Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

210. Bölüm Ito Makoto

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

 Etrafımdaki insanlar Lin Wan Er’i anında tanımıştı. Ayağa fırlayıp, gülümsemeye koyuldular: ‘’Oh, Tian Nan Ailesi’nin güzeller güzeli kızı buradaymış demek! Görüşmeyeli uzun zaman oldu, Lin Wan Er, ne kadar güzelleşmişsin öyle!’’

 Lin Wan Er hafifçe gülümseyerek tek tek selamladı: ‘’Liu Amca, Zhao Amca, nasılsınız…’’

 ‘’Demek bu Patron Lin’in değerli incisiymiş!’’ Geleneksel Çin kıyafetlerine bürünmüş orta yaşlı bir adam söylendi: ‘’Ben Ou Yang Peng, Shi Fang Can Alışveriş Merkezi’nin sahibiyim. Seni en son gördüğümde küçücüktün…’’

 Lin Wan Er gülümsedi: ‘’Küçük olduğumdan hatırlamıyorum, kusuruma bakmayın…’’

 ‘’Haha…’’ Ou Yang Peng bir kahkaha patlattı: ‘’Patron Lin’in senin gibi güzel bir kıza sahip olması için geçmiş hayatında ne tür iyilikler yaptığını merak ediyorum! Cidden insanı kıskandırıyor. Oh, doğru ya Wan Er, yanındaki arkadaşlarını neden tanıştırmıyorsun?’’

  Lin Wan Er hemen Dong Cheng Yue’nin ellerine yapıştı: ‘’Bu benimle yaşayan en yakın arkadaşım, Dong Cheng Yue!’’

 ‘’Oh, sakın bana…onun bizim eski patronun kızı olduğunu söyleme? Böylesine güzel bir kız…’’

 ‘’Evet.’’

 ‘’Haha, demek oymuş. Dong Cheng Feng’in kızının ne kadar güzel olduğunu duymuştum. Demek duyduklarım doğruymuş! Oh, yanında bir de yakışıklı genç bir adam var. Onu da tanıştıracak mısın?’’

 Lin Tian Nan hafifçe öksürüp, söylendi: ‘’Adı Li Xiao Yao, kendisi Wan Er’in…uhm…’’

 Lin Wan Er dudaklarını büküp, araya girdi: ‘’Arkadaşım. Başka ne olacaktı ki?’’

 Lin Tian Nan gülümsedi: ‘’Evet, arkadaşı…’’

 Ou Yang Peng bana bakıp, gülümsedi: ‘’Li Xiao Yao? Güzel bir isim…Genç adam, Lin Wan Er’in bütün arkadaşları olağanüstü kişilikler, senin hikayen nedir bakalım?’’

 Ona sakin bir bakış attım: ‘’Hikayem yok, sadece Wan Er’in sınıf arkadaşıyım.’’

 ‘’Oh, demek öyle…’’ Ou Yang Peng cevabımı duyunca gülmekten başka bir şey yapamamıştı: ‘’Güzel, gergin değilsin. Bugünlerde gençler gitgide ağır başlı oluyor. Neyse, bugünkü yemeğimizin yıldızı… Wan Er’den başka bir yıldızımız daha var, değil mi Patron Lin?’’

 Lin Tian Nan gülümsedi: ‘’Evet, Wan Er, otur bakalım, sana birini tanıştıracağım…’’

 Lafını bitirir bitirmez Lin Tian Nan elini uzatıp, önümde duran genç adamı işaret etmişti: ‘’Wan Er, bugün seni buraya çağırmamın sebebi bu arkadaşımız…’’

 ‘’O mu?’’ Lin Wan Er kaşlarını çattı: ‘’Kim ki?’’

 Genç adam yavaşça doğrulmuş, dostane bir gülümseme takınmıştı: ‘’Lin Wan Er, benii tanımıyor olabilirsin, ancak ben seni 2 yıldır tanıyorum. ‘Zamanın Kalbi’ adlı şarkın her zaman favorim olmuştur; hatta senin fanın bile sayılırım. Gerçekten Lin Amca’nın kızı olduğunu Çin’e döndükten sonra öğrendim. Eğer bu buluşma olmasaydı, senin gibi bir superstarla tanışma fırsatına erişemeyecektim…’’

 Lin Wan Er şaşkına dönmüştü: ‘’Kimsiniz siz?’’

 Genç adam hafifçe gülümsedi: ‘’Ben…daha Japonya’dan yeni geldiğim için kendimi nasıl tanıtsam bilemiyorum…öhöm, öhöm…bu cidden garip hissettiriyor…’’

  Lin Tian Nan doğrulup, söylendi: ‘’Madem öyle, ben tanıştırayım seni! Bu benim yakın arkadaşımın oğludur. Japonya’ya gidip orada birkaç yıl tek başına yaşadı. Bu sefer MNC’de yüksek bir pozisyon almak için geri döndü. Japonya’da ona ‘’Ito Makoto’’ diyorlar; ancak asıl ismi ‘’Wang Ze Cheng’’. Yakın arkadaşlarımdan birinin oğludur. Onu en son bebekken görmüştüm, zaman ne kadar hızlı geçiyor…’’

 
 ‘’Wang Ze Cheng?’’ Lin Wan Er genç adama bir bakış atıp, hafifçe gülümsedi. ‘’Nasılsın…’’

 Wang Ze Cheng de gülümseyerek başını öne sallamıştı: ‘’Sen nasılsın, seni görmek büyük bir zevk. Umarım bana birkaç bilgi verebilirsin. Uhh…Uzun zamandır Çin’de yaşamadığım için Çince’m de biraz geriledi; ancak ilerletmek için sıkı çalışacağım. Üstelik, ana dilimi düzgün bir şekilde öğrenebilmek için Liu Hua Üniversitesi’nin Çin Bölümü’ne yazıldım. Birkaç gün geçtikten sonra, Wan Er, sınıf arkadaşı olacağız…’’

 (ÇN: Bunlarda böyle her halde arkadaşlar, bas parayı yazıl üniversiteye…)

  Lin Wan Er başıyla onaylamış, sessizce yanıma oturmuştu: ‘’Tamamdır…’’

 Ou Yang Peng bize bakıp, anlamlı bir gülümseme savurdu: ‘’Ah Cheng, daha geleli çok olmadığından buraya alışamamışsındır, değil mi? Yemeklere ve konuşmalara ayak uydurman lazım. Hangzhou’daki hangi şirkette çalışacaksın?’’

 Wang Ze Cheng gülümseyerek cevapladı: ‘’Booster Şirketi.’’

 ‘’Ah?’’

 Ou Yang Peng şoke olmuştu: ‘’Booster Şirketi, hani şu çok uluslu, daha geçenlerde CBD’deki akılalmaz fiyata sahip Yıldız Kulesi’ni alan şirket mi?’’

 ‘’Evet, o şirket Ou Yang Amca.’’

 ‘’Bu…’’ Ou Yang Peng şaşkına dönmüştü: ‘’Ne çocuk ama, böyle ünlü bir şirkete girmeyi başardın demek. Gerçekten olağanüstüsün. Oh doğru ya, Patron Lin bana şirkette yüksek bir rütbeye sahip olduğunu söylemişti. Tam olarak ne iş yapacaksın?’’

 Wang Ze Cheng hafifçe gülümsedi: ‘’Şey…aslında pek de büyük bir olay değil…Asya Bölgesi’nin CEO’luğunu yapacağım…’’

 ‘’Ciddi misin?’’

 Ou Yang Peng’in suratı mosmor kesilmişti: ‘’Gençlik…Böylesine küçük bir yaşta CEO olmak hiç de kolay sayılmaz. Gerçekten bizleri utandırıyorsun…’’

 Lin Tian Nan bir kahkaha attı: ‘’Ou Yang, Ah Cheng’i korkutuyorsun; bizler, Tian Xin Grubu ve Booster Şirketi olarak daha geçenlerde on milyar dolarlık uzun süreli bir anlaşma imzaladığımız için bir aile sayılırız. Wan Er, Ah Cheng çok hassas bir insandır; ayrıca genç ve başarılı biridir. Ondan birçok şey öğrenebilirsin. Liu Hua Üniversitesi’ndeki sınıfa gelince ondan öneri alabilirsin. Zamanı geldiğinde, Booster Şirketi’nde staj yapman için gerekli ayarlamaları yapacağım.’’

 Lin Wan Er: ‘’Baba, nerede staj yapacağıma kendim karar vermek istiyorum. Tamam mı?’’

 Lin Tian Nan burnuna dokundu: ‘’Kocaman oldun, artık bu kadar dik başlı davranmaman lazım. Booster Şirketi dünyadaki en güçlü biyolojik araştırma departmanına sahip. Ürünlerine gittiğin her yerde rastlayabilirsin ve şirketin asıl odağı da bilime focuslanmış durmda, bu yüzden Booster Şirketi’ne katılırsan bilgi dağarcığını genişletebilirsin. Baban hala daha ağırlıklarını hafifletmeni istiyor…’’

   Lin Wan Er cevap vermeye kalkacağı sırada masa altından onu dürttüm. Genç kadın bana bakmış ve başıyla onaylamıştı: ‘’Tamam bakalım, ama staja başladığımda Li Xiao Yao da benimle gelecek…’’

 (ÇN: Evet dostlar, aklımızdaki soruyu soralım. Çince okuyorsun, bilim ne alaka dingil?)

  Lin Tian Nan gülümsedi: ‘’Tabii, Li Xiao Yao arkadaşın. Eğer kabul ederse, onunla beraber staj yapabilirsiniz. Li Xiao Yao da Liu Hua Üniversitesi’nde okuduğundan, gelecekte üçünüz de arkadaş olabilirsiniz…Tamamdır, hadi yemeye başlayalım!’’

 ‘’Tamam!’’

……

 Bir grup orta yaşlı adam aniden yemeklere gömülmüş ve birbirlerine kadeh kaldırmaya başlamıştı. Bu yüzden Lin Wan Er ve Dong Cheng’le birlikte duruma ısınamamıştık. Ayrıca Lin Wan Er’in modu da düşmüştü. Sessizce yanımda oturuyordu ve onunla ne kadar konuşmaya çalışırsam çalışayım sadece gülümsüyordu. Her zaman duruma ayak uydurup, meseleyi kavrayabilen bir kişiliği vardı.

 Dong Cheng Yue fısıldadı: ‘’Wan Er, babanın seni Wang Ze Cheng’le tanıştırmasının gizli bir nedeni var mı sence? Sakın bana seni onunla nişanlayacağını ya da sana bir erkek arkadaş seçeneceği sunmak istediğini söyleme?’’

  Lin Wan Er istemsizce bana bakmış ve hemen başını eğmişti. Dudaklarını kısarak fısıldadı: ‘’Ben…cesedimi çiğnese bile öyle bir şeye gönlüm olmaz. Bu konuda kesinkes babamın istediklerini yapmayacağım…’’

 Dong Cheng Yue’nin gözleri bana kaymış ve kadın gülümsemişti: ‘’Yoksa…Baban yanına Li Xiao Yao’yu yerleştirdikten sonra rahat edemedi mi acaba? Sonuçta dikkaatli olmadığı sürece, değerli kızı kalbini bizimkine kaptırabilir…’’

 Lin Wan Er kıpkırmızı kesilmiş ve cevaplamıştı: ‘’Dong Cheng, neler söylüyorsun öyle…’’

 Çayımdan bir yudum aldım ve gülümsesem de meseleye karışmamayı tercih ettim.

 O esnada Wang Ze Cheng elindeki şarapla Lin Wan Er’in yanına gelmiş ve söylenmişti: ‘’Superstar, gel beraber kadeh kaldıralım; ancak sadece alkolsüz içebilirsin, ona göre…’’

 Lin Wan Er doğrulup, onayladı: ‘’Tamam, teşekkür ederim…’’

 Wang Ze Cheng kadehi fondiplemiş ve gülümsemişti: ‘’Superstar, duyduğuma göre iyi oyuncularmışsınız, yanlış mıyım? Son zamanlarda elime bir başlık geçti, eğer zamanın olursa, bana biraz oyun öğret, olur mu…? Uhm, neyse boşver, boş zamanınız olduğunu sanmıyorum. Benim gibi eziğin teki tek başına takılsa iyi olur. Seviyem sizi yakaladığında beni de aranıza alabilirsin belki? Söz veriyorum ki elimden geleni yapacak ve gücünüzü azaltmayacağım. Oyundaki yeteneklerim gayet iyidir aslına bakarsan. Japonya’daki Kanagawa’nın bir numaralı oyuncusuydum…’’

 Dong Cheng Yue başını kaldırıp, ona bir bakış attı: ‘’Gerçekten mi? Duyduğuma göre Japonlar basit ve kendini beğenmiş tiplermiş…’’

 Wang Ze Cheng ellerini açıp gülümsedi: ‘’Ben Japon değilim ki. Bildiğiniz Çin’de doğmuş bir adamım. Sadece küçük yaştan beri babamı takip edip, Japonya’da yaşamak zorunda kaldım, o kadar. Aksi taktirde kesinlikle sizinle düzgü Beijing aksanıyla konuşurdum!’’

 (Beijing Aksanı=Bizim İstanbul Türkçesi gibi düşünün…)

 Dong Cheng Yue gülümsemeden edememişti: ‘’Hehe…’’

 Wang Ze Cheng: ‘’Neden gülüyorsun?’’

 ‘’Öylesine…hehehe…’’

 ‘’Ah…’’

 Belki de can sıkınıtısından, Wang Ze Cheng sormuştu: ‘’Wan Er, Dong Cheng Yue, oyundaki isimleriniz neler?’’

 “Cang Tong.”

“Cang Yue.”

 ‘’Huh?!’’ Wang Ze Cheng şaşkına dönmüştü: ‘’Fan Shu…Fan Shu Şehri’nin iki güzelliği siz misiniz yani? Öhöm, öhöm…üzgünüm. Bir anda heyecanlandım. Bağışlayın…’’

 Lafını bitirdiği gibi bana bakıp, dalga geçer bir ses tonuyla söylenmişti: ‘’Li Xiao Yao, senin oyundaki ismin ne?’’

 Ben: ‘’Kaygısız Xiao Yao.’’

(ÇN: Bu notu uzun zamandır yazayım diyordum. Arkadaşlar Xiao Yao, Zhao Yao, bunlar Çin’de oldukça yaygın isimlerdir. Mesela sizler bakıp, adamın oyundaki ismiyle gerçek hayattaki ismi aynı diyorsunuz; ancak çinde 1 milyar insan var ve bunlardan en az 1-2 milyonunun ismi de Xiao’yla başlıyor. Aklınızda bulunsun…)

 ‘’Eh?’’ Wang Ze Cheng’in kaşları çatılmıştı: ‘’Demek sen Zhan Long’un Klan Başkanı’sın? Etrafa saçtığın havanın niye böyle garip olduğu anlaşıldı…Haha, biliyorum. Lin Wan Er’in ve Dong Cheng Yue’nin arkadaşı normal biri olamazdı zaten. Demek Kaygısız Xiao Yao sensin…Her ne kadar oyunu oynamıyor olsam da, gelişmeleri takip ediyorum. 2 gün önce Zhan Long düşük sayıda oyuncuya sahip olmasına rağmen [Kahramanın Öfkesi]’ni alt etmeyi başardı; güzel bir mücadeleydi; ancak savaş kontrolün biraz zayıftı…’’

 ‘’Savaş kontrolü?’’ Dong Cheng Yue şaşırmıştı: ‘’Wang Ze Cheng, biraz daha açıklar mısın? Her ne kadar Li Xiao Yao’nun savaş kontrolü bir numara olmasa da, fena olmasa gerek, yanlış mıyım? Neden biraz zayıftı dedin?’’

  Wang Ze Cheng gülümsedi: ‘’Yakın dövüşte farklı stiller vardır. Nabız Kesme Stili, Savaş Refleksi Stili, Diken Stili, Sarhoş Kılıç Stili ve diğer stiller. Kaygısız Xiao Yao’nun savaş stili sizce hangisine ait? Cevap vereyim; hiçbirine. Bu yüzden oyunda insanları öldürebiliyorsun; ancak PK sanatında ustalaşmayı başaramamışsın.’’

 (ÇN: Nabız Kesme Stili – Rakibin saldırılarını kırarak, güçlü bir hamle indirmeyi içeriyor. Savaş Refleksi – Can Çalma taktiği, hasar vererek canınızı dolduruyorsunuz. Diken – Yani bunu dotadaki BM olarak düşünebilirsiniz, aldığınız saldırıyı rakibe geri yansıtmak… Sarhoş Mızrak – Şarabı kullanarak öfkeyi artırma ve öfke odaklı saldırılar yapma. Bu taktiklerle daha ileride karşılaşacağız.)

 Dong Cheng Yue söylenenlere nasıl cevap vereceğini bilemiyordu.

 Lin Wan Er gülümseyerek sordu. ‘’Li Xiao Yao, bir şey söylemek istemiyor musun?’’

  Sağ yumruğumu sıktım ve gülümsedim: ‘’Öldürmek dediğin başlı başına bir sanattır zaten!’’

 Wang Ze Cheng soğuk bir ifadeyle söylendi: ‘’Heh, sizinle tanışmak keyifliydi. İleride çok karşılaşacağımız için iyi geçinelim, tamam mı…’’

 Ben: ‘’…’’

 Lin Wan Er: ‘’…’’