Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

70. Bölüm Ani Değişimler

Çevirmen: Lydiara / Editor: T4icho

Çorak arazilerde geçirdiği on yıl Çokbaşlı Yılan'a güç kazandırmıştı. İşe yaramaz bir yağmacıdan, ileri karakolu yöneticiliğine yükselmişti, ama bu uzun bir yoldu. Bunu yapabilmek için kaba kuvvet ve şanstan daha fazlasına ihtiyacı olmuştu. Tutkusu, zekâsı ve her köşedeki tehlikeyi sezen keskin farkındalığından yardım almıştı.

Çokbaşlı Yılan kalıntılara girmek üzereyken tereddüt etti. Sezgileri onu uyarıyordu.

Bu viran harabelerin her köşesinde tehlike hüküm sürüyordu; ölümcül bitkiler ve hayvanların tehlikesi... ama şu an başka bir şey daha vardı. Biraz bekleyip neyin pusuda olduğunu görmek akıllıca olacaktı.

“Abi!” Yılandiş, Çokbaşlı Yılan'ın yanına gelip endişeyle konuştu. "Niye bekliyorsun? Aslan Yürekli ve askerlerimiz neredeyse fevtleri kuşattılar, onlar tamamen iblis avcılarını bulmaya odaklandılar. Şimdi gizlice saldırıya başlamak için en iyi vakit, eğer daha fazla beklersek, mahvoluruz.”

Şimdi kararsızlık zamanı değildi. Çokbaşlı Yılan iblis avcılarını harekete geçirmek için çok ağır davranırsa, en güvendiği adamları kendi başlarına kalacaktı. Onlar yetenekli dövüşçülerdi, ancak yaklaşık üç yüz kadar vahşi fevti uzaklaştıracak kadar yetenekli değillerdi.

Yaylar gerilmiş, silahlar çekilmişti; şimdi her şeyi iptal etmek için çok geçti.

Mücadele başladıktan sonra Çokbaşlı Yılan'ın saklanması hiçbir işe yaramayacaktı. Aşırı temkinli olmak, ellerinden gelen her şeyle hücum etmekten daha riskliydi. Sayıca avantajı vardı ve adamları en iyilerdendi, kaybetmeleri olasılık dışıydı! 

“Dinleyin!” Çokbaşlı Yılan rahatsız edici düşüncelerini bir kenara attı, bir kayanın üstüne sıçrayıp savaşçılarına seslendi. “İleri karakolun hayatta kalması bu savaşa bağlıdır. Eğer kazanırsak, evimiz sonunda bize ait olacak. Yiyecek, su ve kadınlarda boğulacağız. Ama kaybedersek birlikte öleceğiz, son adama kadar, beni duyuyor musunuz? Kaybetmek gibi bir seçenek yok!”

“Evet!” Kalabalıktan birkaç bağırış yükseldi.

“İleri!”

Çokbaşlı Yılan; Yılandiş, Aslan Yürekli ve birinci sınıf askerlerine öncülük ediyor, kardeşinin planladığı, onları fevt bölüğüne götürecek güvenli bir yolu takip ediyordu. Hedeflerine yaklaştıkları her adımda kana susamışlıkları artıyordu.

Onlara zar zor insan denebilirdi. Daha çok burunlarında kan kokusu olan, avlarının peşindeki bir kurt sürüsü gibiydiler.

Çokbaşlı Yılan, diğer her şeyi zihninin bir köşesine attı.  Fevtleri ve onları yönlendiren mutant piçleri mahvetmek tüm düşüncelerini ele geçirmişti!

Sonra ummadığı bir manzara gözlerinin önünde belirdi!

Harabelerdeki pusu bölgesine açılan bir dönemeci geçtiler, ancak bekledikleri şeyi görmek yerine, silahlarını onlara doğrultmuş üç yüz fevtin görüntüsü ile karşılaştılar. Bekliyormuş gibiydiler.

Çokbaşlı Yılan kalbinin sıkıştığını hissetti. “Yılandiş, neler oluyor?”

Cevap gelmedi.

Crack!

Yaklaşan bir tehlike hissi, Çokbaşlı Yılan'ın vücuduna akın ederken, yüzlerce metre uzaklıktan bir keskin nişancı mermisi havada ıslık çaldı. Her ne kadar bir şeylerin yanlış olduğunu bilse de ve tepkileri hızlı olsa da, yine de mermiden tamamen sıyrılamadı. Bir tarafa doğru kaçtı ve mermi, zırhını yırtıp karnına saplandı.

Bir keskin nişancı!

Çokbaşlı Yılan şok içindeydi ve gözlerinin derinliklerinde inanmayan bir ifade vardı. Fevtlerin keskin nişancıları yoktu, bunlar yalnızca ileri karakoldan gelmiş olabilirlerdi. On beş keskin nişancı, o çok güvendiği öz kardeşi tarafından seçilmişti.

Öyleyse her şey ortadaydı. Bu demek oluyordu ki...

Çokbaşlı Yılan suikastçının kurşunundan kaçarken Yılandiş zehirli mavi bir hançeri kınından çıkardı. Tıpkı bir şimşek gibi fırladı, adaşı gibi zehirli olan hançeri - Çokbaşlı Yılan'ın göğsünü hedef aldı.

“Yılandiş! Sen hain puşt!”

İleri karakoldaki herkes -kendi kardeşi Yılandiş dışında herkes- ona ihanet edebilirdi ve Çokbaşlı Yılan şaşırmazdı.

Kaç defa aynı trajediyi paylaşmışlardı?  Ölümün kıyısında kaç kez birbirlerine yardım etmişlerdi? Kaç defa birlikte felaketlerden kaçmışlardı?

Neden? Neden?!

Çokbaşlı Yılan'ın ilk tepkisi umutsuzluk değil acıydı. İnanamıyordu, ya da inanmayı reddediyordu. Kanıtı tam önündeydi; Yılandiş’in sürpriz saldırısı ona doğru geliyordu, öldürücü niyeti ortaya çıkmıştı. Kardeşinin ölümcül silahı bunu doğrularken hiç şüphe yoktu. Zehirli hançerden gelen tek bir sıyrıkla, buradan canlı olarak ayrılamayacaktı.

“Yılandiş! Neden?"

Öfkeli bir kükreyişle kılıcını çekip çıkardı ve Yılandiş'in saldırısını kenara savurdu. Karşılık vermekte tereddüt ettiği için, başka bir boğucu tehlike hissi daha üzerinden geçti. Arkasından onu ürperten korkunç bir esinti geldi.

Çokbaşlı Yılan, onu görmeden önce üzerine düşen gölgeyi hissetti.

Aslan Yürekli'nin iki elle kullanıldığı kılıç, köle tacirinin tüm gücüyle birlikte tam arkasından geliyordu. Çokbaşlı Yılan'ı ikiye kesmek için kılıç beline doğru savrulmuştu.

Önce keskin nişancı, sonra önünde Yılandiş ve arkasında Aslan Yürekli. Birbiri ardına sinsi saldırılar, hepsi de onu paramparça etmek için!

Fakat Çokbaşlı Yılan basit bir adam değildi. Yılandiş'in ölümcül saldırısını uzaklaştırmıştı ve Aslan Yürekli'nin darbesini engellemek için kılıcını sallayabilirdi. Ama aceleden silahını sıkı bir şekilde tutamadı ve köle tacirinin darbesinin şoku ellerinin derisini yırttı. O kadar sert bir darbe yemişti ki arkaya doğru savrulup kemiklerini zangırdatacak kuvvetle yere düştü. Çokbaşlı Yılan şimdiden ağır yaralanmıştı.

Her şey bir anda gerçekleşti. Çokbaşlı Yılan'ın birinci sınıf askerleri, ani darbeyle şaşkına dönmüş, aralarında karışıklık çıkmıştı. Bu elit savaşçılar bile ne yapacaklarını bilemez haldeydiler.

"Siz ikiniz…"

Aslan Yürekli de mi ona ihanet etmişti yani? O*ospu çocuğu! Ne zaman?

Çokbaşlı Yılan'ın Aslan Yürekli üzerindeki baskısı işe yaramıştı çünkü köle tacirinin zayıf bir noktası, sömürebileceği yumuşak bir noktası olduğunu biliyordu. Aslan Yürekli'yi avucunun içinde tuttuğunu düşünüyordu, ihaneti nasıl aklına getirebilmişti ki? Karısına ve çocuklarına ne olacağını umursamıyor muydu?

“Şaşırdın mı? İnsanları zayıf yönleriyle manipüle edebileceğinden çok emindin, ama hiçbirinin senin üzerinde de aynı yöntemi kullanacağını asla tahmin etmedin.” Yılandiş, Aslan Yürekli’ye bakarken uğursuz yüzünde bir sırıtış belirdi. “Görünüşe göre, köle tüccarın bana daha çok güveniyor. Ne de olsa sen gidince, Yeşilarazi İleri Karakolu'na ben hükmedeceğim ve halka senden daha iyi davranacağım.”

“Bu yüzden mi bana ihanet ettin? Liderlik edebilmek için mi?

Her zaman çok sert ve acımasız olan Çokbaşlı Yılan, son oyuncağı elinden alınmış bir çocuk gibiydi. Bu olanların gerçek olup olmadığını hâlâ anlayamıyordu. Kardeşi bunu neden yapıyordu? Neden o?

“Şöyle düşün: Yeşilarazi İleri Karakolu, çorak arazilerin içinde bir mücevherdir ve her mücevherin bir bedeli vardır.” Yılandiş'in kara gözlerinde ateşli bir tutku yanıyordu. “Yıllar önce, efendime bağlılık yemini ettim. Seni seviyorum, abi ... gerçekten. Fakat açgözlülüğün ve hırsın efendimizin planını engelliyor. Geriye kalan tek seçenek, hak ettiğin ölümü sana vermek!”

O lanet korkak iblis kardeşini satın almıştı! Ailemi benden ne zaman çaldı?!

“Ne bakıyorsunuz ulan g*t herifler?” Çokbaşlı Yılan kükredi. "Öldürün onları! Hepsini öldürün!”

Ancak, savaşçılarının hiçbiri Çokbaşlı Yılan'ın yardımına koşmadı. Aniden yerden kum bulutları kalktı ve fırtınalı bir rüzgârın ortasında, yıkık binalardan birinin arkasından çok büyük siyah bir siluet çıktı.

Gece karası bir zeplindi bu.

Etrafında dönerek geniş tarafını onlara doğrulttuktan sonra ağır silahlarının sesi, havayı doldurdu. Bir kıyamet musonu gibi ateş ve mermi püskürterek sıkı dokunmuş düzendeki savaşçıları taradı. Göz açıp kapayıncaya kadar onlarcası yere düştü, sıcak kurşun onları deşerken çığlık atıyorlardı.

Gerisi siper almak için kaçtı ve çılgınca ateş etmeye başladı.

"Öldürün onları!"

Üç yüz fevt ateş açtı. Yeşilarazi İleri Karakolu’nun en büyük savaşçıları acımasızca biçildi.

Crack!

Keskin nişancılar tekrar ateş etmeye başladı. Çokbaşlı Yılan kurşunlardan kaçmak için eğilip yuvarlandı, ancak biri tehlikeyi diğeriyle değiş tokuş etmişti.

Yılandiş ile Aslan Yürekli, solundan ve sağından kıskaç saldırısıyla onu yakaladılar. Aslan Yürekli kılıcını, Çokbaşlı Yılan'ın kafatasına doğru indirdi, o da bunu tek elle savuşturdu. Ama hain bir yılanın çifte hançerleri ona doğru geliyordu.

Çokbaşlı Yılan geri adım atmak zorunda kaldı.

Aslan Yürekli devasa kılıcıyla tekrar ona geldi. Clang! İleri karakol lideri birkaç metre öteye savruldu.

Yılandiş ve Aslan Yürekli tek başlarına oldukça güçlülerdi ve ikisi birlikte Çokbaşlı Yılan'ın kaldırabileceğinden fazlaydılar. Dahası, keskin nişancılar onu hedef alıyordu. İleri karakolun keskin nişancılarının hepsi de kontrol meta-insanlarıydı, bu yüzden Çokbaşlı Yılan içlerinden birinin kendisini haklamasının sadece an meselesi olduğunu biliyordu.

“Yani beni bu şekilde mi öldürmeyi planlıyorsun?” Çokbaşlı Yılan göz bandını kafasından çekip çıkardı. Pırıl pırıl iblis benzeri kırmızı gözü iki adamın üstüne dikildi. “Kendi mezarlarınızı kazıyorsunuz!”

Aslan Yürekli kaşlarını çattı.

“Endişelenme.” Yılandiş, abisini tanıyordu. “Sağ gözünün gece görüşü var ve mermileri izleyebiliyor. Ancak aydınlıkta pek iyi değil.”

Çokbaşlı Yılan'ın gözü bir yılan veya kertenkeleninkine benzemiyordu. Avını zifiri karanlıktan seçebiliyor ve en hızlı nesneleri takip edebiliyordu. Bunlar Çokbaşlı Yılan'ın en büyük yetenekleriydi ve mermi yağmurundan sıyrılmak ve mümkün olan en az zararı verebilmeleri amacıyla saldırıları takip etmek için onlara güvenebilirdi.

Crack! Bang!

Keskin nişancılardan iki atış daha, ancak Çokbaşlı Yılan çevik bir şekilde ikisinden de sıyrıldı. Kılıcını kaldırdıktan sonra o ikisine hücum etti.

"Gözlerini kapa!"

Yılandiş cebinden bir şey çıkarıp fırlattı. O şey her neyse havada patlarken Aslan Yürekli, yüzünü anca örtebildi. Havai fişek gibi göz kamaştırıcı bir ışık bölgeyi aydınlattı. Çokbaşlı o kadar parlaktı ki yılan gözüne bir hançer gibi gelmişti ve tiz bir çığlık attı.

Fırsat bu fırsattı!

Yılandiş, fırsattan istifade ederek hançerleriyle abisini hedef alarak koştu. Çokbaşlı Yılan kör olmasına rağmen, içgüdüyle kaçtı. Hançerlerden biri boğazını ıskaladı, diğeri ise göğsünde pürüzlü bir yara açtı.

Aniden Çokbaşlı Yılan vücudunun uyuşmaya başladığını hissetti. Kardeşinin bir zehir ustası olduğunu biliyordu, alçak toksinleri kanındaydı.

“Yılandiş!” Tüm öfkesi ve üzüntüsüyle haykırdı. Histerik bir şekilde, “Kahrolası bir hayal kırıklığısın! Geber!"

Çok hızlı! Soğuk bir ışık! Çokbaşlı Yılan kılıcını attı ve Yılandiş onun yolundan çekilebilecek kadar hızlı davranamadı. Kılıç hainin göğsüne saplanıp sırtından dışarı fırladı ve adamı yere çiviledi.

Crack!

Bir diğer keskin nişancı mermisi Çokbaşlı Yılan'ın karnına girip diğer taraftan çıktı. Çokbaşlı Yılan, ölümün soğuk elinin ona uzandığını hissedebiliyordu, gittikçe yaklaşıyordu. Planı tam bir başarısızlıktı. Düşünmeden dönüp kaçtı.

Aslan Yürekli ona yardım etmek için Yılandiş'in yanına koştu, ama adamın yaralarını gördüğü an, kurtarılacak bir hali olmadığını anladı.

Kahretsin! Aslan Yürekli'nin yüzü solgunlaştı. Yılandiş'i bırakıp adamın peşine düştü.

Yanında kan gölü oluşurken, Yılandiş'in gözleri boş boş yere bakıyordu. Kaybeden kişi olmayı beklemiyordu. Kemiklere işleyen bir soğuk, uzuvlarından başlayıp daha derinlere doğru ilerledi ve zihni puslu bir hal aldı. Birdenbire sanki tekrar bir çocuk olmuştu, abisiyle soğuktan korunmaya çalışarak yerdeki bir delikte saklanıyorlardı.

Bir yağmacı olarak on yıl... İkisinin birlikte yaşadığı on yıllık zorluklar ve trajedi...

Sefalet, karanlık, talihsizlik, zulüm... bu vebalar çorak arazilerin her köşesini kaplıyordu. Her türlü işkence ve küçük düşürülmeyi yaşamışlardı, hayatlarını kurarken her şeyi değiştirmeye söz vermişlerdi.

İki kardeş kararlıydı, hayata dört elle sarılıp kendilerini daha da güçlendirmişlerdi. Zamanla bir ün, statü kazanmışlardı. Güce sahiplerdi.

Ağabeyi her zaman ikisinden en güçlü olanıydı. Daha becerikli ve enerjikti, ama aynı zamanda daha acımasızdı. Onun gücü arttıkça, insanlığından daha çok şey kaybetti ve sapkınlaştı. Kardeşiyle birbirlerinden uzaklaştıklarını hiç fark etmedi.

Mizaçları daima farklıydı. Çokbaşlı Yılan yaşadığı sıkıntılardan sonra, çorak arazilerde maruz kaldığı eziyetleri onlarca kez hatta yüzlerce kez tekrarlamaya kararlıydı! Kölelere akla hayale sığmaz işkenceler yapıyordu. O intikam için deli olan bir adamdı. Yılandiş de intikam istiyordu. Ama istediği şey, hayatı zorlaştıran şeyleri yok etmekti, onlara ekleme yapmak değil. Gizemli yabancı, Yılandiş'in içinde bunu gördüğü için beş yıl önce gizlice ona yaklaşmıştı.

O efendinin gücüne ve bilgeliğine hayran kalmıştı, ideallerini paylaşıyordu. Tüm çorak topraklarda, her şeyi değiştirebilecek tek bir kişi vardı ve bu da efendisiydi! Miras aldıkları bu kokuşmuş dünya, kurtarılmak için efendisi gibi birine ihtiyaç duyuyordu.

Bu yüzden Yılandiş kendisine ne istenirse onu yapmaya kararlıydı. İleri karakolu yönetmek gibi bir merakı yoktu, bu zavallı abisinin asla anlayamayacağı bir gerçekti.

Azrail onu almaya geldiğinde, Yılandiş'in pişmanlık duyduğu şey, yaptıkları değildi. Sadece başarısızlığıydı.