Olm bi git ?
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
22. Bölüm Dahi Tanımı
Konferans odasındaki her şey minimalist tarzdaydı, burası klasik, yeni bir askeri kamptı. Duvarlar bile işlenmemiş, hatta boyalı bile olmayan kalkerle yapılmıştı ve iskeleti saf metaldi.
Tek dekorasyon tüm duvarı kaplayan, bin yıl öncesinin tarzıymış gibi görünen elle çizilmiş bir İmparatorluk haritasıydı. O zamanlar Hiçlik Vadisi Yıldızı hala dünyanın en üst katmanının gezegen kuşağındaydı. Ancak yedi yüzyıl kadar önce yörüngesinden çıkıp düşmüş ve üst iki kıtaya cehennemi getirmişti. Buna rağmen insanoğlunun bulabildiği en değerli ve bol öz kaynağı olan kalıntıları hala boşlukta süzülüyordu.
Konferans odasının pencere ve camları epey açılmıştı ama pek iş görmüyorlardı. Tüm oda dumanla doluydu. Uzun konferans masasının çevresine oturmuş, sayıları on civarı olan askerlerin çoğu zaman zaman tartışırken, zaman zaman duman üflüyordu. Çoğu epey genç olsa da rütbeleri oldukça yüksekti, en düşük rütbelileri bile en azından yarbay ya da albaydı.
Konferans masasının ana koltuğunda bir tuğgeneral bile vardı! Ancak bu genç tuğgeneral oldukça yakışıklı ve nazik görünüyordu, otuzunu geçmiş gibi değildi.
Yüzden fazla katılımcının profilleri masanın üstüne yerleştirilmişti. Subaylar tarafından inceleniyorlardı ve her birinin kapağında farklı işaretler vardı. Bazen iki subay yüzleri kırmızıya dönene kadar bir profil için kavgaya tutuşuyordu.
Bu subaylar çeşitli özel güçlerin temsilcileriydi ve alımın bu turundan sorumlulardı, alınan katılımcı profillerinin tamamı ise belli standartlara göre seçilmişti. Burada profili olmayan katılımcılar çoktan diskalifiye olmuştu.
Konferans odası oldukça kaotik görünse de aslında çevrede belli belirsiz bir düzen vardı. Uzun konferans masasının iki ucundaki iki kişi önce ellerine geçen profilleri görüntülüyor ve diğerlerine veriyordu.
Genç tuğgeneral masanın bir ucundaydı, masanın diğer ucunda ise keskin yüz hatlarına sahip, otuz beş yaşlarında gibi görünen yapılı bir asker vardı.
O anda masanın iki ucuna da bir profil götürüldü. İkisinde de özel semboller vardı. Bir sembolde kanatları kırılmış, başsız bir melek varken ötekinde canlı, yaşıyormuş gibi görünen kırmızı bir akrep bulunuyordu.
Genç tuğgeneral bir profili eline aldı. Qianye'ninkiydi. Ona biraz bakındıktan sonra onu ilgisizce masanın öteki ucuna attı ve küçümseyerek konuştu, "Neredeyse on yedi olmuş ve hayatını ortaya koyarak zar zor yirmi köken gelgitine dayanabiliyor. Kırık Kanatlı Melek olarak sınavı zar zor geçmiş bu tür çöplere ilgi duymuyoruz!"
Bunu duyduktan sonra diğer subaylar hemen Qianye'nin profiline baktı ve gözleri parıldadı. Yirmi köken gelgiti döngüsü! Kırık Kanatlı Melek'in ilgi duymadığı insanların diğer özel kuvvetlerde özel kozlar olarak düşünülebileceğini anlamak gerekirdi.
Bu profil masaya indiğinde büyük eller üstüne kapanmaya başlamıştı. Qianye'nin nereye ait olacağını belirleyecek kavga başlamak üzereydi.
Ancak o anda mütevazı ama istisnai derecede yoğun bir köken gücü Qianye'nin profilini sardı. Masanın diğer ötesinde oturan orta yaşlı asker havayı kavradı ve anında Qianye'nin profili kendi kendine masada ilerleyip önüne vardı.
Orta yaşlı asker bir süre sonra Qianye'nin profilinin üstüne sertçe vurdu. "Kızıl Akrep olarak bu kişiyi alıyoruz!"
Konferans odasında bir anda nefesler tutuldu.
Ama o genç tuğgeneral sadece alayla güldü, "Meşhur Kızıl Akrep'in bugünlerde gerçekten böyle bir çöpü istemesi şaşırtıcı! Son üç askeri yarışmada sadece üçüncülüğü alabilmiş olmasına şaşmamak gerek."
Orta yaşlı asker öfkelenmedi, aksine kayıtsızlıkla konuştu. "Kızıl Akrep düşmanları imparatorluk için düşmanları katledebilecek askerleri istiyor, boş istatistiklerle dolu sözde uzmanları değil."
Bir anda ayağa kalkan tuğgeneral öfkeyle sordu, "Ne demeye çalışıyorsun?"
Orta yaşlı asker sakince konuştu, "İmparatorluğun askeri başarı sıralamaları ne demek istediğimi açıklıyor."
İmparatorluğun sıralamalarında Kızıl Akrep, ardışık üç yarışmada ikinci sıraya geçmiş Kırık Kanatlı Melek'i altına almıştı. O büyüleyici askeri başarıların Kızıl Akrep askerlerinin kan ve kemik yığınları üstüne kurulduğu belliydi.
Tuğgeneralin öfkesi yüzünü solduruyordu. Yüksek sesle homurdanarak çoktan bir sembolle damgalanmış bir profili aldı, sonrasında onu hemen öne çıkarıp sert sert konuştu, "Bak! Wei Qiyang, köklü bir tarih ve geleneğe sahip, gizli ve derin savaş sanatlarını geliştirmiş aristokrat bir ailede doğmuş. İşte bu geleceğin tam anlamıyla güçlü bir uzmanıdır! Hangi yönde elinizdeki o çöpten iyi değil?”
Orta yaşlı asker kıkırdadı, "O zaman neden onun arenada o çöpe kaybettiğini duydum acaba?"
Tuğgeneralin homurtuları küçümseme doluydu. "Çünkü Wei Qiyang'ın savaş deneyimi yok. Elinizdeki o çöpün potansiyelini zaten Sarı Pınarlar tamamıyla ortaya çıkarmış. Daha ne kadar gelişebilir ki? Hmph. Hurdalığın tekinden alınmış piçin birinden başkası değil. Kızıl Akrep'iniz Lin Xitang'a yaltaklanmak istiyorsa böyle bir bedel ödemeye gerek yok!"
Orta yaşlı askerin yüzündeki ifade karardı, buz gibi bir tonla konuştu, "Mareşal Lin'e saygı göstersen iyi olur!"
"Ondan korkmuyoruz!" Tuğgeneral birazcık bile kibar değildi, konferans masasına vurdu. "Bir yılın ardından onları savaştırmaya ne dersin? Görelim bakalım o çöp Kırık Kanatlı Melek tarafından seçilen kişiye karşı ne yapabilecek?”
Orta yaşlı asker tereddütsüzce cevapladı, "Bana uyar! Ortaya ne koyuyorsun?"
Tuğgeneral yüzüne sahte, abartılı bir gülümseme yerleştirirken ileri uzandı. "Altıncı sınıf bir köken silahına ne diyorsun?"
"Altıncı sınıf köken silahı" sözlerini duyan tüm subaylar anında nefeslerini tutmuştu! Böyle bir silah sadece düzenli özel birliklerin yardımcı komutanlarının sahip olmasına izin verilen bir şeydi!
Orta yaşlı asker derin bir nefes alırken yavaşça başıyla onayladı, "Pekâlâ, varım!"
"Silahı bekliyorum!" Tuğgeneral kahkahayı basıp konferans odasından dışarı çıktı, sesi dışarıdan yankılanıyordu. "Bu sınavın tamamı koca çöplerle dolu!"
Qianye uyandığında ertesi gün çoktan öğlen olmuştu.
Sert bir ifadeye sahip, güzel bir askeri hemşire odaya girip Qianye'ye birkaç giysi attı ve Qianye'yi anında son derece hızlı sözleriyle azarlamaya başladı.
"Kıyafetlerini olabildiğince hızlı giy ve üç dakikaya kaybol! Dışarıda insanlar bekliyor! Neden hala donunu giymedin? Şu şeyi önümden ne zaman çekmeyi planlıyorsun? Büyük olduğunu falan mı sanıyorsun? Otuz saniyede gözlerimin önünden çekilmezse onu kesip formaline sokar ve dekorasyon olarak masama koyarım!"
Qianye Sarı Pınarlar'da böyle şeyleri epey görmüş olsa da şeytani kadından ürktü. Kıyafetlerini hiç giymediği kadar hızlı giyip aceleyle ayrıldı.
Qianye revirden çıktıktan sonra aniden garip bir şey düşündü. O güzel şeytana onunla nasıl iletişime geçebileceğini neden sormamıştı?
Bunu düşündüğü anda şaşırdı. Kampta o kadar uzun süre kalıp kalmadığından emin değildi. Aniden ayrılınca zihinsel olarak da garipleşmişti.
Tam kışlanın içinden çıkmıştı ki başından beri dışarıda onu bekliyor olan Shi Yan'ı gördü.
Qianye'yi gören, normalde oldukça sessiz olan bu adam sırıta sırıta güldü ve Qianye'nin omzuna bir şaplak attı. "İyi iş çıkardın, velet!"
Qianye'nin kafası karıştı.
Shi Yan başına hafifçe vurdu. "Ah! Bak yıllar beni nasıl unutkan yapmış! Kızıl Akrep'e kabul edildin!"
"Kızıl Akrep mi?" Qianye bunun ne anlama geldiğini hemen fark etmedi. Bu sefer alım yapan özel birlikleri dikkatle düşündü. Düşük ya da orta kademelerde Kızıl Akrep diye bir birlik yoktu, üst sıralamalarda da bu isme sahip bir birlik olduğunu hatırlamıyordu.
Aniden kalbi hızlandı ve biraz kekeledi, "O-O Kızıl Akrep mi diyorsun?"
"Aynen! O Kızıl Akrep. Kızıl Akrep Birliği hep İmparatorluğun ilk beşindedir!"
Qianye nefesini tuttu. Bir anda tüm vücudunu bir neşe sarmıştı! En iyi elit birliklerinden Kırık Kanatlı Melek'e ya da Kızıl Akrep'e kabul edileceğini hiç düşünmemişti, sonuçta köken güç testi o kadar da iyi geçmemişti. Yirmi köken gelgiti sadece minimum gereksinimdi.
"Üç gün içinde Kızıl Akrep'in karargâhına gitmen gerek. Zaman biraz kısa ama bir gecelik hazırlık yeterli olmalı. Hadi gel, bir şeyler içelim!"
Shi Yan normalden farklı görünüyordu, Qianye'yi hızla kamptan dışarı sürükledi. Tam ikili dışarı çıkacaktı ki Wei Potian önlerine çıkıp Qianye'yi durdurdu.
Qianye Wei Potian'ı garip bir ifadeyle süzerken aniden sordu, "Sen dayak yemekten zevk falan mı alıyorsun?"
Wei Potian kollarını göğsüne çaprazlamışken ifadesi Qianye'yi duyunca bir anda değişti. Epey sinirlenmişti, ama Qianye oldukça ciddiydi ve Wei Potian'la dalga geçiyormuş gibi falan görünmüyordu.
Birbirleriyle karşılaşalı daha çok olmasa da Wei Potian Qianye'yi kabaca anlamış durumdaydı. Qianye gerçekten bundan şüpheleniyordu ve ağzına geleni sakınmayacak kadar patavatsızdı.
Bu Wei Potian'ı asıl öfkelendiren kısım olmuştu!
"Lin Qianye! Kırık Kanatlı Melek'e seçildim. Bu sınavda Kırık Kanatlı Melek'e katılan tek kişiyim!" Wei Potian'ın koltukları kabarmıştı.
Qianye gülümsedi. "Ve? Bir tura daha mı girmek istiyorsun? Bence sadece dayak yemeyi seviyorsun."
Wei Potian'ın yüzü yeşil ve kırmızı arasında gidip gelirken öfkeli öfkeli konuştu, "Yiyorsa gel rekabet şeklini değiştirelim! Gel, gel, gel... Gerçek erkekler aynı zamanda alkol fatihleridir! Hadi bu gece içme konusunda yarışalım. Ne dersin? Cesaretin var mı?"
"Kaybedecek başka neyin var?"
Wei Potian normalden sesliydi, "Kaybedersem direkt kemerimi çıkarırım!"
Bu sözler duyulunca her yer bir anda sessizleşti. Kalabalık aniden yavaşlarken her türden garip bakış Wei Potian'a yöneldi.
Birkaç iri yarı, maskülen yüzlü erkek Wei Potian'la ilgilenmeye başladı ve bakışları şehvet doluydu. Açık tenli birkaç genç bile ihtiraslı bakışlarını Wei Potian'a yöneltmişti.
Qianye bir an ne dese bilemedi. Wei Potian sayesinde o da ilgi merkezi haline gelmişti.
Shi Yan'ın ağzının kenarı biraz seğirdi. Bugün değiştirdiği ifadelerin sayısı muhtemelen geçen yılınkileri geçiyordu. Bakışları Wei Potian'ın kemer tokasındaki sembole ulaştı. Onu hemen tanıdı, Uzak Doğu Wei Klanı'nın sembolü meşhurdu. Aynı zamanda Qianye'nin boynunda da yeni bir şey olduğunu keşfetti, üstüne bir kartal kafası işlenmiş gümüş bir parça vardı.
Wei Potian'ın ortaya koyduğu iddiayı da düşününce Shi Yan olayları belli belirsiz kavradı.
Wei Klanı köklü bir tarihe sahip büyük aristokrat ailelerden biriydi. Uzak doğudan geliyorlardı ve nesillerdir Yeşimtaşı Wang Klanı ile kız alıp verirlerdi. Güç ve etkileri iki bölgeyi sarmıştı. Wei Failesi Lin Xitang'a ne yakın ne uzaktı, aralarında bir kin ya da dostluk yoktu. Bu tarz güçlü ve zengin aileleri düşününce eğer onlarla dost olunmuyorsa bile, en azından onların düşmanı olmaktan kaçınmak lazımdı.
"Önce buradan çıkalım!" Shi Yan derhal Qianye'yi dışarı çekti ve bu garip atmosferden hızlıca ayrıldı.
Gece çöktüğünde Shi Yan Qianye'yi şehirdeki bir bara götürmüştü. Oturmalarının üstünden çok geçmemişti ki Wei Potian, davet edilmese de aniden ortaya çıkmıştı.
Kaba bir tavırla Qianye'nin karşısına oturdu, masaya sert sert vurdu ve bağırdı, "Lin Qianye! Buraya gizlensen seni bulamayacağımı mı sandın? Wei Ailemin Xiangyang şehrinde epey üyesi vardır!"
"Tam olarak ne yapmaya çalışıyorsun?"
Magnec