu ve her tarafında çeteler vardı.
Gökyüzü Yılanı Çetesi'nin on binden fazla üyesi olsa da, güney bölgesinin sokaklarının üçte birini kontrol ediyor olsalar da, böyle bir çevrede istedikleri gibi hareket edemezlerdi. Dün gece Avcılar Evi'nden çekilmelerinin ardından tüm şehir kapılarına ve büyük sokaklara ajanlarını yerleştirmişlerdi. Gökyüzü Yılanı Qianye'nin direnişini umursamıyordu bile. Ancak avcılar izlerini gizlemekte iyiydi ve ihmalkârlıkları Qianye'nin onlar fark etmeden şehirden çıkmasına neden olursa, onu tekrar bulmak için birkaç kat fazla çaba sarf etmeleri gerekecekti.
Çok geçmeden karanlık ve eski bir barda Qianye bir köşeye oturmuştu, yüzü tamamen gölgeler içindeydi.
Alt tabakadaki insanlar en çok böyle küçük barları severdi. Küçük olabilirlerdi ama içeride, alkol ve kadın gibi aradıkları her şey olurdu. En önemlisi, fiyatlar düşüktü.
Sadece birkaç düzine bakırla evde damıtılmış, koca bir bardak dolusu pirinç şarabı içebilir ve tüm gün oturabilirlerdi. Gün boyu boş boş dolaşan işsizler buraya toplanıp zaman geçirmek için diğerlerine kadeh kaldırmaktan hoşlanırdı. Aynı zamanda ertesi gün çalışabilecekleri bir yer olup olmadığını kontrol ederlerdi. Bu nedenle bu yerler her türlü haber ve söylentinin toplanma noktasıydı. Çoğu haber böyle yerlere hızlıca girerdi.
Hava ucuz tütün, parfüm, taze pişirilmiş yemek ve her türden garip kokuyla doluydu. Ayrıca etrafta bir yaygara vardı. Qianye gözlerini kapatıp sabırla Savaşçı Tertibi'yle bağlantı kurdu.
Akşam karanlığı geldiğinde, Qianye'nin kulaklarına ihtiyacı olan haber ulaştı.
"Hey! Beyler, fena şeyler oluyor! Gökyüzü Yılanı Çetesi bir yıldızlı, Qianye isimli bir avcının başına ödül koydu! Kafasını getirene yüz altın vereceklermiş! İzi hakkında düzgün bilgi verenlere de on altın verilecekmiş!"
"Tanrım, yüz altın mı?!"
Bu sayı tüm barın kaynamaya başlamasına neden oldu. Bu miktar buradakilerin çoğunun hayal gücünü aşıyordu. Buradaki kimse böyle bir para ellerinde olsa bile onu nasıl harcayabileceğini bilmiyordu, bu nedenle barın yan tarafındaki biri ortaya paranın nasıl harcanacağına dair bir öneri attı. Ancak bu fikirlerin sahibi de bu kadar parayı nasıl harcayacağını bilmediğinden sohbetleri hemen iki taraf arasındaki bir tartışmaya dönüştü. Hiç kazanmadıkları altınlar için hararetli bir tartışmaya girdiler.
Kaosun ortasında Qianye sessizce bardan ayrıldı. Başını kaldırıp aysız, yıldızlı gökyüzüne baktı. Dudaklarında ufak bir gülümseme vardı.
Başına ödül mü konmuştu? Qianye tam olarak bunu bekliyordu.
Gökyüzü Yılanı Çetesi'nin, izini bir gün boyunca bulamayınca biraz endişe ettiği barizdi. Ancak Qianye'nin şehirden çıkmadığından da eminlerdi, böyle yüksek bir ödül koymalarının sebebi ise şehirde rahat etmesini engellemekti.
Ancak bu ödül Qianye için bambaşka bir anlama sahipti. Şimdi savaşta kendini kaybetmek için güçlü bir sebebi vardı.
Tek başına Gökyüzü Yılanı Çetesi ihtiyatına değmezdi. Gökyüzü Yılanı'nın destek almadan çetesini Karakan Şehri'ndeki en büyük üçüncü organizasyon yapmasının imkânı yoktu, yani gölgelerde onu destekleyen birileri olmalıydı. İhtiyar 2 belki Avcılar Evi'nden Gökyüzü Yılanı'nı kovabilirdi, ama arkasındaki güçlü kişiyi durdurma ihtimali belli değildi.
Ancak, şimdi savaş sadece Qianye'yle Gökyüzü Yılanı Çetesi arasında değildi.
Qianye labirentvari sokaklarda amaçsızca yürümeye başladı.
Küçük bir sokaktan geçerken Gökyüzü Yılanı Çetesi'nin bir grubu yan taraftan gelmeye başladı. Qianye hemen adımlarını durdurup sabırla bekledi. O kişiler oracıkta dondu, Qianye'nin yüzünü net bir şekilde gördüklerinde gözlerine inanamadılar!
"Bu o mu?" Biri tereddütle sordu.
Grup liderine benzeyen kişi ise yüksek sesle bağırdı, "Elbette o! Ne bekliyorsunuz? Gidip kellesini alın!"
Birkaç işi hançer ve bıçaklarını çıkarıp kükreyerek Qianye'ye doğru koşmaya başladı!
İki gümbürtüyle birlikte iki çete üyesi felaket bir duruma girdi. Yakın menzilde bir pompalı tüfeğin gücü neredeyse durdurulamazdı.
Qianye'nin figürü parıldadı, iki mermi kovanı avucuna düşerken saldırılardan kaçındı. Sakince mermilerini silaha doldururken küçük bir kuş gibi çevikti. Mermileri doldurmayı bitirdikten sonra namludan iki uzun alev dili çıkarak iki kişiyi ateşli ölümlerin içine yolladı.
Qianye yine sakince silah sürgüsünü açtı ve kovanları çıkardı, mermileri doldurdu ve duruşunu sürdürdü. Sonra son iki üyeye nişan aldı.
Namlunun tehdidi altında iki üye rüzgârdaki yapraklar gibi titremeye başlamıştı. Bir anda dizlerinin üstüne çöküp merhamet dilenmeye başladılar.
Qianye kayıtsızca konuştu, "Altın kazanmak o kadar basit değil, değil mi?"
Gökyüzü Yılanı Çetesi üyeleri birbirlerine baktı, bu sorunun cevabından emin değillerdi. Beyinlerinde biraz da olsa zekâ vardı, bu yüzden bu soruya yanlış bir cevap vermenin anında ölmelerine neden olabileceğini biliyorlardı.
Qianye yavaşça pompalı tüfeğini kılıfına koydu ve konuştu, "Çetenize bu mesajı götürün. Bugünden itibaren, sokaklarda devriye gezmeye cüret eden tüm Gökyüzü Yılanı Çetesi üyelerini geberteceğim! Şimdi kaybolun!"
İki çete üyesi tavuklar gibi anında kaçtılar.
Karakan şehri gece bile oldukça canlıydı. Gün ışığı göremeyen bazı dükkânlar hayatlarını böyle yaşıyordu. Hiç uyumayan bu şehirde gelir elde etmenin bir yolu her zaman olurdu.
Qianye dolaşmaya devam etti ve birkaç çete üyesi grubuyla daha karşılaştı. Bıyığı görünüşünü hiç değiştirmediğinden her seferinde tanınıyordu.
Sonraki gece, Gökyüzü Yılanı Çetesi üyeleri yüz altınlık ödül için çılgınca ne kadar şeyi yapabileceklerini gösterdi. Qianye de onlara bir Kızıl Akrep askerinin normal bir insandan ne kadar farklı olduğunu öğretti.
Karanlık sokaklarda arada bir atış sesleri duyuluyordu. Karmaşık ve düzensiz atışlar Gökyüzü Yılanı Çetesi'ne aitken, istikrarlı ve düzeni atışlar Qianye'nindi. Pompalı tüfeğin koca bir davulun sesine benzeyen eşsiz bir tınısı vardı, bu davul sesleri tekrar tekrar çete üyelerinin kalbinde yankılanıyordu. Her yankılandığında bir can alıyordu.
Qianye daha ne olduğunu anlamadan tekrar Siyah Bakır Sokağı'na varmıştı.
Yakınlarda A1 Silahları dükkânının üstündeki tabela koyu bir yeşille parıldıyordu.
Qianye kapıyı itip girdi. İhtiyar, A1 tezgâhının arkasında silah parçalarını temizlemeye devam ediyordu, kafasını kaldırmaya bile zahmet etmedi.
Qianye tezgâha yaslanıp bir sigara yaktı. "Geri geldim."
İhtiyar başını kaldırıp Qianye'yi göründe ifadesi anında değişti ve her zamanki gizemli elit görüntüsü yok oldu.
"Şimdiden söyleyeyim, satılan malları geri almam!" Adam şiddetle konuştu.
Qianye sigarayı uzattı, "Sana İhtiyar 1 mi demeliyim?"
İhtiyar 1 Qianye'nin verdiği nefesteki dumanı kokladı ve biraz şaşırdı, "Bu askeri tarzdaki uyarıcılarla mı karıştırılmış? Bir bakayım. Tanrım, bunlar elit birliklere ait! Böyle bir şey elde ettiğine inanamıyorum!"
İhtiyar 1 hemen sigaradan bir nefes aldı. Nefesini tuttu ve uzun süre sonra, yüzü hafifçe kızarırken bir iç çekti. "Ne güzel bir tat! Uzun süredir böyle bir şey görmemiştim."
Qianye hiçbir şey söylemedi. Basitçe sigara paketini İhtiyar 1'in önüne itti.
İhtiyar 1 bir anlığına tereddüt etti ve sonunda paketi aldı, "Sattığım malları ne olursa olsun geri almam!"
"Bu Pusucu'yu sevdim. Onu geri vermeyi düşünmüyorum."
Magnec