Beyninin az çalışması lazım belki kendi kendine yükselir:D
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
3. Bölüm Çocuk Zindan Kaşifi Olur (2)
Tüm bu uyarıları dinlerken yerimde duramıyordum. İlk düşündüğüm şey: "Evet! Sonunda bir zindan kaşifiyim!" oldu. Ardından ise: "Bronz Kademe 9 yüksek mi düşük mü?" ve son olarak: "İksir nedir?" oldu.
Beynim zaten daha fazlasını algılayamamıştı.
"Ahh, başım dönüyor. Daha yavaş söyleyebilir misin?"
[Mesaj günlüğünü kontrol etmek ister misiniz?]
"Mesaj günlüğü nedir?"
[Kang Shin'in aldığı mesajları içeriyor.]
"Evet, göster!"
Sözler ağzımdan çıktığı anda, karşımda birden yarı saydam bir pencere belirdi. İrkilerek bir adım geri attım. Önümde çıkan şeyin, benden daha zeki olan babamın bir aldatmalarından biri olabileceğini düşünsem de gerçek bir formunun olmadığını fark edince gardımı düşürdüm ve yaklaştım. Karşımda, duyduğum o sesler kayıtlıydı. Muhteşem.
"Keskin Tahta Mızrak mı?"
[Envanterinizin içinde. Onaylamak ister misiniz?]
"Nasıl onaylıyorum?"
[Sadece envanter kelimesini söylemeniz yeterli.]
"Envanter?.. Yuh!"
Az öncekiyle aynıydı. Bir kez daha saydam pencere ortaya çıktı. Aradaki tek fark, bunun üzerinde kelime bulunmamasıydı. Ayrıca pencere daha yüksekti ve eni daha dardı. Yan yana on tane yumruk büyüklüğünde alan vardı. Alanların etrafında başka hiçbir şey yoktu, bu yüzden 1'e 10'luk bir alandı. İlk boşluğun içinde kırmızı sıvı dolu bir cam şişenin resmi vardı. Üzerinde “beş” rakamı yazılıydı. Bu sesin bahsettiği iksirdi. İkinci boşlukta tahta mızrak bulunuyordu. Refleks olarak uzanmaya çalıştığımda,elim pencerenin içine girdi.
"Vaay!"
Şaşırtıcı olan ise, elim diğer taraftan çıkmamıştı. Elimi gerçekten de pencerenin içerisinde hissediyordum. Şaşkınlıkla elimi oynattım ama bir şeye dokunduğum anda duraksadım. Dokunduğum obje kalın ve uzundu. Bu... bir mızraktı! Düşünmeden mızrağı tuttum ve pencereden dışarı çıkardım. Tahmin ettiğim gibi elimde keskin bir tahta mızrak vardı. Ona bakarken, önümde küçük bir pencere açıldı.
[Keskin Tahta Mızrak (Normal)
Dayanıklılık – 70/70
Saldırı – 10
Giyme Sınırı - Yok
Açıklama - Başlangıç için mükemmel bir tahta mızrak. Özel yetenek yok.]
"Hmm."
Dürüst olacağım. Bunun ne anlama geldiğine dair hiçbir fikrim yoktu. Daha önce hiç oyun oynamamış olan ben için, "başlangıç silahı" ve "temel silahlar" terimleri fazlasıyla yabancıydı. Her halükarda, kullanabileceğim bir silah olduğunu biliyordum. Bu yeterliydi.
Tahta mızrağımı sırtıma astım ve iksir denen şeyi kontrol etmeye başladım. 100 YP'nin yenileneceğini söylüyordu ama bunun ne anlama geldiğini bilmiyordum. Ardından ses statümü kontrol etmemi söyledi. Sesin kimliğini bilmesem de onu güzel bir abla gibi düşündüm ve bana söylediği gibi “Statümü kontrol et!” diye bağırdım.
[ İsim: Kang Shin
Irk: İnsan
Cinsiyet: Erkek
Sınıf: Yok
Unvan: Yok
Kademe: Bronz 9
Seviye: 1
YP – 240/240
MP – 0
Kuvvet – 18
Beceri – 16
Yaşam Gücü– 17
Zeka – 5
Büyü – 0
Karizma – 7
Şans – 10
Beceri – Düşük seviyeli dövüş sanatları (Sv4), Düşük seviyeli mızrak tekniği (Usta), Orta dereceli mızrak tekniği (Sv3) ]
Garip. Karşımda iki sıfır vardı ve kuvvetim 18, zekam 5 ise, o zaman kuvvetim mi yüksek yoksa zekam mı düşük?
"Bu YP ve MP nedir?"
[YP yaşam puanını temsil ediyor. Canavarlar tarafından saldırıya uğradığınızda YP'niz azalır. Sıfıra düştüğünde zindandan kovulursunuz. Bu durumda, bir hafta boyunca zindana giremezsiniz.]
[MP mananızı temsil eder. Sihir ya da yetenekler için kullanılır. Ayrıca Ki olarak adlandırılır.]
"Ki!"
[Mp'niz 0. Diğer bir deyişle, Ki'niz bulunmamakta.]
"Peki nasıl elde edebilirim?"
[Yeryüzü dışındaki dünyalardan olanlar bedenlerinde mana biriktirme yöntemlerini bilirler. Ayrıca, halihazırda manaya sahip olanlar, zindan katlarını temizleyerek ve seviye atlayarak sahip oldukları mana miktarını artırabilir.]
"Seviye atlamak mı?"
[Size yakın zamanda açıklanacaktır. Sonuç olarak, Kang Shin'in MP elde etmesinin hiçbir yolu yoktur.]
"Elde etmek için ne yapmam gerekiyor?"
[Bir mana gelişim metodu elde etmelisiniz.]
"Onu nasıl elde edebilirim?"
[Zindan katlarının sonunda bulunan Kat Dükkanı'ndan satın alabilirsiniz. Not, sadece 10F'nin üzerindeki Kat Dükkanlarından alınabilir ve çok pahalıdırlar.]
"10F! Birinci katta olduğuma göre, tek yapmam gereken şey onuncu kata çıkmak değil mi?"
[Bu doğru.]
"Fiyatı ne kadar? … 50.000 wondan fazla mıdır?"
Orta okulun üçüncü yılındaydım ve aylık harçlığım 10.000 wondu, 50.000 won çok büyük bir meblaydı. Bunu düşünürken, ses bana cevap verdi.
[Kat Dükkanı eşyalarını won para birimiyle satın alamazsınız. Ticareti sadece zindan katlarındaki canavarlardan çıkan altın veya canavar kalıntılarıyla yapabilirsiniz.]
"Altın!"
Tamam, biraz umut vardı! Anladığım kadarıyla, zindanda canavarlar vardı ve yenildiklerinde altın düşürüyorlardı. Tümünü yendiğimde daha yüksek bir kata tırmanabilirdim ve onuncu katın sonuna ulaştığımda, Kat Dükkanı'ndan bir mana gelişimi yöntemi satın alabilirdim. Sonunda Ki'yi elde edebilirim! Babamın rüyasını gerçekleştirebilirim!
Beynimin bütün bunları kavrayabilme becerisine hayran kalmıştım.
Elbette beynim henüz o kadar fazla düşünebilme kabiliyetine sahip değildi, o kadar kolay olsaydı bunu zaten babam yapardı. Zekam sadece 5'ti ve bir yıl sonra öğrendim ki ortalama zeka normalde 10'muş. Neden bir zindan kaşifi olmak istediğimi bile unutmuştum ve gözümü sadece Ki'yi elde etmeye dikmiştim.
Ablaya işaret ederek canavarların yaşadığı yeri sorup keşfetmeye başlamak istediğimi söyledim. Abla nazikçe “Keşfe başla.” diye bağırarak başlayabileceğimi söyledi. Bunu duyduğum anda bağırdım.
"Keşfe başla."
Ardından çevremdeki tüm pencereler bir anda ortadan kayboldu ve karanlık bir aura etrafımı sarmaya başladı. Meşalelerin bir kısmı söndü ve sadece bana en yakın olanlar güçlü bir şekilde yanmaya devam ediyordu. Her tatilde babamla dünyanın her bir yanını gezdiğim için, karanlık beni pek etkilemiyordu. Ancak, sürekli olarak hissettiğim ürperti biraz kaygı vericiydi. Ve sonra, daha önce hissetmediğim bir varlık hissettim.
Tahta mızrağımı tutarak defans pozisyonuna geçtim. Bu varlık, Amazon'da savaştığım on metre uzunluğundaki anakondaya benziyordu. Sss, sss... Her bir yönden bana doğru uzanan anakondayı hissedebiliyordum! Yutkundum. Sadece gücüme güvenerek anakondayı yenemeyeceğimi biliyordum. Daha önceleri babamla birlikte anakondayla karşılaştığımızda ben dikkatini çekmiştim, babam ise öldürücü darbeyi vurunca zar zor kazanmıştık. Fakat birkaçını yenebilir miydim? Hem de tek başıma? Sonunda bir zindan kaşifi olduğum anda kovulmak istemiyordum!
Bunu düşünürken, tahta mızrağımı sıkıca kavradım. Yaratıklar karanlıkların içinden çıkmaya başlarken gözlerimi şaşkınlıkla açtım.
"Uvvaaa…aah?"
Elli santimetre uzunluğunda ve otuz santimetre genişliğinde... Puding gibi görünüyordu ve büyük bir gayretle bana doğru sürünerek geliyordu. Bu şeyleri anakondalarla karşılaştırmak... Anakondalara haksızlık yaptığımı düşündüm. Bu şeylerin canlı olup olmadığından bile şüphe duyuyordum. Mızrağımı birine saplayarak kontrol ettim ve kolayca delip geçiyordu.
[1 Mukus Parçası elde ettin.]
[1 Altın elde ettin.]
Gürültü ile patladı. Afallamış bir biçimde öylece durdum ama çok geçmeden sevinç çığlıkları atarak zıplamaya başladım.
"Vuhuuu! Artık bir zindan kaşifiyim!"
Zindan kaşifi Kang Shin'in efsanesi için perde aralanmıştı.
… Ya da çok hızlı sevinmiştim. Acı gerçekle karşılaşmam uzun sürmedi.
Bu duyguyu ilk olarak ikinci kattan üçüncü kata çıkarken bal arılarının saldırısına uğradığımda hissettim. Birinci ve ikinci katlar karşılaştırıldığında kolaydı, asıl sorun üçüncü kata ulaştığımda “goblin” denen canavarların ortaya çıkmasıyla başlamıştı.
Başlangıçta, YP'mi 0'a neyin düşürdüğünü bile fark edemeden zindandan kovuldum. Bir haftalığına zindana tekrar giremeyecektim. Ertesi hafta dişimi sıkıp tekrardan girdim. Sonra, sonunda nasıl öldüğümü anladım. Zehirli dart. Goblinler zehirli dart fırlatıyorlardı ve tamamen felç olmuştum.
Canavarlar bana vurduğunda babamın bana vurduğu zamanki kadar acıyordu. Fakat felç eden zehir nedeniyle, hiçbir şekilde acı hissetmiyordum. Acı hissetmemek düşündüğünüzden daha da korkutucudur. Çünkü çok fazla zehirli dart vardı ve onları atlatmak çok zordu. Sonuç olarak, birden fazla kez YP'm 0’ı gördü ve bir ay boyunca zindana giremedim. Sonunda, babamdan tavsiye almaya karar verdim.
"Baba, goblinler durmadan bana zehirli dart atıyorlar."
"Hmm? Şimdiden üçüncü katta mısın? Daha üç ay bile olmadı."
"Hızlı mıyım?"
"Benim ikinci kata ulaşmam bir yılımı almıştı."
Babamın altıncı hissini henüz uyandırmadığı ve mukusların yaklaştığını hissetmediği ortaya çıktı. Sonuç olarak, ilk adımını atabilmesi bir yılını almıştı. Zindandan kovulduğunuzda bir hafta boyunca giremeyeceğimiz için bu kadar uzun sürmüş olması şaşırtıcı değildi. Ben bile bir ay boyunca hiç ilerleme kaydedememiştim.
"Yani seviye 3 mü oldun?"
"Aynen."
Zindan katını temizlediğinizde seviyeniz 1 artar ve 5 statü puanı kazanırsınız. Bununla kuvveti, beceriyi, yaşam gücünü, zekayı veya diğerlerini arttırabilirsiniz. Zekamın düşük olması beni biraz üzdüğü için, 2. seviyeye ulaştığımda tüm statü puanlarımı zekaya vermiştim. Bunun sayesinde, zekam sonunda ortalama bir insan seviyesine ulaştı. Tabii ki artmış olan zekamla bile, uzun yıllar boyunca gerçek dünyadan uzak yaşadığım için hala onuncu kata kolayca ulaşabileceğime inanıyordum. 3. seviyeye ulaştığımda büyü gücümü yükseltmeye çalışsam da, 0 olan bir statüye herhangi bir puan veremiyordum. Sonunda, 2 puan kuvvete, 2 puan beceriye ve 1 puan da yaşam gücüne vermiştim.
"O zaman biraz para kazanmış olmalısın."
"Para mı?"
Başımı iki yana salladım. Para mı? Biraz altınım vardı ama hiç param yoktu. Zindan altınıyla para arasında ne tür bir ilişki olabilirdi ki? Babamın daha sonra söylediği cümle kulaklarımı dikleştirmeye yetmişti.
Magnec