Napıyon lan desturrrr ??
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
65. Bölüm Avcılar
Qianye büyük bir bardakla hafif bira istemişti, ama Yu Yingnan'ın önünde iki büyük şişe damıtma arpa likörü vardı. İsminden de anlaşılacağı üzere arpa taneleri kullanılarak üretilen bir likör çeşidiydi, tadı epey sıradan olsa da oldukça güçlüydü.
Qianye'nin bir açıklama yapmasına bile izin vermeden Yu Yingnan bardağa arpa likörünü doldurup önüne itti.
"Güçlü bir şey istemiyorum." Qianye dürüstçe konuştu.
"Şunu içemeyene adam mı denirmiş!" Yu Yingnan memnun değildi.
"Seninle içmek için bir sebebim yok."
Yu Yingnan bir anlığına boş boş baktı, "Neden?.." diyerek bakışlarını Qianye'nin neredeyse hiç ifade bulunmayan yüzüne çevirdi ve olayın farkına vardı, "O haydutların öldürülmemesi gerektiğini düşündüğünü söyleme."
"Saldırı bombaları gerçek düşmanlarla karşılaşırken kullanılmak içindir." Qianye duygusuzca konuştu.
Yu Yingnan homurdandı, "Onlar dünyanın pislikleri, arada bir fark mı var? Muhtemelen oradan zarar görmeden çıkabileceğini hissettin, ama yerinde ya başka biri olsaydı? Bunun sonucunu hiç düşündün mü? Daha dün iki yabancı kadın kazara oraya girdi. Cesetleri bulunduğunda nasıllardı biliyor musun?! O pislikleri on kez gebertmek bile yetmez! Sonuçta ölecekler, ha silah kullanmışsın ha bomba."
"Aralarında çocuklar da vardı..."
"O küçük haşere en önemlileriydi zaten! Değerli şeyleri bulmayla, sonra da risk alıp sahibini öldürmeye girişip girişmemeye karar vermekle sorumlu!"
Qianye ağzını açtı ama diyecek bir şey bulamadı.
"Hadi! Şu bardağı mideye indir küçük adam! Bu garip düşüncelerin neden kafanda olduğunu gerçekten anlamıyorum ama bir avcınınkine hiç benzemiyorlar! Senin gibi bir çaylak savaş alanına giderse nasıl öldüğünü bile anlamaz. Önce bu bardağı bitir, kız gibi mızmızlanma!"
"Ben... Böyle bir yerde büyüdüm." Qianye aniden biraz açıklamak istedi.
Biraz şaşkınlaşan Yu Yingnan ona bir bakış attı ve hemen devam etti, "O zaman anlarım. Bir pısırık değilsin herhalde, bu bardağı özür olarak gör!"
İki fondip kadehi çarpışırken Qianye elindeki bardağa boş gözlerle baktı.
Bu nasıl bir fondip kadehiydi böyle! Resmen su bardağıydı!
Ama kafasını kaldırdığı anda Yu Yingnan koca bardağı son damlasına kadar bitirdi.
Qianye'nin yüzünde acı bir ifade vardı, Kaşlarını çattı, bardağı küçük yudumlarla bitirmesi epey sürdü. İçtikten sonra yüzünde anında kırmızı bir katman belirirken bir nefes verdi, nefesi güçlü bir alkol kokusuna sahipti.
Ağzına kadar dolu bir bardak daha Qianye'ye doğru kayıp önünde durdu.
Qianye daha konuşacak vakit bulamamıştı. Bardağı kaldırdığı anda Yu Yingnan çoktan kendininkini onunkiyle tokuşturmuştu, "Şerefe!"
Kafasını kaldırdı ve bir bardak daha midesine indi.
Qianye yine bardağı bitirmeden evvel birkaç yudum almıştı. Yüzü kıpkırmızıydı.
Bu iki turun ardından bir şişe bitmişti. Yu Yingnan alkolü su içer gibi içiyordu. Göz açıp kapayıncaya kadar iki tur daha bitti. İkinci şişenin de dibini gördüler.
Yu Yingnan'ın Qianye'ye bakışları sonunda biraz daha yumuşamıştı, "Biraz ürkek olsan da bu kadar içip ayakta kalabiliyorsan sana erkek denir. Dükkâncı! İki şişe daha ver de ağzımızı çalkalayalım!"
"Ağzımızı mı çalkalayalım?" Qianye korkunç tabiri duyunca öksürmeye başladı.
Yu Yingnan sağ elini salladı, "Sadece iki şişe ağız çalkalamaktan başka ne işe yarar ki? Boğazı nemlendirmek falan mı?"
Ağız çalkalamak, boğaz nemlendirmek; arada çok da fark yoktu.
Dükkân sahibi iki şişe arpa likörünü daha çıkarıp onlara yolladı.
Qianye ve Yu Yingnan'ın masasına çoktan tüm bardan bakışlar toplanmıştı. Ancak bu kız buradakileri epey iyi tanıyor gibi görünüyordu. Yarı sarhoş kalabalıkta alkışlayanlar, tezahürat yapanlar vardı ama meydan okuyan yoktu.
Ağız çalkalamadan sonra boğaz nemlendirme, boğaz nemlendirmeden sonra da tekrar ağız çalkalama başladı.
Bu şekilde ikilinin ayakları yanında biriken şişelerin sayısı gittikçe artmaya başladı.
Yu Yingnan Qianye'ye daha fazla baktıkça onu daha sevilesi görüyordu ve çoktan onu kardeşi gibi görmeye başlamıştı. Kılık değiştirme yetenekleri biraz kötü olsa da, cildi çok soluk olsa da, pek iri yarı sayılamasa da, kademesi yeterince yüksek olmasa da, olaylara yaklaşımı yeterince acımasız olmasa da, havası çok etkileyici olmasa da... Adam denecek biriydi ve başka eksiği yoktu.
Qianye haliyle buna ağlaması mı yoksa gülmesi mi gerektiğini bilmiyordu. Tüm söylediği bu şeylerden sonra hala iyi sayılabilecek yönü var mı bilmiyordu.
Çok araya girmediğinden sadece ellerindeki bir su bardağı sayılabilecek fondip kadehini ağzına götürmekten ve yavaşça içmekten başka bir şey yapamıyordu.
Bardağının her bitişinde Yu Yingnan hemen tekrar dolduruyor, sonra bardağına kendininkiyle vuruyordu. Tek seferde bardağını bitiriyor ve ağır ağır Qianye'nin bardağını bitirişini izliyordu.
Qianye ilk bardaktan beri her an çökebilecek gibi görünüyordu. İçe içe gecenin yarısına gelmişlerdi ve on şişeden fazla bitirmişlerdi, sürekli böyle görünmüş ve hala böyle görünüyor olsa da henüz düşmemişti.
Qianye usulca bardağını bitirip sertçe masaya vurdu. Yu Yingnan'ın tekrar doldurmasını bekledi ama bir süre geçmesine rağmen bardak hala boştu. Sonunda başını kaldırıp Yu Yingnan'ın çoktan masanın altına düştüğünü fark etti.
Uzun bir süre boş boş baktıktan sonra bu dobra avcının bayılacak derecede sarhoş olduğunu fark etti.
Dükkân sahibi kızı tekrar tekrar sarstıktan sonra onu süzdü ve bakışlarını Qianye'ye çevirdi, baş parmağını kaldırıp kısık sesle konuştu, "Harika! Sen onu teke tekte indirebilen ilk kişi oldun. Ah, neyse, kusura bakma da bu mütevazı bar kapanmak üzere, yani hesabı ödeyebilir misin?"
Qianye sadece fişteki uzayıp giden sayılara bakınca ne kadar fazla içtiklerini anladı.
Başka bir seçeneği olmadan üç altın çıkarıp ödedi ve Yu Yingnan'ın yanına gidip onu kaldırdı. Qianye'ye yaslanırken bile yiğit görünümü ortadaydı ve aşırı ağırdı. Sadece zırhı bile muhtemelen elli kiloyu geçiyordu.
Bar sahibi hevesli ve dikkatli bir tavırla Yu Yingnan'ın yaşadığı yeri tarif etti, sonra gözlerini Qianye'ye dikti. İfadesi aşırı derecede müstehcendi. Sonunda Qianye'ye Yu Yingnan'ın "sabaha kadar yataktan çıkmasını kesinlikle engelleyecek" güçlü bir uyuşturucu satmak bile istemişti.
Qianye yine gülmesi mi yoksa ağlaması mı gerektiğini bilemeden alelacele bar sahibinin "iyi niyeti"ni reddetti. Bu dört yıldızlı avcıya bir şey yapacak olursa, kız uyanınca Qianye'nin bacaklarını kırması işten bile değildi. O zaman yataktan çıkamayacak olan kendisi olurdu.
Onu omzuna alıp bar sahibinin verdiği adrese ilerledi ve küçük bir binanın önüne ulaştı.
Binanın kapısı kilitli değildi ve içerideki birkaç küçük tuzak da Qianye'nin başına dert açabilecek cinsten değildi. Dikkatle alarm tuzaklarını atlatarak koridora ulaştı ve üçüncü kattaki yatak odasına çıkıp Yu Yingnan'ı yatağa attı. Ancak o zaman rahatlayarak bir nefes verebildi.
Gözlerini odada gezdirdi; etrafta bu kızın basitçe vahşi bir yırtıcı olduğunu gösterecek bol bol kanıt vardı. Duvarlardan biri bir sürü silahla doluydu, bir diğeri ise çeşitli kılıç ve bıçaklarla kaplıydı. Kitaplık gibi görünen bir dolapta karanlık ırkların garip ve çeşitli vücut parçaları vardı. Hepsi savaşlarının birer kanıtıydı. Sıradan erkekler bunları görse muhtemelen hemen geri çekilip onunla aralarına belli bir mesafe koyardı.
Qianye artık gece boyu güçlü likörü içmenin etkilerini hissetmeye başlamıştı. Ağzı kuruydu ve dili yanıyordu. Masanın üstünde biraz soğuk su buldu ve ne zamandan kaldığını umursamadan birkaç bardak içip sonunda biraz daha iyi hissetmeye başladı.
Kendini kanepeye attı ve çakırkeyif bir şekilde yavaşça rahatlarken uyuyakaldı.
Sersem bir kafayla aniden belirsiz bir tehlikenin geldiğini hissetti, içinde kimse olmayan o boş sokaktaydı. Ancak bu sefer etrafta kan esirleri yoktu, karanlık sokaktan Yu Yingnan fırlamıştı! İfadesi buz gibi soğuktu ve tabancasını kaldırıp Qianye'nin alnına hedef aldı.
Qianye şok olmuştu ve hemen ona durmasını söylemek istedi, ama ne yaparsa yapsın ses çıkaramadı!
Yu Yingnan tetiğe bastı ve duygusuz ifadesiyle tetiği çekti.
Tetiği tam çekecekken Qianye aniden yerden fırlayıp gövdesine yapıştı ve kolunu kavrayarak onu omzunun üstünden fırlattı!
Ancak tam Yu Yingnan'ın ayağı yerden kesilecekken, kız bir anda vücudunu büküp Qianye'yi büyük bir güçle fırlattı!
Etrafında dünya dönen Qianye anında uyandı ve hızla duvara ilerlediğini fark etti. Yıllardır büyüyen savaş içgüdüleri hemen harekete geçti ve dört uzvunu da aynı anda duvara basacak şekilde uzattı, ivmeyi çabucak yok etti. Sonra vücudunu küçülterek duvar ve tavan arasındaki köşeye asıldı ve durumu gözden geçirdi.
Yu Yingnan odada duruyordu, hala onu fırlattığı şekildeydi ve yüzünde büyük bir şaşkınlık vardı.
Bu sefer bu bir rüya değil, gerçeklikti.
Yu Yingnan duruşunu değiştirirken biraz garip bir tavırla konuştu, "Eh... Aslında bunu yapmak istememiştim, sadece üstüne bir battaniye koyacaktım. Beklemiyordum, aniden üstüme... Sonra ben de.... Neyse ki oldukça inanılmazsın, iyi ki zarar görmedin."
Qianye duvardan kayıp acı bir gülümsemeyle konuştu, "Senin hatan değil, sık sık kâbus görüyorum. Yine bir kâbus görünce içgüdüsel olarak tepki vermişim."
Yu Yingnan başıyla onayladı, "Her halükarda algıların gerçekten harika, uyurken yaklaştığımı hissedebildin. Anlaşılan ıssız topraklarda yalnız başına hareket etmek için gerekli niteliklerin var."
Qianye saate baktı, çoktan sabah beş olmuştu. Bu saatler aynı zamanda avcıların harekete geçmeye başladığı vakitlerdi.
Yu Yingnan kafasını kaşırken birden biraz utangaçlaştı, "Eh... Dün biraz kendimi kaybetmiştim. Alkol kapasitenin bu kadar iyi olmasını hakikaten beklemiyordum! Eskiden neyle uğraşıyordun?"
"Bar sahibiydim." Qianye'nin cevabı anında Yu Yingnan'ın gülümsemesinin pekişmesini sağladı.
Birlikte bir kahvaltı yapıp asıl işten konuşmaya başladılar.
Yu Yingnan Avcılar Evi'ne bir çaylağın katıldığını duymuştu, üstelik İhtiyar 2 ondan büyük övgülerle bahsetmişti. Bu tam Yu Yingnan'ın oldukça sıkıntılı bir görevi varken, elinde yeterli insan yokken olmuştu. Bu yüzden Qianye'yi aramaya başlamış ve kenar mahalledeki olayı tesadüfen görmüştü. Qianye'nin yumuşak tavırlarını görünce durup izleyememiş, bu yüzden her zamanki sert tarzıyla o yabanilerle ilgilenmişti.
Bunun ardından içmeye gitmeyi teklif etmişti. Aslında Qianye'yi acımasızca alkole boğup bu küçük bir yıldızlı avcıya bir ders vermeyi planlamıştı. Ama böyle beklenmedik bir mağlubiyetle karşılaşmayı, rakibinin bir bar sahibi olmasını beklememişti!
İçmede nadiren dengi biriyle karşılaşan Yu Yingnan sonunda düşmüş ve Qianye tarafından eve taşınmıştı.
Ama bu aynı zamanda Yu Yingnan'ın Qianye'ye epey saygı duymasını sağlamıştı. Ona göre iyi alkol kapasitesi olanlar o kadar ahlaksız olamazdı.
Qianye bu teorilere maalesef onay veremese de bilgece bir karar verip bu alkolikle tartışmak yerine görev hakkında soru sormayı tercih etti.
Yu Yingnan Karakan Şehri'nden üç yüz kilometre kadar uzakta bir vadide gizli bir kurtadam ini keşfetmişti. Burada antik bir totem vardı, söylentilere göre bu totemin kurtadamların gelişim hızını artırmak gibi korkunç bir gücü vardı. Böyle şeyler hep İmparatorluğun araştırma tesisinin satın alma düzeninde en büyük önceliğe sahip olurdu, aynı zamanda karanlık köken gücünü araştırmak için kullanılabilirdi.
Yu Yingnan bunu elde etmek istiyordu ama yalnız başına yeterli değildi.
Başlangıçta bir dört yıldız, iki üç yıldız avcılarından oluşan bir takım oluşturmuştu. Ama bundan sonra uygun birini bulamamıştı. Baktığı herkes ya zaten görev başındaydı ya da buna değmezdi. Sonunda Qianye gibi bir çaylağı aramaktan başka şansı kalmamıştı, İhtiyar 2'nin övgüleri bundaki en büyük etkenlerdi.
Qianye İhtiyar 2'nin övgülerinin bu kadar önemli görülen şeyler olmasını beklemiyordu. Sonuçta dört yıldızlı avcılar sokakta bulunmazdı. Yu Yingnan'ın ellerinde en az otuz ya da kırk karanlık ırk üyesi hayatını kaybetmişti, hatta bunların arasında yüksek seviyeliler de olabilirdi. İhtiyar 2'ye bu kadar inanması, o ihtiyarın kesinlikle basit biri olmadığı anlamına geliyordu.
"Sen burada bekleyiver, ben bir duş alayım."
Yu Yingnan Qianye'nin önünde iç çamaşırları dahil her şeyini çıkarıp bir çitanınki kadar zarif olan, hemen herkeste şehvet uyandırabilecek vücudunu açığa çıkardı ve banyoya ilerledi.
Magnec