Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

33. Bölüm Bugünden İtibaren Resmi Bir Kaşifim (2)

Çevirmen: Shuiqui / Editor: Güz

Loretta’nın sözlerine güvenerek 20. kat ustasının kapısına dikildim ve parti önerilerini görmezden geldim. Elimi kapıya uzattım fakat hemen geri çektim. Loretta ne kadar “Kertenkele Şövalye kolay.” derse desin öylece ileriye atılamam, dört yıl önce Ork Lideri’nde yaşadığım şeyin aynısını yaşamak istemiyorum.

Onun yerine, birine mesaj attım. Neyse ki zindandaydı.

“Ellos.”

[Oh, Shin. Naber?]

“Sana Kertenkele Şövalye hakkında danışacaktım.]

[Vay, Şimdiden 20. katta mısın? İnanılmaz! O halde 25. katta bizimle buluşabilirsin.]

“Tabii ki buluşacağım. Daha önemlisi, bana Kertenkele Şövalye’nin dövüş stili ve yeteneklerinden bahsetsene.”

Normalde bunları kendim tecrübe ederek öğrenirdim. Fakat şimdi ilk denemede başarmam gereken bir durumdaydım. Loretta sağlam bir ödülün kesin olduğunu söylediği için, kendi stilimden bir süre ayrılmak zorunda olsam da, bir şekilde yenmeliydim.

[Genelde bunları sormazdın. Neler çevirdiğini merak ediyorum. Neyse, ben yine de açıklayayım. Kertenkele Şövalye diğer kat ustalarının aksine tek başına ortaya çıkar ve kendi pullarından yapılmış bir pul zırh seti kullanır. Bununla birlikte gerçekten müthiş bir savunmaya sahiptir. Çok güçlü ve hızlı bir mızrak kullanır. Eğer tanklama yeteneği olmayan biri darbe yerse, ölmekten beter olur.]

“Hmm, hızlı ve güçlü...”

[Ayrıca eğer birden fazla kişi üzerine atılmaya çalışırsa, hemen kuyruğunu savurarak onları geri fırlatır. Bu saldırının menzili düşündüğünden daha fazla. Ne kadar acıttığından bahsetmeme gerek yok sanırım. Buna dikkat et.]

“Aslında bu faydalanabileceğim bir şey gibi görünüyor. Başka ne var?”

[Ah evet. Dezavantajlı olduğunu hissettiği anda mızrağıyla yere vuruyor. Yeri sarsarak, yere basan tüm kaşiflere devasa hasarlar veriyor. Bu saldırıdan kesinlikle kaçınmalısın.]

“Mızrağıyla yere mi vuruyor? Yani zıplayarak kurtulabilirim öyle mi?”

[Aynen. Fakat bunu yaparsan mızrağını ileri savurarak hemen geri saldırır, bu yüzden dikkatli ol.]

“Tamamdır, başka?”

[O saldırının ardından, Ejder Derisi adında bir yetenek kullanıyor. Vücudu kırmızıya dönüyor ve aşırı sertleşiyor. Bu yeteneği kullandıktan sonraki beş dakika boyunca hiçbir saldırı işe yaramıyor. En kötüsü de, bu haldeyken sürekli yere vurmaya devam ediyor.]

“Bu kulağa kötü geliyor. Bekle, zırhı da sertleşiyor mu?”

[Evet. Sıkıntı zaten bu. Bu haldeyken ne fiziksel güç ne de büyü saldırıları bir işe yarıyor. Ancak ejder derisinin bitişine kadar dayanırsan, zafer neredeyse kesin gibi bir şey. Ejder derisi bittiği anda yorgun düşüyor. Bundan sonra da tüm parti üyeleri saldırıp kolaylıkla onu kesebilir.]

“Sen kaç denemede geçebilidin?”

[... Yedi seferde. Açıkçası yedi seferde geçebilmek gerçekten önemli bir başarı. Bu kat ustasını yirmi ya da otuz tekrarda geçebilmek bile başarı sayılıyor.]

“Haha, teşekkürler. İşimi bitirdiğimde tekrardan sana ulaşırım.”

[Kuk, yani ilk denemende onu yenecek kadar kendine güveniyorsun. Pekala, görelim bakalım.]

Ellos’la konuşmamı kapattım ve sırıttım. Ellos’un Kertenkele Şövalye’yi on kişilik bir partiyle alt edebilmesi için yedi sefer denemesi gerekmiş. Benim tek başıma meydan okuyacağım aklının ucundan bile geçmedi.

[Efendim yapabilirsin! Çünkü ben yanındayım!]

“Tabii yapabilirim. Çünkü Peika yanımda.”

Ellos’un söylediklerinden sonra bir plan oluşturmaya başladım. Tekrar tekrar kontrol ettikten sonra, başımı onaylarcasına salladım ve cesurca kapıyı açtım.

“Kertenkele Şövalye, dövüş benimle!”

“... Bir insan.”

Kertenkele Şövalye geniş odada tek başına duruyordu. İki buçuk metre uzunluğundaydı ve Ellos’un dediği gibi pullu vücudunun üzerinde kendi pullarından yapılmış bir zırh giyiyordu. Elinde, ucu fazlasıyla keskin beş metrelik bir mızrak vardı.

“Bana tek başına mı meydan okuyorsun? Bu bir ilk.”

“Evet, öyle.”

Ona gülümsedim. Diğer kat ustalarının aksine havalı görünmeye çalışıyordu ama bana göre hiçbir farkı yoktu.

Ellos onu ilk tasvir ettiğinde biraz gerilmiştim. Güçlü doğmuş canavarlardan biri, zaman ayırıp dövüş sanatları öğrendiğinde nasıl olur diye hayal etmiştim. Ancak Kertenkele Şövalye tam olarak böyle değildi.

Aslında beklentilerimi bile karşılamıyordu. İlk bakışta, temel duruş pozisyonuna bile geçmediğini fark ettim. Doğal gücünden dolayı kolay bir gelişimle pek uğraşmamış gibiydi. Ne kadar aptalca.

“Sana gerçek bir mızrakçının nasıl olacağını göstereceğim.”

Mızrağımı tutarak duruş pozisyonuna geçtim.

“Peika, lütfen içine girebilir misin?”

[Soruş şeklini beğendim!]

Peika memnun bir şekilde başını salladığı anda, Ruhani Aura’yı aktifleştirdim. Bir anda mızrağım tarafından emildi ve Ork Lideri’nin Kılıcı’nın etrafında kıvılcımlar uçuşmaya başladı. “Seni çok zorladım. Yakında dinlenmene izin vereceğim.”

“Sen, sen de mızrakçısın. Harika.”

“Evet, harika. Gerçekten harika.”

Babamın tek öğrencisiydim. Bir zindan kaşifi olarak ne kadar yoğun olsam bile, babamın oğlu olarak, Kore’nin dövüş sanatlarında yükselen yıldızlarıyla sık sık dostça karşılaşmalar yapıyordum. Babam sadece sözde bir Dojang’ın* başındaydı ve burayı sadece bu tür karşılaşmalar için kullanıyorduk.

Babamın dünyanın en güçlüsü ya da yenilmez olduğu iddialarının doğruluğundan pek emin değildim.

Ancak hiçbir zaman resmi maçlarda kaybetmedim.

“Haap!”

“Geber!”

Ben Kertenkele Şövalye’ye doğru atılırken, o da gözlerini genişçe aralayarak mızrağını hızlıca ileriye doğru savurdu. Fakat Ellos’un bahsettiği hız biraz abartılıydı, bu neredeyse bir bebeğin savuruşuna benziyordu. Saldırısını kolaylıkla savurdum ve zırhının merkezine mızrağımı sapladım.

“Kuk! Bir insana göre fena değilsin!”

“Bunu zindana geldiğimden beri beşinci duyuşum, Kertenkele!”

Cevabımı yapıştırdıktan sonra, saldırıya devam ettim.  Mızrağımı defalarca zırhına saplayarak şok etkisinin ona hasar vereceğinden emin oldum. Durumun farkına varan Kertenkele Şövalye, yana kaçmaya çalıştı fakat hareketlerini dikkatle takip ederek saldırıya devam ettim.

Saldırılarımın pullarını delemeyeceğini bilsem de Peika’nın yıldırımları etkiliydi. Elektrik kıvılcımları zırhına işlerken, zırhı yavaşça kırmaya başlamıştı.

“Kuk! İnsan, sen bir Element Uzmanı’sın! Beni kandırdın!”

“Sana sadece bir mızrakçı olduğumu söyledim, Element Uzmanı değilim diye bir şey dediğimi hatırlamıyorum!”

“Kuhaaaap!”

“Kuhaaaap!”

Ağır bir haykırışla mızrağını ileriye savurdu. Tabii ki bunu bekliyordum. Hızla eğildim ve ona doğru koştum. Aynı esnada mızrağım beyaz ışıkla parıldamaya başladı.

“Kahraman Saldırısı!”

“Kuk!”

Zırhının parçaları düşmeye başladı ve havada uçuştu. Kertenkele Şövalye aynı anda geriye doğru uçarak duvara yapıştı. Tam peşinden gitmek üzereyken, duvara vurulmanın etkisinden kurtularak ayağa kalktı ve kan tükürdü. En azından nasıl havalı görüneceğini biliyordu.

“Kukuku, fena değil. Beni böyle köşeye sıkıştıracağını düşünmemiştim...”

“Gevelemeyi bırak da gel! Sana gücümü göstereceğim!”

[Savaş Çığlığı’nı kullandın! Tüm parti üyeleri negatif etkilerden arındı! Tüm parti üyelerinin saldırı gücü %50 arttı. Tüm parti üyeleri düşman saldırısından geçiçi olarak etkilenmeyecek ve süreli olarak süper zırhlı hale geldi.]

“Kuk, bu gürültülü ses de ne?”

“Güzel soru.”

Ona yaklaşırken haykırdım.

“Kara Yıldırım Patlaması!”

“Kuk?”

Karanlık yıldırım vücudumdan çıkıp Kertenkele Şövalye’yi çarptı. Şaşkınlıkla geriye zıplamaya çalışsa da, ilk darbeyi yediği için artık saldırıdan kaçamazdı.

“Geber!”

Böyle kolayca öleceğini düşünmesem de, bunu umarak bağırdım. Hemen ardından, sayısız yıldırım vücudumdan çıkarken neredeyse görüşümü kapatmıştı. Kat ustasının dayanıklılığını göz önüne alınca, böylesine etkili bir saldırıya dayanabilmek imkansızdı. Kertenkele Şövalye acı içinde haykırdı.

“Kuaaaak! N-nedir bu?”

“Yeteneğim. Yemek ister misin?”

Daha önce hiçbir resmi maçta kaybetmemiştim ama burası zindandı. Kaşifler gibi savaşmam gayet doğaldı.

Kara Yıldırım Patlaması gerçekten çok güçlüydü. Ork Lideri’nin Savaş Çığlığı yüzünden olsa gerek… Ama Kertenkele Şövalye yıldırımlardan çıktığı anda, neredeyse tüm zırhı yıpranmıştı. Buna ek olarak vücudunun belirli bölgelerinden kanlar akıyordu.

“Kuk, İnsan! Seni affetmeyeceğim!”

“Eh, şimdiden kullanacak mı?”

Kertenkele Şövalye mızrağını kaldırıp yere vurdu. Bu bir deprem saldırısıydı. Ardından gelecek olan ise ejder derisi… Ellos beş dakika dayanmamı söylemişti.

“Ellos, yanılıyorsun.”

“Bora!”

Bora’yı kullanırken bağırarak mızrağımı hedefledim. Bora, saldırısıyla hükmederek Kertenkele Şövalye’yi zorladı ve mızrağının düşmesini sağladı. Kertenkele Şövalye tam o anda paniklemeye başladı.

İşte bir şans. Onu öldüresiye dövmek için bir şans…

“Geber!”

Herhangi bir yetenek kullanmama gerek yoktu. Olduğu yerde sersemce dikilirken, yıldırımlarla sarılı mızrağımı ileri doğru götürdüm. İlk olarak, üzerinde zar zor duran zırhı parçaladım. Ardından, o daha sersemlikten kurtulamadan dizlerini ve sağ kolunu parçaladım.

Mızrağımı sol koluna doğru savururken acıyla inledi ve ejder derisini kullanarak saldırımı engelledi.

“Gördün mü Ellos, düşündüğüm gibi.”

Kertenkele Şövalye’nin deprem saldırısından sonra ejder derisini kullanacağını biliyordu madem neden onu rahat bıraktı ki? Kendi tecrübelerime dayanarak söyleyebilirim ki, bu tarz yeteneklerin bariz açıklıkları var.

Böylece herhangi bir yetenek kullanmadan önce Ork Lideri’nin Savaş Çığlığı’yla kendimi süper zırhlı hale getirebilirdim ya da Kinci Ruhun Feryadı’yla düşmanın hareketlerini kısıtlayabilirdim veya da düşmanla arama mesafe bırakabilirdim… Dediklerimin hiçbirini yapamasam bile yeteneklerimi elimden geldiğince normal saldırılarla birleştirir, karşı saldırılara karşı kendimi güvenceye alırdım. Tabii tüm bunlara rağmen, yüzde yüz güvende olduğumu söyleyemezdim. Yeteneklerin doğasında bu vardı.

Kat ustalarının yeteneklerinin son derece güçlü olmasına rağmen, her birinin anlık zayıflıkları vardı.  Ufacık bir zayıflık olduğu sürece bundan yararlanabilirdim. Aslında Ellos gibi birinin bunu fark edememesi şaşırtıcıydı. Sanırım daha sonra ona anlatmam gerekiyordu.

“Kuk, sen! Seni öldüreceğim! Hadi gel saldır!”

Ejder derisini kullandıktan sonra, Kertenkele Şövalye dilini kullanmaya karar verip beni kışkırtmaya kalktı. Homurdanarak mızrağını aldım ve uzağa attım. Ardından, Ruhani Aura’yı devre dışı bırakarak mızrağımı geri koydum.

“İnsan?”

“Ben bir dövüş sanatları ustasıyım. Tek bildiğim mızrakçılık değil.”

Tabii ki insanları kendi ellerimle pataklamak için dövüş sanatları öğrendiğimi ona söylemeyecektim!

Çevirmen notu
* Dojang: Dövüş sanatlarının öğrenildiği yer.