oh oh gelsin ödüller :D
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
81. Bölüm Gümüş Liyakat Madalyası #3
Meşhur kahraman Theodore Miller’ın uyandığı haberleri Kraliyet sarayında da çabucak yayıldı.
Bununla birlikte balo hazırlıkları da hızlandırılmıştı. O nedenle, Theo yatağında dinlenirken, hazırlıklar bir yandan devam ediyordu. Balo Theodore’un taburcu olmasından 4 gün sonra yapılacaktı.
Onun sayesinde, Mana-vil’de müthiş bir hareketlilik yaşanıyordu.
Baloya sadece asillerin gelecek olmasına rağmen, göstericiler ve şarap şişeleri sokaklara kadar taşmıştı. Şarap talebi o kadar fazlaydı ki büyü yarışmasından sonra kepenk kapatan tüm tüccarların etekleri tutuşmuştu.
‘İçki! İçkiye ihtiyacımız var! Hey, depoda hiç yok mu?’
‘Hayır, onlar uzun zaman önce bitti! Niye büyü yarışmasından hemen sonra bu kadar büyük bir etkinlik yapılıyor ki?’
‘Yeterli içkimiz yok mu? Depoda yoksa, tüccarlarla anlaşmaya çalışın!’
‘Yok artık! Hayatımda ilk kez domuz etinin bittiğine şahit oluyorum!’
Divan üyeleri ve Kule Üstadları da dahil, hiç kimse Kralın böyle bir balo daveti vereceğini tahmin etmemişti. O yüzden, asillerle yakın ilişkisi olan popüler tüccarların bile başı sıkışmıştı. Orta ve küçük halli tüccarlar da ellerindeki stokları her zamankinden daha hareketli bir hal alan Mana-vil’e yetiştirmeye uğraşıyordu.
‘Nedir bu kargaşa?’
Sadece tüccarlar değil, aynı zamanda güvenlik memurları da bu durumdan muzdaripti.
Başkent Mana-vil’e giriş yapan insanların haddi hesabı yoktu. Yılın en büyük etkinliği olan büyü yarışmasında bile böyle bir manzara yaşanmamıştı. Tekrardan göreve çağrılmalarından dolayı tüm devriye ve güvenlik memurlarının canı sıkkındı.
Gece ve gündüz şehri turlayan 100,000 memurun olması bile gayet çarpıcıydı. İşte tüm bunlar, Kraliyet balosunun ne denli önem taşıdığını gösteriyordu.
Kısa bir süre sonra, kıtanın Kuzeyi Kraliyet balosu haberiyle yankılandı.
‘Ne? Meltor Krallığı bir balo mu düzenliyormuş?’
Diğer ülkeler elçi ya da halkını gönderecek fırsat bulamasa da, herkes bu baloyu konuşuyordu. Olayların dışa yansıtılmamasına rağmen, Theo’nun inanılması güç başarısı herkesin dilindeydi.
Kimisi ilgili gözlerle onu seyrederken, kimisi de Meltor’un ilan ettiği kahraman olarak nitelendiriyordu.
‘Sırf kendi politik güçlerini arttırmak için kendi kahramanlarının saçma hikayesini yaymaları görgüsüzlük değil mi?’
‘Yaşlı zombi mi? Öyle bir şey gerçekten de var mı? Hem varsa da, askeri bir birlik bunun için yeterli olurdu. Meltor halkı gereksiz söylentilerle kandırmaya çalışıyor anlaşılan.’
Bazıları durumu makul görürken, bazısı reddediyordu.
İnansalar da inanmasalar da, zaman geçtikçe alışacaklardı. Meltor Krallığının belirlediği tarih yaklaşırken, insanlar da yapılacak kutlamaları bekleyip sessizliğe bürünmeye başladı.
Balo günü gelip çatmıştı.
***
‘Eh?’ Theo artık iyileşen kollarıyla kravatını bağlarken garip hissetti.
Gerçi, kuyruklu ceket gibi şık bir kıyafet giyeceği zamanlarda her daim yardıma ihtiyaç duyardı. Ödül törenlerinde, Vince’in yardımını istemişti. Ayrıca Earl Bergen’in hizmetlileri orada kaldıkları süreçte ona yardım etmişti.
Ama şimdi, kıyafetlerini tek başına giyiyordu.
‘Kırışığı büzüşüğü yok, iyi duruyor mu?’ derken aynada kendini inceledi.
Giyerken fazla dikkat etmemişti. Sanki vücudu bu tür kıyafetlere alışıkmış gibiydi. Theo gayet doğal bir şekilde kollarını düzeltip düğmeledi. Yeterli tecrübesi olmasa, eliyle yaptığı bu nazik hareketler onu zorlayacaktı.
Theo çocukluğunu kırsalda geçirmiş ve yalnızca Akademi’den edindiği üniformaları giymiş biriyken, aslında bu kıyafetlere alışık olmaması gerekiyordu. Fakat, aklına gelen muhtemel sebeple gülümsedi.
‘...Ben bir kahraman ve bir prensim.’ Kravatını bağlarken hafifçe güldü ve avcuna baktı.
Alfred Bellontes bir savaş kahramanıydı ama aynı zamanda bağımsızlık savaşıyla kurulan Bellontes Eyaletinin 3.prensiydi. Yani, Alfred küçük görülemeyecek bir ünvanın adamıydı. Onun gibi birisi görgü kurallarından uzak olamazdı.
Belki ‘iletişim’ özelliğinin kullanılmasının ardından, vücuduna aktarılan tek şey 6.hissi değildi. Henüz bilmese de, yürüyüşü ve duruşu öncekinden farklıydı.
Bunun sebebi, kraliyet ruhunu edinmiş olmasıydı.
O sırada odasının kapısı açıldı.
‘Theo, hazırlıklar nasıl gidiyor?’ Vince tereddüt etmeden odaya girdi ve Theo’yu görünce gözleri açıldı.
Hizmetlilerden Theo’nun henüz giyinmediğini işitmişti, ancak işte orada mükemmel bir şekilde duruyordu. Duruşundan havasına kadar her şey harikaydı. Theo’nun yüzünü bilmese, onu başkasıyla karıştıracaktı.
Vince mutmain bir ifadeyle söze girdi. ‘Şahane. Hizmetlileri çağırmama gerek kalmamış.’
Ardından masaya bir kutu bıraktı ve hızla açtı. Metal kutunun içinden şıkırdayan bir şey çıkardı. Kırmızı ve altın iplerle işlenmiş görkemli bir kıyafeti elinde tutuyordu. Theo elindekinin ne olduğunu anlayınca başını salladı. ‘Kırmızı Kule cübbesi mi?’
‘Doğru bildin.’
Bu, sıradan bir cübbe değildi. Normalde, böyle ağırlık yapan eşyalar fazla işlemeli ya da kalın kumaştan olmazdı. Ek olarak, ağırlık yapan kıyafetlere sadece belli düzeyde ise büyü kullanılırdı.
Yine de, bu kırmızı renkli kıyafetten yayılan büyü gücü, nadir bir yapay eşyanınkiyle aynı seviyedeydi. Kırmızı cübbe Theodore’un boynunun etrafını sardı.
‘Oh...!’ Theo’ya bakan Vince hayranlığını gizleyemedi.
Theo’yu bir ceket gibi saran cübbe kızıl bir alev gibi salınıyordu. Siyah takım giyen Theo, bir büyücü olarak bu cübbeyle mükemmel bir bitiş yakalamıştı. Balo hazırlığı artık tamamdı.
İkili ardından kendi tecrübelerini birbirine ayaküstü anlatmaya başladı ve Vince, Theo’ya dikkat etmesi gereken hususlarda tavsiyeler verdi. Theo yaşına göre gayet sakin duruyordu, ama asillerin dilinin ne kadar sivri olduğunu da bilmeliydi.
‘Son olarak, kimseye bel bükme.’ Diyen Vince, elini Theo’nun beline koydu. ‘Sen bu balonun baş kahramanısın. Senin gibi, Kral’dan madalya almış birine kim kabalık edebilir? Kimseyi düşman etmeye gerek yok, ama başkalarının önünde kabuğuna çekilmene hiç gerek yok.’
‘Dediğiniz gibi yaparacağım.’
‘Ben demesem de iyi iş çıkartacaksın.’
Theo daha önceden Mavi Kule Üstadı, Kırmızı Kule Üstadı ve III.Kurt gibi yüksek seviyeden insanlarla tanışmıştı. O yüzden kont veya dük bile olsa kimse gözünü korkutamazdı. Doğruyu söylemek gerekirse, Veronica’nın yumrukları o asillerin sahip olduğu güçten çok daha korkutucuydu.
‘Onun yumruklarını takip bile edemiyorum... bu daha beter...’
Theo titremesini önemsemeyip arkasından gelen sesle döndü.
‘Kont Miller! Lütfen salonu girin!’
Vince ve Theo bir an birbirine baktı ve o anda Vince’in eli Theodore’un omuzlarını buldu. ‘Şimdi, sen önden git. Sonra balo salonunda görüşürüz.’
Tık, tık! Her adımında kalp atışları hızlanıyordu.
Theo’nun algıları salondaki yüzlerce kişiyi hissetmişti ve hepsinin onu beklediğinden adı gibi emindi. Bu denli ilginin bir anda kendine çevrilmesine dayanamazdı. Daha önce Akademi’de o kadar ilgi gördükten sonra incinmişti. Yine de... ‘Sayende endişe etmiyorum, Prens Alfred.’
Alfred, kahraman olarak saygınlığın ne demek olduğunu bilirdi. Her halükarda, Alfred sıradan asillerin önünde pısırık kalacak biri değildi.
Alfred’den ufak bir kısma sahip olsa da, Theo da şimdi tıpkı onun gibi hissediyordu. Onca insanın önünde durmanın verdiği gerginlikten eser kalmamıştı. Her şeyden öte, bir kaplan asla bir köpek sürüsünün önünde yılmazdı.
O anda, sunucunun sesi kulakları çınlattı. ‘Beklenen kişiyi içeri davet ediyorum! İşte, karşınızda balonun baş kahramanı ve 30 yıl sonra Gümüş Liyakat Madalyasının ilk sahibi...!’
Theo birkaç adım daha atıp kendisine çevrilen ışık hüzmesinin altına geldi. Onu seyircilerden ayıran tek şey ince bir perdeydi. Çok geçmeden, sunucunun gür sesiyle aradaki perde de kaldırıldı. ‘Kırmızı Kule’nin Orta seviye büyücüsü, Kont Theodore Miller!’
Theo bir adım öne çıkınca, parlak bir ışık etrafını aydınlattı. ‘Sakın geri çekilme.’
Bu koca balo salonu Theo’nun sahnesiydi. Alfred ve Theodore’un duruşundaki zarafet adımlarına da yansımıştı. Kırsaldan gelen bu kontun alaylı dedikodularını yapanlar şimdi şaşkınlıkla onu izliyordu.
‘Hayır ya, o batan bir soylu aileden gelmiyor muydu?’
‘Nereden bakarsam bakayım, mükemmel bir aileden gelmiş soylu bir gence benziyor...’
‘İyi bir eğitim almış olmalı. Böyle bir kutlamada heyecanlanmaması kolay değil.’
Theo hakkında yaptıkları değerlendirmeler gayet olumluydu.
Theodore, yüksek bir mekanda bekleyen III.Kurt’a gelemden çnce 5 noktada duraksadı. Sonra, bir büyücü olarak tek dizinin üzerine çöktü. Ancak, bu hareketiyle hizmetkardan çok etkileyici bir görüntü çiziyordu.
‘Kırmızı Kule’den orta seviye büyücü Theodore Miller, Meltor’ın yüce güneşini selamlar.’
III.Kurt, Theodore’un bu övgü dolu selamlamasına gülerek karşılık verdi.
‘Kalkabilirsin, Genç Kahraman.’
Theo kalkarken acele etmedi. Görgü kurallarına uymak çok önemliydi. Bu davranışı, kıdemli büyücülerin bile korumakta güçlük çektiği bir dengeydi.
III.Kurt bulunduğu kürsüden selamını kabul etti. Övgüyü hakeden işler başaran bu kahramanı onurlandırmak gerekti. Hizmetlileriyle aynı mekanda duran III.Kurt, kaç kişinin 20 yaşında böyle işlere imza atabileceğini düşündü. Emin olmasa da, bu sayı çok olamazdı.
Yüzlerce gözün önünde, Kral ve kahraman birbirine baktı.
‘Theodore Miller, dinleyin.’ Dedi III.Kurt elinde ufak bir kutuyla. ‘Ulu Elf’i bir köle ticaretinden ve bilinmeyen bir yaratıktan kurtardın. Bu yaptığın küçük görülemez bir şey. Böyle sadık bir hizmetkarın elbette ödüllendirilmesi gerek.’
Kutuyu Theodore’un avcuna bıraktı ve gür bir sesle devam etti. ‘İyi dinleyin.’
Tüm asiller ve büyücüler Kralın karşısında eğilmişti. Theodore tekrar dizinin üzerine çökünce III.Kurt Theodore’un omzuna dokundu.
‘Şu andan itibaren, Kont Theodore Miller’a vikontluk ünvanını veriyorum ve onu gümüş liyakat madalyası ile ödüllendiriyorum. Ayrıca, 1000 altın ile ulusal bir hazineyi de ona teslim edip, bu baloyu zaferini kutlamak için başlatmış bulunuyorum!’
‘Nasıl dilerseniz, Majesteleri!’ Kalabalığın yükselen sesi, Kraliyet balosunun da başlangıcı oldu.
Magnec